01 Hz Adem (as)

01 Hz Adem (as)
Kıymetli dinleyenler, bu programımızda, biz kullarına yüce Yaradan tarafından indirilen Kur’an-ı Kerim’de ismi geçen Peygamberlerin hayatları hakkında Kur’an-ı Kerim ve Hadisler ışığında mümkün olan genişlikte bilgilenelim istedik. Tabiî kolay bir konu değildir, işimiz zordur. Tıpkı rahmetli Necip Fazıl’ın bir özel sohbette, eserlerinde Peygamber efendimiz(sav)den bahsederken devamlı “O” zamirini kullanarak ismini yazmamasıyla ilgili sorulan soruya verdiği “Benim bu günahkâr ağzım o güzel adı anmaya lâyık değildir!” cevabında olduğu gibi, biz günahkar ağızlarca o mübarek kimselerin hayatlarını anlatmaya çalışmak ne kadar doğrudur. Tartışılır. Rabbimiz, cümlemizin günahlarını, içinde bulunduğumuz kıymetli zamanlar ve kendilerini anlatmaya çalışacağımız, sevdiği ve elçi eyledikleri hürmetine affı mağfiret eyleyerek yar ve yardımcımız olsun.
Efendim, hepimizin bildiği gibi ilk Peygamber, yaratılmış ilk insan, bütün insanların babası olan Hz. Adem(a.s)’dır. Programımızın ilk bölümüne de onu anlatmakla başlıyoruz.
ÂDEM ALEYHİSSELÂM
Değerli dinleyenler, henüz kainatta insan denilen varlık yok iken, onun dışında yaratılmış olanlar da Allah(c.c)’ı tesbih eder dururlarken, ilk insan ve ilk peygamber Adem aleyhisselam hakkında, Allah(c.c) ve melekleri arasında şu konuşmanın geçtiğini Kur’an-ı Kerim’in, şu ayetinin mealinden anlamaktayız. Bakara s. 30. ayet:
“(Ey Resulum!) Hani Rabbin meleklere: ‘Ben, yeryüzünde (hükümlerimi yerine getirecek) bir halife (yetki ve yöneticiliğe elverişli insan) yaratacağım’ demişti. (Melekler de : Ya Rab!) Biz seni hamd (övgü) ile yüceltip ve seni bütün noksanlıklardan tenzih edip ulularken, orada (senin emirlerini tutmayıp) bozgunculuk çıkaracak ve kan akıtacak birisini mi yaratacaksın?’ dediler. (Allah da): ‘Şüphesiz ben sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim.’ dedi.”
Bundan sonra Allahü Teâlâ tarafından, yerden, bir avuç toprak, çamur getirilmesi için görevlendirme yapılır. Hz. Adem’in yaratılacağı toprak dünyadan alınacak. Bu toprak neresi rast gelirse oradan alınacak alelade bir toprak değil… Her yönüyle dünyanın tam bir özü ve çekirdeği olacak bir toprak. Çünkü, yeryüzünde yaratılan her şeyin, kendisi için var edildiği insanın özünü ve mayasını teşkil edecek, Hz. Adem’in mübarek vücudu ondan yaratılacak. Toprağın getirilmesi için, görevlendirilen melek, yer yüzünün değişik yerlerinden Kırmızı, beyaz ve siyah topraklardan aldı ve bunları karıştırdı. Bu sebeple zürriyetinden siyah, beyaz, esmer, kırmızı renkte olanlar olduğu gibi, bazıları da bu renklerin arasındadır. Yine bunlardan bazıları yumuşak, bazıları sert, bazıları halis ve temiz oldu.
Getirilen bu topraklardan oluşan, yapışkan ve şekil verilebilen çamura insan şekli verildi. Başı, kolları ve bacakları ile dış görünüşü tam insanı andıran fakat her zerresiyle çamur olan, Buhari şerif’in Enbiya bölümünde ki rivayete göre 60 zira (yaklaşık 30 metre) uzunluğundaki bu şekil, kendi kendine kuruyuncaya kadar, bir rivayete göre kırk yıl olduğu yerde kaldı. Kurudu, kurudu, dokununca testi gibi, çömlek gibi ses verecek derecede, ateşte pişmiş gibi kuru bir hale geldikten sonra alnına Muhammed Aleyhisselâmın nûru konulmuş, ardından Yüce Allah tarafından o şekle rûh verilmişti. Âdem Aleyhisselâma, Ruh üfürüldüğü zaman, Ruh, Onun cesedinin baş tarafından girdi ve cesedin her yerinde eseri ve kan, meydana geldi.
Burada Hz. Adem’in yaratılışının açıklandığı muhtelif ayeti kerimelere değinmek istiyoruz.
“O, sizi (önce) çamurdan yaratan, sonra (da) bir ecel tayin edendir…” (En’am:2)
“Muhakkak ki, Allah katında İsa’nın (babasız dünyaya gelişinin) durumu, Adem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı. Sonra “ol” dedi, o da derhal oluverdi.”(Ali İmran:59)
“Andolsun ki, biz, insanı kuru bir çamurdan, şekil verilebilen bir balçıktan yarattık.”(Hicr:26)
“Andolsun ki, (biz, ilk) insanı çamurdan (süzülmüş) bir özden yarattık.”(Mü’minun:12)
“Yarattığı her şeyi güzel yapan ve (ilk) insanı yaratmaya da çamurdan başlayan, …sonra onu (tastamam) düzeltip ona kendi ruhundan üfleyen,…”(Secde:7-8)
“Allah sizi (ilkin) topraktan…..yarattı…..”(Fatır:11)
“….. Hakikat biz kendilerini (ilk önce) yapışkan bir çamurdan yarattık.”(Saffat:11)
“Rabbin o zaman meleklere buyurmuştu ki: ‘Ben, çamurdan bir insan yaratacağım.”(Sad:71)
“O, (İlk) insanı ateşte pişmiş gibi kuru bir çamurdan yarattı.”(Rahman:14)
Bundan sonraki aşamayı da yine Kur’an-ı Kerimden öğreniyoruz.
“(Allah, yarattığı) Adem’e (eşyaya ait) bütün isimleri öğretti, sonra onları meleklere gösterip. ‘Haydi! Görüşünüzde doğru iseniz, onların isimlerini bana haber verin’ dedi.”(Bakara:31)
“(Melekler de: ‘Ya Rabbi!) Seni (bütün noksan sıfatlardan) tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur. Her şeyi hakkıyla bilen, ‘hüküm ve hikmet sahibi’ mutlaka o sensin sen’ demişlerdi.”Bakara:32)
“(Bunun üzerine Allah:) ‘Ey Adem! Eşyanın isimlerini onlara (hemen) haber ver’ dedi. (Adem’de onların) isimlerini onlara bildirince (Allah): ‘Ben size, göklerin ve yerin gaybını (sırlarını/hikmetini) bilirim, (ayrıca) açıkladığınız ve gizlediğiniz her şeyi de bilirim dememiş miydim’? dedi.”(Bakara:33)
Hz. Adem’e öğretilen isimler bir görüşe göre yaratılmışların isimleridir ve insanın halifeliğini, varlıklara hükmetme iradesini temsil eder. Diğer bir görüşe göre ise Hz. Adem’e Allah’(c.c)ın bütün isimlerinin (Rahman, Rahim, Cemil, Adil…) tecellilerinden bir pay verilmiştir. Varlıklar, özellikle canlılar, Allah’(c.c)ın isimlerini tecelli ettirirler. Fakat insan adeta bütün maddi ve manevi alemlerin bir özeti, küçültülmüş bir modeli şeklinde yaratılmıştır.
Böylece melekler, kendisine akıl, irade ve ilim bağışlanan insanın üstün özellikler taşıyan şerefli bir varlık olduğuna şahitlik ettiler. İnsanı tam olarak tanımadıklarını, bilgilerinin yetersiz olduğunu anladılar. Melekler halifelik özelliklerini taşıyan insanın buna layık kılındığını öğrenmişlerdi. İnsana, meleklerin bile bilmediği, sahip olmadığı bir ilim ve üstünlük verilmişti.
Yüce Allah(c.c) bunu göstermeleri için Hz. Adem’e secde etmelerini emredince, bütün melekler hemen secdeye kapandılar. Rablerinin emrine boyun eğdiler. Hz. Adem’i Allah(c.c)’ın bildirdiği üzere tanıyıp, kendilerine düşen sorumluluklarını yükleneceklerini gösterdiler. Yalnız meleklerin arasında bulunan ve uzun zaman meleklerin hocalığını yapmış olan İblis, kibirlenip bu emre karşı geldi ve Hz. Âdem’e karşı secde etmedi.
Bu konuda da, gerçekleri bize bildiren, Yüce Allah(c.c)’ın ayeti kerimelerine bakalım dilerseniz değerli dinleyenler.
“Hani biz meleklere, (kudretim için) Adem’e secde edin demiştik de İblis hariç, hepsi hemen secde ettiler. O ise direndi (secde etmedi), büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu.”(Bakara:34)
“Yine andolsun ki, sizi(n önce insan olarak maddenizi) yarattık, sonra size (teşekkül devresinde insan olarak) şekil verdik, sonra da meleklere: ‘(Kudretim için) Adem’e secde edin’ dedik. İblis’ten başka hepsi secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı.”(A’raf:11)
“Onu (insan şeklinde) tasarlayıp da ruhumdan üflediğim (ve o da dirildiği) zaman, (kudretim için) siz hemen ona secde ederek yere kapanın (buyurmuştu). Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde etti. Ancak İblis, secde edenlerle beraber olmayı reddetti.”(Hicr:29-30-31)
“Hani vaktiyle meleklere: ‘Adem’e (kudretim için) secde edin’ demiştik de hemen secde ettiler, yalnız şeytan etmedi: ‘Ben çamurdan yarattığın kimseye hiç secde eder miyim?!’ dedi.” (İsra:61)
“Hani meleklere: ‘Adem’e (kudretim için) secde edin’ demiştik de İblis hariç hemen secdeye kapanmışlardı. O cin(ler)dendi, Rabbinin emrinden çıktı / asi oldu…”(Kehf:50)
“Hani meleklere: ‘(Kudretim için)Adem’e secde edin’ dediğimizde İblis’ten başkaları hemen secde ettiler, o ise diretti.”(Ta Ha:116)
“Onun biçimini düzeltip, içerisine de ruhumdan üflediğim zaman hemen (benim için) ona secdeye kapanın. Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde ettiler. Yalnız İblis (itaat edip de secde etmedi), büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu.”(Sad:72-73-74)
Değerli dinleyenler, bir rivayete göre Âdem Aleyhisselâm kırk yaşlarındayken Firdevs adlı Cennet'e götürüldü. Âdem Aleyhisselâm, Cennet'te oturup konuşacak bir kimse ve kendisi ile sükûnet bulacağı bir zevce bulunmaksızın tek başına gezip dolaştığı sırada, Yüce Allah, ona, bir uyku verdi. Uyudu. Bu sırada Yüce Allah, ona bir elem duyurmadan, sol eğe kemiklerinden birini alıp yerine et doldurdu. Âdem Aleyhisselâm, daha uykudan uyanmadan, Hz. Havva'yı, o eğe kemiğinden yarattı. Hz. Adem uyandığında baş ucunda oturan bir kadın gördü. Ona: “Sen kimsin?” dedi. O da: ”Bir kadınım.” diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Adem: “Sen ne için yaratıldın?” dedi. O da: “Sen benimle sükunet bulasın için.” dedi. Bu hadiseyi seyreden melekler, Adem Aleyhisselam ın ilmini denemek için: “Onun ismi nedir?” dediler. O da: “Havva” dedi. Peki: ”Ne için Havva ismi verildi?” dediler. “Çünkü diriden yaratılmıştır.” Diye cevap verdi. Bundan sonra Allahü Teâlâ onları birbirine nikâh etti. Cennet'te yerleşmelerini ve Cennet'in meyvelerinden dilediklerini yemelerini bildirdi. Fakat, Cennet'te bulunan bir ağaç için, "Bu ağaca yaklaşmayın, bu ağaçtan yemeyin ki haddini aşanlardan olursunuz.” buyurdu. Ve Şeytanın kendilerine düşman olduğunu bildirerek onun sözüne kanmamalarını istedi. Allahü Teâlâ onlara yalnız bir ağacın meyvesinden yemelerini yasaklamıştı ki, bu suretle insana, iradesini kullanmayı ve nefsine hâkim olmayı öğreterek mükellefiyetten azade olmadıklarını hatırlatıyor, bunun kendileri için bir imtihan, hem kendileri, hem zürriyetleri hakkında, yerine getirilecek İlâhî hükmün bir gereği olduğunu bildiriyordu. Şimdi bu konudaki Kur’an-ı Kerim ayetlerine bir bakalım dilerseniz.
“Yine dedik ki: ‘Ey Adem! Sen ve eşin (Havva) cennette kalın,dilediğiniz yerde oradakilerden (nimetlerinden) bol bol yiyin, yalnız, şu ağaca yaklaşmayın; yoksa (kendinize) yazık edenlerden olursunuz.”(Bakara:35)
“(Allah, Adem’e şöyle hitap etti:) Ey Adem! Sen ve eşin cennete yerleş(in), dilediğiniz yerden yiyin. (Fakat) şu ağaca yaklaşmayın. Sonra kendine yazık edenlerden olursunuz.”(A’raf:19)
“Dedik ki: Ey Adem! Şüphesiz bu (İblis) sana ve eşine düşmandır. Sakın o sizi (cennetten) çıkarmasın, sonra (dünyada) zahmet çekersin! Çünkü burada senin için ne acıkma ne de çıplak kalma zilleti vardır. Ve sen hakikaten burada ne susayacaksın ne de güneş(in sıcağın)da kalacaksın.” (Ta Ha:117-118-119)
Değerli dinleyenler, Hz. Adem ile Hz. Havva’ya verilen nimetler üzerine, ilâhî huzurdan kovulan ve insanoğluna ebedî düşmanlığını ilân eden Şeytan, ilk olarak kendilerinde örtülüp gizlenen kötü yerlerini meydana çıkarmak; avret mahallerini açmak için ikisine de vesvese vermeye başladı. Hz. Adem ve Havva bu âna kadar yaratılışlarında kendilerini utandıracak ve tiksindirecek çirkin, pis şeylere mahal olacak kötü yerlerini ne kendilerinde ve ne de birbirlerinde görmüyorlar ve hattâ bilmiyorlardı. Yüce yaradan, Settârul' uyub ismi şerifinin gereği olarak evvel emirde onu örtmüş ve kendilerinden gizlemişti.
Şeytan nihayet bir fırsatını bulup onlara yaklaştı ve:
— Ey Âdem! Sana, seni burada ebedî kılacak bir devleti haber vereyim mi? Diyerek, Allahü Teâlâ nın yaklaşmamalarını emrettiği ağacı gösterdi.
Hz. Âdem, Şeytanın bu sözlerine aldırış etmedi, ancak şeytan da vesvesesinde yılgınlık göstermedi ve:
— Rabbimiz sizi bu ağaçtan başka bir sebeple değil, ancak iki Melek olacağınız veya bu Cennette ebedî kalacağınızdan dolayı nehyetti. Yani bundan yerseniz ya Melekler gibi yemek, içmek ihtiyacından müstağni olursunuz yahut ölüm yüzü görmez burada ebedî kalırsınız, dedi. Kendisine inanmaları için de yemin ederek, «ben sizin nasihatçiniz ve hayrınızı isteyicinizim» diye emin olmalarını istedi.
Hz. Âdem ve Havva hiç bir kimsenin yalan yere Allah'a yemin etmeyeceğini düşünerek yanıldılar ve bu ağaca meylettiler. Hz. Âdem burada içtihadında isabet edemeyerek, o nehyedilen ağacın cinsinden olan başka bir ağacın meyvesinden yemekte bir mahzur olmayacağına hükmetti ve beraberce Allahü Teâlâ nın yasak kıldığı ağacın meyvesinden tattıkları vakit örtülü ve gizli olan avret mahalleri açılıverdi. Bunun üzerine hayâlarından derhal üzerlerine Cennetin incir yaprağından yamalar yamamağa başladılar. Allahü Teâlâ da kendilerine şöyle nida etti:
— Ben sizi o ağaçtan nehyetmedim mi idi? Şeytan size açık bir düşmandır demedim mi idi?
Hz. Âdem ile Havva cevaben:
— Ey Bizim rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eğer sen bize rahmet ve mağfiret etmezsen, en büyük zarar ve felâketin içinde kalanlardan olacağız, diye tövbe ve niyazda bulundular.
Allahü Teâlâ, Hz. Âdem, Havva ve Şeytan'a hitap etti:
— Haydi, bazınız bazınıza düşman olarak yeryüzüne ininiz. Size orada bir müddet için karar edip nasiplenmek ve geçinmek vardır. Orada yaşayıp orada ölecek ve yine ondan çıkarılacaksınız.
Değerli dinleyenler, dilerseniz burada tekrar ayeti kerimelere bakarak bu konuda neler bildirildiğine bakalım:
“Derken, şeytan (onları ’cennette ebedi kalırsınız.’ Aldatmacasıyla o ağaçtakinden yedirdi ve) ikisinin ayağını kaydırıp, içinde bulundukları yerden (cennetten) çıkar(mayı sağla)dı. Biz de: "Haydi (şeytana uymakla) birbirinizin düşmanı olarak (hepiniz yeryüzüne) inin. Sizin için bir vakte (ömrünüzün sonuna) kadar yeryüzünde ikamet etme ve faydalanma (geçiminizi sağlama imkanı) vardır." dedik.(Bakara:36)”
“Derken şeytan, onlara, (gözlerinden örtülerek) gizlenmiş ayıp yerlerini kendilerine göstermek için, (cennet kapısı yanında onlara şöyle) fısıldadı da: “Rabbiniz size, meleklerden olursunuz veya (cennette) ebedî kalanlardan bulunursunuz diye, bu ağaçtan (meyve) yemenizi yasakladı.” dedi. Ardından: “Şüphesiz ben, sizin (iyiliğiniz) için öğüt verenlerdenim.” diye de yemin etti. İşte böylece, ikisini de aldatarak (o yasak meyveden yedirdi ve Allah katındaki mevkilerini) aşağı indirdi. Onlar ağacı(n meyvesini) tattıklarında (bir ceza olarak) ikisinin de edep yerleri açılıverdi ve cennet yaprağı ile oralarını örtmeye başladılar. Rableri de onlara: “Ben, sizin bu ağaçtan (meyve) yemenizi yasaklamadım mı? Şeytan muhakkak ki size apaçık düşmandır, demedim mi?” diye seslendi. (İkisi de:) “Ey Rabbimiz! Biz kendimize yazık ettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan muhakkak biz, ziyana uğrayanlardan oluruz.” Dediler. (Allah) buyurdu ki: “(Şeytana uymakta) Birbirinize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde ecelinizin geleceği) bir zamana kadar kalmak ve geçinmek (artık takdir edilmiş) tir.” Yine buyurdu ki: “Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan (dirilip) çıkarılacaksınız!” (A’raf:20-21-22-23-24-25)
“Nihayet şeytan onu vesvesesiyle (dışardan) fitleyip: “Ey Âdem! Sana sonsuzluk ağacını ve yıpran(ıp çök)meyen bir saltanatı göstereyim mi?” dedi. Bunun üzerine ikisi de (şeytanın sözüne aldanıp) ondan yediler, hemen (üzerlerindeki cennet libası bir ceza olarak gitti) ayıp yerleri açığa çıkıp görünüverdi. Üzerlerini cennet yaprağından örtmeye başladılar. Âdem (yanılarak ta olsa,) Rabbine asi oldu ve şaşırıp kaldı.” (Ta Ha:120-121)
Âdem Aleyhisselâm ve Havva validemiz, Cennet'te bin yıl kadar yaşayıp, İblisin yalan yeminine inanarak yasak edilen ağacın meyvesinden, unutarak önce Hz. Havva, sonra Âdem Aleyhisselâm yedikleri için Cennet'ten çıkarıldılar. Taberi’nin Tarihinde, İbn. Sa'd’ın Tabakat’ında ve İbni Haldun’un Mukaddimesinde bildirildiğine göre Âdem Aleyhisselâm Hindistan'ın doğusunda bulunan Serendip(Seylan) adasına, Hz. Havva'da, Arabistan yarımadasındaki Cidde civarlarına indirilmiştir. Hz. Âdem ve zevcesi, dolayısıyla insan nevi yeryüzünde böylece mekân tuttu.
Hz. Adem ile Hz. Havva yeryüzünde farklı bölgelere indirilmiş, birbirlerinden uzaklaştırılmışlardı. Cenneti kaybetmenin üzerine gelen bu ayrılık ve yalnızlık durumu ikisine de ağır geliyor, üzüntü ve kaygı içinde ağlaşıyor, birbirleriyle yeniden kavuşmayı istiyor ve Rablerinden yardım diliyorlardı. Birbirlerinden iki yüz sene müddetle ayrı kalan Âdem Aleyhisselâm ve hazret-i Havvâ bu müddet içinde ağlayıp yalvararak ve Şeytanla mücadele ederek, Rabbinden ilham olunan kelimelerle tövbe ve istiğfarda bulunarak Allahü Teâlâ'nın emirleri ile amel ettiler. Sonra tövbe ve duaları kabul oldu. Çünkü Yüce Allah(c.c) esirgeyici ve bağışlayıcıdır.
Değerli dinleyenler dilerseniz burada yine Kur’an-ı Kerime bakalım ve bu konudaki ayeti kerimelerde neler buyrulmuş görelim:
“Bunun üzerine Adem, Rabbinden aldığı birtakım kelimeleri belledi(öğrendi ve onlarla O’na tövbe etti, yalvardı). O da onun tövbesini kabul etti. Şüphesiz O, (samimi dua ve kesin yapılan) tövbeyi çokça kabul edendir, çok acıyandır.”(Bakara:37)
“Doğrusu biz, daha önce Adem’e (o ağacın meyvesinden yememesini) emretmiştik. Fakat (o, bunu) unuttu. Biz de onu (bu hatasında) azimli (ısrarlı) bulmadık.”(Ta Ha:115)
“Sonra (yalvarmaya başladı) Rabbi onu yine seçti de tövbesini kabul etti ve ona doğru yolu gösterdi.”(Ta Ha:122)
Değerli dinleyenler, Yüce Allah(c.c), Hz. Adem’in tövbesini kabul ettiğinde onun Mekke’ye gitmesini, bazı rivayetlere göre de orada Kabe’yi inşa etmesini vahyetti. “Orada senin ve itaat eden çocuklarının dualarını kabul edeceğim.” Diyerek ona yol gösterdi. Bunun içinde bir melek görevlendirdi. Melek, Hz. Adem’e kılavuzluk etti, böylece o Mekke’ye ulaştı. Orada Cebrail aleyhisselam Kabe’nin temelini açtı. Meleklerde kayaları temellere yerleştirdiler. Taberi’nin Tarihinde, İbn. Sa'd’ın Tabakat’ında bildirildiğine göre Hz. Adem işte bu temel üzerine, Tûr-i Sinâ, Tûr-i Zeytun, Lübnan, Cûdî, Hıra dağlarından getirilen taşlarla Kabe’yi inşa etti. Kabe'nin, yer yüzüne çıkıncaya kadar olan kısmını Hıra dağından getirilen taşlarla yaptı. Kabe tamamlanınca, Cebrail (a.s) Hz. Adem’i Arafat'a götürdü ve Müslümanların, bu gün yapmakta oldukları Hac amellerinin hepsini, ona öğretti.
Yüce Allah(c.c)’ın emri üzerine hareket eden Hz. Adem, Kabe tamamlandıktan sonra Hz. Havva’yı bulmayı diledi. Zaten o bölgede bulunan Hz. Havva’da Hz. Adem’i aramakta iken sonunda Allah(c.c)’ın izni ile Arafat’ta karşılaşıp birbirleri ile kavuştular. Hz. Adem ve Hz. Havva, birlikte Kabe’yi yedi kere tavaf edip haclarını tamamladıktan sonra bir mağarayı kendilerine barınak edindiler.
Taberî’nin Tarihinde, İbn.Sa'd’ın Tabakatında, Hâkim’in Müstedrekinde ve M. Asım Köksal’ın Peygamberler Tarihinde bildirildiğine göre, Yüce Allah; Âdem Aleyhisselâmı, cennetten çıkardığı zaman, ona her şeyi yapma sanatını da öğretti. Âdem Aleyhisselâma örs, çekiç, kerpeten ve külünk gibi bazı âletlerle, kızıl tüylü bir öküz de verildi.
Âdem Aleyhisselâm, çiftçi oldu. Ekin ekmesi, kendisine emr edildi. Âdem Aleyhisselâm, yeri, alnının terini sile sile sürdü. Sonra, ekini ekti, Sonra, onu suladı. Biçme zamanı gelince, onu biçti. Sonra, onları düvenle sürdü. Sonra, rüzgârda savurup taneleri, samanından ayırdı. Sonra, taneleri öğütüp un yaptı. Sonra, onu, yoğurup hamur, hamuru da pişirip ekmek yaptı. Bu ekmeği, Allah(c.c)'ın, erişmesini dilediği zaman erişmedikçe, yiyip yutamadı.
Âdem Aleyhisselâma, demircilik sanatı da öğretildi. Âdem Aleyhisselâmın, demirden ilk yapıp kullandığı şey, bıçak oldu.
Hz. Adem her sene hac yaptı. Arafat Meydanında veya başka meydanda kıyamete kadar gelecek çocukları belinden zerreler hâlinde çıkarıldı. "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" diye soruldu. Hepsi; "Belâ=Evet!" dediler. Sonra hepsi zerreler hâline gelip beline girdiler. Buna "Ahd-ü-Misâk" ve "Kâlû Belâ" denildi. Âdem Aleyhisselâm ve Hz. Havvâ daha sonra Şam'a geldiler.
Kıymetli dinleyenler, Hz. Adem ile Hz. Havva’nın çocukları ikizler olarak dünyaya gelmişlerdi. İlk seferinde Kabil ile kız kardeşi Lubud doğdu. İkincisinde de Habil ile kız kardeşi İklima… Adem Aleyhisselam ile Hz. Havva’nın, bir erkek bir kız olmak üzere yirmi defâ ikiz evlâdı, yani kırk evlatları oldu. Bunlardan aynı batında, yani birlikte doğan kız ve erkeğin kendi ikiziyle evlendirilmesi yasaktı. Neslin devamı için ancak kız ve erkek diğer ikizlerden birinin karşı cinsiyle evlenebilirlerdi. Allah(c.c) Hz. Adem’e, birinci batında doğan Kabil’in kız kardeşiyle Habil’i, ikinci batında doğan Habil’in kız kardeşiyle de Kabil’i evlendirmesini vahyetti. Hz. Adem’in nesli böylece çoğaldı. Neslinden kırkbin kişiyi gördü. 1500 yaşlarında iken oğullarından ve torunlarından oluşan kavmine peygamber olarak gönderildi. O, evlatlarına Allah(c.c)ın emir ve yasaklarını öğreten ilk peygamberdi. Cebrâil Aleyhisselâm kendisine oniki defâ geldi ve ona yazı yazmayı öğretti. Kendisine on Suhuf (forma) kitap verildi. Bu kitapta; îmân edilecek hususlar, çeşitli diller ve lügatler, her gün bir vakit namaz kılmak, gusül, boy abdesti almak, oruç tutmak, leş, kan, domuz eti yememek, tıb, ilaçlar, hesab, geometri gibi şeyler bildirildi. Ayrıca fizik, kimya, tıb, eczâcılık, matematik bilgileri öğretildi. İbrânî, Süryânî ve Arab dillerinde kerpiç üstüne çok yazı yazıldı. Hz. Adem çiftçilik ve demircilik işlerini de çok iyi biliyordu. Bunları oğullarına da öğretti.
Değerli dinleyenler, Âdem Aleyhisselâm ın hiç sakalı yoktu. O uzun boylu, kıvırcık, çok ve siyah saçlı, buğday tenli, büyük gözlü, kalın baldırlı, uzun boyunlu ve çok güzeldi. Hz. Adem, bir rivayete göre 2000 yaşlarında iken hastalandı ve onbir gün hasta yatıp, bir Cumâ günü vefât etti. Hz. Havva’nın ise, bazı kaynaklarda ondan 40 sene sonra vefat ettiği yazılı ise de İslam Ansiklopedisinin Havva Maddesinde iki yıl sonra vefat ettiğinin nakledildiği belirtilmektedir. Hadisi şeriflerde bildirildiğine göre, Âdem Aleyhisselâm vefât edince, Cebraîl Aleyhisselâm ona bir gömlek giydirdi. Melekler Şit Aleyhisselâm a yıkamayı öğretti. Beraber yıkayıp kefenlediler. Onun için Kabir kazdılar. Meleklerden birisi cenaze namazını kıldırdı. Sonra Hz. Adem, kazılan kabre bırakıldı ve üzeri toprakla kapatıldı. Melekler çocuklarına dönerek; "Ey âdemoğulları! Ölülerinize böyle yapınız” dediler.
Âdem Aleyhisselâm ve Hz. Havva’nın kabirlerinin Kudüs'te, Minâ'da, Mescid-i Hayf'te veyâ Arafât'ta olduğu hususunda muhtelif rivâyetler bulunmaktadır.
Habil ile Kabil Hz. Adem'in ilk nesli ve oğullarından ikisidir. Habil'in Allah'(c.c)a yaptığı kurban’ın kabul edildiği ve kendi kurbanının Allah(c.c) tarafından kabul edilmediği için Kabil, Habil'i öldürür ve böylece dünyadaki ilk kâtil olur. Sonra da bir karganın ölü bir kargayı toprağa gömdüğünü görür ve o da toprağa bir çukur kazarak Habil’in cesedini onun içine indirip üzerini toprakla doldurur.
Kıymetli dinleyenler, ilk insanlar, bazı târihçilerin zannettiği gibi ilimsiz, fensiz, görgüsüz, çıplak ve vahşî kimseler değildi. Bugün bile Asya ve Afrika’nın çölleri ile ormanlarında, Amerika ormanlarında modern çağımızdan bî haber yaşayan insanlar olduğu gibi, ilk insanlarda da bilgisiz ve basit şartlarda yaşayanlar vardı. Hazret-i Âdem ve ona inananlar şehirlerde yaşarlar, okuma-yazma bilirler, demircilik, dokumacılık, çiftçilik, ekmek yapmak gibi sanatlara da vakıftılar. Öyle ki altın üzerine para dahi basılmış, mâden ocakları işletilip, çeşitli aletler yapılmıştı.
Hazret-i Âdem, Yüce Allah(c.c)'ın seçip ayırdığı ilk insandır ve bu seçilmişlikten dolayı kendisine “Safiyullah” (Allah(c.c)’ın seçtiği insan) lakabı verilmiştir. O daha yaratılmadan evvel Yüce Mevla tarafından “Halife” lakabının verilmesi sebebiyle “Halifetullah” olarakta bilinir. Ayrıca şefaatle ilgili hadisi şerifte kendisinden “Ebü’l-beşer”(İnsanlığın babası) olarak bahsedilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de 25 ayrı yerde ismi zikredilmiştir. O ilk hamd eden ve ilk tövbe eden ilk insandır, ilk babadır, ilk aile reisidir, ilk dededir. Birçok mûcizeleri vardır. Bunlardan birkaçını şöyle sıralayabiliriz:
Yırtıcı,vahşi hayvanlarla konuşurdu.
Susuz dağ ve taşlara elini vurunca pınarlar fışkırır, temiz sular akardı.
Eline aldığı ufak taşlar, yüksek sesle Allahü Teâlâ yı zikrederdi.
Allah(c.c.), cümlemizi şefaatlerine erenlerden eylesin. Amin…
02 Hz
Şit (as)
Diğer Kayıtlar
| Çal | Başlık | Tarih | Süre | Paylaş |
|---|---|---|---|---|
| 02 Hz Şit (as) 18.03.202617 dk 11 sn | 18.03.2026 | 17 dk 11 sn | ||
| 03 Hz İdris (as) 17.03.202615 dk 38 sn | 17.03.2026 | 15 dk 38 sn | ||
| 04 Hz Nuh (as) 16.03.202633 dk 8 sn | 16.03.2026 | 33 dk 8 sn | ||
| 05 Hz Hud (as) 15.03.202622 dk 4 sn | 15.03.2026 | 22 dk 4 sn | ||
| 06 Hz Salih (as) 14.03.202630 dk | 14.03.2026 | 30 dk | ||
| 07 Hz İbrahim (as) 13.03.202670 dk 19 sn | 13.03.2026 | 70 dk 19 sn | ||
| 08 Hz İsmail (as) 12.03.202632 dk 36 sn | 12.03.2026 | 32 dk 36 sn | ||
| 09 Hz İshak (as) 11.03.202614 dk 43 sn | 11.03.2026 | 14 dk 43 sn | ||
| 10 Hz Lut (as) 10.03.202626 dk 48 sn | 10.03.2026 | 26 dk 48 sn | ||
| 11 Hz Yakup (as) 09.03.202628 dk 43 sn | 09.03.2026 | 28 dk 43 sn | ||
| 12 Hz Yusuf (as) 08.03.202664 dk 39 sn | 08.03.2026 | 64 dk 39 sn | ||
| 13 Hz Eyyub (as) 07.03.202614 dk 28 sn | 07.03.2026 | 14 dk 28 sn | ||
| 14 Hz Zülkifl (as) 20.03.20264 dk 26 sn | 20.03.2026 | 4 dk 26 sn | ||
| 15 Hz Suayb (as) 06.03.202615 dk 1 sn | 06.03.2026 | 15 dk 1 sn | ||
| 16 Hz İlyas (as) 05.03.20266 dk 25 sn | 05.03.2026 | 6 dk 25 sn | ||
| 17 Hz Elyesa (as) 21.03.20268 dk 43 sn | 21.03.2026 | 8 dk 43 sn | ||
| 18 Hz Yunus (as) 04.03.202616 dk 32 sn | 04.03.2026 | 16 dk 32 sn | ||
| 19 Hz Davud (as) 03.03.202617 dk | 03.03.2026 | 17 dk | ||
| 20 Hz Süleyman (as) 02.03.202630 dk 28 sn | 02.03.2026 | 30 dk 28 sn | ||
| 21 Hz Zekeriyya (as) 01.03.20267 dk 45 sn | 01.03.2026 | 7 dk 45 sn | ||
| 22 Hz Yahya (as) 28.02.20266 dk 32 sn | 28.02.2026 | 6 dk 32 sn |
