Rızık Daralınca Edilecek Dua - 25.03.1984

Rızık Daralınca Edilecek Dua - 25.03.1984
Mâ yemne'u ahadüküm izâ asüre aleyhi emrü ma'îşetihî en yekûle izâ harace min beytihî: Bismillâhi alâ nefsî ve mâlî ve dînî. Allâhümme raddinî bi kazâike ve bârik lî fîmâ kuddire lî hattâ lâ uhibbe ta'cîle mâ ehharte ve lâ te'hîre mâ accelte.
Bu hadîs-i şerîfte de bir dua öğretiyor Peygamberimiz Efendimiz. Yine aynı tarzda sormuş:
Mâ yemne'u ahadüküm izâ asüre aleyhi emrü ma'îşetihî. "Geçimi biraz kendisine zor gelmeye başladığı zaman sizden birinizi ne men eder bu duayı yapmaktan? Ne mâni var bu duayı yapmanıza?"
Ne demek istiyor Efendimiz?
"Bu duayı yapsanıza! Geçiminiz daraldığı, para pul az gelmeye başladığı, evde bir geçim sıkıntısı başladığı zaman, niye bu duayı yapmıyorsunuz, ne mâni var?"
demek istiyor.
Nasıl yapacak başına böyle geçim darlığı gelen bir kimse?
İzâ harace min beytihî.
Sabahleyin evinden çıkarken, işe giderken akşama kazanç gelecek mi gelmeyecek mi belli değil.
Ne diyecekmiş?
Bismillâh.
"Allahu Teâlâ hazretlerinin adıyla."
Bismillâhi alâ nefsî ve mâlî ve dînî. "Benim kendi nefsim üzerine ve malım üzerine ve dindarlığım üzerine Allah'ın adıyla bu işe bu sabah başlıyorum."
Yani kendi nefsini korumak için, malını korumak için; bir de dinini korumak için.
Bazen insan mal kazanır, mevki makam kazanır ama din elden gider. Bakın ne güzel tarif ediyor Peygamber Efendimiz;
Bismillâhi alâ nefsî ve mâlî ve dînî. "Benim kendi nefsime, malıma ve dinime bismillah."
Böyle başlıyoruz sabahleyin.
Çok insanlar vardır ki eline dünyalık geçtiği zamana onun haram mı helal mi olduğuna bakmaz. Deveyi hamutuyla yutar.
Deve yutulur mu!?
Hiç olmazsa yutarken hamutunu çıkar. Hamutuyla yutarlar. Haram, rüşvet, yasak, kul hakkı, yetim, dul hakkı, hazîne-i hümâyûndan, beytü'l-mâlden çalma çırpma hiç düşünmez! Hop hamutuyla yutar ama din gidiyor elden.
Biz müslümanlar öyle yapmayız. Bizim başımızda polis olsa da olmasa da, müfettiş olsa da olmasa da biz Allah'tan korkarız, helal isteriz.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi helaliyle haramlardan müstağni eylesin. Harama yan baktırmasın, istetmesin, muhtaç etmesin.
"Ben nefsimin rahatını isterim, malımın olmasını isterim, kazanç isterim ama dinimin gitmesini istemem! Hem dinime hem malıma hem canıma bismilah."
"Hepsi Allah'ın rızasına uygun olsun"
Bir hadîs-i şerîf hatırıma geldi, Peygamber Efendimiz buyuruyor ki kardeşlerim o hadîs-i şerîfte;
"Lâ ilâhe illallâh sözü, kulu Allah'ın gazabına uğramaktan korur durur."
Gazabı hak etmiştir kul ama Lâ ilâhe illallâh, Lâ ilâhe illallâh sözünü söylediği için gazabın önüne geçiyor o söz. Gazâb-ı İlâhî o kulun başına yıldırım gibi inmiyor, koruyor.
Bu hadîs-i şerîften ne anlarız?
Demek ki Lâ ilâhe illallâh, Lâ ilâhe illallâh sözünü çokça söyleyeceğiz ki Allah'ın gazabına uğramayalım. Allah affetsin, kusurlarımızı bağışlasın. Lâ ilâhe illallâh demek ki insanı gazâb-ı İlâhî'ye uğramaktan koruyan, kurtaran bir mübarek söz oluyor.
Ne zamana kadar korur Allah'ın gazabından Lâ ilâhe illallâh sözü?
Dünyalık elden gittiği zaman feryâd ü figânı basan insan âhireti elden gittiği zaman hiç sesini çıkartmıyorsa, dünyalık geliyor âhiret gidiyor ama hiç aldırmıyorsa o zaman Lâ ilâhe illallâh sözü mâni olmaz. O şahsa denir ki;
"Sen bu sözün ehli değilsin, sen yalancısın! Sen yalancısın çünkü âhiret elden gidiyor, 'Lâ ilâhe illallâh' dediğin halde hiç aldırdığın yok."
O zaman gazâb-ı İlâhî'yi engellemez.
Onun için, aman dikkat edelim, şu dünya hayatı bilmiyoruz kaç sene sürecek… Bazen genç yaşında gidiyor insan, bazen biraz yaşlanıyor ama nihayet altmıştan, yetmişten sonra insanın eli tutmuyor, ayağı tutmuyor, zaten altmış beş yaşında tekaüd ediyorlar insanı. Aşağı yukarı tecrübe gösteriyor ki altmış beşten sonra;
"Sen hadi istirahat eyle çok çalıştın."
diyorlar, kibarca bir kenara koyuyorlar. Bu kadarcık ömür!
Âhiret hayatı ebedî, âhiret hayatı sonsuz!
İki paralık dünya hayatında birazcık zevk ü sefâ süreceğim diye koca âhiretini mahvediyor. Âhiret âlemini, ebedî, sonsuz;
Mâ dâmeti's-semâvâtü ve'l-arz.
devam edecek olan Allahu Teâlâ hazretlerinin ebedî hayatını hiç göz önüne almıyor.
Öyle yapmayalım kardeşlerim!
Eğer önünüze gidip dururken yol çatalı çıkarsa, ikiye ayrılırsa yol; bir tarafta dünya menfaati var bir tarafta âhiret menfaati var. Bu dünya menfati tarafına gidersen âhiret zarara uğrayacak. Bu tarafa gidersen âhiretini kurtaracaksın. Âhiret tarafına gidin, dünya tarafına gitmeyin.
Neden?
Allah celle celâluhu kendisi için fedakârlık yapıldığı zaman, O'nun rızası kazanılsın diye biraz mihnete, meşakkate doğru insan meylettiği zaman sever. Sevdiği zaman da o sevdiği kulu hoşnut etmesini bilir.
Mihnete sataşmadan Allah'ın makbul kulu olunmaz. Biraz uykudan, gıdadan, paradan, rahattan vazgeçecek, biraz sıkıntı... Has, halis insan olup olmadığı anlaşılacak insanın. Başka çaresi yok!
Öyle keyifler, zevkler, sefalar, eğlenceler, düşüncesizce har vurup harman savurarak vur patlasın çal oynasın tarzında bir hayatla âhiretten bir şey elde edilmez. Bu dünya hayatı sizi aldatmasın. Bu dünya hayatının birtakım süsleri, ziynetleri vardır.
Fâni dünya hoştur amma âkıbet mevt olmasa.
Sonunda ölüm olmasa neyse ne ama arkasından ölüm var, ölümden sonra da hesap var. Bu dünyada yaptığı her şey hesaba dâhil edilecek.
Onun için ne güzel dua, bunu da yazın:
Bismillâhi âla nefsî ve malî ve dinî.
"Benim nefsime, canıma, malıma ve dinime bismillah."
diye başlayarak güne giriyorum.
Sonra;
Allâhümme raddinî bi kazâike.
"Yâ Rabbi! beni senin hükmüne razı eyle. Sana itirazcı bir kul olmayayım, dikbaşlı bir kul olmayayım. Yâ Rabbi! Niye bana az verdin, niye başımı ağrıtıyorsun, niye benim koluma bu ağrıyı verdin?"
Çün ve çirâ.
"Neden nasıl; itiraz yani, itiraz kapısı."
Böyle olmayayım da;
Raddinî bi kazâike. "Hükmüne razı et beni yâ Rabbi! Hükmüne itiraz etmemek edebini nasip et bana. Edepli bir kul olayım, senin hükmüne razı olayım. Ne ikram etmişsen 'pekâlâ, eh bugünlük bu kadar nasibimmiş. Çok sevdiğim bir şey var, elden kaçtı, istiyordum ama kaçtı, böyleymiş takdir, vardır bir bildiği Mevlâmın, razı olayım pekâlâ'."
Ve bârik lî fîmâ kuddire li.
"Bana takdir olunmuş olan şeyi benim için mübarek eyle."
Bugün ne kadar rızık vereceksin?
Yüz, iki yüz, beş yüz lira, bir somun ekmek, üç tane zeytin neyse…
"İşte bana bu takdir eylemiş olduğun şeyi mübarek eyle."
Bu mübareklik, bereket çok önemli şeydir. Bazen az bir şey, bereketli bir şey insana milyonlardan güzel fayda sağlar. Küçücük bir dükkânı vardır, bir hoş sanatı vardır. Elinin emeği ile helal yer. Allah Allah! Bakarsın dokuz tane çocuğunu evlendirmiş, her birine ev almış.
Ya bu küçücük dükkândan mı çıktı bunlar?
Nasıl oldu bunlar?
Allah bereket verdi mi nasıl olduğu belli olmaz. Ötekisine de bakarsın koca fabrikası vardır, senden benden fakirdir, elini açsa para vereceğin gelir. Hayrını görmüyor.
Neden?
Şöyle yapıyor, böyle yapıyor, vesaire derken olmuyor işte.
Onun için;
"Bana takdir edilmiş şeyi benim için mübarek eyle, bereketli eyle, bereketini ver."
Bizim bazı sözlerimiz var, mânası derin ama halk bilmiyor mânasını. Para veriyorsun müşteri olarak;
"Allah bereket versin."
diyor malın sahibi. Sen de;
"Hayrını gör."
diyorsun. Bunların hepsinde derin mânalar var. Bereketi Türkçe'ye tercüme edemezsin, İngilizce'ye tercüme edemezsin, başka dile tercüme edemezsin.
Neden?
İslâmca da ondan. Onu kullanacaksın başka çaresi yok. O bereket mefhumunu, o mânayı başka bir dilde bulmak mümkün değil!
Allah bir kaseye bereket verirse üç yüz kişi içer yine bitmez.
Bunun böyle matematikle izahı yoktur. Matematik ilmine sığmıyor. Ben matematik okudum, mühendislik okullarında da hocalık yaptım ama bu başka bir hesap. Fiziğe de sığmaz, kimyaya da sığmaz. Allahu Teâlâ hazretleri bereket verdi mi hiçbir şeye sığmaz.
Peygamber Efendimiz ne buyuruyor?
Bismillahi âla nefsî ve malî ve dinî.
"Canıma, malıma ve dinime bismillah." diye başlıyor.
Allahumme raddınî bikadâike.
"Yâ Rabbi! beni senin kazana, hükmüne razı kıl, razı ettir."
Ve bârik lî fîmâ kuddire li.
"Bana takdir eylediğin, benim için takdir olunmuş şeyi bana bereketli kıl, mübarek kıl."
Hattâ lâ uhibbe ta'cîle mâ ehharte ve lâ te'hîre mâ accelte.
"Ve bana öyle bir edep ver ki yâ Rabbi! Senin bana biraz sonra vereceğin, tehir ettiğin şeyin çabuk olmasını istemeyeyim ve evvelce verdiğin şeyin de 'aman bu sonra olsun' diye tehirini istemeyeyim, nasıl istemişsen öylesine razı olayım. Bana bunu nasip et."
Buradan bir hikâyeye geçerek anlatacağım;
"Ben senin tehir ettiğinin acele olmasını istemeyeyim, acele verdiğinin de tehir edilmesini istemeyeyim. Ne dediysen ona razı olayım."
Efendimiz böyle dua ettiğine göre böyle düşünmek iyidir diye anlıyoruz değil mi hâdis-i şeriften?
Demek ki Mevlâ bir şeyi nasip etmişse o iyi, tehir etmişse tehir etmesi iyi. Önce gelmişse önce gelmesi iyi.
Bir daha okuyayım duayı da yazamamış olanlar yazsın.
Bismillâhi alâ nefsî ve mâlî ve dînî. Allâhümme raddinî bi kazâike ve bârik lî fîmâ kuddire lî hattâ lâ uhibbe ta'cîle mâ ehharte ve lâ te'hîre mâ accelte.
Sabah Akşam
Okunacak Tevekkül Duası
Razı Olma
Duası - 02.06.1985
