İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

08 Hz İsmail (as)

08 Hz İsmail (as)
İslam Peygamberleri

08 Hz İsmail (as)

12.03.2026
32 dk 36 sn

 

Bu gün yeni bir bölümle birlikteyiz sevgili dinleyenler.

Allah(c.c)’ın emirlerine kayıtsız şartsız itaat eden, babasına: “O ne emretmişse hemen yerine getir” diyerek boynunu bıçak altına uzatarak kesilmesini bekleyen, bu teslimiyet karşısında, yerine kesilmek üzere Allah(c.c) tarafından koç gönderilen Hz. İsmail Aleyhisselamı tanımaya çalışacağız efendim.   

Sevgili dinleyenler, Mısır'da başlarına gelen Firavun hadisesinden sonra orada huzur bulamayan Hz. İbrahim, Mısır'ı terk ettikten sonra yerleştiği her yerde çabucak çevre edinmiş, kuyular açmış, mescitler kurmuş, çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşmış, malı çoğalmış, herkesin sevdiği, iyiliksever biri olarak yaşantısına devam etmekteydi. Evine inen konuklarını en iyi şekilde ağırlardı. Allah(c.c) misafirlerini ağırlayanların ilki idi ve Konuklar Babası diye anılırdı. Yüce Allah(c.c), ona, rızık ve geçim bolluğu, servet ve hizmetçiler ihsan etti. Yüce Allah(c.c), İbrahim Aleyhisselama mal ve servet bolluğu verince, İbrahim Aleyhisselam: ‘Ey Rabbim! Benim çocuğum yok. Ben, çok mal ve serveti, ne yapayım?’ demişti. Mukaddes beldelerde yirmi yıldan beri oturdukları halde, çocukları olmuyor; Hz. Sâre ise, bir hayli yaşlanıp İbrahim Aleyhisselam için çocuk doğur­maktan kalmış bulunuyordu. İbrahim Aleyhisselamın da, yaşı çok ilerlemişti. Fakat kendisi, sâlih bir oğul ihsan buyurması için, Yüce Allah(c.c)a yalvarıp duruyordu. Ancak zevcesi Hz. Sâre'nin çocuğu olmuyordu.

Hz. İbrahim ve eşi Hz. Sâre’nin Mısır’dan gelişlerinden on yıl sonra idi. Hz. İbrahim’in, Allah(c.c)’dan evlat sahibi olabilme taleplerini bilen Hz. Sâre, bu duruma üzülüyor ama elinden de bir şey gelmiyordu. Derken Hz. Sâre, hizmetçisi Hz. Hâcer'i, İbrahim Aleyhisselama bağışlayarak “Ben, onun gösterişli bir kadın olduğunu görüyorum. Sen, onu zevceliğe al. Belki Allah(c.c) sana ondan bir oğul nasip eder.” dedi. Hz. İbrahim biraz düşündükten sonra, önce bu teklifi reddetti.

“Ey Sâre bu işin sonundan endişe ederim. İleride Hâcer'i kıskanmandan korkarım. Huzurumuz bozulsun istemiyorum.” dedi ise de Hz. Sâre kararlıydı. Hz. Hâcer'in Hz. İbrahim ile evlenmesi konusunda ısrarcı oldu. Bu ısrarların sonunda, Hz. İbrahim çocuğu olmadığı için, hanımı Hz. Sâre'nin isteği ve izniyle, Hz. Hâcer'le evlendi. Birbirini kovalayan günler, haftalar, aylar sonra, İbrahim Aleyhisselam seksen altı yaşında bulunduğu sırada, Hz. Hâcer bu evlilikten nur topu gibi bir erkek çocuk dünyaya getirdi. Adını İsmail koydular.

Kendisine "Allah(c.c)'ın kurbanı" anlamında "Zebihatullah" da denir. Hz. İbrahim'in Hz. Hâcer'den olan büyük oğlu ve Peygamberimiz(s.a.v)’ in dedelerindendir. Kur'an-ı Kerim’de on iki yerde ismi zikredilmekte ve aynı zamanda kendisine vahiy indiği bildirilmektedir.

İsmail Aleyhisselam, boylu poslu, ak saçlı, güzel ve nurlu yüzlü, kırmızımsı tenli, küçükbaşlı, büyük gözlü, uzun burunlu, kalın boyunlu, geniş omuzlu, uzun elli ve uzun ayaklı, çok güçlü ve kuvvetli idi. İyi bir at binici, avcı ve atıcıydı.

Değerli dinleyenler, Hz. İsmail’in doğumu ile birlikte, Hz. Muhammed(s.a.v) efendimizin nuru Hz. Hâcer vasıtası ile İsmail Aleyhisselama intikal etmişti. Hz. Hâcer, Hz. Sâre ve Hz. İbrahim güzel güzel birlikte yaşamakta ve her şey güzel gitmekte iken, Hz. Hacer’in hamileliği belli olduktan sonra, zamanla Hz. Sâre'de kıskançlık emareleri görülmeye başlamıştı. Firavun’un sarayında kendisine hediye edilen ve kocasına da kendisi tarafından nikâhlanan bir cariye, böyle şerefli bir soyun büyükannesi olacak, kendisi bir tarafta unutulup kalacaktı. Bunlar düşünülüp dururken, bir gün kucağına konuluveren “İsmail” adlı bu nur yüzlü yavruya kendi yavrusu gibi bakamadı. Hz. Hacer’e karşı olan duyguları günden güne değişmiş, gittikçe tatsız bir hal almıştı. Onu iyiden iyiye kıskanmaya başlamıştı. Bu arada İsmail de, günden güne güzelleşmiş, tatlılaşmış, kendini daha da sevdirir olmuştu. Derken, günlerden bir gün artık patlamak üzere bulunan kalbindeki duyguları, birer birer kocası Hz. İbrahim’e dile getirdi. Artık aynı çatı altında yaşamalarının çok zor olduğunu, bu nedenle Hz. Hâcer ile Hz. İsmail'i, kendisinin kat’iyyen göremeyeceği başka bir yere götürüp bırakmasını istedi. Hz. İbrahim, ne yapacağını bilemiyordu. Yüce Allah(c.c), Hz. Sâre'de meydana gelen bu duyguyu çeşitli hikmetlerle Hz. İbrahim'e vahyetti. Onları emin bir bölgeye götürmesini bildirdi. Hz. Hâcer ile oğlu İsmail’i alıp başka bir beldeye götürüp onları oraya yerleştirecekti. Bu yolculukta onlara bir melek rehberlik yapacak, yerleşecekleri yeri onlara gösterecekti.

Hz. İbrahim, Hz. Sâre'yi üzmemek için Allahü Teâlânın emriyle Hz. Hacer ile oğlu İsmail'i yanına alarak bir akşamüzeri evden ayrıldı. Günlerce süren yolculuk bir türlü bitmedi. Kılavuz melek henüz bir yerde durmuyor, konaklama yapılan yerlerde ise: Ey İbrahim, asıl menzil burası değildir, diyerek yolculuğu tekrar başlatıyordu. Böylelikle yaklaşık bin kilometre yol tüketilmişti. Nihayet bir gün derin vadileri, yüksek yüksek tepelerin bir araya geldiği çırılçıplak bir mekânda yolculuk son buldu. Cibril-i Emin olduğu rivayet edilen kılavuz melek, üç beş adım ileride bulunan ve yerden iki üç adam boyu kadar yüksekçe küçücük bir tepeyi işaret etti.

“Menzilimiz ve Beytullah’ın yeri burasıdır.” dedi.

Değerli dinleyenler, Hz. İbrahim, Hz. Hâcer ve Hz. İsmail’den oluşan küçük kafilenin getirilerek bırakıldıkları ve “Menzilimiz ve Beytullah’ın yeri burasıdır.” denilen yer, daha evvel Hz. Âdem tarafından inşa edildiği rivayet edilen, fakat temelleri bile kalmayan mübarek binanın, Beytullah’ın bulunduğu mekândı. Gide gide, bu gün Mekke ismini almış olan mukaddes beldeye varmışlardı. Bugünkü zemzem kuyusunun bulunduğu yerin çok yakınında konaklamışlardı. Hz. İbrahim çadır kurarak, bu ana-oğlu oraya yerleştirdi. Yanlarına içi hurma dolu meşin bir dağarcık ve içi su dolu bir kırba bıraktıktan sonra, yanlarından ayrılmak için çadırdan dışarı çıktı.

Varacakları menzile varıp ta, yerleştirildikleri mekânı ve Hz. İbrahim’in bırakıp gidecek olduğunu gören Hz. Hâcer telaşa düşmüş ağlıyordu. Hz. İbrahim, geldiği yere dönmek üzere, oradan izi sıra geri döndü. Hz. Hâcer, İbrahim Aleyhisselamın arkasından seslenerek:

“Ey İbrahim! Bizi, bu ıssız vadide bırakıp ta, nereye gidiyorsun? Öyle bir vadi ki, ne görüşülecek bir kimse var, ne de, bir şey!’ dedi. Cevap gelmeyince Hz. Hâcer, sözünü tekrarladı ise de İbrahim Aleyhisselam, ona dönüp bakmadı. Bunun üzerine, Hz. Hâcer:

"Yoksa bizi buraya bırakıp gitmeni sana Allah(c.c) mı emretti?’ diye sordu. İbrahim Aleyhisselam da “Evet!” diye cevap verdi. Hz. Hâcer:

“Öyle ise, Allah(c.c) bize yeter. O, bizi zayi etmez, himayesiz bırakmaz!” dedikten sonra tevekkülle çocuğunun yanına döndü.

İşte Hz. İbrahim’in, günlerce süren yolculuk boyunca konuştuğu tek kelime bundan ibaretti.

Hz. İbrahim onların yanından ayrılıp, Mekke'nin üst tarafındaki Seniye mevkiine kadar ilerledi. Sonra onlar tarafından görülmeyecek bir yerde durup yüzünü, bu gün Kâbe'nin bulunduğu tarafa döndürdü ve ellerini kaldırdı: "Ey Rabbimiz! Ben, zürriyetimden bir kısmını, Senin Mukaddes olan Ev'inin yanında, namazlarını, dosdoğru kılsınlar diye, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Artık, insanlardan bir kısmının gönüllerini, onlara Meyl ettir. Şükür etmeleri için, onları, bazı meyvelerle rızıklandır.” diyerek Allah(c.c)'a dua etti. Sonra da, Şam taraflarındaki diğer ailesinin yanına döndü. Hz. İbrahim’in bu duaları Kur’an diliyle şöyle anlatılmaktadır:

“Hani İbrahim (karısı Hacer ile oğlu İsmail’i Mekke yöresine yerleştirip) şöyle demişti: ‘Ey Rabbim! Bu şehri emniyetli kıl, beni ve oğullarımı heykellere / putlara tapmaktan uzak tut.” (İbrahim:35)

 

“Ey Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bazısını, senin mukaddes ev (olan Beytullah)ın yanında, ekinsiz (çorak) bir vadiye yerleştirdim. Ey Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılsınlar (diye böyle yaptım). Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir ve onları (çeşitli) meyveler ile rızıklandır ki sana şükretsinler.” (İbrahim:37)

“…Ey Rabbimiz! Duamı kabul buyur.” (İbrahim:40)

Hz. Hâcer oğluyla birlikte bırakıldıkları vadide yaşıyor, acıktıkça hurmadan yiyor, susadıkça sudan içiyor ve oğlunu emziriyordu. Bir süre sonra kırbadaki su tükenince, hem kendisi hem de İsmail Aleyhisselam susadılar. Su tükendiği zaman Hz. Hâcer'in sütü de kesildi. İsmail Aleyhisselam acıkmış, ağlamaya başlamıştı. Güneş bütün sıcaklığıyla etrafı yakıp kavuruyor, Hacer ile oğlunun susuzluğunu daha da arttırıyordu. Hz. Hâcer oğlunun açlığından, susuzluğundan kıvranıp durduğuna bakıp onu ölüyor sandı ve tasalandı. Çocuğunun elemli haline bakmağa daha fazla dayanamayarak onun yanından kalkıp biraz öteye doğru gitti. O bölgede en yakın tepe olan Safa tepeciğinin üzerine çıktı. Sonra, vadiye karşı, durdu. Etrafına bakındı. Bir şeyler göremeyince Safa tepeciğinden hızla inip vadide entarisinin eteğini toplayıp koşarak vadiyi geçip Merve tepeciğine geldi. Orada da, biraz durdu ve bir kimse, görebilir miyim? Diye baktı. Fakat yine, hiç bir kimse göremedi. Hz. Hâcer, bu şekilde Safa ile Merve arasında yedi kere gitmiş, gelmişti. Hz. Hâcer, son defa Merve tepeciği üzerine çıktığında bir ses işitti. Dikkatle dinleyince önceki gibi bir ses daha işitti. Bu ses, bir insan sesine benziyordu. Bunun üzerine: "Ey ses sahibi! Sesini, duyurdun! Ey Allah'ım! Sesini, bana duyurdun, imdadıma da, yetiş! Yetişmezsen, ben de, yanımdaki yavrum da, helak olup gideceğiz!" diye yalvarınca, Zemzem kuyusunun bulunduğu yerde bir Melek (Cebrail) göründü. Cebrail Aleyhisselam; Hz. Hâcer'e: ‘Sen, kim'sin?’ diye sordu. Hz. Hâcer: ‘Ben, İbrahim(a.s)’in, buraya bıraktığı zevcesiyim, oradaki de, oğlumdur!’ dedi. Cebrail Aleyhisselam: ‘İbrahim, sizleri, kime ısmarladı?’ diye sordu. Hz. Hâcer: ‘Bizi, Yüce Allah(c.c)'a ısmarladı.’ dedi. Cebrail Aleyhisselâm: ‘O, sizi en şerefli, en keremli ve yeterli Rabbe, ısmarlamış!’ dedi ve aya­ğının ökçesiyle yeri eşince su kaynamağa başladı! Diğer bir rivayete göre de çocuk ayağı ile (veya eli ile) kumları eşelemeye başlamış ve oradan bir su çıkmıştır. Hz. Hâcer, bir yandan, boşa akmasın diye suyu, havuz gibi toprakla çevirip gö­lek yapmaktan geri durmuyor, bir yandan da, hem “Zem Zem(dur dur)” diyor hem de kırbasını doldurmağa devam ediyordu. Su ise avuç avuç alındıkça, yerden kaynayıp duruyordu. Peygamber efendimiz(s.a.v): "Allah(c.c), İsmail'in Annesi Hâcer'e rahmet eylesin! Eğer o, Zemzem'i, kendi haline bıraksaydı da suyu avuçlamasaydı, muhakkak ki Zemzem, akar bir kaynak olurdu!” buyurmuştur. Hz. Hâcer bu sudan içti. Sütü gelip çocuğunu, emzirdi. Melek, Hz. Hâcer'e: "Zayi ve helak oluruz diye sakın, korkmayınız! İşte, şurası Beytullah’ın yeridir. O Beyt'i, bu çocukla Babası yapacaktır! Muhakkak ki, Allah(c.c), o işin ehlini zayi etmez!" dedi.

Değerli dinleyenler, Hz. İbrahim’in oğlu ile tek başlarına bıraktığı Hz. Hâcer, bulundukları yerde yaşayıp durduğu sırada, bir gün Dımaşk(Şam) taraflarından gelmekte olan Cürhümilerden bir cemaat, bir kuşun oralarda gelip gittiğini görmüşlerdi. Kuşların subaşlarında dolaştıklarını bildiklerinden kalkıp oraya geldiler. Cürhümiler, geldiği sırada İsmail(a.s) ve annesi Hz. Hâcer suyun ba­şında bulunuyordu. Cürhümiler, Hz. Hâcer'e selâm verdiler. O da, selâmlarına mukabele etti. Cürhümiler: "Bu su kimindir?" diye sordular. Hz. Hâcer: "Benimdir!" dedi. Cürhümiler: "Bizim de, gelip şuraya, senin çevrene konmamıza izin verir misin?" diye sordular. Hz. Hâcer: "Şu su üzerinde, sizin için bir malikiyet hakkı ve iddiası bulunmamak şartıyla konabilirsiniz!" dedi. Cürhümiler: "Olur!" dediler. Görüşecek, konuşacak insanlara muhtaç bulunduğu bir sırada, Cürhümilerin bu gelişi, Hz. Hâcer'in arzusuna uygun düştü. Cürhümiler, oralara konup geride ki hane halklarına haber saldılar. Onlar da gelip birlikte oraya yerleştiler, ev, bark sahibi oldular. Cürhümiler, su kenarında ağaçlar yetiştirip, ağaçların üzerine gölgelik, çatı yaptılar. Anne-oğul, onun altında onlarla birlikte oturdular. Mekke'nin ilk sakinleri, böylece Cürhümiler oldu.

Hz. İsmail Mekke'ye yerleşen Cürhümilerin çocukları ile büyümüş ve onlardan ok atıcılığını öğrenmiş, iyi bir atıcı ve avcı olmuştu. Mekke'nin harem bölgesinin dışına çıkarak avlanır ve avlanmayı, ata binmeyi, yabani atları ehlileştirip binmeyi çok severdi. Ayrıca Hz. İsmail Arap dilini çok güzel-fasih bir şekilde konuşan bir insandı.

Sahih hadis kitaplarından Buhari’de rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz (s.a.v) zamanında, Eslem kabilesinden bir grup yarış için ok atışırken, Peygamberimiz (s.a.s) onlara şöyle demiştir: "Ey İsmail oğulları! Ok atınız, sizin atanız da mahir bir ok atıcı idi"

 

Yine, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-Nihâye adlı eserde rivayet edildiğine göre de Peygamberimiz (s.a.s) efendimiz bir hadisi şerifinde "At edininiz! Onu miras olarak alın ve miras olarak bırakınız! Çünkü bu size babanız İsmail'in mirasıdır" buyurmuştur.

Hz. İbrahim bir zaman sonra, hanımı ile oğlunu ziyarete geldi. Onları bereket içinde, şenlenmiş, kalabalıklaşmış bir mekânda görünce çok sevindi. Yüce Allah(c.c)'a hamd-ü sena etti. Artık Hz. İbrahim, zaman zaman Mekke'ye geliyor, bir süre oğlu ve hanımı ile birlikte kalıyor, sonra da geri dönüyordu. Yıllar geçmiş Hz. İsmail büyüyüp serpilmiş, yakışıklı bir delikanlı olmuştu. Mekke'de sevilen sayılan biriydi. Hz. İbrahim yine bir gün Mekke'ye gelmişti. O gece uyurken rüyasında bir ses şunları söylemişti:

“Ey İbrahim, Allah(c.c) oğlun İsmail'i kurban etmeni istiyor.”

Hz. İbrahim vücudunun her zerresinde oluşan boncuk boncuk terler arasında korkuyla uyandı. Gördüklerinin gerçek olup olmadığını düşündü. Bu rüya Allah(c.c)'tan mı idi, yoksa şeytandan mı? Bir türlü karar verememişti. Ancak içine şüphe düşmüştü. Ertesi gün aynı rüyayı bir defa daha görmüştü. Bu defa rüyanın Allah(c.c)'tan olduğuna kanaat getirmeye başlamıştı. Üçüncü günde aynı rüyayı görünce artık kalbinde en ufak bir şüphe dahi kalmamıştı. Bu kesin bir emirdi. Ve oldukça büyük bir imtihandı.

Hz. İbrahim, çok önceleri bir oğlum olursa, Allah(c.c) yoluna kurban edeceğim, diye adakta bulunmuştu. Sonra da bunu unutmuştu. Üç gün üst üste gördüğü bu rüya ile adağı kendisine hatırlatılıyor, İsmail Aleyhisselamı kurban etmesi isteniyordu. Edecekti de çaresiz. Zira Yüce Allah(c.c), Hz. İbrahim'i kendine "Halil" yani dost seçmişti. Şimdi de onun bu dostluğa layık olup olmadığını imtihan etmek istiyordu. Yüce Allah(c.c), onu çok sevdiği, en kıymetli varlığı olan oğlu ile imtihan edecekti. Peki, bu meseleyi oğluna nasıl açıklayacaktı. Acaba oğlu ile hanımı bu durumu nasıl karşılayacaktı. İtaat ederlerse problem olmayacaktı. Ya itiraz ederlerse ne olacaktı. O vakit Yüce Allah(c.c)'ın azabından kurtulamazlardı. Bu imtihan yalnız Hz. İbrahim için değil, oğlu ve hanımı içinde geçerliydi. Biri Allah(c.c) yolunda canını feda edecek, diğeri ise biricik oğlunu.

Baba oğul sık sık odun toplamaya giderlerdi. Yine bir sabah, Hz. İbrahim oğluna ip ve bıçak almasını, birlikte oduna gideceklerini söyledi. Baba oğul yanlarına ip bıçak ve balta alarak yola koyuldular. Şimdiki Mina mevkiine gelince, Hz. İbrahim gördüğü rüyayı yavaş yavaş oğluna anlatmaya başladı. Allah(c.c) tarafından imtihana tabi tutulduklarını anlatmaya, çalışıyordu. Hz. İsmail'de, babasının anlattıklarından sonra en ufak bir korku ve telaş olmamıştı. Hayatı veren Allah(c.c) değil miydi? Sahibi O olduğuna göre yine O alacaktı. Ama erken, ama geç. Üstelik bundan daha şerefli bir ölüm olabilir miydi? Hz. İsmail, tam bir teslimiyet ve tevekkül içindeydi.

“Babacığım, hiç endişelenme. Her ne ile emrolundu isen onu yap. Allah(c.c)'ın izni ile beni sabreden biri olarak göreceksin.”

Değerli dinleyenler, Hz. İsmail’in, tam bir teslimiyet ve tevekkül içinde babasına “Babacığım, hiç endişelenme. Her ne ile emrolundu isen onu yap. Allah(c.c)'ın izni ile beni sabreden biri olarak göreceksin.” diye verdiği cevap İbrahim Aleyhisselamı hem sevindirmiş, hem de duygulandırmıştı. Oğlunu şefkatle süzerken, gözlerinden bir kaç damla yaş akmıştı. Oğluyla gurur duyuyordu. Tam bu esnada birden önlerine şeytan çıkmış, babalık şefkatini tahrik ederek, kalbine vesvese vermeye başlamıştı. Şeytan, habire gördüğü rüyanın yalan olduğunu, biricik oğluna kıymaması gerektiğini söyleyip durdu ise de Hz. İbrahim kendisini taşlayarak kovalamıştı. Bu defa Hz. İsmail’e dönen şeytan ona vesvese vermeye başlamış, fakat Hz. İsmail’de aynen babasının yaptığı gibi, şeytanı taşlamış ve yanından kovmuştu. Bu defa Hz. Hacer’e yanaşan ve vesvese vermeye başlayan şeytan ondan da yüz bulamamış, her üçünün de Allah(c.c)’a tam teslimiyet içinde olduklarını görmüş ve her üçü tarafından da taşlanarak kovalanmıştı.

 

Hz. İbrahim oğlunu kurban etmek, Yüce Allah(c.c)'ın emrini yerine getirmek üzere "Bismillah" deyip bıçağı Hz. İsmail'in boynuna sürünce, bıçak kesmeyiverdi. Çünkü Allahü Teâlâ nın isteği; Hz. İsmail'in kurban edilmesi değildi. Bu olay ile Hz. İbrahim ve ailesinin sadakat ve sabırlarını meleklere ve bütün insanlığa göstermek istiyordu. Bu bir dostluk ve bağlılık sınavı idi. Bıçağın kesmediğini gören Hz. İsmail ve Hz. İbrahim yeniden pozisyon alıp, bıçağı yeniden indiriyorken, duyduğu ses ile durmak zorunda kaldı.

 

“Ey İbrahim, Allah(c.c)'a ne kadar bağlı bir kul olduğunu ispatladın. Dur artık İsmail'i kesmene lüzum yok.”

 

Hz. İbrahim başını kaldırıp, sesin geldiği yere yani yukarı bakınca, elinde kurbanlık bir koç ile Cebrail Aleyhisselamı gördü.

 

“Ey İbrahim bu koç kırk senedir cennette beslenmektedir. Şimdi oğlun İsmail'in yerine onu kurban etmen için yeryüzüne gönderildi.”

Hz. İbrahim sevinç içinde oğlunun gözlerini çözdükten sonra, koçu alıp kurban etti ve Allahü Teâlâ ya şükretti. O günden itibaren bütün Müslümanlar, Hz. İsmail'in kurtuluşunu kutlamak ve Allah(c.c)'a şükran borçlarını ödemek için, kurban kesmeye başlamışlardı. Kurban kesmek vacip olan bir ibadet olarak kıyamete kadar devam edecektir. Ayeti Celilelerde bu konu şu şekilde anlatılmaktadır.

“Artık o (İsmail) beraberinde (işe) koşma çağına erişince (babası): ‘Ey Yavrucuğum! Doğrusu ben rüyamda seni boğazladığımı görüyorum; artık (düşün) bak, ne dersin?’ dedi. (Oğlu:) ‘Ey Babacığım! Emredildiğin şeyi yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın’ dedi. Böylece ikisi de (Allah'ın emrine) teslim olunca (İbrahim) onu şakağı üzerine yatırdı. Biz ona (şöyle) seslendik: ‘Ey İbrahim! Gerçekten rüyana sadakat gösterdin. Şüphesiz ki biz, iyi hareket edenleri böyle mükâfatlandırırız. Hakikaten bu, apaçık imtihanın ta kendisidir.’ (Oğluna karşılık) ona büyük bir kurbanlık (koç) fidye verdik. Sonraki (gelen)ler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık (ki, sonrakilerce:) ‘İbrahim'e selam olsun’ (denilmektedir.) İşte iyi hareket edenleri biz böyle mükâfatlandırırız. Doğrusu o mü’min kullarımızdandı. Ona iyilerden bir peygamber olarak İshak’ı müjdeledik.  “Hem kendisine hem de İshak'a bereketler verdik. Her iki (oğlu) nun neslinden iyi hareket edenler de vardır, kendilerine apaçık zulmedenler de.”(Saffat:102-113)

Hz. İbrahim yine bir gün, Mekke'ye geldiğinde, Allahü Teâlâ Halil’ine Kâbe-i Muazzamayı yapmasını, Hz. İsmail’in de kendisine yardımcı olmasını emreyledi. Bunun üzerine Hz. İbrahim, Allah(c.c)’ın emrini Hz. İsmail’e duyurup yardımını istedi, o da ona yardım edeceğini söyledi. Fakat Kâbe'nin yeri belirgin olmadığından nereye yapacaklarını bilmediklerinden, rivayete göre Cebrail Aleyhisselam Kâbe'nin şu andaki yerini gösterdi. Bunun üzerine malzeme tedarik ederek, ilkönce temeli kazıp Âdem Aleyhisselam zamanındaki temeli buldular, daha sonra da aynı temel üzerine Kâbe'yi inşa ettiler. Hz. İbrahim oğlunun getirdiği taşlarla, Cebrail Aleyhisselamın tarifine uyarak Kâbe'yi yapıyordu. Hz. İbrahim bir taraftan inşaatı yaparken diğer taraftan da Rabbine dua ederek kendilerini İslam’a teslim olanlardan, neslinin de aynı olmasını ve tövbelerinin kabulünü niyaz ediyordu. Bununla ilgili Ayeti Celile de şöyle buyrulmaktadır.

“Hani beyti (Kâbe’yi)insanlara sevap kazanma(ları ve birleşip bütünleşmeleri için toplantı) ve güven yeri yaptık. Siz de İbrahim’in makamından bir namaz yeri edinin (orada namaz kılın). İbrahim ve İsmail’e de: ‘İbadet kastıyla Kâbe’yi tavaf edenler, i’tikafa çekilenler, rükû ve secde edenler için Evim’i tertemiz yapın.’ diye emretmiştik.” (Bakara:125)

“Hani İbrahim Beyt(ullah)’ın, temellerini İsmail ile beraber yükseltirken (şöyle dua etmişti:) "Ey Rabbimiz! Bizden (yaptığımızı) kabul buyur. Şüphesiz sen (bizi hakkıyla) işiten ve bilensin. Ey Rabbimiz! İkimizi de sana teslim olanlardan kıl; soyumuzdan da sana boyun eğen (Müslüman) bir ümmet meydana getir; bize ibadet yer (ve usul)lerini göster, (kusurlarımızı affedip) tövbemizi kabul buyur. Çünkü sen, tövbeleri çokça kabul eden ve çok merhamet edensin. Ey Rabbimiz! Onlara içlerinden, senin ayetlerini kendilerine okuyacak,  onlara Kitabı ve hikmeti öğretecek ve onları (şirkten ve kötülükten) arındıracak bir peygamber gönder. Şüphesiz sen, aziz ve hâkim (hüküm ve hikmet sahibi)sin.” (Bakara:127-129)

Değerli dinleyenler, Kâbe tamamlanınca İbrahim Aleyhisselam oğluna: ‘Ey İsmail! İyi bir taş getir ki, hacılara işaret olsun’ buyurdu. Hz. İsmail bir taş getirdi ise de Hz. İbrahim daha iyi bir taş istedi. Bunun üzerine, Ebu Kubeys denilen tepeden ‘Cebrail Aleyhisselam tufanda bana bir taş emanet etti. Gel onu al!’ diye bir ses işitti. Hemen Ebu Kubeys dağında Hacer-ül-esved ismi verilen bu taşı bulup alarak getirdi ve Kâbe duvarındaki şu andaki yerine koydular. Kâbe'nin inşası bittikten sonra, Hac suresi, 27-29 ncu ayeti Celilelerde: “İnsanlar arasında haccı ilân et ki, gerek yaya olarak, gerekse binekli (...) tavaf için Kâbe'ye gelip, tavaf etsinler.” emredildiği gibi bütün müminler, Hz. İbrahim'in imamlığında haccettiler. Böylece Hac yapmakta bu Ayeti Celilelerle müminlere farz kılınmış oldu.

 

Değerli dinleyenler, Hz. İsmail büyüyünce, Cürhüm kabilesinden bir kız ile evlendi. Mekke’yi ve oğlunu ziyaretlerine devam eden Hz. İbrahim, bir gelişinde evlendiğini öğrendiği Hz. İsmail'in evine varmıştı. Kocası Hz. İsmail’in yiyecek temin etmek için dışarıda olduğunu söyleyen gelinine mali durumlarını sorduğunda, durumlarının iyi olmadığını söyleyerek hallerinden şikâyetçi olmuştu. Bunun üzerine Hz. İbrahim, "Kocan geldiğinde benden selam söyle, kapısının eşiğini değiştirsin" dedi ve oradan ayrıldı. Hz. İsmail eve gelip bunu duyunca, babasının, bu hanımından ayrılması istediğini anladı ve hanımından ayrıldı. İlk eşinden bu şekilde ayrılan Hz. İsmail bir müddet sonra Cürhümilerden başka bir kızla evlendi.

Hz. İbrahim bir müddet sonra yine Mekke'ye gittiğinde oğlunun evine uğradı. Hz. İsmail yine evde bulunmuyordu. Yeni gelinine de aynı soruları sordu. O da cevaben: "Biz hayır ve saadet içindeyiz. Et yiyip, zemzem içiyoruz" deyince Hz. İbrahim: "Ya Rabbi! Bunların etlerini ve sularını mübarek kıl, bereket ihsan eyle" diye dua etti ve geri döndü. İbn-i Abbas'ın rivayet ettiği bir hadisi şerifte Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu ki: “İbrahim (a.s.) zamanında Mekke civarında hububat bilinmiyordu. Av etiyle gıdalanılırdı. Eğer o zaman hububat mâlum olsaydı, İbrahim(a.s.) hububat hakkında dua ederdi.” İbn-i Abbas bu Hadis hakkında buyurdu ki: "İbrahim Aleyhisselamın bu duasının bereketiyle, Mekke sıcak olmasına rağmen, et ile su, burada diğer yerlere nazaran insanlara daha faydalıdır."

İsmail Aleyhisselam, ilk hanımını boşadıktan sonra, Cürhümilerden Mudad bin Amr'ül Cürhümî'nin kızı Ra’le ile evlenmiş, ondan: Nâbit, Kaydar, Ezbel veya Ezbil, Mebşa veya Menşâ, Mişma' veya Meşmae, Maşı, Duma, Ezer veya Ezür, Tayma, Yatur, Nebiş veya Neyiş, Kayzuma isimlerinde on iki oğlu doğmuş, bunlardan da çok miktarda torunu olmuştu. Bu arada Hz. Hâcer’de 90 yaşına gelmiş ve vefat ederek oğlu Hz. İsmail tarafından Kâbe yanında, bu gün Hicr denilen yere defnedilmiştir. 

Hz. İsmail, babası Hz. İbrahim’in de vefat etmesinden sonra da, gerek Kâbe ve gerek Hac amellerine ait hizmetleri yürütmek ve yönetmeye de­vam etti. İlk olarak Kâbe'ye örtü örterek bir gelenek başlattı. Bu sırada Allah(c.c) tarafından Mekke ve Mekke civarında oturan Cürhüm ve Amalika halkı ile Ye­men kabilelerine Peygamber olarak gönderildi. Hz. İsmail (a.s)'ın bir Resul ve Nebi olduğu, ümmetine Allah(c.c)'ın emirlerinden olan namaz, zekât gibi emirleri bildirdiği Kur'an-ı Kerim'de şu Ayeti Celilelerle anlatılmaktadır: 

“İsmail, Elyasa, Yunus ve Lût’a da (aynı şekilde hidayet ettik). Her birine âlemlerin üstünde (farklı) yüksek meziyetler verdik.”(En’am:86)

“Kitab’ta İsmail’i de an. Çünkü o, sözüne sadıktı ve (tarafımızdan) gönderilmiş bir peygamber idi.”(Meryem:54)

“O, ehline / kavmine namazı, zekâtı emrederdi. Rabbi katında da beğenilmişti.”(Meryem:55)

“İsmail’i, İdris’i ve Zülkifl’i de (hatırla! Bunların) her biri sabredenlerdendi. Onları da rahmetimizin içine aldık, çünkü onlar iyilerdendi.”(Enbiya:85-86)

“İsmail’i, Elyasa’ı ve Zülkifl’i de hatırla! Hepsi de hayırlı (insan) lardandır.” (Sad:48)

Peygamberlikle görevlendirilen Hz. İsmail’e başka kitap ve din verilmeyip, babasının dininin esaslarını halkına tebliğ ediyor, Allah(c.c)’ın birliğini anlatarak O’nun emirlerine uymaya çağırıyordu. İnsanları elli yıl imana davet etti, ancak pek az kimse imanla şereflendi. Hidayetten nasibi olmayanlara hiç bir söz fayda etmiyordu. İsmail Aleyhisselamın ömrü tevhit mücadelesini yaymak uğrunda geçti. Ömrünün, sonlarına doğru gözlerine perde inmişti. Gözlerine perde inen üç peygamberden biriydi. Vefatına yakın kardeşi İshak’ı Aleyhisselam yanına davet edip, kızı Nesime’yi oğlu Ays'a nikâhladı ve bazı vasiyetlerde bulundu. Son zamanlarında İsmail Aleyhisselam, Mekke'nin sıcaklığından şikâyet edince, Yüce Allah(c.c) "Ben sana Cennet'ten bir kapı (pencere), açacağım! Kıyamet gününe kadar, oradan sana serin serin yel esecektir!" buyurdu. Pencere açılacağı bildirilen yer, kendisinin, vefat ettiği zaman, gömüldüğü Hicr İdi.

Nakledildiğine göre Hz. İsmail babasının vefatından kırk yıl sonra, Mekke'de 137 yaşlarındayken vefat etti. Mescid'i Haramda Kâbe-i muazzamanın kuzey duvarı önünde bulunan ve annesi Hz. Hâcer'in kabrinin bulunduğu Hicr-i İsmail veya Hatim denilen yere defnedildi. Kâbe’ye ait özel hizmetlerin Hz. İsmail’den sonra, yüzünde Peygamber(s.a.v) efendimizin nurunun parladığı nakledilen oğlu Kaydar tarafından yapılmaya devam edildiği rivayet olunmuştur. Tüm Arabistan’a yayılan İsmailoğulları sülalesinden olup Peygamber efendimizin (s.a.v.) 20. dedesi olan Adnan ile İsmail Aleyhisselam arasında 30 baba vardı. Peygamberimiz efendimiz (s.a.v.) de bir Hadis-i şerifinde : “Allahü Teâlâ Âdemoğullarından İsmail(a.a)'i seçti. (Hz.) İsmail'in evlâdından (oğullarından) Kinane'yi, Kinaneoğullarından Kureys'i seçti ve ayırdı. Kureyş'ten Haşimoğullarını, Haşimoğullarından da beni seçti ve ayırdı.” buyurmuştur.

Ona ve gönderilen bütün peygamberlere selam olsun.

         

Hoşça kalınız efendim…

 

Bir Sonraki

09 Hz

İshak (as)

Bir Önceki

07 Hz

İbrahim (as)

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
01 Hz Adem (as)
19.03.202632 dk 27 sn
02 Hz Şit (as)
18.03.202617 dk 11 sn
03 Hz İdris (as)
17.03.202615 dk 38 sn
04 Hz Nuh (as)
16.03.202633 dk 8 sn
05 Hz Hud (as)
15.03.202622 dk 4 sn
06 Hz Salih (as)
14.03.202630 dk
07 Hz İbrahim (as)
13.03.202670 dk 19 sn
09 Hz İshak (as)
11.03.202614 dk 43 sn
10 Hz Lut (as)
10.03.202626 dk 48 sn
11 Hz Yakup (as)
09.03.202628 dk 43 sn
12 Hz Yusuf (as)
08.03.202664 dk 39 sn
13 Hz Eyyub (as)
07.03.202614 dk 28 sn
14 Hz Zülkifl (as)
20.03.20264 dk 26 sn
15 Hz Suayb (as)
06.03.202615 dk 1 sn
16 Hz İlyas (as)
05.03.20266 dk 25 sn
17 Hz Elyesa (as)
21.03.20268 dk 43 sn
18 Hz Yunus (as)
04.03.202616 dk 32 sn
19 Hz Davud (as)
03.03.202617 dk
20 Hz Süleyman (as)
02.03.202630 dk 28 sn
21 Hz Zekeriyya (as)
01.03.20267 dk 45 sn
22 Hz Yahya (as)
28.02.20266 dk 32 sn
AKRA