12 Hz Yusuf (as)

12 Hz Yusuf (as)
Merhaba değerli dinleyenler.
Programımızın yeni bir bölümünde daha, hep birlikteyiz. Rabbimizin, affetmeyi sevdiğini ve affedici olduğunu bildiğimiz sıfatlarına sığınarak, cümlemizi affedip, sorgusuz sualsiz cennetiyle ve cemaliyle şereflendirdiği kullarından eylemesini diliyor, sevgi ve selamlarımızı sunarak programımıza başlıyoruz efendim.
Bu bölümümüzde sizlere, Kur’an-ı Kerim'de, hayatı hakkında en çok detay verilen bir kaç peygamberden biri olan, yine Kur’an-ı Kerim’in uzun surelerinden birinde, tamamına yakınında onun ve ailesinin hayatı anlatılan, köle olduğunda sabrederek Sultan olan, başından çok miktarda ders çıkartılacak hadiseler geçen Yusuf Aleyhisselamın hayatını anlatmaya çalışacağız inşallah.
Babası Yakub Aleyhisselam, Annesi Râhil hatun olup baba-anne aynı iki kardeşten biridir. Diğer kardeşinin adı ise Bünyamin’dir. Yusuf Aleyhisselamın soyu babası Yakub(a.s), dedesi İshak (a.s) yolu ile büyük dedesi İbrahim Aleyhisselama dayanmaktadır. Mısır ahâlisine peygamber olarak gönderilmiştir. İsrâiloğullarından, Yakub Aleyhisselamın neslinden gönderilen ilk peygamberdir.
Yusuf Aleyhisselam, fiziki olarak Âdem Aleyhisselamı andırır, yüzü güneş gibi parlardı. Kendisine, Allah(c.c) tarafından özel bir güzellik verilmişti. Teni ak, yüzü güzel, saçı kıvırcık, gözü büyüktü. İnce burunlu, kalın kol ve bacaklı, düz karınlı, düz göbekli idi ve yanağında güzelliğini ortaya çıkaran bir beni vardı.
Yusuf Aleyhisselam, annesi Râhil vefat edince, babası tarafından, bakılsın diye halasına verilmişti. Ona çok alışan ve kendi evladı gibi seven halası, çocuğun babası Yakub Aleyhisselam istemesine rağmen Yusuf Aleyhisselamı geri vermemiş, kendisi vefat edene kadar onu yanında tutmuştu. Yakub Aleyhisselam, ancak onun ölümünden sonra, Yusuf Aleyhisselamı yanına alabilmişti. Yusuf Aleyhisselamın babası Yakub Aleyhisselam ile ayrı düşerek birbirlerine hasret çekmeleride ilk olarak bu şekilde başlamış oluyordu.
Yusuf Aleyhisselam, Yakub Aleyhisselamın on iki oğlu arasında en sevdiği idi. Onun ahlakının diğer çocuklarından üstün olduğunu görüyor, Yusuf’u Allah(c.c)’ın şerefli derecelere ulaştıracağını hissediyordu. Hazreti Yakub'un evlatlarına öğrettiği imanı ve güzel ahlakı en iyi şekilde anlayan ve kavrayan da o olmuştur. Bunu, Hazreti Yusuf'un, Kur’an-ı Kerim’de Allah(c.c)'ın haber verdiği sözlerinde görebilmek mümkündür:
“Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub’un dinine uydum. Allah’a bir şeyi ortak koşmamız bizim için (asla doğru) olmaz. Bu (tevhid inancı), bize ve insanlara Allah’ın bir lütfudur. Fakat insanların birçoğu şükretmezler.”(Yusuf:38)
Yakub Aleyhisselam, belki de farkında olmadan Yusuf’a duyduğu sevgiyi daha çok hissettiriyor, onun üzerine daha çok titriyordu. Yusuf Aleyhisselamın annesi Râhil de, Yakub Aleyhisselamın hanımları arasında en sevgili olanı idi. Böyle olunca da Yusuf Aleyhisselamın üvey annelerinden olma kardeşleri, babalarının, Yusuf Aleyhisselamı, gerek çocukluk gerek gençlik çağında çok sevdiğini ve onun üzerine titrediğini görmüşler ve onu kıskanmaya başlamışlardı. Bu nedenle de babalarından intikam almak istercesine, her fırsatta Yusuf’u dışlıyorlar, ondan sevgilerini esirgiyorlardı.
Yusuf Aleyhisselam yedi veya on iki yaşlarındayken rüyasında, on bir yıldızla Güneş ve Ay'ın kendisine, secde ettiklerini görmüş ve bunu babasına anlatmıştı. Yakub Aleyhisselam da ona: "Ey Oğulcuğum! Rüyanı kardeşlerine bildirme! Sonra sana tuzak kurarlar. Oradaki on bir yıldızı Yusuf Aleyhisselamın diğer kardeşleri, güneşi kendisi, ayı da annesi olarak tâbir etti ve ona peygamberlik verileceğini anladı. Bundan dolayı da kardeşlerinin kendisini daha çok kıskanacaklarını ve ona bir kötülük yapabileceklerini düşünerek rüyâsını kardeşlerine anlatmamasını Hazreti Yusuf'a tembih etti. Çünkü şeytan, insanın, apaçık bir düşmanıdır!" demişti. Bu hadise Ayeti Celilelerle şöyle anlatılmaktadır:
“Hani bir zaman Yusuf, babasına: ‘Babacığım, inan ki ben (rüyamda) on bir yıldızla, güneş ve ayı gördüm, hem de onlar bana secde ediyorlardı’, demişti. (Babası Yakub) dedi ki: ‘Ey yavrucuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma, sonra sana bir tuzak kurarlar (şeytana uyup sana kötülük ederler). Çünkü şeytan insan için apaçık bir düşmandır. Rabbin seni böylece (rüyandaki gibi) seçecek, sözlerin / rüyaların çözüm ve yorumundan sana (bir şeyler) öğretecek, sana da Yakub aile efradına da (tevbeleri neticesinde) nimetini, tıpkı daha önce ataların İbrahim ve İshak’a tamamladığı gibi tamamlayacak( seni peygamber yapacak)tır. Rabbin hakkıyla bilen hüküm ve hikmet sahibidir.” (Yusuf:4-6)
Değerli dinleyenler, Yakub Aleyhisselamın hanımlarından Leyla Hatun, Yusuf Aleyhisselamla babasının konuştuklarını işitmiş, Yakub Aleyhisselam da hanımına işittiklerini gizlemesini ve evlatlarına söylememesini tembih etmişti. Buna rağmen Hanımı Leyla Hatun, oğulları, akşam olup da otlaktan döndüklerinde onlara işittiklerini anlattı. Böylece onların, Yusuf Aleyhisselama karşı kalblerinde taşıdıkları kıskançlık ve kin büsbütün arttı. Onu, öldürmek veya uzak ve ıssız bir yere atmak suretiyle, kendisinden kurtulmak ve babalarının sevgisinin kendilerine yönelmesini sağlamak istediler.
Bunun için de iki yol düşündüler. "Ya öldürürüz veya onu babamıza ulaşamayacağı bir yere bırakırız. Böylece babamızın sevgisini kendimize çekeriz. " dediler. İçlerinden biri "Eğer beni dinlerseniz, Yusuf'u öldürmeyin. Onu büyük bir kuyunun dibine bırakın ki, oraya uğrayan yolculardan biri çıkarıp başka bir yere götürsün. Böylece Yusuf babamızdan uzaklaştırılmış olur." dedi. Diğerleri de bu görüşü benimseyince, yaptıkları planı uygulamaya koyulup, Yusuf’un da talebi ile, babalarını, istemese de razı ederek Yusuf'u alıp kırlara götürdüler. Bir müddet sonra atmayı kararlaştırdıkları kuyunun başına vardılar. Ağabeyleri Yusuf Aleyhisselamın elbiselerini soydular. İpe bağlayıp kuyuya sarkıttılar. Kuyunun yarısına kadar varınca da ipi kestiler. Yusuf Aleyhisselam, kuyuya bırakıldığı zaman, on yedi yaşlarındaydı.
Rivayete göre bu kuyu, Medyen ile Mısır arasında, Beytülmakdis bölgesinde, Yakub Aleyhisselamın evine üç fersahlık uzaklıktaydı. Dibi geniş, ağzı dar, içine bırakılanın veya düşenin kendi başına çıkması imkânsız olan, Ahzan Kuyusu diye anılan bir kuyu idi.
Yusuf Aleyhisselamın kardeşleri, onun sırtından çıkardıkları gömleği kestikleri bir hayvanın kanına buladılar ve babaları Yakub Aleyhisselama götürerek "Yusuf'u kurt kaptı” diye babalarına yalan söylediler. Yakub Aleyhisselam onların yalan söylediklerini anlayarak; "Hayır nefisleriniz sizi aldatıp böyle bir işe sürüklemiş. Artık bana düşen sabr-ı cemildir. Sizin bu yaptıklarınız üzerine sabrımla Allahü Teâlâdan yardım isterim." dedi. Yusuf Aleyhisselamın kana bulanmış gömleğini yüzüne gözüne sürdü. Gömleğin hiç yırtılmamış olduğunu görüp; "O kurdun Yusuf'uma karşı şefkati sizden fazlaymış. Vallahi bugüne kadar bu kurt gibi yumuşak huylusunu görmedim. Oğlumu yemiş de, sırtındaki gömleğini bile yırtmamış." dedi ve takdire razı olup sabrı cemilin kendisi için en güzel yol olduğunu söyledi. Konu için yine Ayeti Celilelere dönelim dilerseniz.
“(Kardeşleri) demişlerdi ki: ‘Elbette Yusuf ve (öz) kardeşi (Bünyamin), babamıza bizden daha sevgilidir, hâlbuki biz (birbirine) bağlı (güçlü) bir topluluğuz. Doğrusu babamız, apaçık bir yanılgı içindedir. Yusuf’u öldürün veya onu (uzak ıssız) bir yere atın ki, babanızın teveccühü (sevgisi) size kalsın! Ondan sonra (hem tövbe eder, hem de onun yanında) iyi bir topluluk olursunuz.’ İçlerinden biri: ‘Yusuf’u öldürmeyin, bir kuyunun dibine bırakın da yolcu kafilesinden biri onu bulup götürsün; eğer yapacaksanız (böyle yapın)’ dedi. (Babalarına gelip): ‘Ey babamız! Senin için ne (mahzuru) var ki Yusuf’u güvenip de bize emanet etmiyorsun? Hâlbuki biz, ona öğüt veren ve samimi davranan kimseleriz.’ dediler. ‘Yarın onu, bizimle beraber (kıra) gönder de bol bol yiyip içsin, oynasın; hiç şüphesiz biz onu çok iyi koruruz.’ (Yakub) dedi ki: ‘Onu götürmeniz beni elbette üzer; siz ondan habersizken, onu kurt yer diye korkuyorum.’ (Onlar da): ‘Andolsun ki, biz, (güçlü) bir grup iken onu kurt yerse, bu durumda kesinlikle, ziyana uğrayan (aciz, işe yaramayan) kimseler sayılırız.’ dediler. Nihayet onu götürüp de kuyunun dibine bırakmaya topluca karar verdikleri (ve bıraktıkları) zaman biz de kendisine: ‘Andolsun ki, sen, onların bu yaptıklarını, hiç farkında değillerken (zamanı gelince) kendilerine haber vereceksin’ diye vahiy ettik. (Onlar) yatsı vakti ağlayarak babalarına geldiler. Dediler ki: ‘Ey babamız! Hakikaten biz yarış yapmak üzere gitmiş, Yusuf’u da eşyamızın yanına bırakmıştık; (bir de gördük ki) onu kurt yemiş. Ama (biliyoruz ki) doğru söylesek de sen bize inanmazsın!’ Bir de gömleğinin üzerinde sahte bir kan (lekesi) getirdiler. (Yakub): ‘Hayır!’ dedi, ‘Nefisleriniz sizi aldatıp (böyle kötü) bir işe sürükledi. Artık (bana düşen umutla) güzel bir sabırdır.’ (Bu) anlattıklarımız üzerine, yardımı istenecek ancak Allah’tır”. (Yusuf:8-18)
Soğuk ve karanlık bir kuyuda insafsızca kaderine terk edilen Hazreti Yusuf, Allah(c.c)’ın himayesine sığınmıştı. Allah(c.c)’da onun korkusunu gidermiş, kurtulacağına dair kalbine ümit ve güven indirmişti. Üstelik Allah(c.c), Hazreti Yusuf'a gelecekten haber vermiştir ki, bu bir mucizedir. Yusuf Aleyhisselam için ise çok büyük bir nimettir. Zira tam kuyuya atılmak üzereyken Allah(c.c)'tan vahiy almak ve Allah(c.c)'ın vaadiyle karşılaşmak aslında onun için olabilecek en büyük yardım ve destektir. Bu konudaki ayeti Celileye dönersek:
“Nihayet onu götürüp de kuyunun dibine bırakmaya topluca karar verdikleri (ve bıraktıkları) zaman biz de kendisine: ‘Andolsun ki, sen, onların bu yaptıklarını, hiç farkında değillerken (zamanı gelince) kendilerine haber vereceksin.’ diye vahyettik.” (Yusuf:15) buyurulmaktadır.
Kıymetli dinleyenler, Yusuf Aleyhisselam, daha o an, ağabeyleri tarafından kuyuya atılırken, Allah(c.c)'ın bildirmesiyle onların tuzaklarının bozulacağını biliyordu. Allah(c.c)'ın vaadine olan güveninden dolayı tevekküllü ve huzurluydu. Hazreti Yusuf henüz çocuk denecek yaşta olmasına rağmen son derece olgundur. Çok tevekküllü ve sabırlıdır. Bunlar onun üstün ahlakının göstergesidir. Büyüyünce seçilmiş bir insan olacağı, küçük yaşta böyle bir imtihana tabi tutulup, denenmesinden de bellidir. Çünkü bu ancak takva sahibi, Allah(c.c)'a gönülden bağlı ve tevekküllü insanların başarabileceği bir sınavdır. Hazreti Yusuf bunları yaşarken, kardeşlerinin kötü amelinden dolayı üzgün olmakla beraber, Allah(c.c)'ın her an yanında olduğunun, onu da, tuzak kuran kardeşlerini de işitmekte ve görmekte olduğunun da bilincindedir.
Sevgili dinleyenler, Yusuf Aleyhisselam, atıldığı kuyuda üç gün kaldı. Üvey kardeşlerinden Yehuza, Yusuf Aleyhisselama, ağabeylerinden gizlice yemek getirirdi. Dördüncü gün, Medyen'den gelip Mısıra gitmek isterken, bir yolcu kafilesi, kuyunun yakınına gelerek konakladılar. İçlerinden birini kendileri için su getirmeye gönderdiklerinde, adamın kuyuya sarkıttığı kovanın ipine Yusuf Aleyhisselam sarıldı ve kovayla dışarı çıktı. Kovayı çeken kişi güzel yüzlü bir çocuğunda kovanın ipine tutunup çıktığını görünce şaşırdı. Onu yanına alıp, sevinçle kafilesine götürdü. Böylece Yusuf Aleyhisselam kuyudan çıkıp kurtuldu. Hazreti Yusuf kuyudan kurtulduğuna sevinirken, kuyudan çıkaran adamda Hazreti Yusuf’u köle pazarında satarak kazanacağı parayı düşünüp seviniyordu. Yine, her şeyin en doğrusunu bilen Allah(c.c)’nun konuyla ilgili Ayeti Celilelerine dönelim dilerseniz.
“Nihayet bir yolcu kafilesi geldi, sucularını (kuyuya) gönderdiler. O da (gidip) kovasını sarkıttı (Yusuf da sarkan kovaya sımsıkı yapıştı). ‘Hey müjde! Bu(rada) bir oğlan (çocuğu var)dır.’ Dedi. Onu bir ticaret malı olarak (başkalarından) sakladılar. Hâlbuki Allah, onların yaptıklarını hakkıyla bilendi.” (Yusuf:19)
Hazreti Yusuf'u kuyuda bulan ve onu kurtaran kafile onu satabileceklerini düşünüp, bir ticaret konusu olarak görmüşlerdir. Zira o dönemde Mısır ve civarında kölelik sistemi geçerlidir. İnsanlar köle ticareti yapmakta, özellikle de çocukları alıp satmaktadırlar. Kafiledekilerin Hz. Yusuf'u bulduklarında birbirlerine müjde vermelerinin sebebi de budur.
Köle tacirleri tarafından bulunan ve Mısır köle pazarında satışa çıkarılan Yusuf Aleyhisselamı Aziz isminde Mısırlı biri almış ve evine götürerek hanımına, ona iyi muamele etmesini, ileride kendilerine faydalı olabileceğini söyledi hatta evlat edinebileceklerini de belirtti. Bu durum, Ayeti Kerimede şöyle bildirilir:
“(Kafile Mısır’a varınca) onu düşük bir fiyata, sayılı (birkaç) dirheme sattılar. Ona değer verenlerden değildiler. Onu satın alan Mısırlı (aziz), karısına (Züleyha’ya): ‘Ona yerli yerince bak, ola ki bize faydası dokunur yahut onu evlat ediniriz.’ Dedi. İşte bu şekilde Yusuf’u o yerde yerleştirdik, ona rüyaların yorum ilmini öğrettik. Allah dilediğini yapmakta mutlak galiptir. Fakat insanların çoğu bilmezler.”(Yusuf:20-21)
Yüce Allah(c.c), Hazreti Yusuf'u, kendisini satın alan Mısırlı'nın vesilesiyle koruma altına alarak, onun güzel bir şekilde bakılmasını ve büyütülmesini sağlamış, onu Mısır'da yerleştirmiştir. Yusuf Aleyhisselam böylece Mısırlı Aziz'in yanında yaşamaya başlar. Allah(c.c), ona sözlerin yorumunu öğretmenin yanı sıra erginlik çağına eriştiğinde hüküm, hâkim olma, Allah(c.c)'ın kitabına uygun ve adaletli karar verebilme özelliği ile ilim, kitabın bilgisi ya da öz bilgi diyebileceğimiz herşeyin içyüzünün farkında olma bilgisini de verir. Bu, Allah(c.c)'ın Yusuf Peygamberi seçmesinin ve onu ahlakı nedeniyle nimetlendirmesinin göstergesidir. Bu nimetlendirme Ayeti Celile ile şöyle bildirilmektedir:
“(Yusuf) erginlik / yiğitlik çağına gelince, ona hüküm (peygamberlik) ve ilim verdik. İşte biz, güzel hareket edenleri böyle mükâfatlandırırız.”(Yusuf:22)
Yusuf Aleyhisselam erginlik çağına geldiğinde, akıllara durgunluk verecek derecede güzelleşmiş, herkesi kendisine hayran bırakan peygamberlik nuru yüzünde parıldamaya başlamıştı. Bu hal, evinde kalmakta olduğu Aziz’in genç ve güzel hanımı Züleyhâ'nın ona âşık olmasına sebep oldu. Yusuf Aleyhisselama karşı süslenip, onu kendisiyle temasa heveslendirmek için çok gayret sarfetti. Fakat Yusuf Aleyhisselam Allahü Teâlânın yardımıyla ona hiç itibar etmedi. Vefalı ve güzel bir davranış göstererek, kadına Aziz'i hatırlatmış, onun kendisine iyi baktığını, hoşnut kıldığını söylemiştir. Böylece Aziz'e bu şekilde bir vefasızlık yapamayacağını da belirtmiştir. Buna rağmen Züleyha, her türlü ortamı hazırlayıp, kapıları sıkıca kapatarak Hazreti Yusuf'a gayri meşru teklifte bulundu. Yusuf Aleyhisselam böyle haram bir fiil işlemekten Allah'a sığınmış, Allah'ın rızasına aykırı olan böyle çirkin bir harekete kesinlikle yanaşmayarak: "Efendim iyi bakman için beni sana bıraktı. Bunun karşılığında onun haremine hıyanet etmekten Allah(c.c)'a sığınırım." Dedi ve kendisine yaklaşan Züleyha’dan kaçmaya başladı. İkisi de, Yusuf, ondan kaçıp kurtulmak, kadın da, onu tutup bırakmamak için kapıya doğru koştular. Derken kadın, Hazreti Yusuf’un gömleğini arkasından tutup çekince gömlek boylu boyunca yırtıldı. Yusuf Aleyhisselam buna rağmen son bir hamleyle kapıya atıldı ve açtı. Kapı açıldığında kadının efendisi Aziz karşılarındaydı. Ne oluyor diye sorduğunda, Züleyha suçunu kapatmak için, Yusuf Aleyhisselama iftira ederek kocasına: “Zevcene, kötülük etmek isteyenin cezası, zindana atılmaktan, yahud acıklı bir azabdan başka ne olabilir?“dedi. Bütün bu olanların Ayeti Kerimelerde anlatılmasına geçmeden güzel bir eser arası diyoruz efendim.
Değerli dinleyenler, Yusuf Aleyhisselam ile Züleyha arasındaki diyalog ve çekişme Ayeti Kerimelerde şu şekilde anlatılmaktadır:
“(Yusuf’un) evinde bulunduğu kadın, onun nefsinden murad almak istedi, kapıları sımsıkı kapadı ve (Yusuf’a) : ‘Haydi gelsene!’ dedi. (Yusuf da) : ‘Allah’a sığınırım (sana yaklaşmaktan). Doğrusu o ( kocan), benim efendimdir, bana çok güzel baktı( ben ise, iyiliğe karşı nankörlük etmem). Gerçek şu ki; zalimler (nankörler ve zina edenler), iflah olmaz’ dedi. Hakikaten kadın (Züleyha) ona niyeti (bozmuş, kavuşma planını) kurmuştu. Eğer, Rabbinin (zinadan alıkoyan ) kat’i delilini görmeseydi o(anda Yusuf) da onu arzu etmişti. İşte bu (delilimiz), böylece ondan fenalığı ve fuhşu gidermemiz içindir. Çünkü o, bizim ihlâsa erdirilmiş (seçkin) kullarımızdandı. (Kaçmak isteyen Yusuf önde olduğu halde), ikisi de kapıya (doğru) koşuştular. (Onu tutup çevirmek isteyen) kadın, Yusuf’un gömleğini arkadan (boylu boyunca çekip) yırttı. Derken kapının yanında kocasına rastladılar. (Kadın hemen ) dedi ki : “Ailene bir kötülük etmek isteyenin cezası zindana atılmaktan veya çok acıklı bir azabtan (dayak ve işkenceden) başka nedir?” (Yusuf:23-25)
Yusuf Aleyhisselam, bu şekilde iftiraya uğraması üzerine efendisine karşı kendisini müdafaa etmek için: “O, kendisi, benim nefsimden murad almak istedi!” Dedi. Kadının yakınlarından biri de, doğrunun ortaya çıkması için şunları söyledi: “Eğer, Yusuf’un gömleği, önünden yırtıldı ise, kadın doğru söylemiştir, Yusuf ise, yalancılardandır. Yok, eğer Yusuf’un gömleği arkadan yırtıldı ise, Züleyha yalan söylemiştir. Yusuf, doğru söyleyenlerdendir.” dedi. Efendi Aziz, baktığında Yusuf'un gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu gördü. Kadının, Hazreti Yusuf'un gömleğini arkadan yırtmış olması, Yusuf Aleyhisselamın kapıya doğru kaçtığının, kadının ise onu kovaladığının delili olmuştur. Bunun üzerine Aziz: “Yusuf! Sen, bu meseleyi kimseye söyleme! Ey kadın! Sen de, günahına istiğfar et! Çünkü sen, gerçekten, günahkârlardan oldun!” Dedi.
Buna rağmen, olay Mısır ahalisi tarafından duyulmuştur. Haber sarayda vazifeli kimselerin hanımları tarafından da duyulunca, kadınlar Züleyha ile alay ederek küçük düşürücü sözler sarf ettiler. Züleyha, Mısırlı kadınların kendisi hakkındaki sözlerini işitince onların da Yusuf Aleyhisselamı görmesi için bir ziyâfet tertipledi. Kendisini ayıplayan kadınlarla beraber şehir eşrafından kırk kadar hanımı dâvet ederek, onlar için bıçakla kesilerek yenecek yiyecekler de hazırlattı. Misafirler gelip kendileri için hazırlanan yemekleri yemeye başladıklarında da başka bir odada bulunan Yusuf Aleyhisselamın içeri girerek kadınlara görünmesini istedi. Yusuf Aleyhisselam da Züleyha'dan çekindiği için, emrine karşı gelmeyip kadınlara göründü.
Ellerinde bıçaklarla kendilerine ikram edilenleri yemekle meşgul iken içeriye giren Yusuf Aleyhisselamı gören kadınlar, O’nun güzelliği karşısında kendilerini unuttular ve meyve yerine hiç acı duymadan ellerini kestiler. Onun güzelliğinde birini daha önce görmediklerinden, onun melek olmadığını bildikleri halde; "Bu bir melektir." demekten kendilerini alamadılar. Onların bu halini seyreden Züleyha da onları alaya alarak “Siz benden daha çok kınanmaya, ayıplanmaya lâyıksınız.” Dedi. Sonra da onlara; "Duyduğunuz gibi ben ondan bu iş için talepte bulundum. O ise, bu husustaki teklifimi kabul etmedi. Eğer ona emrettiğim şeyi yapmazsa muhakkak zindanlarda sürünür." dedi. Böylelikle Züleyha aslında kendisinin suçlu olduğunu, Hz. Yusuf'un ise iffetini korumak istediğini açıkça itiraf etmiştir. Fakat kalabalık bir insan grubunun gözü önünde aynı çirkin teklifini yinelemiş, Hazreti Yusuf'a bunu yapmasını emretmiş, diretmiş ve hatta sözüne uymadığı takdirde Hazreti Yusuf'u zindana atılmakla ve küçük düşürülmekle tehdit etmiştir. Misâfir gelen kadınlar da Yusuf Aleyhisselamın etrâfına toplanıp; "Azizin hanımının emrine karşı gelmen sana bir fayda getirmez." diye Züleyha'nın arzusuna uymaya teşvik ettiler. Yusuf Aleyhisselam kadınların fuhşu güzel gösteren hileleri ve sözleri karşısında Allahü Teâlâya sığınıp duâ ederek başına gelen bu musibetten korunmasını niyâz etti. Konu, Allah(c.c) kelamı olan Kur’an-ı Kerimde şöyle anlatılmaktadır:
“(Yusuf ta: Öyle değil) ‘o benim nefsimden murad almak istedi’ dedi. Onun (kadının) ailesinden biri de (delillere dayanarak olayın) şâhitliği(ni) üstlendi (de şöyle ifade edip çözüm getirdi): ‘Eğer onun gömleği önden yırtılmışsa (kadın) doğru söylemiştir. O (Yusuf) ise yalancılardandır. (Yok) eğer onun gömleği arkasından yırtılmışsa (kadın) yalan söylemiştir o ise doğru söyleyenlerdendir.’ (Kocası) onun gömleğinin arkadan yırtılmış olarak görünce (kadına) dedi ki: ‘Hiç şüphesiz bu, sizin (kadınların) bir tuzağınızdan ibarettir. Çünkü sizin tuzağınız büyüktür. (Vezir: ‘Ey) Yusuf! Sen bundan vazgeç (kimseye söyleme!) Züleyha sen de günahının bağışlanmasını dile; doğrusu sen günah işleyenlerden oldun’ dedi. Şehirde birtakım kadınlar: ‘Vezirin karısı, delikanlısı (olan uşağı)nın nefsinden murad almak istiyormuş! Sevgisi yüreğine işlemiş! Doğrusu biz bu durumda onu apaçık bir çılgınlıkta görüyor(bu davranışı ona yakıştıramıyor)uz.’ (Züleyha) o(kadı)nların (dedikodularla kendisini dile düşürme) hilelerini işitince, onlara (bir davetçi) gönderdi. Onlar için dayalı döşeli (oturulup) yaslanılacak bir yer (ve bir sofra) hazırladı. Ve onlardan her birine de bir bıçak verdi. (Kadınlar meyveleri soymakta iken, Yusuf’a:) ‘Çık karşılarına!’ dedi. Onlar bunu görünce, (gözlerinde) onu çok büyüttüler, (âdeta büyülendiler de meyve yerine) ellerini kestiler ve: ‘Allah’ı tenzih ederiz, bu bir insan değildir. Bu ancak güzel bir melektir.’ Dediler. (Züleyha) dedi ki: ‘İşte hakkında, beni ayıpladığınız kişi budur. Andolsun ki, ben onun nefsinden murad almak istedim de, o namusunu koru(yup reddet)ti. Yine yemin ederim ki, kendisine emrettiğim(birlikte olma teklifin)i yapmazsa, elbette o, zindana atılacak ve elbette aşağılananlardan olacaktır.’ (Yusuf): ‘Ey Rabbim! Zindan bana, onların beni kendisine çağırdıkları şeyden daha sevimlidir. Eğer onların tuzaklarını benden çevirmezsen, (olur ki) onlara meyleder ve cahillerden olurum,’ dedi. Rabbi, onun duasını kabul etti de onların hilesini ondan savdı. Çünkü o, hakkıyla işiten ve (her şeyi) bilenin ta kendisidir.(Yusuf:26-34)
Züleyha'nın kocası Aziz, Yusuf Aleyhisselamın yapılan soruşturma neticesinde suçsuzluğunu anlamış olduğu için herhangi bir ceza vermeye lüzum görmemişti. Fakat yayılan dedikoduları kesmek için ve Züleyha'nın baskılarına boyun eğerek, vicdansızca bir kararla Yusuf Aleyhisselamın hapsedilmesine karar verdi. Böylece Hazret-i Yusuf zindana atıldı ve uzun zaman zindanda kaldı. Tam olarak zindanda ne kadar kaldığı kesin olarak bilinmemektedir. Hazreti Yusuf’un zindana atılışı Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılmaktadır:
“Sonra onlara (Aziz ve adamlarına, Yusuf’un suçsuzluğuna dair) gördükleri delillerin ardından yine de (dedikodunun kesileceği) bir zamana kadar onu, zindana atmak fikri (daha) uygun geldi.” (Yusuf:36)
Ziyafete çağrılan diğer hanımlarla birlikte Mısırlı Aziz'in de, suçsuzluğunun dellilerini gördükleri halde Züleyha’nın baskısı ile Hazreti Yusuf'un zindana atılmasına ses çıkarmayarak yıllarca zindanda kalmasına göz yummaları, mümin olmayan kimselerin her zaman kendi yandaşlarının yanında olduklarının, müminlere kurulan tuzakları seyredip, sessiz kalabildiklerinin açık delilidir.
Yusuf Aleyhisselamla birlikte Mısır Firavununun ekmekçisi ve şerbetçisi de zindana atılmışlardı. Yusuf Aleyhisselam zindandayken hastaları ziyaret eder, geceleri daima namaz kılar, Rabbini zikrederdi. Kendisine Allahü Teâlâ rüya tâbiri ilmini öğretti. Yusuf Aleyhisselam, Firavun'un ekmekçisi ve şerbetçisinin görmüş oldukları rüyâları tabir etti. Birisi rüyâsında üzüm sıktığını, diğeri de başının üzerinde ekmek taşıdığını ve bu ekmekten kuşların yediğini görmüştü. Yusuf Aleyhisselam rüyâsında üzüm sıkanın serbest bırakılacağını, ekmek taşıyanın ise idam edileceğini söyledi. Yusuf Aleyhisselam zindanda bunları yaşarken Allahü Teâlâ ona peygamberlik emrini bildirmişti. Yusuf Aleyhisselamda, zindan ahalisine, Allahü teâlânın peygamberi olduğunu söyleyip, kendisini, atalarını, Peygamber ailesinden geldiğini, baba ve dedelerinin peygamber olduğunu anlatıp Hak Dîni tebliğ etmeye başlamıştı. Zindan ahalisini tevhid inancına dâvet etmeye başlayarak, inanmanın gerekli olduğunu ve hak dinin emir ve yasaklarını öğretiyor, Peygamberlikle birlikte verilen ilimle, kendilerine gelecek yemekleri de onlara anlatıyordu. Yusuf Aleyhisselamın, zindan arkadaşları ile orada peygamberliğinin gereği olan tebliğ çalışmaları ve rüyalarının yorumu için, en doğru söz olan Ayeti Celilelere dönelim yine dilerseniz:
“(Yusuf’un) kendisiyle beraber (hükümdarın sakîsi ve aşçısı olan) iki delikanlı da (zehirlemeye teşebbüs suçundan) zindana girdiler. Onlardan biri: ‘Ben (rüyamda) kendimi, şarap (için üzüm) sıkarken gördüm’ dedi. Diğeri de: ‘Ben başımın üzerinde bir ekmek taşıdığımı, kuşların da ondan yediğini gördüm’ dedi. ‘Bunun tabirini bize haber ver, çünkü biz senin iyilik edenlerden olduğunu görüyoruz’ (dediler.) (Yusuf da onlara şunları) söyledi: ‘Size kendisiyle rızıklanacağınız bir yemek gelecek, o daha size gelmeden önce onun ne olduğunu size haber veririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Doğrusu ben, Allah’a inanmayan ve âhireti inkâr eden bir kavmin dinini terk ettim. Atalarım İbrahim'in, İshak ve Yakub'un dinine uydum. Allah'a, bir şeyi ortak koşmamız, bizim için (asla doğru) olmaz. Bu (tevhid inancı), bize ve insanlara, Allah'ın bir lütfudur. Fakat, insanların çoğu şükretmezler. Ey zindan arkadaşlarım! Çeşit çeşit (uydurma, hiçbir şeye gücü yetmeyen) tanrılar mı daha iyidir, yoksa sonsuz kahretme gücü olan tek Allah mı? Siz ise O’nun dışında kendinizin ve atalarınızın takmış olduğu anlamsız isimlere tapıyorsunuz. Allah, onların tanrı oldukları hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm (ve mutlak hakimiyet) ancak Allah’ındır. O, kendisinden başkasına (asla) kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru din işte budur. Fakat insanların çoğu bilmezler. Ey zindan arkadaşlarım! (Rüyanıza gelince) : Biriniz (zindandan kurtulup) yine efendisine şarap içir(meye devam ed)ecek, diğeri ise (suçlu bulunup)asılıp başından kuşlar yiyecek. Hakkında fetva (ve bilgi) istediğiniz iş (mesele), böylece halledildi.”(Yusuf:36-42)
O kimselerin rüyâları, yorumladığı gibi çıktı. Şerbetçi serbest bırakılıp eski vazifesine döndü, ekmekçi de asıldı ve başının etini kuşlar yedi.
Değerli dinleyenler, Yusuf Aleyhisselamın zindan arkadaşlarından birisi rüyasında gördüğü ve Yusuf Aleyhisselamın tabirini yaptığı gibi idam edilmiş, diğeri de zindandan çıkarak eski görevine verilmişti. Hazreti Yusuf’un zindan hayatı devam edip günler ayları, aylar yılları kovalarken, günün birinde ülkenin hükümdarı, rüyâsında, yedi semiz ineğin yedi zayıf ineği yediğini ve yedi yeşil başak, yedi de kurumuş başak gördü. Üst üste birkaç defa gördüğü bu rüya üzerine telaşa düşüp, ülkesindeki rüya tabircilerine, “Ey ileri gelenler, eğer rüyâ tâbiri biliyorsanız, bu rüyâmı yorumlayın.” dedi. Onlar ise acaib bir rüya olduğunu, böyle bir rüyânın yorumunu yapamayacaklarını söylediler. İşte bu sırada, daha önce Yusuf Aleyhisselam ile zindanda kalan şerbetçi kendi rüyâsını tâbir ettirdiğini hatırlayarak; "Ben bu rüyânın yorumunu yaptıracağım. Beni zindanda bulunan Yusuf'un (a.s) yanına götürüp onunla görüştürün." dedi. Şerbetçiyi Yusuf Aleyhisselamın yanına götürdüler. O da Mısır hükümdârının rüyâsını anlatıp yorumunu istedi. Yusuf Aleyhisselam da, hükümdarın rüyâsını yorumlayıp; "Yedi sene bolluk, pek çok ekin ve mahsul olacak. Fakat ardından yedi seneyi takip eden kıtlık baş gösterecek. Tedbir olarak ilk yedi sene çok tohum ekip bol mahsul almaya baksınlar, yedi yılın buğdayından bol bol stok etsinler ve kıtlık baş gösterdiğinde bundan faydalansınlar.
Dilerseniz, burada tekrar Kur’an-ı Kerim’e dönelim ve Ayeti Celilelerle konunun aslını öğrenelim.
“(Bir gün Mısır ‘da) hükümdar: ‘Ben (rüyamda) yedi semiz ineği, yedi zayıf (ineğ)in yediğini ve yedi yeşil başak ile kuru olan (yedi) başak görüyorum. Ey ileri gelen (tabirci)ler! Eğer siz rüya tabir ediyorsanız, benim rüyamı açıklayın,’ dedi. (Ünlü tabirciler) dediler ki: ‘Bunlar, bir takım karışık rüya (veya hayal)lerdir; biz böyle rüyaların yorumunu bilemeyiz.’ (Zindandaki) o iki (kişi)den kurtulanı, bir zaman sonra (Yusuf’u) hatırladı da : ‘Ben size rüyanın yorumunu / sonucunu haber veririm, hemen beni (zindana) gönderin’ dedi. (Genç zindana gitti ve dedi ki:) ‘Ey doğru sözlü Yusuf! (Rüyada görülen) yedi zayıf (ineğin) yedi semiz ineği yemesi ile yedi yeşil başak ve diğer (yedi) kuru başak hallında bize açıklama yap. Umarım ki (bu isabetli yorumla, beni gönderen) insanlara dönerim de belki onlar (böylece doğruyu ve senin değerini) bilirler.’ (Yusuf) dedi ki: ‘Yedi sene âdet(iniz) üzere ekin ekerseniz, sonra yediğiniz az miktarın dışında, biçtiğinizi başağında öylece bırakın (depolayın). Sonra bunun ardından yedi (yıl) kuraklık gelir ki, bu da (tohum olarak) ayıracağınız az miktar dışında, daha önce biriktirdiklerinizin hepsini yiyip bitirecek. Sonra bunun ardından öyle bir yıl gelecek ki o yılda insanlara yağmur (bereket) verilecek, insanlar (meyveleri) sıkacak, (hayvanları sağacak)lar.” (Yusuf:43-49)
Sevgili dinleyenler, olaylar hiç beklenmedik şekilde gelişir ve yıllarca zindanda unutulan Yusuf Aleyhisselam böylece hatırlanmış olur. Aslında bütün bunlar Allahü Teâlâ nın bilgisi dâhilinde, önceden takdir edilip planlamıştır. Hükümdara o karmaşık gibi görünen rüyayı gösteren, onun bu rüyanın yorumunu merak etmesini ilham eden, hiç kimsenin bu rüyayı yorumlayabilmesine izin vermeyen, zindan arkadaşına Hazreti Yusuf'u hatırlatan Allah(c.c)'tır.
Hükümdar, Hazreti Yusuf'un, rüyasını nasıl yorumladığını öğrenince ona bir elçi göndererek, huzuruna getirmesini istedi. Hazreti Yusuf ise, haksız yere zindanda yattığının ve iftiraya uğradığının anlaşılması ve gerçeklerin ortaya çıkması için konunun yeniden incelenmesini, araştırılmasını sağlayacak şekilde; "Efendine dön de ellerini kesen o kadınların hâli neydi? Kendisine sor.” Dedi. Yusuf Aleyhisselam böyle yapmakla, kadınların, Hazreti Yusuf'un suçsuzluğunu ve Aziz'in karısının iffetsizliğini yakinen bildikleri ve birinci derece tanık oldukları halde daha önce tanıklık edecekleri bir ortam olmadığından şimdi tanıklıklarını yapmalarını talep etmiştir. Elçi, hükümdarın yanına dönüp Yusuf Aleyhisselamın isteğini arz etti. Meseleyi araştıran hükümdar, o kadınları yanına getirtip; "Yusuf’un nefsinden murâd almak istediğiniz vakit ne halde idiniz? Onu Züleyha'nın emrine itaat etmeye teşvik ederken size karşı bir meylini hissettiniz mi? kendisinde bir kötülük, şüphe götürür bir hareket gördünüz mü?" dedi. Kadınlar "Hâşâ! Biz onun hiçbir kötü hâline, hiçbir günahına muttali olmadık." dediler. O mecliste bulunan Azizin hanımı Züleyha da; "Şimdi hak, doğru ortaya çıktı. Ben onun nefsinden murâd almak istemiştim. O ise şüphesiz doğru söyleyenlerdendir." dedi. Böylece Yusuf Aleyhisselamın suçsuzluğu ve senelerdir zindanda suçsuz olarak kalmış olduğu ortaya çıktı. Mısır hükümdarı Yusuf Aleyhisselama tekrar elçi gönderip; Onu bana getirin, kendisini has müsteşar edinip işlerimi ona bırakayım. " dedi. Hükümdarın davetini kabul eden Yusuf Aleyhisselam zindandan çıktı.
Kıymetli dinleyenler, zindandan çıkınca hükümdarın sarayına giden Yusuf Aleyhisselama hükümdar çokça iltifatlarda bulunarak gönlünü almaya çalıştı. Görmüş olduğu rüya ile ilgili ne gibi tedbirler alınması gerektiğini sordu. Yusuf Aleyhisselam da, Allah(c.c)’ın verdiği ilimle alınacak tedbirleri, yapılması gereken işleri anlattı. Yusuf Aleyhisselamın tavsiyeleri çok hoşuna giden hükümdar, Yusuf Aleyhisselamı, bir yıl sonra vefat eden Maliye Nazırının yerine Maliye Nazırı yaptı. Bu sırada Hazreti Yusuf otuz yaşlarında idi. Mücevherlerle süslü taht ve taçlarla birlikte hazinelerinin anahtarlarını ona teslim eden Hükümdar, bütün yetkilerini de ona verdi. Memleketin her tarafında Yusuf Aleyhisselamın emri geçer oldu. Böylece hükümdarın gerçekleri öğrenmesinin ardından Hazreti Yusuf için yeni bir dönem başlamış oldu. Bu konu Ayeti Celilelerle şöyle anlatılır:
“(Bu yorumu duyan) hükümdar: ‘Onu bana getirin.’ Dedi. Elçi de ona gelince (Yusuf, zindandan çıkmayı hemen kabul etmeyip elçiye): ‘Efendine dön ve ona ellerini kesen kadınların o andaki halleri ne imiş sor. Şüphe yok ki, Rabbim onların tuzaklarını hakkıyla bilendir.’ Dedi. (Bu istek üzerine hükümdar, kadınları çağırıp:) ‘Yusuf’un gönlünü çelip, nefsinden murad almak istediğiniz zaman ki durumunuz / müşahedeniz neydi? Dedi. (Kadınlar:) “Hâşâ! Allah için(doğrusu) biz onun aleyhine olacak hiçbir kötülük (yaptığını görmedik ve ) bilmeyiz,” dediler. Tam o sırada Aziz’in karısı: ‘Şimdi gerçek açığa çıktı; ben, onun nefsinden murad almak istemiştim. O ise, sözü özü bir, dürüst kimselerdendir’ dedi. (Elçi, kadınların bu itiraflarını Yusuf’a iletince o da şöyle dedi:) ‘Bu (benim böyle sordurmam; vezirin) yokluğunda kendisine hakikaten ihanet etmediğimi ve hainlerin hilesini şüphesiz Allah’ın başarıya ulaştırmayacağını (herkesin) bilmesi içindir.’ Dedi. (Yine de) ben, nefsimi temize çıkar(mak iste)mem. Çünkü Rabbimin esirgemesi olmadıkça, nefis her daim kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.’ dedi. Hükümdar: ‘Onu bana getirin, onu kendime (sırdaş olarak) seçeceğim.’ Dedi. Onunla konuşunca da (Yusuf’a) : ‘Bu gün(den sonra) hakikaten sen, yanımızda mühim mevki sahibi, güvenilir birisin.’ Dedi. (Yusuf:) ‘Beni ülkenin hazinelerinin başına getir. Çünkü ben (onları) iyi korur ve (idaresini de) iyi bilirim.’ dedi. Böylece Yusuf’u o yere (büyük mevki ve şerefle) yerleştirdik; orada dilediği yerde konaklardı. Biz rahmetimizi dilediğimiz kimseye ulaştırırız, güzel hareket edenlerin mükâfatını zayi etmeyiz. İnananlar ve Allah’ın emirlerine uygun yaşayanlar için, ahiret mükâfatı elbet daha hayırlıdır. (Yusuf:50-57)
Değerli dinleyenler, hatırlanacak olursa Hazreti Yusuf, Mısır'a köle olarak getirilmiş, ardından da "bir kadının ırzına göz dikmek" gibi son derece kötü ve çirkin bir iftiraya uğrayıp zindana atılmıştır. Fakat Allah(c.c), yüzeysel bir bakışla imkânsız gibi gözüken bir değişiklik yapmış ve bu olumsuz şartlar içindeki Hazreti Yusuf'u bir anda Mısır'ın yönetiminde söz sahibi bir insan haline getirmiştir.
Mısır Kralı, Yusuf Aleyhisselamı, ölen Vezir'in karısı Züleyha ile evlendirdi. Yusuf Aleyhisselam, Züleyha’ya, "Senin, vaktiyle benden istemiş olduğun şeyden, böylesi, daha hayırlı değil midir?" dedi. O da "Ey dost! Sen, beni, kınama! Gördüğün gibi, ben, devlet ve dünya nimetleri içinde yaşayan güzel bir kadın idim. Efendimin ise, kadınlarla teması yoktu. Allah, seni de, olduğun gibi güzel suret ve heyette yaratmıştı. Gördüğün gibi, nefsim bana, galebe çalmıştı!" dedi. Yusuf Aleyhisselamın, Züleyha’dan Efrâim ve Mîşa adındaki oğulları doğmuştur. Efrâim; Yûşa bin Nûn, bin Efrâim Aleyhisselamın dedesidir. Mîşa'ın da, Musa adında bir oğlu olup kendisi, Musa bin İmran Aleyhisselamdan önce Peygamber olmuştu.
Yusuf Aleyhisselam, yetkileri eline alınca kıtlık senelerinin geleceğini düşünerek gerekli tedbirleri alıp, ihtiyaç olabilecek gıda stoklarını muhafaza edecek şekilde büyük depolar yaptırdı ve topladığı yiyecekleri buralarda depoladı. Bu arada insanlara da çok iyilik ve ihsânlarda bulunuyordu. Yedi sene olan bolluk seneleri çabucak geçti ve bütün şiddetiyle kuraklık ve kıtlık baş gösterdi. Kıtlığın ilk senesinde insanlar hazırladıkları yiyecekleri bitirdiler. Yusuf Aleyhisselamdan para ile yiyecek satın almaya başladılar. Yusuf Aleyhisselam da, gelen kim olursa olsun ayrım yapmadan, hiçbir kimseye bir deve yükünden fazla yiyecek vermedi. Bu hususta adâletten asla ayrılmadığı gibi herkese de adil olmayı ve Allah(c.c)’a inanmayı tebliğ ediyordu. Mısır hükümdarı ve pek çok kimse onun adâleti ve güzel huyları sebebiyle Allahü Teâlâya iman etmişlerdi. Yusuf Aleyhisselamın idaresi ile kıtlığı fazla etkilenmeden geçirmeye çalışan Mısır halkının dışında çevre ülkelerden olan insanlar da kıtlıktan etkilendiklerinden dolayı akın akın gelip Yusuf Aleyhisselamdan yiyecek alıyorlardı. Hazreti Yusuf’un kardeşleri de bu kıtlıktan nasiplerini almış, onlarında Mısır yönetimine başvurmaktan başka çareleri kalmamıştı. Allah(c.c)’ın takdirine bakın ki kader onları, ortadan kaldırmak için kuyuya terk ettikleri Hazreti Yusuf’un ayağına muhtaç bir şekilde düşürecekti. Yakub Aleyhisselamın oğulları nihayet çölleri aşıp Mısır'a varıp ta huzura çıkınca Hazreti Yusuf onları tanıdı. Onlar ise, Hazreti Yusuf'u tanıyamadılar. Bir tuzak ile kaybettikleri ve adını sanını bir daha işitmedikleri Yusuf’u yıllar sonra bir gün Mısır’ın maliye nazırı olarak karşılarında bulacaklarını rüyalarında görseler inanmazlardı. Açlık derdine düşmüş, alacakları erzaktan başka bir düşünce taşımayan bir gurup yolcu olarak gelmişler ve yardım talep etmişlerdi. Hazreti Yusuf, onlara kimliğini belli etmedi. Her bir kardeşi için birer deve yükü erzak hazırlattı. Onlardan almış olduğu paralarını da gizlice tekrar yüklerinin içine bıraktırdı. Sonra onlara nerden geldiklerini, ailelerinin kaç kişilik olduğunu sordu. Onlarda geride kalan küçük kardeşleri Bünyamin’den ve babalarından bahsettiler. Bunun üzerine Hazreti Yusuf gelecek sefere diğer kardeşlerini de getirmelerini istedi. Getirmedikleri takdirde erzak vermeyeceğini bildirdi. Kardeşleri yıllar sürecek kıtlığı düşündüklerinde bu teklifi kabul etmek durumunda kaldılar. Hazreti Yusuf’ta, bunu, sırf kardeşi Bünyamin’le buluşabilmek için şart koşmuştu. Dilerseniz, sözü yine burada Allah(c.c) kelamı olan Ayeti Celilelere bırakalım.
“(Nihayet sözü geçen kıtlık yılı gelince Mısır’dan zahire almak için) Yusuf ‘un kardeşleri gelip onun huzuruna girdiler. Onlar kendisini tanımadılar ise de o onları tanıdı. (Yusuf) onların (zahire) yüklerini kendilerine hazırlatınca dedi ki: ‘Baba bir erkek kardeşinizi de bana getirin. Gördüğünüz gibi, ben (onun hissesiyle beraber) ölçüyü tastamam (ve bolca) yapıyorum ve ben konuk sevenlerin de en hayırlısıyım. Eğer onu yanıma getirmezseniz artık benim yanımda size bir ölçek bile (zahire) yok ve bana da yaklaşmayın.’ (Kardeşleri:) ‘Onu babasından istemeye çalışacağız, biz her halükârda (bu isteğinizi) yaparız.’ dediler. (Yusuf) adamlarına: ‘Sermayelerini (paralarını) yüklerinin içine koyun. Umarım ki onlar ailelerine döndükleri zaman, onun farkına varırlarda yine gelirler.’ dedi.” (Yusuf:58-62)
Değerli dinleyenler, Hazreti Yusuf'un, kardeşi Bünyamin’i getirtebilmek için uyguladığı taktik son derece akılcıdır. Zira onlara bazı şartlar koşulmamış olsaydı gevşek davranabilir ve kardeşlerini getirmeyebilirlerdi. Ama Hazreti Yusuf işi onlara bırakmayacak şekilde, karşı koyamayacakları kusursuz bir plan hazırlamış, bütün bu akılcı tedbirlerin yanı sıra Hazreti Yusuf işi daha da sağlamlaştıracak bir tedbir daha almıştır. Kardeşleri Mısır'dan ayrılmadan önce onlardan erzak karşılığı aldığı parayı yani onların sermayelerini gizlice yüklerinin içine koydurmuştur. Böylece hem erzaklarını hem de erzakları için ödedikleri parayı vererek onlara büyük bir maddi menfaat daha sağlamıştır. Taberi Tefsiri, Kurtubi Tefsiri, Zemahşeri’nin Keşşaf’ı gibi eserlerdeki mevcut bilgilere göre, Yakub Aleyhisselamın oğullarının sermayeleri, satmak üzere Mısır'a götürdükleri yapağı, erimiş tereyağı, keş peyniri veya kuru yoğurt, kavut, deri, pabuç gibi şeylerdi.
Yakup Aleyhisselam, oğullarının, ikinci Mısır seferlerinde Bünyamin’i de götürmek istemeleri üzerine, Bünyamin'i göndermek istemedi ve karşı çıktı. Oğulları getirdikleri yüklerini açtıkları zaman, sermayelerinin, yüklerinin içine konulduğunu gördüler. Bunun üzerine babalarına götürdükleri sermayenin kendilerine iade edildiğini, verilmiş olan erzakın kıtlık süresinde yetmeyeceğini, tekrar erzak almak için gitmeleri gerektiğini, Bünyamin olmadan da erzakın verilmeyeceğinin söylendiğini tekrar hatırlatıp, Bünyamin’i koruyacaklarına söz verdiler. Yakup Aleyhisselam da and verip, çocuklarından kesin bir söz aldıktan sonra onlara tedbirli davranmalarını ve Mısır'a ayrı ayrı kapılardan girmelerini nasihat ederek onları uğurladı.
Yakup Aleyhisselamın oğulları, çölü aşıp Mısır'a ulaştıklarında Yusuf Aleyhisselamın yanına getirildiler. Kendilerine ikram ve ihsanlarda bulunuldu. Hazreti Yusuf, diğer kardeşlerinden ayrı olduğu bir sırada kardeşi Bünyamin'e kendisini tanıttı. Bir tedbirle onu göndermeyeceğini bildirdi. Her bir kardeşi için bir deve yükü erzak hazırlattı. Kardeşi Bünyamin'in yükünün içine Mısır hükümdârının altından yapılmış su tasını koydurdu. Yakub Aleyhisselamın oğullarının yükleri hazırlanıp yola çıkacakları sırada, askerler gelerek onları durdurdu ve hırsızlıkla itham ederek, saraydan çalınan kıymetli su kabını arayacaklarını söyledi, sonra da “Sizde böyle bir hadise olduğunda suçluya nasıl bir ceza uygularsınız” dedi. Yakup Aleyhisselamın oğulları "Su kabını çalanın cezası, kap kimin yükünde bulunursa, çalan kimse, mal sahibinin kölesi olur. Biz hırsızlık yapanları böyle cezalandırırız." dediler. Saray vazifelileri Yakup Aleyhisselamın oğullarının yüklerini aradılar. Su tası en son aradıkları Bünyamin'in yükünde çıktı. Bunun üzerine Yakub Aleyhisselamın bildirdiği dinin hükümlerine göre Bünyamin Mısır'da alıkonulmak üzere Hazreti Yusuf’a götürüldü. Yakub Aleyhisselamın oğulları: "Ey Aziz! Onun, Bünyamin'in ihtiyar ve çok muhterem bir babası var. Kaybolan kardeşimizin acısını onunla unutur. Onu bizden çok sever. Onun yerine birimizi alıp onu serbest bırak. Biz muhakkak seni ihsân edenlerden görüyoruz. Bu ihsânını tamamla." dediler. Yusuf Aleyhisselam ise "Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını alıkoymaktan Allahü Teâlâ ya sığınırız. Çünkü bu takdirde dininize uygun olarak verdiğiniz fetvaya göre biz de elbette zalimlerden oluruz." dedi. Dilerseniz olayı Kur’an-ı Kerim’de anlatıldığı şekli ile dinleyelim.
“Nihayet babalarına döndükleri zaman: ‘Ey babamız! Artık bize ölçek (zahire satın almak) yasaklandı. Kardeşimizi de bizimle beraber gönder de zahire alalım. Biz onu ne pahasına olursa olsun koruyacağız.’ dediler. (Yakub) dedi ki: ‘Daha önce bunun kardeşini (Yusuf’u) size güvendiğim gibi, bunu da mı size emanet edeyim? (Ne siz, ne ben,) en iyi koruyucu Allah’tır. O merhametlilerin en merhametlisidir.’ Nihayet zahire yüklerini açtıkları zaman, sermayelerini kendilerine geri verilmiş buldular. Dediler ki: ‘Ey babamız! Daha ne istiyoruz? İşte (götürdüğümüz) sermayemiz (zahire bedellerimiz) bize geri verilmiş! (Bununla tekrar) ailemize yiyecek getirir, kardeşimizi de koruruz ve (fazladan) bir deve yükü de (yiyecek) artırırız. (Zaten) bu, az bir ölçek (zahire)dir (bize yetmez).’ Dediler. (Yakub): ‘Hepiniz kuşatıl(ıp çaresiz kalma)dıkça, onu bana mutlaka getireceğinize dair Allah için, sağlam bir söz verinceye kadar, onu sizinle beraber kesinlikle göndermeyeceğim.’ Dedi. Artık babalarına yeminle / sağlam söz vermeleri üzerine (Yakub): ‘Allah konuştuğumuza vekildir.’ Dedi (ve Bünyamin’i onlarla beraber gönderdi.). (Mısır’a hareket etmeden önce onlara:) ‘Oğullarım! (Mısır’a) bir kapıdan girmeyin; ayrı ayrı kapılardan girin (nazar değmesinden korkuyorum). Gerçi, Allah’tan (gelecek) hiçbir şeyi sizden savamam. Hüküm ancak Allah’ındır. Ben ancak O’na dayanıp güvendim, tevekkül edenler de ancak O’na dayanıp güvensinler.’ dedi. Nihayet babalarının kendilerine emrettiği şekilde (Mısır’a ayrı ayrı kapılardan) girdiler. (Aslında babalarının) bu tedbiri Allah’tan (gelecek) bir şeyi onlardan gideremezdi. Sadece Yakub nefsindeki (nazardan korunmaya dair) bir dileği yerine getirdi. Doğrusu o, kendisine (vahiy ve ilhamla) öğrettiğimiz için ilim sahibi idi, fakat insanların çoğu (İlâhî takdiri) bilmezler. (Kardeşleri) Yusuf’un yanına girince, (öz) kardeşi olan (Bünyamin’)i yanına aldı (bağrına bastı ve ona): ‘Gerçekten, ben senin kardeşinim, onların (bizim hakkımızda) yaptıklarına üzülme!’ dedi (ve önceki yaşadığı olayı anlattı. Yusuf), onların yüklerini hazırlatınca, su kabını (öz) kardeşinin yükü içine koydu. (Kafile yola çıktıktan) sonra bir tellâl (münâdi) şöyle bağırdı: ‘Ey kervancılar siz hırsızsınız!’ (Yakub’un oğulları) onlara dönerek: ‘Ne kaybettiniz (ne arıyorsunuz)? Dediler. Dediler ki: ‘Hükümdarın su kabını kaybettik. Onu getirene bir deve yükü (mükâfat) vardır’. (O seslenen ): ‘Buna kefilim’ (dedi.) (Yusuf’un kardeşleri): ‘Allah’a yemin ederiz ki, bizim bu ülkeye fesat çıkarmak için gelmediğimizi siz de biliyorsunuz. Ayrıca biz hırsız da değiliz’ dediler. (Onlar da): ‘Eğer yalancı iseniz hırsızın cezası nedir?’dediler. ‘Onun cezası, (çalınan mal )kimin yükünde bulunursa kendisi onun karşılığıdır. Biz (hırsızlık yapan) zalimleri böyle cezalandırırız.’ dediler. Bunun üzerine (Yusuf, öz) kardeşinin kabından (yükünden) önce onların kaplarını (aramaya) başladı. Sonra onu kardeşinin kabından çıkardı. İşte biz ( Yusuf’a kardeşi Bünyamin’i geri alması için) böyle bir plan hazırlattık. Yoksa hükümdarın dinine (kanununa) göre, Allah’ın dilemesi dışında kardeşini alamazdı. (Biz) dilediğimizi yükseltiriz. Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen vardır.(Allah eşsiz ilim sahibidir.) (Yusuf’un kardeşleri): ‘Eğer o çalmışsa, daha önce onun bir kardeşi de çalmıştı’ dediler. Yusuf, bunu içinde sakladı, onu onlara açıklamadı ve (içinden: Bana yaptığınızdan dolayı) ‘sizin durumunuz daha kötüdür’ dedi. ‘Allah sizin anlatmakta olduğunuzu çok iyi bilendir.’ (Kardeşleri): ‘Ey azîz (vezir)! Onun çok ihtiyar bir babası var. Birimizi onun yerine al(hapset; yeter ki onu bırak). Biz seni kesinlikle iyiliksever (insanlardan) görüyoruz.’ dediler. (Yusuf): ‘Malımızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını (yakalayıp) almaktan Allah’a sığınırız; çünkü biz o takdirde zulmedenlerden oluruz.’ dedi. (Yusuf:63-79)
Kıymetli dinleyenler, Yusuf Aleyhisselamın kardeşleri, Bünyamin’i alıp babalarına geri götürebilmekten ümitlerini kesmişlerdi. Büyükleri babalarının yanına Bünyamin olmadan gitmek istemedi. Kardeşlerine, “Babamıza gidin ve ona ‘Ey babamız oğlun hırsızlık etti. Biz ancak bildiğimizi söylüyoruz. Bize inanmıyorsan kervandakilere sor’ deyin” dedi.
Böylece, diğerleri eksik olarak memleketlerine döndüler ve utanıp sıkılarak huzuruna vardıkları babalarına durumu anlattılar. Çocuklarından Bünyamin’in hırsızlıktan yakalandığını, büyük oğlunun da utancından memleketine gelemediğini öğrenen Yakub Aleyhisselamın, üzüntüsünden gözlerine ak düştü. Gören gözü görmez oldu. Katlanan evlat acısı dayanılmaz olmuş, Yusuf ve Bünyamin’in adı dilinden düşmüyor, sabah akşam onların isimlerini tekrarlıyordu. Çocukları babalarına şöyle dediler “Yeter baba Yusuf’u anmaktan helak olacaksın.” Yakup’ta “Ben sizin bilmediğinizi biliyorum. Şimdi gidin ve onları iyice arayın” dedi. Kardeşler, tekrar Mısır’a, Hazreti Yusuf’un yanına gittiler; “Ey Aziz! bizim fazla sermayemiz yok, bize tam olarak ölçerek ver, bize bağışta bulun” dediler. Bu sözler üzerine Yusuf, onlara; “Siz cahilliğinizi hiç düşünmüyor musunuz? Yusuf’la kardeşine ne yapmıştınız hatırlayın” dedi. Bu sözler kardeşler de bir şaşkınlık oluşturdu. “Yoksa sen Yusuf musun?” Dediler. O da “Evet, ben Yusuf’um, bu da kardeşim. Allah(c.c), güzel davrananları ödüllendirir.” Kardeşleri de “Allah(c.c), seni bizden üstün kıldı. Biz hata yapanlardandık” deyip Yusuf Aleyhisselamın üstünlüğü ve ona yaptıklarından dolayı günahkâr olduklarını kabul ettiler. Onların yalvarışlarını, çaresiz kaldıklarını görünce, kalbi incelip merhametleşen Yusuf Aleyhisselam onlara; "Bugün size bir kınama ve ayıplama yoktur." dedi. Kardeşlerine çok izzet ve ikramda bulundu. Babası Yakub Aleyhisselamın hâlini, kendisinin yokluğundan sonra ne durumda olduğunu sordu. Onlar da; "Senin için çok üzüldü, ağladı. Bu sebeple gözleri görmez oldu." dediler. Bunun üzerine Yusuf Aleyhisselam gömleğini çıkarıp onlara verdi ve "Şu gömleğimi babama götürün ve yüzüne sürsün. O, Allah(c.c)’ın izniyle görmeye başlar. Sonra bütün ailenizi bana getirin." dedi. Yusuf Aleyhisselam kardeşlerinin yol hazırlıklarını yaptırdı. Babası Yakub Aleyhisselama verilmek üzere bütün hanedanı ve akrabası ile birlikte Mısır'a gelmelerini isteyen bir mektup da verdi. Konu Ayeti Celilelerle şöyle anlatılmaktadır:
“(Yakub’un oğulları) on(u kurtarmak)dan ümitlerini yitirince, kendi aralarında fısıldaşarak görüşmek üzere bir kenara çekildiler. Büyükleri dedi ki: “Babanızın sizden Allah adına kesin söz aldığını ve daha evvel de Yusuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Babam izin verinceye veya Allah benim için hükmedinceye kadar ben bu yerden asla ayrılmayacağım. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır. Babanıza dönün deyin ki: ‘Ey babamız! İnan ki oğlun, hırsızlık etti. Biz ancak bildiğimiz şeye şahitlik ediyoruz. (Kaybolan tasın, onun yükünden çıktığını gördük, hakikati bilmiyoruz.) Biz gaybın bekçileri değiliz. (Bize inanmazsan ) içinde bulunduğumuz o şehir (halkın)a ve içinde dönüp geldiğimiz kervana sor. Şüphesiz elbette biz doğru söyleyenleriz!’ (Bunun üzerine Yakub) ‘Hayır! Nefisleriniz (sizi aldatıp böyle) bir işi hoş gösterdi. Artık (bana düşen) güzel bir sabırdır. (Ben ise) Allah’ın onların hepsini bana kavuşturacağını ümit ederim. Çünkü O (her şeyi) hakkıyla bilen, (eşsiz) hüküm ve hikmet sahibidir’ dedi. Ve (Yakub) onlardan yüz çevirdi de ‘Ah Yusuf’um ah!’ diye sızlandı ve kederinden (ağlayarak) iki gözüne ak düştü (perde indi). (Bununla beraber ) o, (kederini oğullarına belli etmiyor) içine atıyordu. (Oğulları) dediler ki: ‘Vallahi, sen Yusuf’u hâlâ anıp duruyorsun, ya (üzüntüden) eriyeceksin veya kendini helak edenlerden olacak (ve ölecek)sin.’ (Yakub): ‘Ben, derin üzüntü ve tasamı yalnız Allah’a arz ederim ve Allah katından sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim,’ dedi. ‘Evlatlarım! Gidin Yusuf’u ve kardeşinizi iyice araştırıp haber getirin. Allah’ın lütfünden ümidinizi kesmeyin. Çünkü kâfirler toplumundan başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez.’ Bunun üzerine (Yakub’un oğulları, Mısır’a dönüp Yusuf’un) huzuruna geldikleri zaman: ‘Ey vezir! Biz ve ailemiz sıkıntıya düştük, pek kıymetsiz bir sermaye ile geldik. Bize yine ölçeği tam yap ve bize ayrıca ikramda bulun. Şüphesiz Allah ikramda bulunanları mükâfatlandırır’ dediler. (Yusuf şöyle) dedi: ‘Siz cahil(lik / gaflet döneminizde) iken Yusuf’a ve kardeşlerine neler yaptığınızı hatırladınız mı(anlayıp tövbe ettiniz mi)? ‘Yoksa sen, (hakikaten)sen Yusuf musun? Dediler. O da ‘Ben Yusuf’um, bu da kardeşimdir. Allah bize lütufta bulundu (bizi korudu ve yüceltti). Çünkü hakikat şudur ki: Kim ‘Allah’ın emrine uygun yaşar’ ve sabrederse, muhakkak ki Allah iyilerin mükâfatını zayi etmez’ dedi. (Kardeşleri:) ‘Allah’a yemin olsun ki Allah, seni hakikaten bizden üstün tutmuş ve bize tercih etmiştir. Biz doğrusu, (yaptığımızdan dolayı ) suçluyduk’ dediler. (Yusuf da) ‘Bugün size, (o yaptığınızdan dolayı) hiçbir kınama yok. Allah sizi bağışlasın. O merhametlilerin en merhametlisidir. Şu gömleğimi götürün, onu babamın yüzüne koyun da gözü açılsın. Sonra bütün ailenizle birlikte bana gelin.’ Dedi. (Yusuf:80-93)
Yakub Aleyhisselam, oğulları Mısır'dan yola çıktıktan sonra, çevresindekilere oğlu Hazreti Yusuf'un kokusunu aldığını söyledi. Fakat yanındakiler, Yusuf Aleyhisselama duyduğu aşırı muhabbetten dolayı böyle bir koku duyduğunu zannedebileceğini söylediler. Nihayet Yakub Aleyhisselamın oğulları Kenaan diyarına yaklaşınca, onlardan birisi müjdeci olarak gelip Yusuf Aleyhisselamın gömleğini babasına verdi. Gömleği gözüne süren Yakub’un gözleri, Allah(c.c)’ın izniyle açıldı.
Hazreti Yusuf'un hayatta olduğu bilgisinin ve bunu ispatlayan ona ait gömleğin Hazreti Yakub'a gelmesiyle birlikte, Hazreti Yusuf'un kardeşlerinin yıllardır saklı tuttukları, Hazreti Yusuf'un kurt tarafından yenip öldürüldüğü yalanı da ortaya çıkmıştı. Bu gerçeğin açığa çıkmasıyla birlikte çocukları babalarından kendileri için bağışlanma dilemesini istemişler, “Ey babamız bizim için Allah(c.c)’tan af dile, çünkü biz gerçekten günahkârdık.” O da çocukları için Allah(c.c)’tan bağışlanma diledi. Sonra, Yakub Aleyhisselam, Taberi Tarihi ve benzeri eserlerde rivayet edildiğine göre, yetmiş veya seksen üç nüfusluk ev halkıyla birlikte Mısır'a gitti. Mısır’a yaklaştıklarında, Yusuf Aleyhisselam, Mısır'ın Büyük Kralı ile konuştu ve yanına aldığı dört bin askerin başında ve Mısırlılardan bir çok süvariler de, yanında bulunduğu halde, şehrin dışında Yakub Aleyhisselamı karşılamaya çıktı.
Yakub Aleyhisselam, oğlu Yehûza'ya dayanarak şehre doğru yaya olarak yürümekte iken, karşıdan, askerler ve süvarilerle halkın başında, Yusuf Aleyhisselamın geldiğini görünce: "Ey Yehûza! Bu, Mısırın Büyük Firavunu mu?" diye sordu. Yehûza: "Hayır! Bu, oğlun Yusuf'tur!" dedi.
Yusuf Aleyhisselamda onların geldiğini görünce, hemen karşılayıp anne babasını kucakladı. Sonra da anne babasını tahtına oturttu. Hepsi Yusuf’un büyüklüğü önünde, o zamanki tazim ve ululama hareketi olarak eğildiler. Bunun üzerine Hazreti Yusuf; “Babacığım işte bu, Allah(c.c)’ın bana gösterdiği rüyanın yorumudur” dedi. Ve bu şekilde İsrail oğulları, Filistin'den Mısır'a gelip yerleşmiş oldular. Bir süre sonra da Yakub Aleyhisselam vefat etti.
Yusuf Aleyhisselam, son zamanlarında, Allahü Teâlâ ya söyle münacatta bulunuyordu: "Rabbim, bana hükümdarlık verdin, rüyaların yorumunu öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratanı! Dünya ve âhirette koruyanım sensin! Benim canımı, Müslüman olarak al! Ve beni iyilere kat!"
Sevgili dinleyenler, sözün en doğrusu Ayeti Celilelere dönüyoruz ve konunun Allah(c.c) kelamında nasıl anlatıldığına bakıyoruz yine.
“Kervan (Mısır’dan) ayrılınca babaları: ‘Doğrusu, ben Yusuf’un kokusunu alıyorum. Sakın bana, bunadı demeyin!’ dedi. (Oradakiler:) ‘Vallahi, sen hâlâ eski (sayıklama) şaşkınlığındasın’ dediler. Müjdeci gelip de o (Yusuf’un gömleği)ni, (Yakub’un) yüzüne koyunca derhal (gözleri eski) görür haline dönüverdi. (Bunun üzerine) ‘Ben size, Allah (tarafın)dan sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim dememiş miydim?’ dedi. (Evlatları:) ‘Ey babamız! Bizim için istiğfar et (günahlarımızın bağışlanmasını dile), gerçekten biz suç işleyenlerdik’ dediler. (Yakub): ‘Sizin için Rabbimden dileyeceğim, şüphe yok ki O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir’ dedi. Nihayet (hep beraber Mısır’ın dışında kendilerini karşılamak için çıkmış olan) Yusuf’un yanına vardıkları zaman, (Yusuf) babasını ve annesini bağrına bastı ve ‘Allah’ın izniyle emin olan Mısır’a girin’ dedi. Babasını ve annesini tahtın üzerine çıkar(ıp oturt)tu ve hepsi de (önce) onun için (yani ona kavuşturan Allah’a şükür için) secdeye kapandılar. (Yusuf) dedi ki: ‘Ey babacığım! İşte bu, önceki (gördüğüm) rüyamın tevili (yorumudur). Doğrusu Rabbim o rüyayı gerçekleştirdi, bana nice ihsanlarda bulundu, böylece beni zindandan çıkardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra da O (Allah), sizi çölden (buraya) getirdi. Şüphesiz Rabbim, dilediğine lütfedicidir. Çünkü O, hakkıyla bilen mutlak hüküm sahibidir. Rabbim, sen bana mülk (ve saltanat) verdin ve sözlerin (rüyaların) tâbirini öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Benim dünyada ve âhirette velîm (sahibim gerçek dostum) sensin! Benim canımı müslüman olarak al ve beni sâlih (mü’min)ler arasına dahil et.” (Yusuf:94-101)
Yusuf Aleyhisselam, babası Yakub Aleyhisselamın vefatından sonra, yirmi üç yıl daha yaşadı. Vefatının yaklaştığının anladığında, İsrail oğulları kavminden seksen erkeği yanına topladı. Onlara, ecelinin geldiğini, yakında vefat edeceğini, Kıptilerden tanrılık iddiasında bulunacak bir zorbanın kral olup İsrail oğullarının doğan erkek çocuklarını öldürüp kız çocuklarını, bırakacağını ve İsrail oğullarına işkencenin en kötüsünü tattıracağını, saltanatının, uzun müddet süreceğini, sonra, İsrail oğullarından Musa bin İmran adında, uzun boylu, kıvırcık saçlı, esmer tenli bir zat çıkacağını, Yüce Allah(c.c)'ın, onun eliyle İsrail oğullarını, Kıpti Firavun'un elinden kurtaracağını haber verdi ve Mısırdan çıkıp giderlerken, cesedini, babalarının yanına gömülmek üzere, yanlarında götürmelerini vasiyet ederek, kardeşi Yehuza'yı da, İsrail oğullarının üzerine Halife tayin etti. Yusuf Aleyhisselam, vefat ettiği zaman, yüz yirmi yaşında idi. Yusuf Aleyhisselamın cesedi, kokulanıp mermer bir tabut içine konuldu. Nil nehrinin kenarına gömüldü. Üzerine, su salınıp kabir, su altında, bırakıldı. Ona ve gönderilen bütün Peygamberlere Selam olsun!
Değerli dinleyenler, günümüzde de yaşanan her olayda, aynen Hazreti Yusuf'un hayatı gibi kusursuz bir İlahi planın işlediğini, Allah(c.c)'ın her olayı hayır ve hikmetle yarattığını sakın unutmayalım. Unutmayalım ki Allah(c.c) her şeye kadirdir ve kendisine iman edip samimi bir şekilde bağlanan, dinine hizmet etmek için ihlasla çalışan kullarının daima yardımcısıdır. Müminlere hiç umulmadık yerden hiç umulmadık nimetler verir, onlara hesaba katmadıkları yönden yardım eder. Her Müslümanın tek arzusu kâmil bir imanla Allah(c.c)’a kavuşmak ve buna göre yaşamak olmalıdır.
Yüce Mevla cümlemizi, okuduklarımızı, dinlediklerimizi öğrenip, öğreten ve uygulayanlardan eylesin. Amin… Hoşça kalınız efendim.
13 Hz
Eyyub (as)
11 Hz
Yakup (as)
Diğer Kayıtlar
| Çal | Başlık | Tarih | Süre | Paylaş |
|---|---|---|---|---|
| 01 Hz Adem (as) 19.03.202632 dk 27 sn | 19.03.2026 | 32 dk 27 sn | ||
| 02 Hz Şit (as) 18.03.202617 dk 11 sn | 18.03.2026 | 17 dk 11 sn | ||
| 03 Hz İdris (as) 17.03.202615 dk 38 sn | 17.03.2026 | 15 dk 38 sn | ||
| 04 Hz Nuh (as) 16.03.202633 dk 8 sn | 16.03.2026 | 33 dk 8 sn | ||
| 05 Hz Hud (as) 15.03.202622 dk 4 sn | 15.03.2026 | 22 dk 4 sn | ||
| 06 Hz Salih (as) 14.03.202630 dk | 14.03.2026 | 30 dk | ||
| 07 Hz İbrahim (as) 13.03.202670 dk 19 sn | 13.03.2026 | 70 dk 19 sn | ||
| 08 Hz İsmail (as) 12.03.202632 dk 36 sn | 12.03.2026 | 32 dk 36 sn | ||
| 09 Hz İshak (as) 11.03.202614 dk 43 sn | 11.03.2026 | 14 dk 43 sn | ||
| 10 Hz Lut (as) 10.03.202626 dk 48 sn | 10.03.2026 | 26 dk 48 sn | ||
| 11 Hz Yakup (as) 09.03.202628 dk 43 sn | 09.03.2026 | 28 dk 43 sn | ||
| 13 Hz Eyyub (as) 07.03.202614 dk 28 sn | 07.03.2026 | 14 dk 28 sn | ||
| 14 Hz Zülkifl (as) 20.03.20264 dk 26 sn | 20.03.2026 | 4 dk 26 sn | ||
| 15 Hz Suayb (as) 06.03.202615 dk 1 sn | 06.03.2026 | 15 dk 1 sn | ||
| 16 Hz İlyas (as) 05.03.20266 dk 25 sn | 05.03.2026 | 6 dk 25 sn | ||
| 17 Hz Elyesa (as) 21.03.20268 dk 43 sn | 21.03.2026 | 8 dk 43 sn | ||
| 18 Hz Yunus (as) 04.03.202616 dk 32 sn | 04.03.2026 | 16 dk 32 sn | ||
| 19 Hz Davud (as) 03.03.202617 dk | 03.03.2026 | 17 dk | ||
| 20 Hz Süleyman (as) 02.03.202630 dk 28 sn | 02.03.2026 | 30 dk 28 sn | ||
| 21 Hz Zekeriyya (as) 01.03.20267 dk 45 sn | 01.03.2026 | 7 dk 45 sn | ||
| 22 Hz Yahya (as) 28.02.20266 dk 32 sn | 28.02.2026 | 6 dk 32 sn |
