İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

06 Hz Salih (as)

06 Hz Salih (as)
İslam Peygamberleri

06 Hz Salih (as)

14.03.2026
30 dk

Yeni bir günde yeni bir bölümle daha karşınızdayız efendim. AKRA FM’in siz değerli dinleyenlerini sevgi ve saygı ile selamlayıp programımıza başlıyoruz.

Kıymetli dinleyenler, Hûd Aleyhisselamın peygamber olarak gönderildiği Âd kavmi, isyanları sebebiyle büyük bir azaba düşüp, helâk olmuştu. İman ettikleri için bu azaptan kurtulan insanlar ise kendilerine yeni yurtlar kurmak üzere çeşitli bölgelere dağıldılar. Bu dağılan insanlardan bir kısmı Semûd denilen kimsenin evlatlarıdır. Semûd kavmi, Şam ile Hicaz arasındaki Vadiü’l-kurâ’ya kadar uzanan Hicr bölgesinde yerleşmişti.

Büyük İslam coğrafyacısı El-İstahri, Kitab el-Mesalik ve'l Memalik adlı eserinde, Hicr halkı hakkındaki müşahedelerini şöyle anlatır: “Hicr, halkı, az bir kariyedir. Dağlar arasındadır. Yüce Allah(c.c)'ın Kur’an-ı Kerim’de buyurduğu gibi, Semûd kavminin, dağlardan yontmuş oldukları evler, buradadır. Esâlis diye anılan dağlar içinde, bizim evlerimizin teşkilatına benzer dağlar gibi yükselmiş evler gördüm. Uzaktan bakan, onları, birbirine bitişik dağ sanır. Ortasına varınca, her birinin münferit ve kendi kendine dikili durduklarını görür. Dolaşacak olan, onlardan her birinin çevresini, seğirterek zahmetsizce dolaşabilir. Evlerden her biri, kendi kendine ayakta durmaktadır. İnsan, onların üzerine, ancak, son derecede zahmet çekerek çıkabilir.”

 "Eshâb-ül-Hicr" de denilen Semûd kavmi, gün geçtikçe çoğalıp büyüdü. Dokuz kabileden meydana geldi. Çok çalışıp, bağlar, bahçeler yetiştirdi. Yüce Allah (c.c), Semûd kavmini, uzun ömürlü yaratmış, yeryüzüne hâkim kılmıştı. Uzun ömürlerinden dolayı, taştan, çamurdan yaptıkları evlerin dayanmayarak yıkılması üzerine onlar, dağlarda kayaları oyarak kendilerine evler edindiler ve geçim bolluğu içinde yaşadılar durdular. Çöllerin kuru sıcağından kurtulup, dağları oyarak tepelere saraylar, ovalara köşkler kurdular. Sanatta ve servette iyice ilerlediler. Semûd’luların Allah(c.c) tarafından nimetlendirildikleri ve kayalara evler oydukları hakkındaki Ayeti Celile ye bakalım dilerseniz.

“(Ey Semûd kavmi!) Düşünün ki, vaktiyle (Allah) Âd (kavmin)den sonra size hükümranlık bahşetti, sizi yeryüzünde yerleştirdi; ovalarında köşkler edinip dağlara evler oyar, kayaları yontardınız. Artık Allah'ın nimetlerini anın, (emirlerinden çıkıp) yeryüzünde ortalığı karıştırarak bozgunculuk yapmayın.(A’raf:74)

“Siz burada bahçelerin ve kaynak sularının, ekinlerin ve tomurcukları dolgun yumuşak hurmalıkların içinde emin olarak bırakılacak mısınız (öyle mi sanıyorsunuz)? Dağlardan da zevkle/ şımararak (gösterişli) bir takım evler yontup oyuyorsunuz.” (Şu’ara:146-147-148-149)

Ancak, zevk ve sefaya düşüp daha önce kendilerine Hûd Aleyhisselam tarafından bildirilen, hak dinden yavaş yavaş uzaklaşmaya başladılar. Unutma kusurlu insanlar, bir gün geldi Âd Kavminin yok oluş hikâyesini de, onlara gönderilen elçinin öğütlerini de hatırlamaz oldular. Kabile reislerinin de zulme ve haksızlığa başlamaları üzerine, gittikçe çözülen, Semûd kavminin yeni nesilleri ibadet edecekleri mabutları karşılarında görmek, göre göre ibadet etmek istiyorlardı. Nihayet bu düşüncenin sonucu olarak yine ağaçtan ve taştan putlar yapıp tapmaya başladılar. Saptıkları kötü yolda sürüklenerek, tevhit esasından, Allahü Teâlâ'ya iman etmekten tamamen uzaklaştılar. Cahil ve azgın bir kavim oldular.

İşte bu gün sizlerle birlikte tanımaya çalışacağımız Hz. Salih Aleyhisselam, bu kavme gönderilmiş, Kur’an-ı Kerim’de ismi geçen Peygamberlerden 5 incisidir.

 

Hz. Salih Aleyhisselam, Âd kavminin devamı olan Semûd kavmine gönderilen, Kur’an-ı Kerim’de ismi geçen Peygamberlerden beşincisidir. Hz. Salih’(a.s)in babası Semûd Kavminin eşrafından bir kişi olup adı Ubeyd idi. Hz. Âdem'in on dokuzuncu batından torunudur. Taberi Tarihine göre Nuh Aleyhisselama kadar bilinen soyu şu şekilde sıralanmaktadır: Salih bin Ubeyd, bin Esif veya Asit, bin Kemaşic veya Masic veya Masih, bin Ubeyd, bin Hadir veya Hazir veya Cadir veya Hacir, bin Semud, bin Âbir veya Cair, bin İrem, bin Sam, bin Nuh Aleyhisselamdır.

Salih Aleyhisselam, İsa Aleyhisselama benzerdi. Beyaza çalar kırmızı benizli idi. Düz saçlı idi. Kıvırcık saçlı değildi. Kendisi, İsa Aleyhisselam gibi yalın ayak yürür, ayakkabı giymezdi. 

Salih Aleyhisselam , bu kavim arasında doğup büyüyen, küçüklüğünden beri herkesten ayrı bir tutum izleyerek putlara tapmayan, halim, selim, dürüst ve herkesle iyi geçinen, fakirlere yardım eden, zayıfları koruyan ve üstün ahlâkıyla sevilen bir zattı. Kırk yaşlarına geldiği sırada, Allahü Teâlâ onu Semûd kavmine, doğru yolu göstermek üzere peygamber olarak gönderdi. Salih Aleyhisselam kavmini imana davet edip, putlara tapmaktan, zulümden ve diğer bütün kötülüklerden uzak durmalarını ısrarla söyledi. Kavmine; "Gerçekten ben size gönderilen güvenilir bir peygamberim. Artık Allah(c.c)'tan korkun, bana itaat edin." diyerek davetini açıkladı. Bu ilk davet ve kavminin cevabı ayeti kerimelerde şöyle anlatılmaktadır.

 

“Semûd (kavmine) de kardeşleri Salih'i gönderdik. (Salih) dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, çünkü sizin O’ndan başka hiçbir İlahınız yoktur. O sizi topraktan meydana getirmiş ve size orada ömür vermiştir. O halde O’ndan mağfiret dileyin, sonra O’na tövbe edin (O’na yönelin). Şüphesiz ki Rabbim (size) çok yakındır. O (duaları) kabul edendir. Dediler ki: “Ey Salih! Sen bundan evvel bizim aramızda kendisinden ümit beslenen (iyi bir kişi) idin. (Şimdi) babalarımızın taptığı şeye tapmaktan bizi engelliyor musun? Doğrusu bizi çağırdığın şeyden, endişelendiren bir şüphe içindeyiz. (Salih, onlara) dedi ki: ‘Ey kavmim! Söyleyin bana, ya ben Rabbimden açık bir delil (ve mucize) üzerinde isem ve O bana kendisinden bir rahmet (peygamberlik) vermişse, ben de O’na asi olursam, Allah'(ın azabın)a karşı bana kim yardım eder? Sizin de bana zararımı arttırmaktan başka bir katkınız olmaz.” (Hud:61-62-63)

 

“Kardeşleri Salih, onlara demişti ki: ‘Hâlâ (Allah'ın azabından) sakınmaz mısınız? Hiç şüphesiz ben sizin için (gönderilmiş) güvenilir bir peygamberim. Artık Allah'ın azabından sakınıp emirlerine uyun ve bana da itaat edin! Buna karşı sizden bir ücret de istemiyorum. Benim mükâfatımı vermek âlemlerin Rabbi olan (Allah')tan başkasına ait değildir.” (Şu’ara: 142-143-144-145)

 

Değerli dinleyenler; Salih Aleyhisselamın kavmini imana daveti karşısında pek az kimse iman etti. Kavmin çoğunluğu ve büyüklük taslayanları iman etmemekte direndi. Servetlerine güvenen, zevk ve safa içinde kendinden geçip, zulme başvuran inkârcılar, Salih Aleyhisselama; "Sen de bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin!" diyorlar, onu, "büyülenmiş, yalancı" sayıyorlar, inananları da zayıf hor ve hakir görerek hakaret ediyorlardı. Zaten, Semûd kavmi, kendilerine Salih Aleyhisselâmdan önce gönderildikleri anlaşılan ve fakat isimleri ve kıssaları, Kur'ân-ı Kerimde açıklanmamış olan başka Peygamberleri de, yalanlamış durmuşlardı. Bu durum Ayeti Celileler de şöyle anlatılmaktadır:

 

“Semûd (kavmi) de gönderilen (peygamber)leri yalancı saydı. (Şu’ara:141)

 

“Artık (kendinize gelip) Allah'ın azabından sakınıp emirlerine uyun ve bana itaat edin. Yeryüzünde (ilahi emirleri dinlemeyip) karışıklık çıkaran ve (ortalığı) düzeltmeyip aşırı giden beyinsizlerin emrine uymayın. Dediler ki: "Sen iyice büyülenmişlerdensin.” (Şu’ara:150-151-152-153)

 

“Semûd (kavmi) azgınlığı yüzünden  (peygamberleri Salih’i) yalanladı. (Şems:11)

 

“Onun kavminden (iman etmeyip) büyüklük taslayanlar, içlerinden kendilerince zayıf (ve hor) görülen mü’minlere: ‘Siz, Salih'in gerçekten Rabbi katından gönderilmiş (bir peygamber) olduğunu biliyor musunuz?’ dedi(ler). (Onlar da:) ‘Doğrusu biz (ona ve) onunla gönderilenlere inananlarız’ dediler.  Büyüklük taslayan o kişiler: ‘Biz sizin iman ettiğinizi inkâr edenleriz.’ dediler.” (A’raf:75-76)

 

Salih Aleyhisselam ise kavmini imana davet etmeye devam ediyor ve şöyle diyordu:

 

“Ey Semûd kavmi! Sizin içinde bulunduğunuz bu güzel bağ ve bahçelerde, bu yemyeşil ekinler, altın başaklarla, güzel hurmalarla ve çağlayan sularla beraber ebedi olarak burada kalacağınızı mı zannediyorsunuz? Bu evleri kim yaptı. Şimdi kim oturuyor, hiç düşünüyor musunuz? Bu bağların ve bahçelerin ilk sahipleri kimlerdi, şimdi kim oturuyor? Belki onlar da sizin gibi kendilerini burada ebedi kalacak zannediyorlardı. Fakat hepsi ölüp gittiler. Siz de gelip geçenler gibi öleceksiniz. Bunlar size kalmayacak. Ahirette, yaptıklarınızdan birer birer hesaba çekileceksiniz. Henüz fırsat eldeyken bana tâbi olun. Şunu iyi bilin ki, bugün sizi aldatıp, Allah(c.c)'a isyan ettirenler, ilâhi azaptan kendilerini de sizi de kurtaramayacaklardır. Çünkü onlar da sizin gibi aciz insanlardır." Kur’an-ı Kerim’de de ellerindeki güzelliklerin ve verilen nimetlerin bu dünya için faydalanma ve oyalanma durumu olduğu şöylece açıklanmaktadır: 

“Semûd (kavmin)de de (ibretler vardır). Hani onlara, ‘Bir zamana kadar faydalan(ıp eğlen)in’ denilmişti.” (Zariyat:43)

Allahü Teâlâ, Semûd kavminin isyan ve taşkınlıktan vazgeçmeleri için, ibret alırlar diye kadınlarını kısır bıraktı. Ağaçları kuruyup meyve vermedi. Hayvanları yavrulamaz oldu. Semûdluların bir kuyu haricîndeki bütün suları kurudu. Salih Aleyhisselama kin ve öfkeyle gelen Semûdlular: "Ey Salih! Aramıza fesat karıştırdın. Mallarımıza, çoluk-çocuğumuza, bize zarar verdin. Buradan çekil git. Yoksa seni öldürürüz. " dediler. Salih Aleyhisselam bir müddet onlardan ayrılıp tenha yerlere gitti. Sonra tekrar dönüp davet ve tebligatına ısrarla devam ederek Semûdluları imana davet etti. Davetini, kabul etmedikleri takdirde, Allah(c.c)'ın gazabına ve azabına uğrayacaklarını, onlara haber verdi. Kavminin, Hz. Salih Aleyhisselamı uğursuzlukla suçladıkları hakkındaki ayeti Celilelere dönelim yine:

“Andolsun ki, biz, Semûd (kavmin)e de ‘Allah’a kulluk edin’ (desin) diye kardeşleri Salih’i gönderdik. Bir de gördü ki, onlar (inanan ve inanmayan olarak) birbirileriyle çekişen iki grup (olmuşlar). (Salih) dedi ki: ‘Ey kavmim! Niçin iyilikten önce kötülük işleme konusunda aceleci davranıyorsunuz? Allah’tan mağfiret dilemelisiniz ki, bu sayede merhamet olunasınız.’ (Onlar:) ‘Senden ve seninle beraber olanlardan dolayı uğursuzluğa uğradık’ dediler. (Salih de:) ‘Sizin uğursuzluğunuz, Allah katında (amelinize karşılık yazılmış)tır. Belki siz (çeşitli olaylarla) imtihan edilen bir kavimsiniz’ dedi. O (Hicr adlı baş) şehirde, dokuz (çete başı) adam vardı ki, o yerde (Allah’a itaate karşı diretip) bozgunculuk çıkarırlar, düzeltmeye uğraşmaz (ve iyiliğe yanaşmaz)lardı. (Onlar bir arada) Allah’a and içerek: ‘Biz mutlaka ona (Salih’e) ve ailesine, bir gece baskını yapalım (ve onları öldürelim), sonra da (hakkını arayan) velisine; ‘(Salih) ailesinin öldürüldüğünde hazır değildik (görmedik) ve biz kesinlikle doğru (söyleyen) kimseleriz diyelim.’ dediler. (Böyle) bir tuzak kurdular; biz de onlar hiç farkında değillerken (kendilerini helak eden) bir tuzak hazırladık. İşte bak, tuzaklarının sonucu nasıl oldu, (nasıl) onları ve kavimlerini topyekûn yok ettik.” (Neml:45-46-47-48-49-50-51)

Yirmi yıl civarında Semûd kavmine tebliğ ile uğraşan Salih Aleyhisselamdan, kavmi, söylediklerini doğrulayacak bir ayet, bir Mucize göstermesini istediler. Salih Aleyhisselam, onlara: "Nasıl bir Mucize istersiniz?" diye sordu.

Semûd kavminin, her yıl belli bir günde putlarını yanlarına alarak çıkıp kutladıkları bir Bayramları vardı. Bu bayram geldiğinde teklif ettiler: “Sen, kendi İlâhına yalvar. Biz de, kendi ilâhlarımıza yalvaralım. Eğer, senin İlahın, duanı kabul ederse, biz, sana tâbi olalım. Eğer, bizim ilahlarımız, duamızı kabul ederse, sen, bize tâbi ol!” dediler.

Salih Aleyhisselâm: "Olur!" dedi.

Semûd kavmi, putları ile birlikte bu Bayramlarını kutlamağa çıktılar. Salih Aleyhisselam da, onlarla birlikte gitti. Semûd kavmi, dualarında: Salih Aleyhisselamın yapacağı duasından hiç bir şeyi kabul etmemesini putlarından istediler. O zaman, Semûd kavminin sözü dinlenen Ulu kişilerinden olan Cenda bin Amr: "Ey Salih! Şu kayanın yanına bizimle birlikte git. Kayanın içinden, bizim için, kızıl tüylü ve doğurmak üzere olan bir dişi deve çıkarırsan, senin Peygamberliğini, doğrular ve sana, iman ederiz!" dedi.

Bunu istemekten maksatları akıllara durgunluk verecek, insanları şaşırtacak bir iş isteyip, yapamamasını ve mahcup olmasını düşünmeleri idi.

Salih Aleyhisselam; "Allahü Teâlâ her şeye kadirdir, böyle bir mucize görürseniz, Peygamberliğimi tasdik ve bana iman etmeyi kabul edip, dağdan akan pınar suyunun bir gün deveye, bir gün size ait olmasına razı mısınız?" dedi. Semûd kavmi böyle bir şey olamayacağını düşünerek: "Bu şartı da kabul ediyoruz. " dediler.

Salih Aleyhisselamın bu şarttan maksadı; dağdan gelen pınar suyunun az olması ve azgın insanların sahiplenmesi sebebiyle zor durumda kalan kimselere yardımcı olup, devenin hissesi olan suyu fakir ve zayıflara vermekti. Salih Aleyhisselam tekrar onlara; "Benimle sözleştiğinizi unutmayın, şayet deve çıkınca ona bir zarar verirseniz ve verdiğiniz sözlerde durmazsanız acı bir azaba uğrarsınız." dedi. Semûd kavmi de; "Sen deveyi çıkar, her istediğini kabul edeceğiz. Aksine bir iş yaparsak azabı da kabul ediyoruz." dediler. Nihayet devenin çıkmasını istedikleri dağın kayalıkları önünde toplanıp, beklemeye başladılar.

Salih Aleyhisselam, bunun üzerine, kayanın ya­nında namaz kılıp, Yüce Allah(c.c)'a dua edince, kaya önce titredi, sonra da, ikiye ayrılarak, içinden, istedikleri vasıfta bir Deve çıktı. Deve, iki yana dizilip hayret ve şaşkınlıktan donakalan Semûd kavmi arasından salına salına yürümeye başladı. Sonra da bir yavru doğurdu. Semûd kavmi, bu Deve'yi, istedikleri kadar sağarlar, bütün kaplarını sütle doldururlardı. Deve mucizesi Kur’an-ı Kerim’deki ayetlerle anlatmadan önce dilerseniz bir eser arası verelim.

“(Sana) ayetler (mucizeler) göndermekten bizi alıkoyan, ancak öncekilerin onu yalanlamış olmasıdır. Biz Semûd kavmine de (inanmaları için) açık bir mucize olarak o dişi deveyi verdik ve (onu öldürdüler de) bu yüzden (kendilerine) zulmettiler (helak oldular). Halbuki biz ayetleri ancak, (helak için değil, ahiret azabından) korkutmak için göndeririz.” (İsra:59)  

“Semûd (kavmin)e de kardeşleri Salih'i (gönderdik, onlara) dedi ki: ‘Ey halkım! Allah'a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. Size Rabbinizden, apaçık bir delil (ve mucize) geldi. İşte size bir mucize olarak Allah'ın dişi devesi! Onu (kendi haline) bırakın, Allah'ın arzında otlasın, ona dokunmayın (bir fenalık yapmayın), yoksa sizi acıklı bir azap yakalar.” A’raf:73)

“Ey kavmim! İşte size bir ayet (mucize) olarak Allah'ın şu dişi devesi! Öyleyse onu (serbest) bırakın. Allah'ın arzında otlasın. Ona kötü maksatla el dokundurmayın, sonra yakın bir azap sizi yakalayıverir.” (Hud:64)

“Sen de bizim gibi bir insandan başkası değilsin. Eğer doğru söylüyor isen haydi (bize) ayet (mucize) getir! (Salih) dedi ki: “İşte (mucize) bu dişi devedir. Onun bir (belli bir gün) su içme hakkı var, belli bir gün su içme hakkı da sizindir.” (Şu’ara:154-155)

Değerli dinleyenler Salih As.ın bu mucizesi üzerine, Cenda bin Amr ile kavminden bazı kişiler, Salih Aleyhisselama iman etti.

Cenda bin Amr'ın amcasının oğlu Şihab bin Halife gibi Semûd kavminin bazı Eşrafı da, Salih Aleyhisselama iman etmek ve tâbi olmak istedilerse de, putların sahipleri olan Eşraftan Zuab bin Amr ile Habbab ve Rebab, engel oldular. On­lar da, bunlara uyarak, Müslüman olmaktan vaz geçtiler.

 

Salih Aleyhisselam onlara sözlerinde durmalarını, aksi takdirde ağır bir azaba düşeceklerini söyledi. Fakat inat ve inkârdan vazgeçmediler. Suyun taksimi işi de kendilerine ağır gelip kendilerine göre çareler aramaya başladılar. Salih Aleyhisselam, mucize olarak kayadan çıkan, Rabb'inin, kendisine verdiği Devesinden hiç ayrılmazdı. O, nereye yönelse, onun yanında bulunurdu. Deve de, yavrusuyla birlikte her tarafı dolaşıyor, su içme nöbeti olduğu gün de suyun başına gelip suyu tamamen içiyordu. Su içmesi de ayrı bir mucize olup tonlarca su içiyor, su vücudunda kayboluyordu. Suyu içip bitirince, su çıkan yerde oturuyordu. İman edenler, ondan bir kabileye yetecek kadar bol süt sağıyorlar, sütten içiyor ve yiyecekler yapıyorlardı. Böylece inananların imanı kuvvetleniyor, inkârcıların kinleri artıyordu. Bu mucize karşısında aciz kalan Semûd kavmi deveyi öldürmeyi plânlıyordu. Nitekim Salih Aleyhisselamın nasihat edip, iman etmeye çağırdığı bir sırada, onlar, su içmekte olan deveyi göstererek; "Güya şu deveyi öldürsek biz helâk olacakmışız! Onu öldürelim de gör!" dediler. Nihayet çeşitli plânlar kurarak deveyi öldürdüler. Sonra da Salih Aleyhisselama; "İşte deveyi öldürdük. Eğer söylediğin gibi bir peygambersen söylediğin azabı getir. " dediler. Burada Allah(c.c) kelamı Ayeti Celilelere bakalım yine dilerseniz.

“Hani onların en bedbaht olanı (mucize olarak verilen deveyi öldürmek için) ayaklanmıştı. Allah'ın peygamberi (Salih) onlara: ‘Allah'ın dişi devesine ve onun su içmesi (nöbeti)ne dokunmayın demişti. Fakat onu yalanladılar, onu (deveyi) de (ayaklarından biçerek) devirip kestiler. Rableri de onları, günahları yüzünden, (gazabıyla) kırıp geçirdi, orayı dümdüz etti.” (Şems:12-13-14)

“Derken o (mucize olarak gönderilen) dişi deveyi ayaklarından biçerek öldürdüler ve Rablerinin emrine isyan ettiler ve: ‘Ey Salih! Eğer sen gönderilen peygamberlerden isen bizi tehdit ettiğin (azab)ı getir’ dediler.” (A’raf:77)

 

“Semûd ve Âd (kavimleri) o dehşetle başa gelecek olan (Kıyamet)i yalanladılar.” (Hakka:4)  

“Ona bir kötülük dokundurmayın, sonra (pek) büyük bir günün azabı sizi yakalar.” Derken onu ayaklarından biçip öldürdüler, ancak sonra da pişman oldular. Bunun üzerine azap onları (kıskıvrak) yakalayıverdi. Şüphesiz bunda elbette (alınması gerekli) bir ibret vardır. Böyle iken çokları iman etmediler. Hiç şüphesiz Rabbin, elbette, mutlak galiptir, çok merhametlidir.” (Şu’ara: 156-157-158-159)

Salih Aleyhisselam bu azgın kavme şefkat ve merhametle nasihat edip; "Ey kavmim! Nedir bu yaptığınız? Sizin için bir imtihan vesilesi olan deveyi de öldürdünüz. İnkârda ve günahkârlıkta ısrar ettiniz. Buna rağmen tövbe kapısı açıktır. Neden azabın gelmesini istiyorsunuz, tövbe ediniz!" dedi. Bu son davete de ters ve sert cevaplar veren Semûd kavmi, Salih Aleyhisselamı, ailesini ve iman edenleri de öldürmeyi plânlamaya başladılar.

Ana deve, kesilince, yavrusu kaçıp dağa çıktı. Yavru deve, Salih Aleyhisselamı görünce, ağladı ve üç kere böğürdü. Bunun üzerine Salih Aleyhisselam Semûd kavmine: "Her böğürüş, bir eceldir: Yurdunuzda, üç gün daha yaşayacaksınız! Azaptan önceki üç günlük mühlet için yine Ayeti Celile ye dönelim dilerseniz.

“Yine de onu (ayaklarından biçerek) öldürdüler. Bunun üzerine (Salih) dedi ki: “Yurdunuzdan üç gün (daha) faydalanın (artık sonunuz gelmiştir) bu, yalanlanmayacak bir tehdittir.” (Hud:65)

Birinci gün yüzleriniz, sararmış olarak sabaha çıkacaksınız! İkinci gün yüzleriniz, kızarmış olarak sabaha çıkacaksınız! Üçüncü gün de yüzleriniz, kararmış olarak sabaha çıkacaksınız! Dördüncü gün ise üzerinize azâb gelerek sizi helâk edecektir! Bu, yalanlanamayacak bir Vaat tır!" dedi.

Salih Aleyhisselamın söylediği bu günler gelip çattı. Bu sırada Semûd kavmi Salih Aleyhisselamı ve inananları öldürme teşebbüsüne giriştiler. Onlar harekete geçmeden, Cebrail Aleyhisselam gelip, durumu Salih Aleyhisselama bildirdi. Salih Aleyhisselam da iman edenlerle birlikte oradan uzaklaşıp gitti.

Gerçekten de, ilk günde sabaha çıktıkları zaman, küçük büyük, erkek, kadın, hepsinin yüzleri sapsarı kesilmişti. Bunun üzerine, Semûd kavmi, helak olacaklarını ve Salih Aleyhisselamın doğ­ru söylemiş olduğunu anlayarak feryada başladılar. İkinci gün, yüzleri, kızarmış olarak sabaha çıktılar. Üçüncü gün, yüzleri, kara boya sürünmüş gibi kararmış olarak sabaha çıktıklarında ise evini sarıp hücum ettikleri Salih Aleyhisselamın, şehirden çıkıp gittiğini anladılar.

Dördüncü gün, sabaha çıktıkları zaman, kendilerine kesin geleceğini anladıkları azaptan, cezadan neler geleceğini, gelecek azabın, hangi yandan, üzerlerinden gökten mi? yoksa ayaklarının altından, yerden mi? geleceğini bilmiyorlar; kâh baş­larını kaldırıp semaya bakıyorlar, kâh gözlerini yere dikiyor şaşkın şaşkın bakıyorlardı!

Sabaha girdikleri sırada, güneş doğarken, gökten, onlara göklerin bütün gürlemelerini, yıldırımlarını, yeryüzünün bütün çığlıklarını içinde taşıyan öyle bir bağırışla bağırıldı ki, bir anda göğüslerindeki kalpleri parçalandı! Canları, bedenlerinden uçtu! Solukları, kımıldamaları, kesiliverdi! Altlarından da, son derece şiddetli bir sarsıntı ile sarsıldılar. Kayalara oydukları muhkem binaları bile kendilerini kurtarmaya yetmedi. Kazana geldikleri hiçbir şey ve tapınmakta oldukları hiçbir put onları gelen azaptan kurtarmaya yetmedi.

Dağlardan fışkıran ateş ile Semûd kavminin yurdu altüst oldu. Hepsi helâk olup gittiler. Bundan sonra da yurtları hiç mamur edilmedi. Sanki hiç insan yaşamamış bir yer hâlini aldı.

 

 “Bunun üzerine onları şiddetli bir deprem yakalayıverdi de yurtlarında dizüstü çök(üp cansız kal)ı verdiler.” (A’raf:78)

“Nihayet (azap) emrimiz gelince Salih'i ve beraberindeki iman edenleri tarafımızdan bir merhametle (helak olmaktan ve) o günün rezilliğinden kurtardık. Şüphesiz senin Rabbin çok kuvvetlidir, mutlak galiptir. O zalim (inkârcı)ları ise korkunç bir ses yakalayıverdi de yurtlarında çöke kaldılar. Sanki orada hiç yaşamamış gibi oldular. Haberiniz olsun ki Semûd (kavmi) Rablerine nankörlük ettiler/kâfir oldular. Bilin ki Semûd (yok olup Allah'ın rahmetinden) uzak olmuştur.” (Hud:66-67-68)

 “Sanki orada hiç yaşamamış gibi oldular. Haberiniz olsun ki Semud halkının (yok olup Allah’ın rahmetinden) uzaklaştığı gibi, medyen halkı da öylece uzaklaşıp gitti.” (Hud:95)

“Ad ve Semûd’u da (yok ettik). Bu, onların (harap olmuş) evlerinden siz (Mekkeliler’) e belli olmaktadır. Şeytan kendilerine (kötü) işlerini süslü gösterip onları doğru yoldan çevirdi. Halbuki onlar ileriyi görebilirlerdi (ama görmediler, başlarına gelen felaketleri, günahlarına değil başka sebeplere bağladılar). (Ankebut:38)

“(Rasulüm! Hâlâ imandan) yüz çevirirlerse de ki: "Âd ve Semûd (kavimlerin)in yıldırımı gibi (mahvedecek) bir yıldırıma karşı sizi uyardım." (Fussilet:13)

“Semûd (kavmin)e gelince: Biz onlara(da) doğru yolu gösterdik, fakat onlar körlüğü, doğru yolu görmeye tercih ettiler. Neticede, kazanmakta oldukları (günahlar) yüzünden kepaze (ve perişan) edici azap yıldırımı onları alıverdi. İman eden ve Allah'ın emrine uygun yaşayan/aykırı davranmaktan sakınanları ise kurtardık. Allah'ın düşmanları (mahşer yerinde) ateşe sürülmek üzere toplandıkları gün, hepsi bir araya getiril(inceye kadar orada bekletil)irler.” (Fussilet:17-18-19)

“Onlar ise Rablerinin emrinden uzaklaşıp haddi aşmışlar(keyiflerine göre yaşıyorlar)dı. Bu yüzden kendileri bakıp dururken yıldırım onları alıvermişti.(O zaman) ayakta durmaya güç yetiremediler ve hiç yardım edenleri de olmadı.” (Zariyat:44-45)

“Şüphesiz Âd (kavmin)i de O helak etti. Semûd’u da. Hiç birini bırakmadı.” (Necm:50-51)

Semûd’a gelince, onlar korkunç bir ses (ve sarsıntı) ile helâk edildiler.” (Hakka-5)

Değerli dinleyenler; Semûd kavmi helâk edildikten sonra Salih Aleyhisselam, iman edenlerle birlikte gelip, yerle bir edilen şehre ibretle bakarak; "Ey kavmim! Sizden hiçbir ücret istemeden, sizi sadece Allahü Teâlâ ya iman etmeye davet ettim ve bunun için size nice nasihatler yaptım. Fakat siz dinlemediniz. Sonra bu azaba uğradınız!" dedi. Hz. Salih Aleyhisselamın kavminin helakinden sonraki durum Ayeti Celile de şöyle anlatılmaktadır:

 

“(Salih de gördüğü dehşet verici manzara karşısında) yüzünü öteye çevirip: ‘Ey Kavmin! Andolsun ki, ben size Rabbimin gönderdiği hükmü duyurmuş ve size (iyiliğiniz için) öğüt vermiştim; fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz’ dedi.” (A’raf:79)

“İşte zulümleri yüzünden çöküp ıssız kalan evleri! Hiç şüphesiz, bunda bilen bir kavim için elbette bir ibret vardır. İnanıp da (küfür ve isyandan) sakınanları kurtardık.” (Neml:52-53)

Taberî Tarihindeki kayıtlara göre Semûd Kavminin helâkinden Allah(c.c)'ın Hareminin, bu azaptan koruduğu bir tek kimseden başka, doğu, batı arasında, onlardan, helak olmadık bir kimse kalmadı! Kurtulan o tek kişi ise, Ebu Rigal idi. Ebu Rigal, Semûd'un helâk olduğu sırada Mekke de Harem-i Şerif'te idi. Bu sebepten dolayı ona bu musibetten bir şey isabet etmedi. Ancak günlerden bir gün Harem'den çıktığında gökten bir taş düşüp onu öldürdü. Peygamber(s.a.v) efendimiz bir defasında Hicr'e uğradığı vakit ashabına buyurdu ki: “Mucize istemeyiniz. Muhakkak ki Salih’in kavmi mucize istedi de, Allahü Teâlâ onlara deve gönderdi. Deve bu yoldan suya gider, şu taraftan giderdi. Sonra onlar, Rablerinin emrinden (hak sözden) dönüp haddi aştılar. Allah(c.c)'ın hareminde olan bir kişi dışında (ve iman edenler müstesna) Semûd kavminden herkesi helâk eden bir sayha onları yakalayıverdi.” Ashabının bunun kim olduğu sorusuna: “Ebu Rigal'dir. Harem'den çıktığında, kavmine isabet eden azâb ona da isabet etti” dedi.

Salih Aleyhisselam, kavminin helâkinden sonra kendisine iman edenlerle birlikte Mekke'ye veya Şam taraflarına gitti. Elmalılı Hamdi Yazır’a göre Filistin’e gitti. Remle kasabasına yerleşti. Hadramut tarafına gittiğine dair rivayetler de vardır. Mekke’de vefat edip Kâbe-i Şerif yanına defnedildiği de kayıtlarda işlenmektedir.

Allah(c.c), cümlemizi, cümle sevdikleri ve sevdirdikleri ile beraber olan bahtiyar kullarından eylesin. Amin.

Hoşça kalınız efendim.

 

Bir Sonraki

07 Hz

İbrahim (as)

Bir Önceki

05 Hz

Hud (as)

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
01 Hz Adem (as)
19.03.202632 dk 27 sn
02 Hz Şit (as)
18.03.202617 dk 11 sn
03 Hz İdris (as)
17.03.202615 dk 38 sn
04 Hz Nuh (as)
16.03.202633 dk 8 sn
05 Hz Hud (as)
15.03.202622 dk 4 sn
07 Hz İbrahim (as)
13.03.202670 dk 19 sn
08 Hz İsmail (as)
12.03.202632 dk 36 sn
09 Hz İshak (as)
11.03.202614 dk 43 sn
10 Hz Lut (as)
10.03.202626 dk 48 sn
11 Hz Yakup (as)
09.03.202628 dk 43 sn
12 Hz Yusuf (as)
08.03.202664 dk 39 sn
13 Hz Eyyub (as)
07.03.202614 dk 28 sn
14 Hz Zülkifl (as)
20.03.20264 dk 26 sn
15 Hz Suayb (as)
06.03.202615 dk 1 sn
16 Hz İlyas (as)
05.03.20266 dk 25 sn
17 Hz Elyesa (as)
21.03.20268 dk 43 sn
18 Hz Yunus (as)
04.03.202616 dk 32 sn
19 Hz Davud (as)
03.03.202617 dk
20 Hz Süleyman (as)
02.03.202630 dk 28 sn
21 Hz Zekeriyya (as)
01.03.20267 dk 45 sn
22 Hz Yahya (as)
28.02.20266 dk 32 sn
AKRA