İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

19 Hz Davud (as)

19 Hz Davud (as)
İslam Peygamberleri

19 Hz Davud (as)

03.03.2026
17 dk

İslam Peygamberleri programımızda yeni bir bölümle daha birlikteyiz. Bu gün sizlerle, Kur’an-ı Kerim’de ismi geçen peygamberlerden kendisine kitap indirilen dört peygamberden biri olan, savaşçı, hükümdar, insan vücudunu saracak incelikte zırh yapabilecek kadar usta bir demirci olan Davud Aleyhisselam olacak inş.

 İsrâiloğulları’na gönderilen peygamberlerdendir. Soyu; Davud bin İşa, Yehuda bin Yakub, bin İshak, bin İbrahim olarak İbrahim Aleyhisselama dayanmaktadır.   Hem peygamber, hem sultan, yani hükümdardı. Süleyman Aleyhisselamın babasıdır. Kudüs'te doğmuştur. Orada yaşadı ve orada vefat etti. Kendisine İbrani dilinde Zebur kitabı verildi.

 Davud Aleyhisselam; kısa boylu, çelimsiz, ak tenli, mavi gözlü, kırmızı yüzlü, ince bacaklı, düz ve az saçlı, çok güzel-gür ve tesirli sesli, güzel huylu, temiz kalpli ve çok anlayışlı idi. İsmi Kur'an-ı Kerim'de on altı yerde geçmektedir.

 Davud Aleyhisselamın babası İşa’nın on iki oğlu daha vardı. Hazreti Davud, kısa boylu ve vücutça çelimsiz olduğu için, babası onu hor görür, insanlar arasına çıkarmaktan utanır, ona davar çobanlığı yaptırırdı.

 Değerli dinleyenler, Hazreti Musa vefat ettikten sonra İsrailoğulları’na Yuşa Aleyhisselam rehberlik etmiş, İsrailoğulları'nı çölden çıkararak onlar için mukaddes sayılan Kenaan bölgesine getirip yerleştirmiş ve orayı vatan edinmişlerdi. Zaman geçtikçe azgınlaşan İsrailoğulları, Tevrat’ın hükümlerini değiştirdiler, peygamberleri dinlemeyerek, ahlaki bozulmalara uğrayıp iyice yoldan çıktılar. Derken Filistin çevresinde yerleşmiş bulunan Amâlika Kabilesi ve başlarındaki Calut, bunlara musallat olarak çarpışma çıkardılar. Aralarında yapılan savaşta, İsrailoğulları hezimete uğramışlardı. Erkekler öldürülmüş, çocuklar esir alınmış, kalanlar memleketlerinden sürülüp çıkarılarak Mukaddes Tabut ellerinden alınmıştı. Bu Tabut Hazreti Musa’nın savaşlarda ordunun önünde bulundurduğu bir sandıktı. Asker bundan manen kuvvet alır, harpten kaçmazdı. Daha sonraları bu Tabutta İlahi levhalar, Hazreti Musa’nın asası ve bazı mukaddes eşyalar saklanmaya başlamıştı. İsrailoğulları’nın ileri gelenleri toplandılar ve peygamberlerine başvurup, bir kumandan atamasını, kendilerini toparlayarak yeniden bu düşman ile Allah(c.c) yolunda savaşmak istediklerini söylediler. Sonra, Talut isimli bir hükümdâr başa geçerek memleket işlerini ve orduyu düzene koydu. Onu istemeyip kendilerinden bir hükümdar istedilerse de, Talut, gerekli hazırlıkları yapıp Amâlika’lılar ve Calut'un üzerine yürüdü.

 

Yüce Rabbimiz onların bu durumunu şöylece anlatmaktadır:

 “(Rasulüm!) Musa’dan sonra, İsrailoğulları'nın ileri gelenlerini görmedin mi? Hani onlar, peygamberlerinden birine: ‘Bize bir hükümdar gönder de(onun önderliğinde), Allah yolunda savaşalım’ demişlerdi. O da: ‘Ya savaş yazılır (farz kılınır) da savaşmaktan geri durursanız? Deyince onlar şöyle demişlerdi: ‘Yurtlarımızdan çıkarıldığımız ve çocuklarımızdan ayrıldığımız halde bizler neden Allah yolunda savaşmayalım?’ Ama savaş onlara yazıl(ıp farz kılın)ınca, içlerinden pek azı hariç savaşmaktan yüz çevirdiler. Allah o zalimleri çok iyi bilir. Peygamberleri onlara: ‘Allah şüphesiz size Talut’u hükümdar olarak gönderdi’ dedi. (Onlar da) dediler ki: ‘Biz hükümdarlığa ondan daha layık iken ve ona mal (servet) yönünden geniş imkân verilmemişken, o bize nasıl hükümdar olabilir?’ dediler. (Peygamber de onlara): ‘Allah, şüphesiz onu üzerinize (hükümdar) seçmiş ve geniş bir ilim ve sağlam bir vücut vererek onun gücünü arttırmıştır.’ Dedi. Allah, mülkünü (hükümranlığını) dilediğine verir. Allah, rahmet ve ihsanı bol olan ve (her şeyi) bilendir.”(Bakara:247-247).

 Kıymetli dinleyenler, İsrailoğulları tarafından kutsal kabul edilen bir sandık vardı. Kur'an-ı Kerim'de bu sandığa TÂBÛT adı verilmektedir. Amâlika'lılarla yapılan ilk savaş sonucunda bu sandık Calut 'un eline geçmişti. İsrailoğulları bunun acısını duyuyorlar, fakat Talut'un da hükümdarlığına itiraz etmekten geri kalmıyorlardı. Ancak yapılan ikinci karşılaşma sırasında TÂBÛT bir şekilde İsrailoğulları’nın eline geçti. Tâbût'un İsrailoğulları'nın eline geçmesi onları yüreklendirdi. İşi kökünden halledip yurtlarına tam sahip çıkabilmek için yeniden toparlanarak Amâlika kabilesi üzerine yürüdüler. Bu arada Talut, İsrailoğulları'na yolları üzerinde bulunan ırmaktan içmemelerini tembih etti. Talut ve ordusu ırmağı geçtiklerinde ırmaktan su içenler,  başında zalim, zengin ve korkunç bir hükümdar olan Calut’un bulunduğu düşman ordusundan korktular ve savaşamayacaklarını ifade ettiler. Talut’u dinleyip su içmeyenler ise Allah(c.c)’a dua ederek yardım dilediler.

 Değerli dinleyenler, Kur’an-ı Kerimde, Talut’un ordusuyla savaşa giderken olanlar şöyle anlatılmaktadır:

 “Peygamberleri onlara (şunu da) söyledi: ‘Onun hükümdarlığının gerçek alameti, size meleklerin taşıdığı Tabut’un gelmesidir ki, içinde Rabbinden bir ferahlık, Musa ailesinin ve Harun ailesinin geriye bıraktıklarından (âsâ, hırka, sarık ve Tevrat’tan bazı levhalar gibi) bir kalıntı vardır. Eğer iman edenlerdenseniz, sizin için bunda kesin bir alamet (işaret ve ibret) vardır.’ Talut (cihad için) Kudüs’ten askerler(iy)le ayrılınca dedi ki: ‘Şüphesiz Allah, sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan (kana kana) içerse benden değildir. Eliyle sadece bir avuç alanlar dışında kim ondan tatmazsa bendendir.’ Pek azı dışında onlar (nehre varınca) ondan bol bol içtiler. Nihayet (Talut’un) kendisi ve beraberindeki inananlar (ırmağı) geçince, (içenler geçemeyip:) ‘Bugün bizim (zalim) Calut ve askerlerine karşı gücümüz yok.’ dediler. Allah'a kavuşacaklarını kesin bilen (Talut’a itaat edip nehri geçen)ler ise: ‘Nice az bir topluluk, Allah’ın izniyle, çok olan bir topluluğa galip gelmiştir. Allah sabır (ve sebat) edenlerle beraberdir.' dediler. Savaş için, Calut ve askerlerine kaşı meydana çıktıklarında şöyle dediler: ‘Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır (ve sebat) yağdır ve ayaklarımızı sabit (bizi metanetli) kıl ve kâfirler toplumuna karşı bize yardım et/zafer ihsan eyle.”(Bakara:248-250)

 

Hakk’ı ve batılı savunan iki ordunun karşı karşıya geldikler bir alanda, zaten iriyarı ve heybetli olan vücudunu zırhlarla tamamen kapatarak, tepeden tırnağa silahlı bir şekilde ortaya çıkarak karşısına rakip isteyen Calut’un görüntüsü, Talut’un ordusunu iyice korkutmuştu. Talut, Calut’un karşısına çıkarak onu öldürecek kimseye, malının yarısını vermeyi ve kızını da, onunla evlendirmeyi vaat etti. Babasının çobanlığa göndermesine ve daha küçük yaşta, çelimsiz bir delikanlı olmasına rağmen, sürüyü bırakarak Talut'un ordusuna katılan Davud Aleyhisselam, cesaretle öne çıktı ve Calut'u öldüreceğini söyledi. Allahü Teâlâ tarafından kendisine bir takım işaretler gösterilen Hazreti Davud, kendisine verilen savaş gereçlerini bir tarafa bırakıp elindeki sapan ve cebindeki taşlarla Calut’un karşısına çıktı. Allah(c.c)’ın izni ile sapanıyla attığı taş, hak davanın amansız düşmanı, zorba ve güçlü ordulara sahip Calut’un alnındaki zırhsız bir yerden isabet ederek onu öldürdü. Calut'un öldürülmesiyle Amâlika’lılar bozguna uğrayıp, dağıldılar. Talut ve ordusu savaş meydanından muzaffer olarak ayrıldı. Bu olaydan sonra Talut, kızını Hazreti Davut ile evlendirdi. Halkı da, Hazreti Davud'a daha çok sevgi ve saygı göstermeye başladı.

 

Sevgili dinleyenler, Calut’un açıkça belli olan fiziki üstünlüğü olmasına rağmen onu mağlup ettiren Allahü Teâlâ, işlerin yalnız ortada görünen durum ile meydana gelmeyip, gerçek anlamıyla vukû bulduğunu göstermektedir. Aslında insanlara güçlü görünenin zayıf, zayıf görünenin de Allah(c.c)’ın yardımıyla güçlü olduğu ölçüsü, bu olayda gösterildiği gibi Allahü Teâlâ ya aittir. İnsanlar ise vazifelerini yerine getirmek, Allahü Teâlâ ya verdikleri ahitlerini ifa etmekle yükümlüdürler. Bundan sonra Allah (c.c)’ın istediği şeyler, istediği şekilde olur. İnsanlara, kendilerini korkutan zalimlerin zayıf, çok zayıf olduklarını, Allah(c.c), onların mağlup olmasını istediği zaman,  küçücük delikanlıların bile mağlup edebileceğini göstermek için bu zalim diktatörün ölümünü, daha genç bir delikanlı iken Hazreti Davud'un eline verdi. Burada Allah'ü Teâlânın tahakkukunu istediği gizli başka hikmetler de vardı. Allah(c.c), Talut'dan sonra, mülkü, Hazreti Davud’un almasını ve onun yerine oğlu Süleyman (a.s.)'i varis kılmayı istedi. Bu sebeple Davud Aleyhisselamın gücü, Calut'u öldürmesiyle gösterilmiş oluyordu. Talut'un ölümünden sonra, Hazreti Davud İsrailoğulları’nın hükümdarı oldu. Bir müddet sonra Allahü Teâlâ kendisine peygamberlik vazifesi ve Zebur adlı kitabı verdi.

 Bu durum Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılmaktadır.

 “Derken, Allah’ın izniyle, o (kâfir)leri bozguna uğrattılar. Davud (düşman hükümdarı olan) Calut'u öldürdü. Allah da ona (Davud’a) hükümdarlık ve hikmet (peygamberlik ve Zebur’u) verdi ve ona (zırh yapmak, kuşlarla konuşmak ve güzel sesle okumak gibi) dilediği şeylerden öğretti…” (Bakara:251)

 

Önce hükümdarlık sonra peygamberlik vazifeleri verilen Davud Aleyhisselam, insanları Allahü Teâlâ’nın dinine davet etti ve halkına adaletle hükmetti. Filistin, Suriye ve Arap Yarımadasının bir kısmını fethederek memleketi genişletti. Kudüs'ü başkent yaptı. Ayrıca Amman, Halep, Nusaybin ve Ermenistan'ı da fethetti. Mescid-i Aksa adıyla Kur'an-ı kerimde bildirilen büyük bir mescidin inşasını başlattı ise de tamamlamaya ömrü yetmedi ve mescidin yapılıp bitirilmesi işi oğlu Süleyman Aleyhisselama nasip oldu. Kendisine İbrani dilinde Zebur kitabı geldi. Bu kitap, manzum şekilde olup, eski manzum kitapların en meşhurudur. Zebur, meşhur dört ilâhi kitaptan biri olup, Tevrat’tan sonra gönderilmiştir. Vaaz ve nasihat şeklinde olup, yüz elli sureden ibarettir. Bu kitap, şer’i hükümleri taşımadığı için Hazreti Davud, Hz. Musa’nın şeriatı ile hükmedip Tevrat’ı kuvvetlendirdi. Onu açıklayıp onunla amel etmeye çağırdığından, Tevrat’ın hükümlerini yürürlükten kaldırmadı.

 Sevgili dinleyenler, Davud Aleyhisselam çok ağlar, çok ibadet ederdi. Gündüzü oruçla, geceyi namaz kılarak ibadetle geçirirdi. Gecenin ancak üçte bir kısmında uyurdu. Bir gün oruç tutar, öbür gün tutmazdı. Allahü Teâlâ mucize olarak dağları, taşları, kuşları onun emrine vermişti. Yanık sesiyle Zebur’u okumaya başlayınca, kuşlar havadan ağaçlara iner, hep birlikte, okunan Zebur’u tekrar ederlerdi. Allahü Teâlâ Davud Aleyhisselama demiri ateşe sokmadan ve dövmeden istediği şekli verebilme mucizesi vermişti. Demirden zırh yapar, elinin emeğiyle geçinir, devlet hazinesinden bir şey almazdı. Yırtıcı hayvanlar, Hazreti Davud'un huzuruna gelip, ona tam bir bağlılıkla hizmet ederlerdi. Bunları Kur’an-ı Kerim’in şu Ayeti Celilelerinden öğreniyoruz.

 “...Dağları ve kuşları, Davud ile beraber (Allah’ı) tesbih etsinler diye (ona) boyun eğdirdik. (Bunların hepsini) yapan bizdik. Ona, savaşınızda sizi korusun diye zırh (yapma) sanatını öğrettik. Peki, (bütün bunlar için) şükrediyor musunuz?” (Enbiya:79-80)

 “Andolsun ki, biz, Davud’a tarafımızdan bir üstünlük verdik. Ey dağlar! (Davud’un yaptığı tesbihi) onunla beraber inleyip (yankılayıp) tekrar edin. Kuşlara da (o tesbihe öterek katılın dedik.) Ona demiri de yumuşattık. (Bedeni örtecek) uzun ve geniş zırhlar yap, örgüsünü ölçülü yap, diye (vahyettik). (Ey Davud’la birlikte inananlar! Hepiniz) salih amel işleyin. Çünkü ben, yaptıklarınızı görmekteyim.’ diye (vahyettik.)”(Sebe:10-11)

 “…Ey Davud ailesi! (Allah’a) şükür için çalışın, Kullarımdan (layıkıyla) şükreden azdır.”(Sebe:13) 

 “…güç kuvvet sahibi kulumuz Davud’u da hatırla! Çünkü o Allah’a çokça yönelendi. Gerçekten biz, dağları (onun emrine) boyun eğdirdik de (bu yüzden) akşam ve kuşluk vakti onunla tesbih ederlerdi. (Her taraftan) gelip toplanmış kuşları da (ona boyun eğdirdik).( Dağlar ve kuşlardan) her biri daima ona yönel(ip tesbihe katıl)ırlardı. Onun mülkünü (hükümdarlığını) güçlendirdik, kendisine de hikmet (peygamberlik ve ilim) ile (davalarda) hakkı batıldan ayırma/kesin hüküm verme kabiliyeti verdik.” (Sad:17-20)

 Davud Aleyhisselam, kendine göre bir planlama yaparak, bir gün ibadet, bir gün muhakeme, bir gün vaaz ve irşad, bir günde hususi işleri ile uğraşırdı. İbadet için ayırdığı günün birinde, bir başka insanın gelip giremeyeceği yüksek duvarlarla çevrili bir ibadethanede ibadetle meşgul olurken, birden duvarları aşan ve yanına atlayan iki insan Hazreti Davud’u heyecanlandırdı. İçi korkuyla dolmuştu. Dilerseniz bu olayı Kur’an-ı Kerim’de anlatıldığı gibi dinleyelim:  

         

“…Hani (Davud ibadette iken, kapıdaki bekçilerden dolayı içeri giremeyen davacılar) mabede, (duvarından) tırmanıp girmişlerdi. Davud'un yanına girdikleri zaman, (o da) bunlardan endişelenmişti. ‘Korkma’ dediler, ‘biz, birimiz diğerine haksızlık etmiş iki davacı(yız). Şimdi sen aramızda hak (ve adalet) ile hükmet, (haktan sapıp) zulmetme ve bizi yolun düzlüğüne (adalete) eriştir. (Biri:)Şu gördüğün benim (din) kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var, benim ise bir koyunum var. Böyle iken, ‘onu bana ver’ dedi ve konuşmada (tartışmada) bana üstün geldi.’ (Davud) dedi ki: ‘Andolsun ki, (bu adam) senin koyununu, kendi koyunlarına (katmak ve tekeline almak) isteyerek sana zulmetmiştir. Zaten (mallarını ölçüsüz ve kuralsız birbirine) karıştıran (ortak) lardan çoğu, birbirlerine kesinlikle haksızlık eder. Ancak iman edip iyi iş (ve hareket)lerde bulunanlar bunun dışındadır. Ama onlarda ne kadar azdır.’ Davud (bununla) sırf kendini imtihan ed(ip bela ver)eceğimizi zannetti de hemen Rabbinden mağfiret (himaye) diledi, rükû ederek (secdeye) kapandı ve (tövbe ile bize) yöneldi. {Bu ayeti kerimede secde vardır} Biz de o(nun bu yanılması)nı bağışladık (ve onu himaye ettik.) Çünkü yanımızda, elbette, onun bir yakınlığı ve güzelce döneceği bir yeri vardır. Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife kıldık. O halde, insanlar arasında adaletle hükmet, keyfe uy(up ilahi emre aykırı hüküm ver)me, yoksa (keyfi hüküm vermeler) seni Allah’ın yolundan saptırır. Doğrusu Allah’ın yolundan sapanlar var ya, onlar için, hesap gününü unuttuklarından dolayı şiddetli bir azap vardır.”(Sad:21-26)

 Bir nimet olarak, kendisine hem hükümdarlık, hem peygamberlik verilen Hazreti Davud, kırk yıl yönettiği İsrailoğulları'na en parlak dönemlerini yaşatmış, Kudüs'ü fethederek, kendisine başkent yapmıştı.

 Hazreti Davud, bir gün oruç tutar, bir gün yerdi. Abdullah bin Amr(r.a)'dan rivâyetle, Abdullah(r.a), her gün, gündüzleri oruç tutar, geceleri de nafile namaz kılardı. Onun bu durumu Rasûlullah(s.a.v)'a bildirildiğinde Hazreti Peygamber(s.a.v) onu çağırdı ve söyle buyurdu: "Bir gün oruç tut, bir gün iftar et. İşte bu Davud(a.s.)'un orucudur."

 Bir başka rivayette ise, Rasûlullah(s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Allah'ü Teâlâ ya en sevimli oruç, Davud(a.s.)'un orucudur. O, bir gün oruç tutar, bir gün iftar ederdi. Allah(c.c)'a en sevimli namaz da Davud namazı idi. O, her gecenin yarısında uyur. Üçte birinde (nafile) namaz kılardı. Altıda birinde de yine uyurdu." (Müslim, Siyam, 183; Nesâî, Siyam, 69).

 Davut Aleyhisselam, rivayete göre yüz yaşında vefat etmiş, Kudüs suru dışında bir yere defnedilmiştir. Vefatından sonra yerine, on dokuz oğlundan Süleyman Aleyhisselam geçmiş ve ona da peygamberlik verilmiştir.

 

Bir Sonraki

20 Hz

Süleyman (as)

Bir Önceki

18 Hz

Yunus (as)

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
01 Hz Adem (as)
19.03.202632 dk 27 sn
02 Hz Şit (as)
18.03.202617 dk 11 sn
03 Hz İdris (as)
17.03.202615 dk 38 sn
04 Hz Nuh (as)
16.03.202633 dk 8 sn
05 Hz Hud (as)
15.03.202622 dk 4 sn
06 Hz Salih (as)
14.03.202630 dk
07 Hz İbrahim (as)
13.03.202670 dk 19 sn
08 Hz İsmail (as)
12.03.202632 dk 36 sn
09 Hz İshak (as)
11.03.202614 dk 43 sn
10 Hz Lut (as)
10.03.202626 dk 48 sn
11 Hz Yakup (as)
09.03.202628 dk 43 sn
12 Hz Yusuf (as)
08.03.202664 dk 39 sn
13 Hz Eyyub (as)
07.03.202614 dk 28 sn
14 Hz Zülkifl (as)
20.03.20264 dk 26 sn
15 Hz Suayb (as)
06.03.202615 dk 1 sn
16 Hz İlyas (as)
05.03.20266 dk 25 sn
17 Hz Elyesa (as)
21.03.20268 dk 43 sn
18 Hz Yunus (as)
04.03.202616 dk 32 sn
20 Hz Süleyman (as)
02.03.202630 dk 28 sn
21 Hz Zekeriyya (as)
01.03.20267 dk 45 sn
22 Hz Yahya (as)
28.02.20266 dk 32 sn
AKRA