13 Hz Eyyub (as)

13 Hz Eyyub (as)
Bu gün sizlerle birlikte, Kur’an-ı Kerimde ismi geçen peygamberlerden Eyyüb Aleyhisselamı tanımaya çalışacağız.
Hazreti Eyyüb, Allah(c.c) tarafından kavmini hak yola davet etmekle görevlendirilen bir peygamberdi. Ancak onun bize bildirilen mübarek hatırası, inkârcılarla arasında geçen mücadeleden oluşmuyor. Zaten peygamberler davetlerini yüksek ahlâkları ve davranışlarıyla şahıslarında temsil etmektedirler. Hazreti Eyyüb’ü de, bu özelliğinin yanı sıra, Kur’an-ı Kerim’de dört ayrı yerde bahsedilen ve bir imtihan olarak isabet eden belalar, acılar ve bunların sebep olduğu sıkıntılar karşısında bir sabır ve şükür kahramanı olarak tanıyoruz. Eyyüb Aleyhisselamın da Allah(c.c) tarafından seçilmişlerden / peygamberlerinden olduğunu şu Ayeti Celilelerden anlıyoruz.
“Biz Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi, (Resûlüm!) şüphesiz sana da vahyettik. Nitekim İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlar(ın)a, İsa’ya, Eyyüb’e, Yunus’a, Harun ve Süleyman’a da vahyetmiş, Davud’a da Zebur’u vermiştik.(Nisa:163)
“Biz ona İshak’ı ve (onun oğlu) Yakub’u bağışladık. Her birine hidayet ettik(verdik). Daha evvel Nuh’a ve onun neslinden Davud’a, Süleyman’a, Eyyüb’e, Yusuf’a, Musa’ya ve Harun’a da hidayet ettik(peygamberlik verdik). Biz, iyi davrananlara böyle mükafat veririz. (En’am:84)
Değerli dinleyenler, Eyyüb Aleyhisselamın soyu, Eyyüb bin Mûs, bin Rav’il veya Razıh veya Rizah veya Zirah, bin Ays, bin İshak, bin İbrahim(as) olarak İbrahim Aleyhisselama dayanmaktadır. Hazreti Eyyüb’ün annesi Lût Aleyhisselamın kızı idi. Babası Mûs ise Nemrut’un, İbrahim Aleyhisselamı ateşe atıp yakmak istediği gün, İbrahim Aleyhisselama iman edenlerdendi.
Eyyüb Aleyhisselam, uzun boylu, kıvırcık saçlı, güzel büyük gözlü, büyük başlı geniş göğüslü, kalın kollu, kalın bacaklı ve kısa boyunlu idi.
Hazreti Eyyüb, Dımaşk(Şam) ile Câbiye arasındaki Ürdün beldelerinden olan Beseniye nâhiyesinden idi. Beseniye’nin doğu ve batı arasında bulunan her şeyi, dağları, ovaları içindekilerle birlikte, her cins mal Eyyüb Aleyhisselama aitti. Sayıları yüzlerle, binlerle ifade edilen hayvanlara sahipti. Yüce Allah(c.c), ona, erkek, kadın bir çok ev halkı da ihsan etmişti. On üç erkek evladı vardı. Çiftliklerinde binlerce insan çalışırdı. O da Allah(c.c)’ın, zenginlik ve rahatlık bağışladığı bir kulun gösterebileceği en mükemmel şükrü göstererek, zenginliğin edebiyle yaşıyordu. Servetinin çokluğu onu Allah(c.c) yolundan alıkoymadı. O, aç birinin olduğunu bildiği halde asla tok sabahlamamış, çıplak birinin olduğunu bilerek giyinip süslenmemiştir. Yoksullara karşı cömert, kimsesizlere karşı çok merhametli idi. Muhtaçları barındırır, garipleri gözetirdi. Yetimlere dullara bakar, konukları ağırlar, bunları da Allah(c.c)’ın kendisine verdiği nimetlerin şükrü olarak yapardı. Eyyüb Aleyhisselam konuksuz gecelemez, sofrasında yoksul bulundurmadıkça yemek yemezdi.
Eyyüb Aleyhisselam, yaşadığı bölgedeki insanlara peygamber olarak gönderilmişti. Onları Allahü Teâlâya iman ve ibadet etmeye çağırdı. Bu uğurda pek çok zahmet çekti. Dini İbrahim Aleyhisselamın Tevhid dini, İslam’dır.
Kıymetli dinleyenler, bir gün geldi, Yüce Allah(c.c), bu sevgili kulunu, verdiği nimetleri ondan alarak imtihana tabi tuttu. Taberi Tefsirindeki bilgiye göre Eyyüb Aleyhisselam önce servetini kaybetti. Sonra evlatlarının üzerine evleri yıkılarak bütün oğulları öldü. “Zaten onlar Allah(c.c)’a aitti. Onları bize emanet vermişti” diyerek Yüce Allah(c.c)’a hamdü senada bulunmaktan, ibadete devamdan, verdiğine şükürden asla ayrılmadı. Tüm bunların ardından çetin bir hastalığa yakalandı. Çiçek veya Cüzam olduğu rivayet edilen hastalık sonucu, yemeğini ancak iki elini birleştirerek güçlükle tutup ağzına götürebilir, dili ağzında şişer ve ağzını doldurur, yemeği ağzına güçlükle sokardı. Bundan dolayı yeterli beslenemeyince, ve bu hastalığın ağır seyri onda derman bırakmayarak eli ayağı tutmaz oldu. Gün be gün ilerleyen illet, vücudunda yaraların çıkmasına sebep oldu. Bütün vücudunu saran yaralar, kemiklerinin üzerindeki etleri eritmeye başladı. Öyle bir illete müptela olmuştu ki, yaralar iç organlarına dahi sıçramıştı. Bağırsakları vazifesini yapamaz, dolayısıyla da yiyebildiği şeyler karnına girdiği gibi çıkar, vücuduna yararlı olacak maddeleri alamaz. Ayaklarında güç kalmaz, kendisini taşıyamaz hale gelir. Artık vaktiyle kendilerini ev halkı gibi geçindirdiği kimselere avuç açar hale gelmiştir. Onlar, verdikleri tek lokmayı da başına kakarlar, kendisini kınar ayıplarlar. Bütün oğulları öldüğü için elinden tutup kaldıracak kimsesi yoktur. Aile ve akrabaları kendisine küser, kendisini tanımaz olur yüz çevirirler ilgi ve alakalarını keserler. Yaptığı iyilikleri herkes unutmuştur. Seslenişine kimse kulak vermez, aldırış etmez. Köy halkı kendisini köy dışındaki çöplüğe sürüp çıkarır, üzerine bir gölgelik yaparlar ve artık orada barınmaya başlar.
Kıymetli dinleyenler, yanına eşinden başka uğrayan, halini hatırını soran, ihtiyacını gideren kimse kalmayan Eyyüb Aleyhisselam, uğradıkları bu musibetin kaldırılması için yıllarca dua etmez. Bir gün eşi: “Sen duası makbul birisin. Sana şifa vermesi için niçin Allah(c.c)’a dua etmiyorsun?”dedi. Eyyüb Aleyhisselam: “Biz, yetmiş yıl nimetler içinde yaşadık. Bırak yetmiş yılda böyle yaşayalım.” dedi. Kaybettikleri servet, evlat ve sıhhate ağlayan eşine: “Onları bize kim ihsan etti” diye sordu. Eşi: “Allah(c.c) ihsan etti”, dedi. Eyyüb Aleyhisselam: “Onlardan kaç yıl yararlandık?” diye sordu. Eşi:”Seksen yıl” dedi. Eyyüb (as): “ Allah bizi bu musibetle kaç yıldır imtihan ediyor”, diye sorunca, eşi: “Yedi yıldan beri” cevabını verdi. O zaman Eyyüb Aleyhisselam şöyle söyledi: “Yazıklar olsun sana. Vallahi sen Rabbi’ne karşı ne adaletli ne de insaflı davrandın. Geçim bolluğu ve rahatlık içinde bulunduğumuz gibi Rabbimizin bizi uğrattığı şu musibete de seksen yıl katlanmamız gerekmez mi?”…
Eyyüb Aleyhisselam sıhhatini, zenginliğini kaybetmişti. Hastalıkla başlayan ve acılarla, çilelerle durmadan ilerleyen büyük bir imtihan böyle yıllarca sürdü. Hazreti Eyyüb, yakalandığı hastalığın pençesinde dayanılmaz acılarla yaşadı. Ne var ki Rabbine bir an bile şikayette bulunmadı. Sızlanmadı, isyan etmeyerek hamdini sürdürdü.
Yüce Allah’a şöyle hamd ettiği rivayet edilir:
“Hamd, Rabbül Alemin olan Allah(c.c)’a mahsustur. Ben Rabbim olan Sana hamd ederim ki; sen bana ihsanda bulundun, bana mal ve evlat verdin. Kalbimde bunların girmediği bir yer kalmadı. Sonra hepsini geri aldın, kalbim onlardan boşaldı. Artık benimle senin arana bir şey giremez. Ey Rabbim! Beni bundan önce gündüzleri mal telaşı ve sevgisi oyalıyordu. Geceleri de kendilerine olan şefkatimden dolayı evlat sevgisi oyalıyordu. Ne mutlu ki şu anda sadece senin ismini zikir ve tesbih ediyor, sadece senin zikrinle vakit geçiriyorum.”
Şeytan bir gün insan kılığına girerek, Eyyüb Aleyhisselamın hanımına, kendisine uyarlarsa eşini tedavi edebileceğini söyleyip vesvese ile Eyyüb Aleyhisselama, onu tedavi edebilecek bir adam bulduğunu söylettirdiğinde, Hazreti Eyyüb:
“Sen onun şeytan olduğunu anlamadın mı? O Allah(c.c) düşmanı seni dininden döndürmek istemiş. Yazıklar olsun sana, onun sözüne nasıl kulak verdin. Vallahi, Allah(c.c) bana şifa verecek olursa, iyileşirsem, sana yüz sopa vuracağım” dedi ve eşini yanından uzaklaştırdı.
Hazreti Eyyüb’ü sadece hastalığının eziyeti değil, kimi insanın zannı ve şeytanın vesvesesi de ayrıca yıpratıyordu. Yaralar içinde kalan bedenine, onca zenginlikten sonra düştüğü fakirliğe bakan insanlar; “Kim bilir ne günah işledi de Rabbi onu böyle cezalandırıyor” diyorlardı. İnsanlar onu yadırgayıp kınıyorlar, kimileri ona acıyor, kimileri yanına hiç uğramıyor, onu anmayı dahi istemiyorlardı.
Eyyüb Aleyhisselam, halkın içinden kimselerin, kendi hakkında konuşmalarına üzülmüştü. Ama olgunluk ve sabırla karşılamıştı. Eşini de kızarak göndermiş iyice yalnız kalmıştı. Hastalığı da artık son safhasına gelmiş, diline ve kalbine vurmuştu. Başına gelenlerin Allah(c.c)’tan geldiğini bir imtihan olduğunu ve rabbinin kendisinden haberdar olduğunu biliyordu. Bu yüzden hiçbir zaman isyan etmedi. Artık dili şişmiş ağzını doldurmuş Allah(c.c)’ı zikir için dönmez olmuştu. Ne zaman ki dert kalbine işledi, bedenini saran yaralar kalbine sıçradı, Allah(c.c)’ı zikre mani oldu, işte o zaman Eyyüb Aleyhisselam:
“Ey Rabbim! Bu dert gelip bana çattı.Merhametli olan esirgeyici olan sensin”, diyerek halini Allah(c.c)’a arz etti. “Rabbim Sen üzerimdeki hastalığı kaldırıncaya kadar secdeden kalkmayacağım,” diyerek secdeye kapandı. Böylece, Rabbine seslenince, Rabbi ona cevab verdi: “Ey sabırlı güzel kul! Ayağını yere vur! İşte sana yıkanılacak ve içilecek soğuk su” diye müjde verdi. Bu olay Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılmaktadır.
“Kulumuz Eyyüb’ü da hatırla! Hani Rabbine : ‘Doğrusu şeytan bana bir dert ve azap(olacak vesvese) dokundurdu’ diye seslenmişti. ‘Ayağını (yere) vur. İşte hem yıkanılacak, hem de içilecek soğuk bir (su)’ dedik. Ve ona, ailesi (halkı)nı, onlarla beraber bir mislini daha, tarafımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir ibret / bir hatırlatma olmak üzere bağışladık. (Sad:41-43)
Eyyüb Aleyhisselam ayağını yere vurunca bir su kaynayıp akmaya başladı. O suyla yıkandı, vücudundaki yaralar kapandı. Allah(c.c)’ın bildirdiği mucize suyundan içince iç organlarını saran hastalık da şifa buldu. Kuvveti geri geldi, taze bir genç oldu. Böylelikle Hazreti Eyyüb, yıllara yayılan büyük imtihanını bir sabır kahramanı olarak tamamladı.
Sevgili dinleyenler, Allah’ü Teâlâ “Biz onu sabırlı bulduk. O ne güzel bir kul idi. Daima Allah(c.c)’a yönelirdi.” buyurarak, Eyyüb Aleyhisselama, bütün zamanlarda şeref ve övgü bağışladı. Kulların, zenginlikle ve zorlukla tabi tutulacağı imtihanında göstermesi gereken edebin, sabrın ve ahlakın en güzel örneği seçildi. Allah(c.c), hoşnutluğuna ve övgüsüne layık olan Hazreti Eyyüb’e şifa bağışladıktan sonra, daha evvel sahip olduğu zenginliği ona yeniden kazandırdı. Yeniden evlatlar lütfetti. Geçimini kolaylaştırdı, onu yeniden zenginleştirdi, huzura erdirdi. Kıyamete kadar gelecek olan insanlığa da onun sabır ve şükrünü, kulluk edebini örnek alınacak bir hatıra olarak bıraktı. Bu durumu anlatan Ayeti Celileler şunlardır:
“Eyyüb’ü de (hatırla) hani o, Rabbine: ‘Hakikaten bana, (bu dermansız) dert geldi, sen ise merhametlilerin en merhametlisisin’ diye yalvarmıştı. Biz de onun duasını kabul ettik, kendisinin derdini kaldırdık ve ona tarafımızdan bir rahmet ve ibadet edenlere de bir hatırlatma / bir ibret olarak, hem ailesini hem de onlarla birlikte (diğer kaybettiklerinin) bir katını daha verdik. (Enbiya:83-84)
Hastalığının şiddetli zamanında hanımını yanından uzaklaştıran Eyyüb Aleyhisselam, birde yemin etmişti. Allah(c.c) bu yeminin yerine getirilmesi ve yemininde durmamış duruma düşmemesi için Hazreti Eyyüb’e bir çıkış yolunu da tarif etmiştir. Bu Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılmaktadır.
“Eline bir (o kadar) demet sap al (bir nevi göstermelik olarak) onunla vur da yemininde durmamazlık etme.’ (demiştik) Gerçekten biz onu sabırlı bulduk. O (Eyyüb) ne güzel kuldu! Hakikaten o daima (Allah’a) yönelirdi.(Sad:44)
Eyyüb Aleyhisselam hastalıklarından kurtulduktan sonra, eski zenginlik ve ihtişamı ile yetmiş yıl daha yaşadı. Bu dönemde, Allahü Teâlâ nın, Hazreti Eyyüb’ü iyileştirdiği gibi hanımını da gençleştirdiği ve ondan 16 oğlunun dünyaya geldiği rivayet edilir. Bazı kaynaklarda 93 yaşında vefat ettiği yazılı ise de, Taberi Tefsiri ve Hakim’in Müstedrek’i gibi kaynaklarda kaydedildiği gibi, aile olarak seksen yıl civarında nimet bolluğu içerisinde ve hastalıksız olarak yaşadıkları, hastalığa yakalandıktan yedi yıl sonra hastalandığını açıkladığı, hastalığının ise on sekiz yıl sürdüğü, Eyyüb Aleyhisselamın, hastalıktan kurtulduktan sonra yetmiş yıl daha yaşadığı göz önünde tutulacak olursa, yaşının doksan değil yüz yetmiş beş civarında olduğu ortaya çıkmaktadır. Nitekim Muhyiddin b. Arabi’nin Muhadaratülebrar adlı eserinde iki yüz on yıl olduğundan da bahsedilmiştir. En doğrusunu Allah(c.c) bilir.
Eyyüb Aleyhisselamın kabrinin Beseniye’de bulunduğu rivayet edilmektedir. Ona ve gönderilen bütün peygamberlere selam olsun.
14 Hz
Zülkifl (as)
12 Hz
Yusuf (as)
Diğer Kayıtlar
| Çal | Başlık | Tarih | Süre | Paylaş |
|---|---|---|---|---|
| 01 Hz Adem (as) 19.03.202632 dk 27 sn | 19.03.2026 | 32 dk 27 sn | ||
| 02 Hz Şit (as) 18.03.202617 dk 11 sn | 18.03.2026 | 17 dk 11 sn | ||
| 03 Hz İdris (as) 17.03.202615 dk 38 sn | 17.03.2026 | 15 dk 38 sn | ||
| 04 Hz Nuh (as) 16.03.202633 dk 8 sn | 16.03.2026 | 33 dk 8 sn | ||
| 05 Hz Hud (as) 15.03.202622 dk 4 sn | 15.03.2026 | 22 dk 4 sn | ||
| 06 Hz Salih (as) 14.03.202630 dk | 14.03.2026 | 30 dk | ||
| 07 Hz İbrahim (as) 13.03.202670 dk 19 sn | 13.03.2026 | 70 dk 19 sn | ||
| 08 Hz İsmail (as) 12.03.202632 dk 36 sn | 12.03.2026 | 32 dk 36 sn | ||
| 09 Hz İshak (as) 11.03.202614 dk 43 sn | 11.03.2026 | 14 dk 43 sn | ||
| 10 Hz Lut (as) 10.03.202626 dk 48 sn | 10.03.2026 | 26 dk 48 sn | ||
| 11 Hz Yakup (as) 09.03.202628 dk 43 sn | 09.03.2026 | 28 dk 43 sn | ||
| 12 Hz Yusuf (as) 08.03.202664 dk 39 sn | 08.03.2026 | 64 dk 39 sn | ||
| 14 Hz Zülkifl (as) 20.03.20264 dk 26 sn | 20.03.2026 | 4 dk 26 sn | ||
| 15 Hz Suayb (as) 06.03.202615 dk 1 sn | 06.03.2026 | 15 dk 1 sn | ||
| 16 Hz İlyas (as) 05.03.20266 dk 25 sn | 05.03.2026 | 6 dk 25 sn | ||
| 17 Hz Elyesa (as) 21.03.20268 dk 43 sn | 21.03.2026 | 8 dk 43 sn | ||
| 18 Hz Yunus (as) 04.03.202616 dk 32 sn | 04.03.2026 | 16 dk 32 sn | ||
| 19 Hz Davud (as) 03.03.202617 dk | 03.03.2026 | 17 dk | ||
| 20 Hz Süleyman (as) 02.03.202630 dk 28 sn | 02.03.2026 | 30 dk 28 sn | ||
| 21 Hz Zekeriyya (as) 01.03.20267 dk 45 sn | 01.03.2026 | 7 dk 45 sn | ||
| 22 Hz Yahya (as) 28.02.20266 dk 32 sn | 28.02.2026 | 6 dk 32 sn |
