04 Hz Nuh (as)

04 Hz Nuh (as)
Allah(c.c)’ın selamı rahmeti ve bereketi cümlenizin üzerine olsun sevgili dinleyenler. AKRA FM frekanslarından sizlere seslenirken bu günkü programımızda, altı Ulülazm peygamberden ikincisi olan Nuh Aleyhisselamı anlatmaya gayret edeceğiz efendim.
Değerli dinleyenler, Hz. Nuh Aleyhisselam, İdris Aleyhisselamdan sonra gelen, Kur’an-ı Kerim’de adına sure bulunan peygamberdir. Allah(c.c) korkusundan dâima ağladığı için adına, çok ağlayan, inleyen mânâsına gelen "Nuh" denilmiştir. Nuh Aleyhisselâm; uzun boylu, esmer, ince tenli, uzunca başlı, büyük gözlü, uzun ve enli sakallı, iri vücutlu idi. Kolları ve bacakları ince, uylukları etli idi. Kendisi çok sabırlı ve halîm selim bir zat idi.
Nuh Aleyhisselamın soyu geriye doğru şu şekildedir : Nuh(a.s), Lemek, Mettu Şelah, İdris(a.s) Yerd, Mehlail, Kayn, Enuş, Şit(a.s), Adem(a.s). Soyun sona kadar seçkin bir nesil kılındığı Allah(c.c) tarafından Kur’an-ı Kerim’de Ali İmran Suresi 33 ve 34 ncü ayeti Celilelerde şöyle bildiriliyor.
“Allah, Âdem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini ve ‘İmran ailesini’ birbirinin soyu(ndan gelen bir nesil) olarak alemler üzerine seçkin kıldı(soylarından peygamber getirdi). Allah (her şeyi) işitendir, bilendir.”
Peygamberlerin büyükleri olan ve kendilerine «Ulülazm» (azm edilen) denilen altı peygamberden ikincisidir. (Bu altı büyük peygamber şunlardır: Hz. Adem, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) efendimizdir. Ulü'lazm peygamberler arasında Neciyullah (Allahü teâlâya karşı devamlı olarak teveccühte ve münâcaatta bulunup, ilâhi feyizleri alan) olarak ta anılmaktadır.
Yeryüzünde Hz. âdem’in nesilleri çoğalmış, kavimler oluşmuştu. Yaratılan her şeyde Allah(c.c)’ın varlığı hissedildiği halde, insanlar yaratıcılarını ve kulluklarını unutmuşlardı. Bir rivayete göre İdris Aleyhisselamın göğe kaldırılmasından sonra onu çok sevenler ayrılık acısına dayanamadılar. Resmini yapıp seyrettiler. Daha sonra gelenler, bu resimleri tanrı sandılar ve bunlara göre yaptıkları heykellere, bir başka rivayete göre de gökteki yıldızlara ve bunları temsilen yaptıkları putlara tapmaya başladılar. Böylece insanlar arasında putperestlik meydana çıktı. İnsanlar putlara tapmaya başladıktan sonra da, gün geçtikçe aralarında, zulüm, zorbalık, fitne, ahlâksızlık gibi kötülükler artıp yayıldı. Kendi zihinlerinden uydurdukları ve nefislerinin onlara inanılır gösterdiği putlara tapar olmuş iyice bozulmuşlardı.
Hz. Nuh, böyle bir cemiyet içinde çocukluğundan beri doğru yolda bulunan, Allahü Teâlâ ya ibâdet eden Sâlih bir kul idi. Sulama işleriyle, çiftçilikle, hayvan yetiştirmekle uğraşıp, marangozluk ve ev inşasında çalışıyordu. Doğru yoldan ayrılmış olan insanların kötülüklerinden de tamâmen uzak duruyordu. İşte Hz. Nuh(a.s), böyle bir zamanda, insanlara tebliğ için, azan-sapıtan, var oluş nedenini unutmuş, ibadetini Vedd, Suva', Yeğus, Yeuk ve Nesr diye anılan putlara yöneltmiş kavminin arasından seçilen bir elçiydi. Cenabı Hak, Nuh Aleyhisselamı, insanlara yaratıcılarını hatırlatmak, onları oyalandıkları batıl yoldan çevirmek ve Rablerine nasıl kulluk edeceklerini öğretmek, başlarına gelecek azapla korkutmak, bir olan Allah'a ibadete davet etmek üzere, Peygamber olarak gönderdi. Ona yeni bir din ve kitap verilmeyip, kendinden önceki peygamberlerin dinlerindeki hükümleri tebliğ etmekti vazifesi. Bu ilahi görevi üstlenen ve o zaman 50 yaşında bulunan Hz. Nuh dokuz yüz elli yıl sürecek bir tebliğ mücadelesinde bulundu. İnsanları dine davet etti, putlara tapınmaktan sakındırdı ve Allahü Tealaya ibadet etmelerini söyledi
Bunlar Kur’an-ı Kerim’de şu şekilde anlatılmaktadır.
“Andolsun ki, Nuh'u kavmine (peygamber olarak) gönderdik. (o da): ‘Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Doğrusu ben, size (inecek), büyük bir günün azabından korkuyorum’ dedi.” (Araf:59)
“Andolsun ki, biz, Nuh’u kavmine (peygamber) gönderdik te içlerinde bin seneden elli yıl eksik (950 yıl) kaldı. Nihayet onlar (yola gelmeyip) zulme devam ederlerken tufan kendilerini yakalayıverdi.”(Ankebut:14)
Hz. Nuh, kavminin karşısına çıktığında kavmine Allah(c.c)’ın bir elçisi olduğunu söyleyerek, “Rabbiniz size hayat veren, sizi öldürecek ve tekrar diriltecek olandır. O’nu bırakıp nefislerinizin uydurduğu şeylere tapınmanız sizleri azaba sürükler.” diyerek vazifesini yerine getirmeye çalıştı. Nuh Aleyhisselam kavmine, kendilerine peygamber olarak gönderildiğini, putlara tapmaktan, haksızlıktan ve zulümden vazgeçip, Allahü Teâlâ ya iman edip, O'nun emirlerine uymalarını bildirdi. Fakat zulüm ve zorbalığa alışmış ve başkalarını tahakküm altına almak isteyen insanlar inanmadılar ve ona düşman oldular. Nuh Aleyhisselam onlara nasihat ederek: "Ben size doğru yolu göstermek, zulmü kaldırıp, adâleti yaymak için Allah tarafından gönderildim. Herkesin, putlara tapmaktan vazgeçip bir olan Allah'a ibâdet etmesini, kulluk yapmasını bildiriyorum" dedi. Kavmiyse bu davete inanmayarak emirlerine uymamakla ve sapıklıkların da ısrar ediyordu. Çok az kimse imân etmişti. Kavmini, Allah(c.c)’a ibadet ve itaate çağırıp, azap ile ikaz eden Hz. Nuh(a.s), davetine icabet eden kimseyi bulamadı. Onu küçümseyerek ve sözlerini garipseyerek dinleyen gruplar her seferinde etrafından dağılıp gittiler. Doğru yola itibar etmediler. Hatta kendi oğlu Yam, yani Ken'an bile iman etmedi, üstelik alaya alıp işkence ettiler.
“Andolsun ki, biz Nuh’u da (peygamber olarak) kavmine gönderdik. (O:) ‘Şüphesiz ben sizin için (azaba karşı) apaçık bir uyarıcıyım. Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Gerçekten ben, size (gelecek) acıklı bir günün azabından korkuyorum’ (demişti). Kavminin inkârcı ileri gelenleri de: ‘Biz, seni, ancak bizim gibi bir insan olarak görüyoruz. Basit ve dar görüşlü aşağı (insan)larımızdan başkasının sana uyduğunu da görmüyoruz. Aksine biz, sizin yalancı olduğunuzu düşünüyoruz.’ dediler. (Nuh) dedi ki: ‘Ey Kavmim! Söyleyin bana, ya ben Rabbimden (davamı ispat için verilen) açık bir delil üzerinde isem ve (Rabbim) bana katından bir rahmet (peygamberlik) vermiş, size de bu gizli bırakılmışsa, siz ondan hoşlanmadığınız halde, biz sizi on(u kabul)e zorlayabilir miyiz?’ (Asla!) ‘Ey kavmim! (tebliğimden dolayı) sizden bir mal istemiyorum. Benim mükâfatım Allah’tan başkasına ait değildir. Ve (siz aşağı görüyorsunuz diye) ben inananları kovacak değilim. Çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben, sizi cahillik eden bir topluluk olarak görüyorum.’ Ey kavmim! Ben onları kovarsam, Allah’a karşı bana kim yardım eder? Hiç düşünmez misiniz? Ben size ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum. (Ben kendiliğimden) gaybı da bilmem. Doğrusu ben bir meleğim de demiyorum. Gözlerinizin hor gördüğü (mü’min) kimseler için ‘Allah onlara asla bir hayır vermeyecek’ de diyemem. Allah onların içlerinde olan şeyleri çok iyi bilir. (Eğer onları, siz iman edeceksiniz diye kovarsam) o takdirde ben mutlaka zalimlerden olurum. Dediler ki: ‘Ey Nuh! Gerçekten bizimle (dinine davette) mücadele ettin; üstelik bizimle mücadelende çok ileri gittin. Şayet doğru söyleyenlerden isen, haydi bizi tehdit ettiğin (o acıklı azab)ı bize getir!’ (Nuh:) ‘Onu size, dilerse ancak Allah getirir. (Onu) aciz bırakacak değilsiniz. Eğer Allah, sizi (bu asi halinizden dolayı) sapıklıkta bırakmak isterse, ben size öğüt vermek istesem de öğüdüm size fayda vermez. O sizin Rabbinizdir ve ancak O’na döndürüleceksiniz.’ ” (Hud suresi.25–34. ayetler)
Hz. Nuh Aleyhisselam, Ayeti Celilelerde anlatıldığı gibi davet ve tebliğini yüzyıllar boyu devam ettirmiş, tebliğ ve davetten usanmamış bıkmamıştı. Üstelik bu görevi pek ağır şartlar altında devam ettirmiş, çeşitli ve ağır sıkıntılara maruz kalmıştı. Kibir ve gurur içinde Hz. Nuh Peygamberin davetinden yüz çeviren müşrikler, ona inananları hor görerek imanlarından döndürmeye çalıştılar. Nuh Peygamberi nerede görseler, davetini duymamak için elleriyle kulaklarını tıkarlar, elbiseleriyle yüzlerini örtüp onu görmek istemediklerini belli ederlerdi. Nuh peygamberi delilikle damgalamışlardı. Onu yalnızlığa iterek davetinden vazgeçirmeye çalışıyorlardı. Fakat Hz. Nuh, ne onların düşmanlıklarına düşmanlıkla karşılık verdi, ne de hakka davetinden vazgeçti. Zaman ilerledikçe kavminin Hz. Nuh’a karşı tavrı sertleşti. Onun davetine engel olmak için şiddet kullanmaya başladılar. Onu ve inananları buldukları yerde dövdüler. Onlara, bayıltıncaya kadar işkence ettiler. Taşa tuttular, şehirlerinden kovdular, evlerini harap ettiler. Her nesil, “Atalarımız sana inanmamıştı, biz niye inanalım” diyerek Hz. Nuh Peygamberi alaya aldı ve ona şiddetle karşı çıktı. En sonunda o hale geldiler ki, Nuh Aleyhisselama ve bildirdiklerine inanmayıp putlara tapmakla ısrar eden azgın millet; "Ey Nuh gerçekten bizimle çok mücadele ettin, bunda da çok ısrarla davrandın. Bu işe başladığın günden beri bizi devamlı olarak azapla korkutup durdun. Artık sözünde doğru isen şu azabı getir de görelim. Artık ne olacaksa olsun. " demeye başladılar. Şimdi tekrar ayeti Celilelere bakalım dilerseniz.
“Andolsun ki, Nuh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik (o da) : Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, sizin için O’ndan başka hiçbir İlah yoktur. Doğrusu ben, size (inecek), büyük bir günün azabından korkuyorum’ dedi. Halkından ileri gelenler şöyle dedi: Biz seni hakikaten apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz. (Nuh) dedi ki: Ey halkım! Bende hiçbir sapıklık yoktur. Ben sadece âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim. Size Rabbimin vahyettiklerini duyuruyorum, size (iyiliğiniz için) öğüt veriyorum ve Allah’dan (gelen vahiy sayesinde) sizin bilmediklerinizi biliyorum. Yoksa siz Allah’ın emirlerine uygun yaşayıp da bu sayede merhamete erişesiniz diye uyarmak için, içinizden bir kimse vasıtasıyla Rabbinizden size bir vahiy (ve ihtar) gelmesine (inanmayıp ta) şaştınız mı?” (A’raf:59-63)
“Onlara Nuh’un haberini oku. Hani o kavmine şöyle demişti: ‘Ey Kavmim! Benim (aranızda) durmam ve Allah’ın ayetleriyle öğüt vermem size ağır geliyorsa, (bilin ki) ben ancak Allah’a güvenip dayandım. Haydi, siz ortaklarınızla birlikte (bana yapacağınız) işiniz hakkında ittifak edip karar verin! Sonra yağacağınız işiniz, size bir tasa olmasın. Sonra (o hükmünüzü) bana uygulayın ve bana mühlet de vermeyin. “Eğer (benim imana davetimden) yüz çeviriyorsanız (ne diyeyim) zaten ben sizden hiçbir karşılık istemedim. Benim mükâfatımı ancak Allah verecektir ve bana Müslümanlardan olmam emredildi. Yine de (halkı) onu yalanladılar. (Yunus:71-72)
“Andolsun ki, Nuh’u kavmine gönderdik de (onlara): Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka hiçbir İlah’ınız yoktur. Hâlâ emrine uygun yaşamaz / azabından sakınmaz mısınız? Dedi. Kavminden ileri gelen inkârcılar da dedi ki: Bu (Nuh) sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir, size üstün gelmek istiyor. Eğer Allah (peygamber göndermek) isteseydi elbette melekleri indirirdi. Nitekim biz atalarımızdan da böyle bir şey işitmedik. O kendisinde delilik bulunan birinden başkası değildir, bu yüzden onu bir zamana kadar gözetleyin.” (Mü’minun:23-25)
“Nuh’un kavmi de gönderilen (peygamber) leri yalanladı. Hani kardeşleri Nuh, onlara demişti ki: Allah’ın azabından sakınıp emirlerine uymaz mısınız? Şüphesiz ben, sizin için (gönderilmiş) güvenilir bir peygamberim. Artık Allah’ın azabından sakınıp emirlerine uyun ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım âlemlerin Rabbinden başkasına ait değildir. Artık Allah’ın azabından sakınıp emirlerine uyun ve bana da itaat edin. (Onlar:) Arkana toplumun en düşük tabaka (sın) dan (bayağı) kimseler takılmışken biz sana iman eder miyiz? dediler. (Nuh) dedi ki: Onların (daha önce neler) yapmakta olduklarına dair benim bilgim yoktur. Onların hesabı Rabbimden başkasına ait değildir. (Bu inceliği) bir düşünseniz. Ben o inananları (sizin için) kovacak değilim. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım. Dediler ki: Ey Nuh (Bu işe) son vermezsen muhakkak recmedilenlerden olacaksın (taşlanarak öldürüleceksin). (Şu’ara:105-117)
“Doğrusu biz, Nuh’u; ‘Kendilerine acıklı bir azab gelmeden önce kavmini uyar’ diye kavmine gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için (gönderilmiş) apaçık bi uyarıcı (peygamber)im. Allah’a kulluk edin, O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki, (Allah’ta) sizin günahlarınızı bağışlasın ve (azab etmeksizin) sizi belli bir vakte kadar geciktirsin. Çünkü Allah’ın (takdir ettiği) vakti geldiği zaman artık geri bırakılmaz. Keşke bilseydiniz (iman ederdiniz)! (Nuh tekrar) dedi ki: Ey Rabbim! Hakikaten ben, kavmimi gece ve gündüz (imana) davet ettim. Fakat benim davetim, ancak onların imandan) kaçışını artırdı. Doğrusu ben, kendilerini bağışlaman için (imana gelsinler diye) ne zaman davet etsem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar (beni görmemek için) elbiselerine büründüler, (şirke küfre sapmada) ısrar ettiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. Sonra hakikaten ben onları, yüksek sesle davet ettim. Daha sonra ben, onlara hem açıktan açığa tebliğ ettim, hem gizliden gizliye onlarla konuştum. Dedim ki: Artık Rabbinizden mağfiret dileyin (istiğfar edin), çünkü O çok bağışlayıcıdır.” (Nuh:1-10)
Nihayet, Hz. Nuh Aleyhisselam, insanların davetine icabet etmedikleri için kavminden ümidini keserek üzgün bir halde Allah(c.c)’a şöyle dua etmek zorunda kaldı: “Ey Rabbim ben üzerime düşeni yaptım. Onların beni yalanlamalarına karşı sen bana yardım et! Onlar azabı beklediklerini söylüyorlar. Öyleyse yeryüzünde yurt tutan bir kâfir bırakma. Zira onlar kendi çocuklarını da inkârcı olmaya zorluyorlar. Onlara isyanı sevdiriyorlar. Ey Rabbim! Beni, ailemi ve sana iman edenleri esirge.” dedi. Yüzyıllar süren çileli davetten sonra yola gelmeyen kavmini bu duayla Allah(c.c)’a havale eden Hz. Nuh’un yanık bir yürekle yaptığı bu dua, tam hedefini bulmuştu. Taberi Tarihinin bu konuyu anlatan bölümündeki bilgilerde, bu duadan sonra Allah(c.c)’ın, Nuh peygambere, artık davet sürecinin bittiğini, kavminden, iman etmiş olanlardan başkasının asla imana gelmeyeceğini, o halde, onların işlemekte oldukları şeylerden dolayı tasalanmamasını ve üzülmemesini bildirdiği ve Nuh Aleyhisselama, ağaç dikmesini emrettiği not edilmiştir. Dikilen ağacın asıl vatanı Hindistan ve civarı olan Sac ağacı veya Abanoz ağacı olduğu, bu ağaçların kırk yılda büyüyüp yetiştiği ve boylarının üç yüz Zira uzadığı da ayrıca belirtilmektedir. (2 Zira 1 metredir)
Yüce Allah(c.c), kendi belirlediği zaman gelince Hz. Nuh’a, dikilmiş ve yetişmiş olan ağaçları kesip gemi yapımında kullanmasını, inkârcıların sonlarının geldiği ve onların boğulacağını bildirdi. Bunun üzerine Hz. Nuh, ağaçları kesti, kuruttu. Eline keser, testere ve balta alarak, kendisine inanan az sayıdaki mü’min ile birlikte, Cibril-i Emin tarafından verilen tarife göre gemi inşasına başladı. Kestiği Sac ağacından tahtalar biçti. Üç yıl, bununla meşgul oldu. Demirden çiviler yaptı. Gemi için gereken her şeyi hazırladı. Yapılacak şeylerin hepsini, kendisi yaptı, çattı. Eline aldığı keseri, yapacağı şeyde hiç yanılmıyordu.
Burada dilerseniz yine ayeti celilerle dönelim ve bakalım bu olay Kur’an-ı Kerimde nasıl anlatılıyor.
“(Bunun üzerine) onu tekrar yalanladılar. Biz de onu ve onunla beraber gemiyle bulunanları kurtardık, ayetlerimizi yalanlayanları da (tufanda) boğduk. Çünkü onlar, (gerçeklere karşı) kör bir kavim idiler.” (A’raf:64)
“Nuh’a vahyolundu ki: Kavminden iman etmiş kimselerden başkası (artık asla) inanmayacak. O halde sen, onların yapmakta olduklarına üzülme! Gözetimimiz (altında) ve vahyimizle gemiyi yap, zulmedenler hakkında da (kurtulmaları için) benden bir istekte bulunma! Çünkü onlar (suda) boğulacaklardır.(Hud:36-37)
“(Nuh:) Ey Rabbim! Muhakkak ki halkım beni yalanladı. Artık benimle onlar arasında hükmünü sen ver, hem beni hem de beraberimdeki inananları kurtar. Biz de onu ve onunla beraber olanları o dolu geminin içinde kurtardık.”(Şu’ara:118-119)
“(Nuh:)Rabbim beni yalanlamalarına karşı bana yardım et, dedi.” (Mü’minun:26)
“(Rasulüm!) Bunlardan önce Nuh kavmi de yalanlamıştı. Kulumuzu yalancı saydılar ve ‘Mecnun’ dediler. O, (yapılan eziyetle davetten) alıkonulmuştu. Bunun üzerine Rabbine: (Ya Rab:) ‘Doğrusu ben yenildim, bana yardım et’ diye yalvardı.”(Kamer:9-10)
“(Bundan sonra) Nuh dedi ki: ‘Ey Rabbim! (Bu öğütlere rağmen) doğrusu onlar bana karşı geldiler, malı ve çocuğu kendisine ziyandan başkasını artırmayan (şımarık zengin) kimselerin peşinden gittiler. Büyük büyük hile (ve tuzak) lar kurdular. Dediler ki: ‘İlahlarınızı sakın terk etmeyin, (putların en büyükleri olan) Vedd’i, Suva’ı, Yeğus’u, Ye’uk’u ve Nesr’i asla bırakmayın. Hakikaten onlar birçoğunu saptırdılar. (Rabbim!) Sen de zalimlere şaşkınlıktan başka (bir şey) artırma!”(Nuh:21-22-23-24)
“Nuh dedi ki: ‘Ey Rabbim! Yeryüzünde kâfirlerden hiç kimseyi bırakma! Çünkü sen onları bırakırsan, hem kullarını saptırırlar, hem de (kendileri gibi) ahlaksız ve kâfir çocuklar dünyaya getirirler. (Nuh:26-27)
Geminin inşasını gören putperestler; "Şimdi de marangozluğa mı başladın?" diyerek alay ediyorlardı. Hz. Nuh ise; "Benimle alay ediyorsunuz ama rezil edici azâbın kime geleceğini ve kime sürekli azâbın ineceğini göreceksiniz." diyordu. Onlar da buna karşılık olarak: "Ey Nuh, uzun yıllardan beri bu sözleri söylüyorsun. Şimdi de kuru bir çöl ortasında büyük bir gemi yaptın. Bizi tufanla korkutuyorsun biz sana da söylediklerine de inanmıyoruz." diyorlardı. Bu durum Kur’an-ı Kerimde şöyle anlatılmaktadır.
“(Nuh) gemiyi yapıyordu, kavminin (inkârcı) bir takım ileri gelenleri de ona uğradıkça, onunla alay ediyorlardı. (O) dedi ki: Bizimle alay ediyorsanız edin (bakalım). Bizde sizinle, sizin alay ettiğiniz gibi alay edeceğiz. Kendisini rezil (ve perişan) edecek bir azabın kime geleceğini ve daimi bir azabın kimin üzerine ineceğini yakında görüp öğreneceksiniz.” (Hud:38-39)
Nihayet gemi tamamlandı. Peygamberler Tarihi, Taberi Tarihi, Kurtubi Tefsiri gibi eserlerde kaydedildiğine göre geminin yapılışı, iki yıl sürdü. Daha fazla sürdüğü de, rivayet edilmekte. Geminin uzunluğu üç yüz, eni elli, yüksekliği otuz Zira idi. Geminin ölçüleri ile ilgili daha değişik rivayetlerde mevcuttur. Gemi üç katlıydı. En üst katında, içilecek su için depolar ve yiyecekler için de, iki yanına tahtadan dolaplar yapılmıştı. Yapılan geminin gövdesi kuş göğsü gibi, suyu yaracak biçimde meyilli, devrik, baş tarafı horoz başı gibi, karnı kuş karnı gibi, kuyruk tarafı da, horoz kuyruğu gibi meyilli idi. Geminin tahta levhaları, demir çivilerle çivilenip sağlamlaştırılmıştı. Çivilenen tahta levhaların arasından, içeriye su sızmaması için, gemi, içinden ve dışından ziftlenmişti.
Allah(c.c), Hz. Nuh peygambere mevcut olan her canlının erkek dişisinden birer çiftini gemiye yüklemesini, ailesini ve iman edenleri gemiye almasını bildirdi. Allah(c.c)’ın emirleri doğrultusunda gemiyi yükleyen Hz. Nuh, sayıları 80 kişi kadar olan mü'minler ile gemiye bindi. Derken bir sabah gökyüzü görülmemiş bir şekilde karardı; kulakları sağır eden şimşek sesleri duyuldu, çok geçmeden de gökten sel suları gibi yağmurlar boşaldı ve yerden sular kaynadı. Güneşin ve ay'ın ışığı karardı.
Dünya, karanlık içinde kaldı. Gece ile gündüz bir oldu. Seller, yeryüzünde taşmadık, aşmadık yer bırakmadı. Sular yükseldikçe gemi hareketlendi ve kendi halinde ağır ağır ilerlemeye başladı. Dilerseniz konuyu Kur’an-ın ışığında inceleyelim.
“Biz de hem onu, hem de gemide onunla beraber bulunanları kurtardık ve bunları, onların yerine (yeryüzünde) hükümran kıldık. Ayetlerimizi yalanlayanları da (suda) boğduk. Bak, (Allah’ın azabıyla) uyarılan (fakat inanmayan)ların sonu nasıl olmuştur.” (Yunus:73)
“Nuh’u da (hatırla!) Hani o (bunlardan) daha evvel yalvarmıştı da biz onun duasını kabul edip kendisini ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtarmıştık. Ayetlerimizi yalanlayan kavimden onu kurtardık! Hakikaten onlar kötü bir kavim idiler. Biz de onların hepsini (suda) boğduk.”(Enbiya:76-77)
“Nihayet buyruğumuz gelip tandır kaynadığı (yeryüzünde suların kaynayıp fışkırdığı) zaman Nuh’a:(Hayvanların) her birinden (erkekli dişili) birer çifti, hakkında (boğulmaları için) söz geçmiş olanlar dışında çoluk çocuğunu ve iman edenleri içine yükle dedik. Zaten beraberinde bulunan az sayıdaki kimseden başkası iman etmemişti. (Nuh)dedi ki: Binin (geminin) içine. Onun akıp gitmesi de, (demir atıp) durması da Allah’ın adıyladır. Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayan çok merhamet edendir.” (Hud:40-41)
“Biz ona vahyettik ki: Bizim nezaretimizde ve vahyimizle gemiyi yap. Bizim emrimiz gelip te tandır kaynadığı (yeryüzünde suların kaynayıp fışkırdığı) zaman ona, (hayvanlarından) her birinden (erkek ve dişi) birer çift ile aile halkını koy. Yalnız onlardan aleyhine söz geçmiş (kendileri cezayı hak etmiş) kimseler hariçtir. O zulmedenler hakkında (onları kurtarmak için) sakın bana başvurma! Çünkü onlar boğul(mayı hak et)mişlerdir. Artık sen ve beraberindekiler gemiye çık(ıp yerleş)ince: Bizi o zalimler (kâfirler) güruhundan kurtaran Allah’a hamdolsun de. Yine de ki: Rabbim! Beni mübarek yere indir. Sen (yere) indirenlerin en hayırlısısın.”(Mü’minun:27-28-29)
“Nuh kavmini de. (Onlar) peygamberleri yalanladıkları zaman, biz onları (tufanda) boğduk ve kendilerini insanlara bir ibret yaptık. Biz zalimlere (daima) pek acıklı bir azap hazırladık. (Furkan:37)
“Sonra onların) ardından geride kalanları (suda) boğduk.(Şu’ara:120)
“Biz onu da, gemide bulunanları da kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret yaptık.” (Ankebut:15)
“Daha evvel Nuh kavmini de (helak ettik). Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir kavimdiler.” (Zariyat:46)
“Daha evvelden Nuh kavmini (helak etmişti). Çünkü onlar, daha zalim ve daha azgın (Allah tanımaz insan)ların ta kendileri idiler.”(Necm:52)
“Biz de şarıl şarıl dökülen bir su ile semanın kapılarını açtık. Yeri de kaynaklar halinde fışkırttık. (Her iki) su, (helakleri)takdir edilmiş bir emir üzerinde birleşiverdi. Onu (kulumuz Nuh’u) da tahtalar ve mıhlar(la yapılmış gemi) üzerinde taşıdık. (O gemi, kendisine) nankörlük edilmiş bulunan (kulumuz)a bir mükafat olarak, gözlerimiz önünde akıp gidiyordu.”(Kamer:11-12-13-14)
Allah(c.c)’ın takdiriyle yerden kaynayan sular, gökten boşalan yağmurlarla birleşince sel suları ev, ağaç, insan ve her türlü canlıyı akıntısına kapıp götürdü. Hz. Nuh peygamber etrafı gözlüyordu. Yoğun bir su tabakasının her şeyi içine aldığını ve yok ettiğini gördü. O kargaşada dağlara tırmanmaya çalışan insanlar arasında oğlunu fark etti. Nuh peygamberin oğlu bir tepeye doğru var gücüyle koşuyordu. Gemide ona yaklaşarak ilerleyince Hz. Nuh oğluna, gel Allah(c.c)’a sığın, inkârcılarla beraber olma diye sesleniyor, o ise ben dağlara çıkar kurtulurum diyerek iman etmeyi reddetti. Tam o esnada da bir dalga gelerek onu alıp götürdü. Sadece oğlu değil, Hz. Nuh’un eşi de geri kalanlar arasındaydı. O da ona iman etmemiş, peygamber olan eşini desteklememiş, bu nedenle oda oğlu gibi gazaba uğrayanlar arasında kalmıştı. Tufan büyüdükçe büyümüş, sel suları her yeri kaplamış, geriye bir tek inkarcı bile bırakmamıştı. Bir rivayete göre 40 gün 40 gece, bir rivayete göre 150 gün, bir başka rivayete göre de 6 ay süren bu tufan sonunda Allah(c.c)’ın dilemesiyle sular çekildi, Nuh Aleyhisselamın gemisi Muharrem ayının onunda aşure günü Cudi Dağı üzerine oturdu. Ortalık sükûnete kavuştu. Gemidekiler tufanın bittiğini anlayınca Allah(c.c)’a hamd ve dua ettiler. Gemiden indiler, yeryüzünü Allah(c.c)’a şükür sedaları kapladı.
Şimdi yine ilgili ayeti kerimelere bakalım dilerseniz.
“O (gemi) onlarla dağlar gibi dalgalar içinde seyrederken, Nuh bir kenara çekilmiş durmakta olan oğlu (Yam)’a: Ey oğulcuğum! Bizimle beraber (gemiye) bin, kâfirlerle beraber olma! Diye seslendi. (Oğlu) dedi ki: (Hayır!) Beni sudan koruyacak, (yüksek) bir dağa sığınacağım. (Nuh da): Bu gün Allah’ın (azap) emrinden kendisinin esirgediğinden başka hiçbir korunacak yoktur. Dedi. Ve aralarına dalga girdi, o da boğulanlardan oldu. (Nihayet) Ey yeryüzü! Suyunu tut. Ey Gök! Suyunu yut! Denildi. Su çekildi, (helak olmaları için) iş bitirildi. (Gemi de) Cudi (dağının) üzerine oturdu. Ve zalimler topluluğu için: Uzak olsunlar (yok olup gitsinler) denildi. Nuh Rabbine şöyle seslendi: Ey Rabbim! Benim oğlum da elbette benim ailemdendir. Elbette ki, sensin (ailemi kurtarma )vaadin haktır ve sen hâkimlerin hâkimisin. (Allah) buyurdu ki: Ey Nuh! O (oğlun, inanmayıp asi olduğundan) senin ailenden değildir. Doğrusu o(nun yaptığı), iyi bir iş değildir. O halde, bilgin olmayan şeyi benden isteme! Doğrusu ben sana cahillerden olmamanı öğütlerim. (Nuh) dedi ki: Ey Rabbim! Bilgim olmayan şeyi senden istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen ziyana uğrayanlardan olurum. Denildi ki: Ey Nuh! Sana ve beraber olanlardan (gelecek nice mü’min) ümmetlere bizden selamet ve bereketlerle (gemiden) in. (Onların bir kısmından da gelecek) öyle bir takım(kafir)ümmetler vardır ki, biz onları da (dünyadan bir müddet) faydalandıracağız., sonra onlara tarafımızdan acıklı bir azab dokunacaktır.” (Hud:42-43-44-45-46-47-48)
“(İşte bunlar) günahlarından dolayı (Tufan ile) suda boğuldular, (ardından)da ateşe sokuldular, kendilerine Allah’tan başka yardımcılar da bulamadılar.” (Nuh:25)
“Ey Rabbim! Beni, anamı, babamı, iman etmiş olarak evime (mescide veya gemime) gireni (kıyamete kadar gelecek) mü’min erkek ve kadınları sen bağışla. Zalimlere de helakten başka (bir şey) artırma!” (Nuh:28)
Rivayete göre Nuh Aleyhisselam; Tufandan sonra, üç yüz elli yıl daha yaşamıştır. Bundan sonra insanlar Nuh Aleyhisselamın üç oğlundan türedi. Bu bakımdan Nuh Aleyhisselama ikinci Âdem’de denilmiştir. Bu konu Kur’an-ı Kerim’de şöyle geçmektedir:
“Andolsun ki, Nuh bize seslen(ip dua et)mişti, biz de duasını ne güzel kabul etmiştik. Biz (Tufanda) hem onu, hem ailesini büyük sıkıntıdan (felaketten) kurtarmıştık. Neslini de (kıyamete kadar) devamlı kalıcı kıldık. Sonraki (gelen)ler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık. (Bütün) alemler (insanlar) içinde Nuh’a selam olsun.”(Saffat:75-76-77-78-79)
Nuh Aleyhisselam, vefatı yaklaştığı sırada, yerine, büyük oğlu Sam’ı vekil bırakmış, yanına toplanan oğulları Sâm, Ham ve Yâfes ile bunların oğullarına, dolayısıyla kendinden sonra gelecek nesillere bir takım tavsiyelerde bulunmuştu:
Yüce Allah(c.c)'a ibadete devam etmelerini onlara emrettikten sonra: "Ey oğulcağızım! Kalbinde zerre ağırlığınca şirk olduğu halde kabre girme! Çünkü Allah(c.c)'ın huzuruna müşrik olarak gelen kimse için, bir delil yoktur.
Kalbinde, zerre ağırlığınca, kibir bulunduğu halde, kabre girme! Çünkü Kibriya, Yüce Allah(c.c)'ın Ridâ'sıdır. Ridâ'sı hakkında çekişen kimseye, Allah(c.c), gazab eder.
Kalbinde, zerre ağırlığınca, Rahmetten ümit kesmiş olarak kabre girme! Çünkü dalâlete düşmüş kimseden başkası, Allah(c.c)'ın rahmetinden ümit kesmez.
Ben, size vasiyetimi söylüyorum: Size, iki şeyi emr ve sizi, iki şeyden de, nehy ediyorum. Sana (Lâ ilahe illallah) Kelime-i Tevhid'ini, emrediyorum. Çünkü yedi kat göklerle yedi kat yerler, bir terazi kefesine ve Lâ ilahe illallah Kelimesi de, diğer bir kefeye konulsa, bu, onlardan ağır gelir.
Eğer, yedi kat göklerle yedi kat yerler, uçsuz bucaksız bir çember olsalar, Lâ ilahe illallah ve Sübhânallâhi ve bihamdihi Kelimeleri, onları kırar. Çünkü bunlar, her şeyin duasıdır ve halk, bunlarla rızıklanır.
Sizi, şirkten-küfre düşmekten ve kibirden nehy ediyorum. Gücün yeterse, kalbinde, şirkten-kâfirlikten ve kibirden hiç bir şey bulundurmamağa çalış!"
Rivayete göre, Hz. Nuh'a inanıp kurtulan insanlar aç oldukları ve gemiden indikleri dağda, ilk anda yiyecek olmadığı için Nuh Aleyhisselamın emri üzerine ellerinde olan bütün yiyecekleri birleştirdiler ve böylece ilk defa Aşure yemeğini yapmış oldular.
Nuh tufanını anlattığı için onun adı ile anılan Nuh Suresi, Mekke’de nazil olmuş, 28 ayettir. Ayrıca Nuh tufanı ve Hz. Nuh (a.s.) Nuh suresi dışında da başka surelerde de anlatılmıştır.
05 Hz
Hud (as)
03 Hz
İdris (as)
Diğer Kayıtlar
| Çal | Başlık | Tarih | Süre | Paylaş |
|---|---|---|---|---|
| 01 Hz Adem (as) 19.03.202632 dk 27 sn | 19.03.2026 | 32 dk 27 sn | ||
| 02 Hz Şit (as) 18.03.202617 dk 11 sn | 18.03.2026 | 17 dk 11 sn | ||
| 03 Hz İdris (as) 17.03.202615 dk 38 sn | 17.03.2026 | 15 dk 38 sn | ||
| 05 Hz Hud (as) 15.03.202622 dk 4 sn | 15.03.2026 | 22 dk 4 sn | ||
| 06 Hz Salih (as) 14.03.202630 dk | 14.03.2026 | 30 dk | ||
| 07 Hz İbrahim (as) 13.03.202670 dk 19 sn | 13.03.2026 | 70 dk 19 sn | ||
| 08 Hz İsmail (as) 12.03.202632 dk 36 sn | 12.03.2026 | 32 dk 36 sn | ||
| 09 Hz İshak (as) 11.03.202614 dk 43 sn | 11.03.2026 | 14 dk 43 sn | ||
| 10 Hz Lut (as) 10.03.202626 dk 48 sn | 10.03.2026 | 26 dk 48 sn | ||
| 11 Hz Yakup (as) 09.03.202628 dk 43 sn | 09.03.2026 | 28 dk 43 sn | ||
| 12 Hz Yusuf (as) 08.03.202664 dk 39 sn | 08.03.2026 | 64 dk 39 sn | ||
| 13 Hz Eyyub (as) 07.03.202614 dk 28 sn | 07.03.2026 | 14 dk 28 sn | ||
| 14 Hz Zülkifl (as) 20.03.20264 dk 26 sn | 20.03.2026 | 4 dk 26 sn | ||
| 15 Hz Suayb (as) 06.03.202615 dk 1 sn | 06.03.2026 | 15 dk 1 sn | ||
| 16 Hz İlyas (as) 05.03.20266 dk 25 sn | 05.03.2026 | 6 dk 25 sn | ||
| 17 Hz Elyesa (as) 21.03.20268 dk 43 sn | 21.03.2026 | 8 dk 43 sn | ||
| 18 Hz Yunus (as) 04.03.202616 dk 32 sn | 04.03.2026 | 16 dk 32 sn | ||
| 19 Hz Davud (as) 03.03.202617 dk | 03.03.2026 | 17 dk | ||
| 20 Hz Süleyman (as) 02.03.202630 dk 28 sn | 02.03.2026 | 30 dk 28 sn | ||
| 21 Hz Zekeriyya (as) 01.03.20267 dk 45 sn | 01.03.2026 | 7 dk 45 sn | ||
| 22 Hz Yahya (as) 28.02.20266 dk 32 sn | 28.02.2026 | 6 dk 32 sn |
