Şerli Durumlardan Korunma Duası - 30.06.1985

Şerli Durumlardan Korunma Duası - 30.06.1985
Men kâle hîne yusbihu eûzü bi-kelimâtillâhi't-tâmmâti'lletî lâ yücâvizühünne berrun ve lâ fâcirun min şerri mâ halaka ve beree ve zeree usime min şerri's-sekaleyni el-cinni ve'l-insi ve in lüdiğa lem yedurrahû şey'un hattâ yumsiye ve in kâle hîne yumsî kâne zâlike hattâ yusbiha.
Peygamber Efendimiz bize dua öğretiyor.
Bu hadis Abdurrahman b. Avf radıyallahu anh'ten, aşere-i mübeşşereden. Bu hadîs-i şerîfin mânasını söyleyelim.
Men kâle hîne yusbihu. "Sabahleyin, sabaha erdiği zaman bir insan bu sözleri söylerse."
Ne olur?
"İnsanların ve cinlerin şerrinden korunur ve kendisii bir yılan, akrep bir şey soksa bile o sokan şey ona zarar veremez. Bu, sabaha kadar. Sabah çıkmışsa akşama kadar, akşamleyin okursa sabaha kadar hıfz u himayesine sebep olur."
Nedir bu güzel dua?
Bu hususta aynı mânayı ifade eden başka hadisler de vardır.
Eûzü. "Sığınırım Allah'a."
Neyle?
Bi-kelimâtillâhi't-tâmmât. "Allah'ın tam kelimeleri ile Allah'a sığınırım." Yani esmâ-i hüsnâsı ile, O'nun indinde makbul olan dualar ile, İsm-i Azâm'ı ile, Allah'ın hiç eksiği, kusuru olmayan ne kadar mübarek, esrarlı, tılsımlı, tesirli sözü varsa onları söyleyerek Allah'a sığınırım.
Elletî lâ yücâvizühünne berrun ve lâ fâcirun. "O sözler, o kelimeler ki onların hükmünün dışına itaatli kullar da, facir kullar da çıkamaz." Sımsıkı bağlar. Alimallah yerinden kıpırdatmaz. "İşte o kelimelerle Allah'a dua ederim."
Niçin?
Min şerri mâ halaka. "Yarattıklarının şerrinden Allah'a sığınırım." Ve beree. "Halk ettiklerinin şerrinden sığınırım." Ve zeree. "Yeryüzüne yaydıkları..."
Yani bu sözü söyleyen insan "Yarattığı, yeryüzünün her tarafına dağıttığı ne kadar mahluk varsa hepsinin şerrinden Allah'ın o tam, esrarlı, kuvvetli sözleri ile Allah'a sığınırım." demiş oluyor. Böyle dediği zaman hem insanların hem cinlerin şerrinden korunur.
Şimdi bizim memlekette siz tabii bilmiyorum, bana geldikleri kadar gelirler mi; bana çok insanlar geliyor. Bu cinlerin çok işleri oluyor. Çok oynadıkları oyunlar oluyor. Geliyor, dertli insanlarla zaman zaman konuşuyoruz.
"Evimde başıma şu hâl geliyor, geceleyin şu hâl geliyor, gündüzleyin böyle oluyorum..."
Yani şu etrafınızdaki insanların dertsizi yok. Herkesin bir derdi var. Bir kısmının derdi de cinlerden. Cinlerden çok dertli olanlar var.
Eh işte, onlar yazsınlar bakalım veyahut siz yazın, onlara söyleyin.
Cinlerin ve insanların şerrinden korunur.
Cin ne demek?
Cin, göze mestûr olan yani gözle görülemeyen mahluklar. Cinlerin varlığına dair Kur'ân-ı Kerîm'de sûre var, Cin sûresi var. Cinlerin gelip Peygamber Efendimiz'i dinlediğine dair işaretler var. Şeytanın da görünmemesi hasebiyle cinlerden olduğuna
Kâne mine'l-cinni fe-feseka an emri rabbihî âyet i kerîmesi delâlet ediyor.
İnsanları görüyoruz; "Tamam, filanca benim hasım, belalım, karşımdan geliyor. Tamam, şu." Bir de görünmeyen belalılar var. Abdestsiz şey yaptığı zaman, besmelesiz girdiği zaman, şu olduğu zaman, bu kaldığı zaman musallat olan...
Görünen görünmeyen bütün bu belalı, dertli, şerli şeylerin hepsinin şerrine karşı bunu okuduğu zaman, sabah okursa akşama kadar, akşam okursa sabaha kadar Allah onu korur.
"Yılan soksa, akrep soksa zarar vermez." diyor Peygamber Efendimiz.
Olur mu böyle bir şey?
Sahâbe-i kirâmdan birileri çöle sefere gitmişler. Ama bir vahaya gelmişler, kabilenin çadırlarını görüp gelmişler; adamlar misafir etmemiş, içeriye sokmamışlar. Onlar da bir köşeye büzülmüşler, kumların üstüne yatmışlar; karınları aç, yanlarında suları yok. İhtiyaçları vardı, orada gidecek bakkal yok ki, fırın yok ki; çöl burası. Ötekilerin muhakkak yardım etmeleri lazımdı. Yapmamışlar. Yatmışlar oraya aç açık, bîçare, yorgun... Zavallılar kumların üstüne yatmışlar. Kabilenin içine, çeşmenin başına, kuyunun yanına almadılar, evlerine misafir etmediler, yiyecek vermediler.
Geceleyin bir gürültü, bir feryat, bir çığlık, içeride bir şamata... "Ne oluyor?" demişler, gitmişler;
"Kabilemizin reisini zehirli yılan soktu."
Bakmışlar, adam şişmeye başlamış. O çölün öldürücü, zehirli yılanlarından bir tanesi sokmuş.
Niye sokar?
O zehirli yılanın da sahibi Allah. Sen Allah'ın Resûlü'nün mübarek sahabesini misafir etmezsen yılanlar da sokar, çiyanlar da parçalar, akrepler de her şeyi yapar. O mübarek insanları misafir etmemiş, elbet tabii...
Eli ayağı şişmeye başlamış, ölecek, zehirli yılan çünkü; bildikleri, tanıdıkları zehirli yılan. Demişler ki;
"Sizin bu işe bir çare bileniniz var mı?"
Sahâbe-i kirâmdan bir tanesi onların arasından demiş ki;
"Ben bilirim. Ama siz bize yemek vermediniz, içeçek şey vermediniz, ihtiyaçlarımızı karşılamadınız..."
"Ne istersen yaparız." demişler. Başı derde sıkıştı ya...
O da gitmiş, bir şeyler okumuş. Yılan sokmuşken, zehiri vücuda girmişken, ölmek yolundayken adam düzelmiş.
Düzelir mi?
Düzelir. Amennâ ve saddaknâ. Allahu Teâlâ hazretleri her şeye kâdirdir.
Duanın tesiri olur mu?
Olur.
Peygamber Efendimiz eliyle işaret etti, ayı ikiye böldü. O elinden ne çıktığını biliyor musun sen? Ayı parçaladı; şakk-ı kamer mucizesi. Parmaklarından şaldır şaldır sular aktı da ordunun su ihtiyacı gitti.
Olur mu?
Mucize. Allah'ın Resûlü. Allahu Teâlâ hazretleri kâinatın sahibi, o da O'nun elçisi. Kim duracak karşısında?
O'na bağlı olanlar da öyle oluyor. O sahabenin gücü kuvveti nereden?
O da Resûlullah'tan alıyor feyzi, oradan iktisab ediyor.
Tabii geçmiş. Geçince bunlara artık izzet, ikram, neler varsa yanlarında her şeyin âlâsını çıkartmışlar. Koyunlar, kuzular vermişler.
Onlar ertesi gün memnun, almışlar ama bu sefer Kur'an okuyup da onlara şifa sağlamış olan şahsı bir korku almış; "Tüh!" demiş, "Ben Kur'an okudum, dünya menfaati celbetmek için oldu bu. Allah'ın kelâmını aç kaldık, açık kaldık diye ihtiyacımızı gidermekte kullandık. Tüh, bunlara hiç dokundurmam." demiş, "Resûlullah'a soracağız bu işi."
Gitmişler Peygamber Efendimiz'in yanına kadar, demişler ki;
"Yâ Resûlallah, durumumuz böyle oldu, muhtaç kaldık, mecbur kaldık, şöyle durum olunca da şöyle şart koştuk, böyle oldu."
"Hakkınızdır, alabilirsiniz." demiş. Hatta "Bana da getirin." demiş Peygamber Efendimiz.
Peygamber Efendimiz sahabesine soruyor;
"Ne okudun?"
"Yâ Resûlallah, Fâtiha sûresini okudum." demiş.
Hepimizin bildiği Fâtiha sûresi...
Sen bilince kıymetten düşüyor mu? Fâtiha sûresi sen bilmezken kıymetli, şimdi bilince kıymetten mi düşüyor?
Öyle şey yok. Kıymetli. Ümmü'l-kitâb. Kur'ân-ı Kerîm'in ta başına gelmiş, sertac olmuş, Allah'ın sevgili, kıymetli kelâmından bir mübarek sûre. Allah onun hürmetine o şifayı veriyor.
Siz de hastanıza yedi defa okuyun, Allah'ın izniyle şifaya vesile olur. Şifa Allah'tan. Kelâmını vesile ediyor. Bazen doktoru vesile eder, bazen ilacı vesile eder, bazen duayı vesile eder; şifayı O verir.
Her istediğimiz şey olur mu?
Olmaz. Allahu Teâlâ hazretleri dilerse kabul eder, dilerse "Kulum, bana boşuna burada dua etme, ben bu işi nasıl yapacaksam yapacağım. Ama madem sen bana dua ettin..." sevabını verir. Çünkü takdir-i İlâhî [cereyan edecek.]
Bir insan, bir hasta, bir doktor başına gelse; alnını tuttu, cayır cayır ateşler içinde yanıyor, fena bir hasta... "Doktor bana şu ilacı ver." dese ilacı bir düşünür, bu ilaç bu hastalığa iyi gelir mi? Gelirse "Peki al, o ilacı vereyim." yazar veya "Al, bir bardak su getirin, şu hapı yutsun." o ilacı hemen orada verir. Eğer istediği ilaç o hastalığına iyi gelmiyorsa "Sen dur bakalım." der, "Aklın ermez." der, "Hangi ilacın bu derdine iyi geleceğini sen bilmezsin." der; o hastalığın geçmesi için başka ilaç verir. Ötekisi iyi gelmeyeceği için başkasını verir. Yine doktorun o verdiğinden hasta daha çok memnun olur değil mi? "İyi ki benim istediğimi vermemiş, onu içseymişim demek ki daha fena olacakmışım. İyi ki bunu [vermiş.]" diye insan memnun olur. Bazen de onu da vermez, onu da vermez; vadesi yetmiştir, takdir gelmiştir, ona da karışmayız...
Hiçbir kimse ne olacağını bilmez. Yalnız arz ederiz, Allahu Teâlâ hazretlerinden dileriz. Dilemek sevaptır. Dua etmek sevaptır. Hiç geri durmayın. Dileriz; Allahu Teâlâ hazretleri ihsan eder, hiç karşılıksız komaz.
Eûzü bi-kelimâtillâhi't-tâmmât elletî lâ yücâvizühünne berrun ve lâ fâcirun min şerri mâ halaka ve beree ve zeree.
Zeree, "zürriyetleri yaymak" mânasına geliyor. Halaka, "yaratmak" mânasına geliyor. Beree de "var kılmak". Hepsi birbirlerine yakın mânası olan kelimeler.
Yani insan; "Allah'ın yaratmış olduğu, var kılmış olduğu, ortaya koymuş olduğu, zürriyetlerini yer yüzüne yaymış olduğu ne çeşit mahlukât varsa hepsinin şerrinden Allah'ın o tam kelimeleri ile Allah'a sığınıyorum." demiş oluyor.
Şeytanı Barındırmayacak
Dualar - 17.02.1985
Samimi Olarak
La İlahe İllah
