07.03.1993 - Muhammed İsmi, Namazda Vesvese, İçmenin Adabı, Temizlik, Cennet ve Cehennem Ehli

07.03.1993 - Muhammed İsmi, Namazda Vesvese, İçmenin Adabı, Temizlik, Cennet ve Cehennem Ehli
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidi’l evvelîne ve’l âhirîn. Muhammedini’l Mustafa ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi’d-dîn.
Emmâ ba'd:
Fe yâ eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İzâ semmeytüm Muhammeden fe-lâ tücebbihûhü ve lâ tüharrimûhü ve lâ tükabbihûhü bûrike fî Muhammedin ve fî beytin fîhi Muhammedün ve bi-meclisin fîhi Muhammedün.
Deylemî Câbir radıyallahu anh'ten rivayet etmiş:
"Siz bir kişiye, çocuğunuza 'Muhammed' ismini koyduğunuz zaman artık onu küçümsemeyin, onu mahrum etmeyin ve ona 'Sen çirkinsin.' demeyin, onu çirkin görmeyin. Allah, Muhammed adına mübareklik vermiştir; içinde Muhammed olan eve, içinde Muhammed bulunan meclise bereket vermiştir."
Muhammed; Peygamber Efendimiz' in isimlerinden, muhterem bir isim. Peygamber Efendimiz' in ismi çok yok, o asırlarda nadir kullanılmamış. Bir iki misal var ama çok nadir. Abdulmuttalib'e;
"Torununa niye bu ismi verdin?" diye sormuşlar.
"Yerde de gökte de methedilen, övülen insan olmasını istediğim için koydum." demiş.
Tabi ismi ona verdiren Allah.
Peygamber Efendimiz' in yüzlerce ismi var; ona duyulan sevgiden dolayı herkes çocuklarına o isimleri koyuyorlar. Bize de isim soruyorlar. Biz de bazen;
"Adı Cevad olsun." diyoruz. Cevad, cömert demek ve Peygamber Efendimiz' in isimlerinden.
"Adı Muhsin olsun." diyoruz. Muhsin, "ihsan sahibi veyahut güzel, güzel yapan" mânasına geliyor ama Peygamber Efendimiz' in isimlerinden.
Kasım olsun, Ahmed olsun, Mahmud olsun vs.
Bunlar hep Peygamber Efendimiz' in isimlerinden. Mücteba, Mürteza, Müşteba, Rauf, Rahim Kur'ân- Kerîm'de geçen isimleri. Tevrat'ta, İncil'de bildirilmiş isimleri var. Bu isimler konulabilir ama bu hadis-i şerifte diyor ki:
"Çocuğunuza 'Muhammed' ismini koyduğunuz zaman artık onu küçümsemeyin, onu mahrum etmeyin; ona 'Sen çirkinsin.' demeyin, çirkin görmeyin. Allah; 'Muhammed' adına mübareklik vermiştir. İçinde Muhammed olan eve, içinde Muhammed olan meclise bereket vermiştir." diyor.
"Muhammed" ismini koyabilirsiniz ama o zaman "Muhammed" ismine azarlama olmayacak, ona hürmet olacak, dikkat olacak.
İzâ şebbehe alâ ehadikümü'ş-şeytânu ve hüve fî salâtihî fe-kâle ahdeste fe'l-yekul fî nefsihî kezebte hattâ yesmea savten bi üzüneyhi ev yecide rîhan bi-enfihî ve izâ sallâ ehadüküm fe-lem yedri ezâde em nekasa fe'l-yescüd secdeteyni ve hüve câlisün.
Ebû Saîd hazretlerinden rivayet edilmiş bir hadis-i şerif. Karşımıza çok sorulan bir konu geldi.
İzâ şebbeha alâ ehadikümü'ş-şeytânü ve hüve fî salâtihî. "Sizden birisi, namaz kılarken, şeytan ona bir vesvese verdi mi." Fe-kâle ahdeste. "Bak işte abdestin kaçtı, yellendin." Kezebte. "Yalan söyledin."
"Edepsiz, yalan söylüyorsun!" desin. Yani şeytanın vesvesesine kanmasın; "Acaba hakikaten kaçtı mı?" demesin. İçinden ona öyle cevap versin.
"Abdestin kaçtı galiba, bak yellendin galiba, kıpırdadı biraz, hava çıkar gibi oldu." vesaire.
"Yalan söylüyorsun, yalancı!" desin.
Hattâ yesmea savten bi-üzüneyhi ev yecide rîhan bi-enfihî. "Eğer bir ses duyarsa veyahut bir koku hissederse o zaman gerçekten bozulmuştur."
Abdestin bozulma sebeplerinden birisi de insanın yellenmesidir.
"Oldu gibi galiba." Oldu mu olmadı?
Öyle şey yok! Burnu ile koku almadıysa kulağıyla ses duymadıysa, öyle gibi gelmesi, "Kaçtı galiba, yellendim galiba." gibi bir düşünce doğru olmuyor. Şeytan böyle bir vesvese verince şeytana;
"Yalan söyledin. Yalancı! Beni kandırmaya çalışıyorsun." diyecek. Onun o vesvesesine pabuç bırakmayacak.
"Ve sizden birisi namaz kılarken 'Tam mı kıldı; eksik mi kıldı, yoksa fazla bir rekât mı yaptı?' bunu kararlaştıramazsa o zaman namazın sonunda 'sehiv secdesi' yapsın."
Böyle bir hata olmuşsa, o zaman telafi edilmiş olur.
Bu hususta bir hadis-i şerif daha var. Orada diyor ki:
"Galip kanaati, hâkim kanaati, daha kuvvetli kanaati neyse ona göre namazını kılsın."
Üç kıldım mı sanıyor, dörtlesin. "Dört mü kıldım, yoksa eksik mi?" tereddüt etti ama sonra "Tamam, kıldım." dedi. O daha kuvvetli. O zaman dörtte selam versin. Yalnız bir sehiv secdesi yapsın. Yani galip kanaatine, esas kanaatine, kuvvetli kanaatine göre işi tamamlasın. Efendimiz; "Bir sehiv secdesi yapsın." buyurmuş.
Çok olur bu. Bu da şeytanın insanı meşgul etmesi ile oluyor.
İnsanlar namaza kendilerini veremiyorlar.
Namaza kendisini verememek neden? Zikre kendisini verememek neden?
İş, abdest almaktan başlar. Abdesti güzel almazsa namazı da güzel olmaz; vesvese de gelir, başka şey de gelir. Abdestte eksiklik oldu mu şeytan o zaman vesvese verebilir ama abdesti tamam oldu mu şeytan, abdestli insana kolay diş geçiremiyor.
O bakımdan abdesti güzel almak lazım. Abdesti güzel almak nasıl olacak?
Su değmemiş kısım bırakmadan, güzel yıkayarak olacak. Dualarını yaparak olacak. Abdestin; maddî ve manevi yönü olan kıymetli bir iş olduğunu düşünerek olacak.
Abdestin iki yönü var:
Maddî yönü; insanın terini, kirini temizliyor. Elini yıkıyorsun, yüzünü yıkıyorsun, burnunu temizliyorsun, ayağını yıkıyorsun; kir, ter, koku gidiyor vesaire. Maddi yönü bu.
Bir de manevi yönü var. Akan damlalarla beraber günahların affolunuyor. Günahlar gidiyor; insan manevi bakımdan da temizleniyor. Hem maddî kirlerden pak oluyor hem de manevi bakımdan günahları affolunuyor, dökülüyor, siliniyor.
Abdest çok önemli bir işlem. Onun için onu tadını çıkara çıkara güzel yapmak lazım. Umumiyetle abdest güzel alınmıyor. Çocukların başında bir durun; nasıl abdest aldıklarına bir bakın veyahut başka insanların nasıl aldığına bir bakın. Dikkat edin; abdest azaları tam yıkanmamış oluyor.
Ben dikkat ettim; birkaç defa başlarında bulundum, bekledim. Kolunu yıkadı.
"Abdestin bitti mi?"
"Bitti."
Bak şurasına hiç su gelmemiş. Kılları bile ıslanmamış. Dikkat edilmiyor. Yüzünü yıkayacak, ovuşturacak. Hakkını vererek, dualarını yaparak elini güzel yıkayacak, kolunu güzel yıkayacak. Duası oldu mu sevabı var. Duasız oldu mu sevabı yok. Duasını yaparak abdest alacak. Tamam. İş oradan güzel başladı.
Camiye gelecek. Namaza tam huşu içinde duracak ve okuduğu şeylere kendisini verecek. Yaptığı işe kendisini verecek.
Ben kimin huzurunda duruyorum? Allah'ın huzurunda duruyorum.
Kime secde ettim? Allah'a secde ettim.
Ne söylüyorum? Allah'a hamd ediyorum, şükrediyorum, sübhânallah diyorum.
Kendisini yaptığı işe verecek. Aklı başka yerde olmayacak. Abdesti güzel almıyor. Huzur ve rahata ermeden, huşuya kavuşmadan namaza duruyor. Aklı alışverişte, problemlerinde, yapacağı işlerde oluyor. O zaman namazı şaşırıyor, rekâtı şaşırıyor. İkide miydi; üçte miydi, beşte miydi, bilemiyor. Farzı mı kıldı, sünneti mi bilemiyor. İhtiyar değil, yaşlı değil ama aklı başka yerde. Onun için insan önce abdest almaktan başlayıp bunlara dikkat etmesi gerekiyor.
Peki, bütün bunlara rağmen tam hatırlayamazsa!
Kuvvetli kanaati ne ise ona göre hareket edecek, "sehiv secdesi" yapacak, bitirecek. Şeytana da yüz vermeyecek. O vesvese vermek istedikçe; "Yalan söylüyorsun!" diyecek. Onu başından defedecek.
Sayfanın üçüncü hadis-i şerifi.
İzâ şeribe ehadüküm fe'l-yemussa messan ve lâ yeğubbu ğabben fe-inne'l-kübâde mine'l-ğabbi.
Peygamber Efendimiz bu hadis-i şerifte su içme adabını öğretiyor:
"Sizden biriniz herhangi bir şey, bir meşrubat içerken -hangisi olursa olur; su da olur, ayran da olur, daha başka bir yazlık, kışlık içecek de olabilir- Haram olmayan her meşrubat olur. İki türlü içilebilir. Bir lıkır lıkır, güp güp içilir; bir de yavaş yavaş içilir.- nasıl içecek? Yavaş yavaş içecek.
Peygamber Efendimiz;
"Sizden biriniz bir şey içerken süze süze içsin." buyuruyor.
Dudaklarını, ağzını çok açmadan, güp güp yutmadan süze süze içsin, yavaş yavaş içsin. Öyle toplu toplu yutup gümbür gümbür içmesin.
"Çünkü 'kübad hastalığı' ekseriyetle, hızlı ve çok içmekten olur."
Ağzını doldurup doldurup güp güp yuta yuta içmekle olur; süze süze içmemekten olur.
"Bu 'kübad hastalığı' nedir?" diye aşağıda izahat var:
"Terli iken içmekten ciğerde meydana gelen hastalığa denilir."
Hakikaten insan, soğuk bir şeyi, terli iken bu tarzda içince çeşitli hastalıklar oluşuyor.
Ben hatırlıyorum; şampiyon birisi, abime söylemişti. Türkiye şampiyonluğunu kazanmış, spor yapan, kuvvetli bir insan. "Terli iken içtiğim soğuk meşrubat beni mahvetti." demiş. Vereme kadar gitmiş ve sporu bırakmış. Vereme kadar gitmiş, ölümden dönmüş. Onun için biz de su içmenin adabı oturarak içmektir. Ayakta içmek mekruhtur. Zemzem hariç oturarak içeceksin, yavaş yavaş içeceksin, süze süze içeceksin, güp güp yutmayacaksın.
Peş peşe iki hadis-i şerif var:
Dördüncü hadis-i şerif, yine içmekle ilgili:
İzâ şeribe ehadüküm fe lâ yeteneffes fî'l-inâi ve izâ eta'l-halâ'e fe lâ yemesse zekerehû bi-yemînihî ve lâ yetemessah bi-yemînihî.
"Sizden biriniz bir meşrubat içerken içtiği kabın içine solumasın, hohlamasın."
Mesela bardakla bir şey içiyor; nefes alacağı zaman bardağı ağzından çekecek, nefesi öyle alıp verecek. Hohladı mı bardağın rengi değişiyor, içi buğulanıyor. Kabın içine nefes teneffüs etmek yok. İçecek; teneffüs edeceği zaman, kabı ağzından uzaklaştıracak. Kabın içine teneffüs etmeyecek.
Ne kadar güzel?
Niye?
Sebebini söylemiyor ama biliyoruz ki birçok mikrop nefesle intikal edebilir. İşte onu ayırıyor. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem böyle tavsiye buyurmuş. Devamında buyuruyor ki:
"Sizden biriniz tuvalete, ihtiyacını görmeye gittiği zaman sağ eliyle tenasül uzvunu, idrar uzvunu tutmasın ve sağ eliyle taharetlenmesin."
Bu büyük abdest, küçük abdest herkesin başında. Avrupalının da başında, Doğulu'nun da Batılının da başında. Yemek yiyen canlıların olağan durumu. Bir kısmı idrar olarak çıkıyor, bir kısmı gaita olarak, büyük abdest olarak çıkıyor. Her gün insanların başına gelen bir olay. Temizlenmek lazım. İslâm'a göre bunların ikisi de pistir; bunlardan temizlenmek lazımdır.
Medeni sandığımız Avrupa temizlenmiyor muhterem kardeşlerim!
Yahu temizlemediği zaman insan pis kokar. O koyu koyu parfümler ondan demek ki. "Öbürünün kokusu duyulmasın." diye parfüme kuvvet gidiyor. Olmaz!
Tertemiz yıkayacak, temizlenecek. Bizim dinimiz hem küçük abdestten korunmayı hem büyük abdestten korunmayı, sakınmayı kuvvetle tavsiye etmiştir. Onun için bu hususta çok dikkatli olun!
Ayakta idrar yapmak hadis-i şeriflerle yasaktır, mahvolur. Öyle namaz olmaz! [Yani] o giyimle, o pantolonla namaz olmaz!
Ne yapacak?
Sıçramaması için dikkat edecek. Çömelecek, tedbir alacak. Bu pis bir şey; idrar pis. Sonra bunun sonunun tamamen alındığına dikkat edecek. Sonunun alınması için tedbir alacak.
Bazıları tuvalet tipi konusunu taassup meselesi, milliyetçilik meselesi yapmış:
"Alaturka tuvalet bizimdir, alafranga tuvalet karşı tarafın." diyor. Binaenaleyh alafranga bile olsa alaturkaya çeviriyor. Alafranga klozetin üstüne teşkilat yapıyor; oraya kadar dolduruyor, onu alaturkalaştırıyor. Bazıları bu hususta bayağı dikkatli, gayretli. Ben bu işi yanlış görüyorum.
Eski çağlarda durum başka türlüydü. Dedelerimiz bu işi güzel halletmişler. Mesela eski camilerde tuvalet öyle güzel ki hiç sıçrama ihtimali olmayan şekilde tasarlanmış. Ama şimdi tuvaletlere konulan taşların şeklinden dolayı büyük abdest ve küçük abdest yapılırken çok sıçramalar oluyor.
O bakımdan nasıl olsa olur?
Bazı ihtiyar insanların dizleri bükülemiyor; alaturka da olur, alafranga da olur. Alafranga denilen şekilde, klozet kapaklı tipte, etrafa sıçrama daha az oluyor. Yıkama daha kolay oluyor. Yakın bir şeyde çekişme ve çatışma içine girmeye lüzum yok; mühim olan temizliği sağlamak. Sıçramamasını sağlamak; temizlemeyi ve korumayı sağlamak.
Kabir azabının ekseriyetle, "idrardan sakınmamaktan" dolayı olduğuna dair hadis-i şerifler vardır. Önemsemez, önemsemediği için dikkat etmez, dikkat etmediği için de cezalı duruma düşebilir. Kabirde, idrarından dolayı azap görüyor.
Müslüman kabre konuluyor, Müslüman olmasına rağmen kabirde azap görüyor. Çünkü idrarına dikkat etmedi.
Çok dikkat edeceksin! Gayet dikkatli olacaksın!
Bir de soruyorlar; kitaplarımızda yazılmış, kâğıtla taharetlenme mekruhtur. Doğru; kâğıt, ilim irfan malzemesidir. Defter yapılıyor, kitap basılıyor ama bu devirde artık özel olarak, onun için yapılmış, başka işte kullanılamayan tipte kâğıtlar var. Bez gibi. Bezden daha iyi. Neden daha iyi? Bezle kuruluyorsun, kuruluyorsun; daha sonra ıslaklık olan yerde mikrop ürüyor. Ama kâğıtta bir defa kuruladığın zaman atıyorsun. O zaman mikrop üreme olmuyor.
Mendiller de öyle. Eskiden bez mendillerimiz vardı, cebimizde dururdu, evde yıkanırdı. Şimdi kâğıt mendil var; siliyorsun, atıyorsun. İyi oluyor. Bunları makul düşünmek lazım, temizliği esas almak lazım, lüzumsuz inatlara düşmemek lazım. Dinimiz ana hedefleri gösteriyor; o ana hedeflere uygun hareket etmeye çalışmak lazım.
İzâ şeribe'l-kelbü fî inâi ehadiküm fe'l-yağsilhü seb'a merrât.
Birçok sahih kaynakta, Ebu Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş:
"Köpek sizden birinizin çanağından, kabından, kâsesinden bir şey içti mi o kabı yedi defa yıkayın."
Bir defa değil, iki defa değil, "Yedi defa yıkayın." diyor, Peygamber Efendimiz.
Köpeğe karşı gösterilen bu hassasiyetin, bu devirde ne kadar önemli olduğunu çok iyi anlıyoruz. Hakikaten köpeğin kuduz mikrobu ve daha başka birtakım parazitler taşıdığı, şu anda doktorlar tarafından biliniyor. Kuduz da zor bir hastalık! O bakımdan köpek beslemek tavsiye edilmemiş; Peygamber Efendimiz yasaklamış.
"Yâ Resûllallah! Sürülerimiz var, kurt gelir; köpek, bekçilik yapıyor. Evimiz var, bekçi olması gerekiyor." demişler.
"Pekâlâ, böyle zaruri ihtiyacı olanlar beslesin, ötekiler mümkün olduğu kadar beslemesin." tarzında; tavsiye böyle. Çünkü kudurabiliyor ve oradan hastalık bulaşabiliyor.
Bazı hayvanların hastalık yapmasından dolayı dinimizde Müslümanlar asırlar öncesinden ikaz edilmiş. Elhamdülillah! Domuz etinin durumu böyle; domuzun da köpeğin de böyle durumları var. O bakımdan uyarılmış, elhamdülillah!
Yine hadis-i şerif yine içmekle ilgili geldi:
İza şeribtüm fe'şrebû bi-selâseti enfâsin fe'l-ûlâ şükrun li-şerâbihî ve's-saniyetü şifâün fî cevfihî ve's-sâlisetü matradetun li'ş-şeytâni fe-izâ şeribtüm fe-massûhü massen fe-innehû ecderu en-yecriye mecrâhu ve innehû ehneü ve emreü.
Hz. Âişe validemizden, içmenin adabıyla ilgili bir hadis-i şerif:
İzâ şeribtüm. "Bir meşrubat, içecek içtiğiniz zaman." Fe'şrebû bi-selâsi enfâsin. "Üçe bölerek için; üç nefeste, üç defada için." Fe-ûlâ şükrun li-şerâbihî. "Bu içme, şükür mânasını taşır."
Üçe bölüyorsun: İlk içiş, o meşrubat için bir Allah'a şükür mânasını taşır.
Ve's-sâniyetü şifâün fî cevfihî. "İkinci içiş içenin içine şifa olur."
Birinci şükür, ikinci şifa.
Ve's-sâlisetü matradetün li'ş-şeytân. "Üçüncüsü de şeytanı defeder, şeytanı defedici olur." Fe-izâ şeribtüm fe-massûhu massen. "İçerken süzerek için."
Az önce de geçmişti hani; "Süzerek için, güp güp içmeyin. Süze süze, yavaş yavaş için."
Fe innehû ecderu en-yecriye mecrâhü. "Çünkü böyle içiş, yerine gitmesi için çok uygundur." Ve ehneü ve emreü. "Böyle yavaş yavaş içmek çok afiyetlidir ve sıhhate uygundur."
Sıhhat, afiyet ve lezzet bakımından da yavaş yavaş içmek daha uygundur.
Şimdi de namazda şaşıranın durumu ile ilgili hadis-i şerif:
İzâ şekke ehadüküm fî salâtihî fe-lem yüdrik kem sallâ selâsen em erbaan fe'l-yatrahi'ş-şekke ve'l-yebni alâ me'steykane sümme yescud secdeteyni kable en yüsellime fe-in kâne sallâ hamsen şefa'ne lehû salâtehû ve kâne sallâ itmâmen li erbaîn kânetâ terğîmen li'ş-şeytân.
"Sizden biriniz, namazını kaç rekât kıldığında tereddüt eder, şüpheye düşerse şüpheyi atsın. Kuvvetli kanaati neyse ona binaen namazı tamamlasın. Sonra iki secde ile secde etsin; 'sehiv secdesi' yapsın."
Kable en yüsellime. "Selam vermeden evvel."
Sehiv secdesinin nasıl yapılacağına dair, mezheplerde çeşitli görüşler vardır.
Şefa'ne lehû salâtehû.
Sonra eğer beş rekât kılmışsa "Melekler onun namazını altıya tamamlarlar." Yani eksik kalmaz.
Ve in kâne sallâ temamen. "Tamam kılmışsa bu da şeytanın burnunu yere sürtmesi olur."
Yani secde de yapılmış olur.
Mü'min aldanmamış oldu, şeytan muradına eremedi. Şeytan kahrolur, burnu yerde sürter. Ama beş kılmışsa yanlış bile olmuşsa "Melekler onu altıya tamamlarlar." diyor.
Bu hadis-i şeriflerden aldığımız şudur:
Vesveseye mahal bırakmayacak, şeytana kezebte "Yalan söylüyorsun." diyecek. Tereddüde meydan vermeyecek. Onu reddedecek ve genel kuvvetli kanaatine göre hareket edecek. İki rekât da secde edecek; gönlüne yük yapmayacak.
Sonuncu hadis-i şerif. Onu okuyalım.
İzâ sâre ehlü'l-cenneti ile'l-cenneti ve ehlü'n-nâri ile'n-nâri cîe bi'l-mevti hattâ yuc'ale beyne'l-cenneti ve'n-nâri sümme yüzbehu sümme yünâdî munâdin yâ ehle'l-cenneti hulûdün lâ mevte yâ ehle'n-nâr, hulûdün lâ mevte fe-yezdâdü ehlü'l-cenneti ilâ'l-ferahan ve yezdâdu ehlu'n-nâri huznen ilâ huznihim.
Bu hadis-i şerif Buhari’de ve diğer kaynaklarda Abdullah b Ömer radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş.
İzâ sâre ehlü'l-cenneti ile'l-cenneti. "Cennet ehli, cennetlikler, cennete varıp gittikleri zaman." Ve ehlü'n-nâri ile'n-nâri. "Cehennem ehli de cehenneme tıkıldı, atıldı; onlar da oraya girdi. Bitti bu iş." Cîe bi'l-mevti. "Ölüm ortaya getirilir." Hatta yuc'al beyne'l-cenneti ve'n-nâr. "Cennetle cehennemin tam orta yerine kadar getirilir." Sümme yüzbehu. "Sonra boğazlanır, kesilir. Kara bir koç gibi orada kurban edilir."
Sembolik bir şey ama cennet ile cehennemin arasında ölüm denilen olayın kafası kesilir.
Sümme yünâdî münâdin. "Sonra bir münadi, seslenici seslenir. " Yâ ehle'l-cenneti. "Ey cennetlikler!" Hulûdün. "Siz cennette ebedî kalacaksınız." Lâ mevte. "Orada ölüm yok."
"Bak ölümü kestik. Cennette ölmek yok. Ebedî kalacaksınız." der, münadi.
Ve yâ ehle'n-nâr. "Ey cehennemlikler!" Hulûdün lâ mevte. "Bak burada ölümü kestik. Siz o cehennem azabının içinde ebedî kalacaksınız. Ölmek yok; artık ölüm olayı yok."
Cennet ve cehennemin arasında ölüm kesiliyor, yok ediliyor. Cehennemdekiler ölseler gördükleri azaptan kurtulacaklardı ama ölmek yok.
Lâ yuktâ aleyhim. "Ölmek yok ki kurtulsunlar."
Allah onlara ölmeden o azabı devamlı çektirecek.
Fe-yezdâdü ehli'l-cenneti ferahâ. "Cennet ehlinin sevinçlerine sevinç katılacak, çok ferahlanacaklar."
"Ah ölüm yokmuş artık, elhamdülillah! Burada ebedî kalacakmışız." diye sevinecekler.
Ve lâ yezdâdü ehlü'n-nâri huznen. "Cehennem ehlinin de gam ve dertlerine dert eklenecek. Hüzünlerine hüzün eklenecek. 'Eyvah! Ölmek de yok. Bu azabı sonsuz bir şekilde, ebedî çekeceğiz.' diye üzülecekler."
Tabi bu arada şunu hatırlatmam lazım. Başka hadis-i şeriflerden bildiğimiz bir hususu da anlatmamız gerekiyor. Bazı Müslümanlar, günahından dolayı cehenneme girecek. Müslüman, mü'min, lâ ilâhe illallah diyen insan ama cehenneme girecek.
Neden?
İşlemiş olduğu kusur ve günahlarından dolayı cehenneme girecek, cezasını çekecek. Sonra onlar da cennete alınacak. Ölümün yok edilmesi olayı, onlar cennete alındıktan sonra olacak. O hususta hadis-i şerifler var.
Cehennemlikler onlara;
"Lâ ilâhe illallah demeniz size yaramadı; bir faydası yok. İşte siz de o Lât'a Uzzâ'ya, puta tapanlar gibi, bizim gibi cehennemde yanıyorsunuz." diyeceklermiş.
Allah-u Teâlâ hazretleri onları, cayır cayır yanmış ve kömür gibi olmuşken hayat nehrine atacakmış, Orada, otların bittiği gibi yeniden bitecek, canlanacaklarmış. Bu kapkara kömür haline gelmiş olan yananlar, orada tekrar canlanacaklarmış. Ve o hayat nehrinde yıkandıktan, canlandıktan sonra cennete dâhil edileceklermiş.
Cennet ehli orada, cehennemde azap görüp sonradan geldikleri için bunlara "cehennemîler, cehennemlikler; yani cehennemden gelmeler" diyeceklermiş. "Sonradan gelmeler, göçmenler" diye onlara isim vereceklermiş. Tabi onlar da bundan üzüleceklermiş. Cehennemlik olduklarının böyle yüzlerine vurulması, söylenmesi onlara üzüntü olacakmış. Onun üzerine o isim de kaldırılacakmış; artık o isimle de anılmayacaklarmış. Onlar da ehli cennet olacaklar. İşte bundan sonra, artık kâfirler cehennemde ebedi kalacaklar:
Hüm fîhâ hâlidûn deniliyor, ayet-i kerimelerde. Mü'minler de cennette ebedî kalacaklar.
Allah celle celâlüh, bizleri cehennemde hiç yanmadan, hiç azaba duçar olmadan, hiç o korkunç elemlere, kederlere, üzüntülere uğramadan, doğrudan doğruya cennete gitmeyi nasip eylesin.
Fatiha-i Şerife mea'l Besmele.
12.01.1992 -
Milletvekilleri, Yöneticiler
18.02.1990 -
Secde Edilen Yer,
