Samimi Olarak La İlahe İllah Diyen Cennete Giren - 30.06.1985

Samimi Olarak La İlahe İllah Diyen Cennete Giren - 30.06.1985
Men kâle lâ ilâhe illallahu muhlisen dehale'l-cennete. Kîle: E felâ übeşşiru'n-nâse? Kâle: İnnî ehâfu en yettekilû.
Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Peygamber Efendimiz Enes b. Malik radıyallahu anh'ın bize naklettiğine göre buyurmuş ki;
Men kâle lâ ilâhe illallah muhlisen dehale'l-cennete. "Kim halisâne, kalbinden, içinden tam kânî olarak, inanarak, candan lâ ilâhe illallah derse cennete girer." İnanıyor, yapmacık değil, dilinin ucundan değil, inanarak söylüyor. Böyle muhlis bir şekilde, ihlâslı bir şekilde lâ ilâhe illallah diyen cennete girer.
Bunu duyunca râvi Enes radıyallahu anh demiş ki;
E felâ übeşşiru'n-nâs. "Büyük müjde bu, gidip insanlara müjdeleyeyim mi yâ Resûlallah? Çünkü bu kardeşlerimizin hepsi lâ ilâhe illallah diyor. Onlara gidip söyleyeyim mi, müjdeleyeyim mi?"
Buyurmuş ki;
Kâle: İnnî ehâfu en yettekilû. "Korkarım ki bu söze güvenirler, yan gelip yatarlar, salih amel işlemekten geri dururlar. 'Nasıl olsa cennete gireceğim.' diye ona güvendikleri için hayrât u hasenât yapmaktan geri dururlar diye korkarım."
Çünkü bazı şeyleri insanlara söylesen anlamaz; bu sefer anlamadığı için yanlış bir iş yapar. Yanlış bir iş yapınca da o faide elinden gider.
İhlâs ile lâ ilâhe illallah söylemek. Çeşitli mânaları vardır. Bir, kalbinde şeksiz bir iman ile lâ ilâhe illallah diyor. Bir de ihlâs, "bir şeyi halis kılmak" demek. Halis, yani "yirmi dört ayar altın gibi hiç katıksız kılmak" demek. Lâ ilâhe illallah'ın da katıksız söylenmesi lazım. Yani işin içine başka şey katıştırılmaması, bozulmaması lazım. Lâ ilâhe illallah'ı ihlâs ile söylemek; şirke götürecek, şirki ifade edecek hiçbir şeye bulaştırmadan lâ ilâhe illallah derse...
Çünkü insanların çoğu maalesef lâ ilâhe illallah'ın ihlâsına riâyet etmiyor; yani halis kılmıyor, katıksız kılmıyor, içine başka şeyler katıştırıyor. Hem "Allah'a inanıyorum." diyor hem başkalarından korkuyor; hem "Allah'a inanıyorum." diyor hem paraya tapıyor; hem "Allah'a inanıyorum." diyor hem dünyaya tapıyor; Hem "Allah'a inanıyorum." diyor hem şöhretin, riyanın peşinde, başkalarının kalbini kazanmak yolunda. Onlar onun ihlâsına mâni. Yani o zaman halis olmamış oluyor.
Sen niye bunu böyle yaptın?
"Biraz görsünler, beğensinler, alkışlasınlar, şöhretim afâkı tutsun, herkes beni bilsin."
Olmadı. O zaman gösterişe kaçtı. Dinimizde gösteriş denilen şey de "riya" diye adlandırılır. Bu işi insanlara göstermek için yapıyor; hiç kıymeti yok! Riyakârın amelini Allahu Teâlâ hazretleri kabul etmiyor. O zaman elden gider.
Onun için ihlâsına, yani bunun saf, sâfî, temiz, pak olmasına itina etmek lazım.
Tezkiretü'l-evliyâ'da geçer ki evliyâullahtan birisi;
"Yâ Rabbi kusurum, kabahatim çoktur ama sana hiçbir şeyi şerik koşmadım." demiş.
Demiş ki;
"Ey filanca, sen bir gece süt içmiştin de karnın ağrımıştı, 'Süt içtim, karnım ağrıdı.' dedin, karın ağrısını sütten bildin..."
Onu bile... Her şey Allah'tan. Bütün iyilikler... Hayrihî ve şerrihî mina'llâhi teâlâ. Hastalık Allah'tan, şifa Allah'tan, dert Allah'tan, deva Allah'tan, hayır Allah'tan, şer Allah'tan. Kaderin cilveleri... Hepsi cilve...
Bu hayatta her akşam baklavayı, böreği getirseler önünüze, zaten beğenmezsiniz. Bir zaman gelir, baklavadan, börekten bıkarsınız. Bir zaman gelir, kaymaktan bıkarsınız. Arada bu sefer başlarsınız ekşi istemeye, turşu istemeye... Arada tuzlu istemeye başlarsınız. Arada acı biber istersiniz; "Ah bir Arnavut biberi olsa da ağzımın için kavrulsa..." diye. İnsanoğlunun tabiatı böyle.
Onun için Mevlâmız her şeyi güzel yapmıştır. Hepsi güzeldir. Hepsi yerli yerindedir. Hepsinin yeri vardır. Ölüm bile güzeldir. Yani her şey yerli yerindedir. Mevlâmız, sübhanallah tebârekallâhu ahsenü'l-hâlikîn, ne güzel yaratmıştır. O'na insan böyle bağlanırsa, halisâne, her şeyin Allah'tan geldiğini bilerek; tamam, rahata erer.
Demek ki bir de insanların güvenmeleri var, şımarmaları var. Çocuğu beğenirsin;
"Aferin evladım, maşaallah, çok güzel şey yaptın."
Bakarsın huyu hemen bozulur, şımarıverir.
"Aa, methettikse de o kadar da methetmedik!" demek zorunda kalırsın. "Otur bakalım, şımarma, terbiyeni takın!" deriz.
Şımarmamak lazım. Rabbin nimetleri, ikramları, lütufları, sevapları duyulunca insan şımarmamalı.
Şımardığı zaman, güvendiği zaman "Canım, benden gayrisini mi cennete sokacak..." gibi edepsizce sözler söylemeye başlar veyahut "Nasıl olsa her lâ ilâhe illallah diyen cennete girecekmiş, ben şu günahın kenarından tırtıklayayım, bu kabahatin şurasından yapayım..." diye bu sefer insanoğlunu şeytan oradan aldatır.
"Ya ne korkuyorsun, Allah erhamu'r-râhimîn'dir, elbet seni de affeder."
Evet, erhamu'r-râhimîn ama cehennemi de var, ikâbı da var, azabı da var, gazabı da var, o da var. Kahhar adı da var. Onun için bilmem ki bana hangisi ile muamele edecek? Temenni ederim lütfuyla muamele etsin ama...
Hz. Ömer radıyallahu anh, şehit olacak, ölmek üzere, yatakta yatıyor, teselli olsun diye etrafındaki mübareklerden bir tanesi demiş ki;
"Yâ Ömer, ne mutlu sana! Senden önceki o mübarek Peygamber Efendimiz, Ebû Bekr-i Sıddîk Efendimiz, onların hepsi senden hoşnuttu. Gidenler senden memnundu. Şimdi biz senden geride kalan kimseler de senden elhak memnunuz. Bize iyi halifelik yaptın, iyi idare gösterdin. Ne mutlu sana! Gidenler memnun, kalanlar memnun. Ne iyi insansın!"
Acı acı gülmüş Hz. Ömer; yaralı, şehit olacak, yatakta ölmek üzere. Demiş ki;
"Sizin bu sözlerinize gafiller aldanır. Allah'a yemin ederim ki Doğu ile Batı'nın arasındaki cümle nimetler, mülkler benim olsaydı, kıyamet gününün korkusundan onları infak ederdim."
Hz. Ömer bu. Hz. Ömer radıyallahu anh ki aşere-i mübeşşereden. Hz. Ömer radıyallahu anh ki Peygamber Efendimiz'in türbesinde yanına defnedilmek şerefine ermiş mübareklerden. Hz. Ömer radıyallahu anh ki kızını Peygamber Efendimiz'e vermiş de Peygamber Efendimiz'le kayınpederlik münasebetine, şerefine mazhar olmuş kimse.
O korkarsa benim halim ne olacak, bizim halimiz ne olacak? Biz neyiz ki?..
Allahu Teâlâ hazretleri bizi şımarmayanlardan etsin.
Biraz tesbih çeker, gözüne bir hayal görünür. Biraz ibadet eder, rüyasında bir şey görünür. Ooo, ayakları yere değmez. Ya ne oluyorsun? Öteki günahlarını unuttun mu? Yirmi senedir, otuz senedir yaptığın günahları unuttun mu? Ne oldun birden hemen?..
Bu da imtihandır. Belki "Şımaracak mısın, şımarmayacak mısın?" diye Allah [imtihan ediyor.]
Mâ zâğa'l-basaru ve mâ tağâ.
Peygamber Efendimiz miraca çıktı ama Allahu Teâlâ hazretleri methediyor;
"Gözü sapmadı, şaşırmadı, sağa sola bakmadı."
Edebe aykırı iş yapmadı Resûlullah Efendimiz.
Düşünün, bir saraya girerken, yüksek bir dergâha girerken insanın eli ayağı dolaşır, ne yapacağını şaşırır. Her taraf pırıl pırıl, tertemiz, süs, ziynet, ihtişam. İnsan protokolü nasıl yapacağını şaşırır. Ama Resûlullah Efendimiz onu da öyle çok güzel yapmış ki Kur'ân-ı Kerîm'de Ve'n-necmi sûresinde "Edebini muhafaza etti." diye methediliyor.
İnsanın işte öyle dergâh-ı İzzet'e, Mevlâ'nın rahmetine, lütfuna erdiği zaman şımarmaması, o da önemli. Onlara güvenip de terk etmemesi, o da önemli.
Denizde insan kulaç atmayı, ayak çırpmayı bıraksa ne olur?
Olmaz. Yüzmek için, yürümek için, gitmek için devamlı bir çalışma lazım geliyor.
Mevlâ bizi bu dünya denizine salmış, biz de bu denizin içinde çırpınıp duran insanlarız. Zaten öyle demiş büyükler;
ed-Dünyâ bahrun amîkun. "Dünya derin, dibi görünmez bir deryadır." Kesîrun mine'n-nâsi yuğraku fîhâ. "Çok insanlar bu denizin içine gark oldu gitti, mahvoldu gitti."
Dünya bir deniz gibidir. Burada daima bir gayret olacak. Bir kanadımız sabır kanadı, bir kanadımız şükür kanadı. Bu kanadı çırpmazsak havada kuşun duramadığı gibi, düştüğü gibi düşeriz. Veyahut denizde yüzenin yüzdüğü zaman ancak mesafe aldığı gibi... Çalışmamız lazım. İbadet ve taati bırakmamız lazım. Ramazan geçti; "Ramazan'da şu kadar tesbih çektim, bu kadar hatim indirdim, şu kadar teravih kıldım; tamam, bir dahaki seneye kadar yeter." Öyle yok. Kuş kendisini bıraktığı zaman küt aşağıya düşüyor. Sen de Ramazan'dan çıkarsın, tepetaklak düşersin. Onun için ibadet daimi olacak.
Allah bizi yolunda edebini muhafaza eden, edepli, ârif, zarif, kâmil, hakiki, has müslüman kul eylesin.
Şerli Durumlardan
Korunma Duası -
Salavatın Sevabı
- 13.12.1996
