01.05.1994 - İçki Tüketimi, İslamı Yaşama, Hastalığa Sabır

01.05.1994 - İçki Tüketimi, İslamı Yaşama, Hastalığa Sabır
Elhamdülillâhi Hakka hamdihî. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve âlihî sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve alâ âlihî ve selleme ennehû kâl:
Üşhidü billâhi ve eşhedü lillâhi le-kad kâle lî Cibrîlü yâ Muhammedu inne müdmine'l-hamri ke-âbidi vesenin.
Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâle.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyuruyor:
Üşhidü billâh. "Allah'ı şahit getiririm ki." Ve eşhedü lillâh. "Ve Allah için kendim de şahadet ederim ki." Lekad kâle lî Cibrîlü. "Hemen az önce Cebrail bana geldi ve dedi ki." Yâ Muhammed. "Ey Muhammed!" İnne müdmine'l-hamri. "Muhakkak ki içkiye müdavim olan kişi, içki müptelası." Ke-âbidi vesenin. "Puta tapan insan gibidir."
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Allah her günahı affediyor. Neyi affetmiyordu? Kur’an-ı Kerîm'den bildiğimiz bir gerçek; şirki affetmiyordu. İtikadı bozuk olan, inancı sakat olan, kâfir veya müşrik olan veya dinsiz olan kimseyi affetmiyor. Bir dinsiz var; inançsız, itikatsız kitapsız, hiçbir şeye inanmıyor, kapkara. Tabi bu cehennemin dibine. Sonra güya bir din tutturmuş insanlar var ama Yahudiler, Hristiyanlar, Budistler, Brahmanizmler vesaire. Bunların inançları da bozuk. Onun için Kur’an-ı Kerîm'de şöyle buyuruluyor:
Lekad kefere'l-lezîne kâlû inne'l-lâhe hüve'l-Mesîhu'bnü Meryem. "Meryemoğlu İsa'ya tanrı diyenler muhakkak ki kâfir oldular."
O zaman Hristiyanlar kâfir. Ehl-i Kitab ama kâfir olmuş, çünkü peygambere "tanrı" diyorlar. Sapıttılar.
Yahudiler?
Amerika'da bir mühendis arkadaş bir büyük toplantı yapmış; piskoposu, hahamı, imamı çağırmış; üçünü konuşturmuş. Tabi sonunda Müslümanların haklı ve doğru yolda olduğu anlaşılmış. Ama ilk konuşma yapan haham, ahireti inkâr etmiş. "Ahiret yok! Her şey dünyada." demiş.
Ve bi'l-yevmi'l-âhiri. Ahiret inancı. İslâm inancının en önemli bölümlerinden biri.
Ahirete inanmadan iman olur mu?
Olmaz. Kendilerine Musa aleyhisselam peygamber olarak gönderilmiş, Harun aleyhisselam peygamber olarak gönderilmiş. Peygamber gönderilmiş bir kavim olmalarına rağmen Yahudiler ahiret inancını kaybetmiş.
Kâfirler. Allah affetmiyor. İnancı var ama bunun yanı sıra müşrik. Allah'ı da kabul ediyor ama Allah'a şirk koşuyor.
Nârun mü'sadeh. Mu'sadeh "Kapıları desteklenerek, artık açılmayacak şekilde kapatılmış." demek. Cehenneme atılacaklar, çıkmak yok. Ebediyen kapıları açılmamak üzere kapatılacak; orada yanacaklar.
Neden?
Yaratanlarını tanıyamamışlar da ondan. Kendilerini yaratan, yaşatan, nimetlere gark eden, büyüten, ömür sürdüren, yediren, içiren Allah'ı tanıyamamışlar! Yanacaklar, ebediyen yanacaklar, sonsuz…
Hüm fîhâ hâlidûn.
Cayır cayır, cayır cayır yanacaklar.
"Ah ölsek!" diye ölümü temenni edecekler.
Yooo yağma yok! Ölünce kurtulacağı için cehennemde ölmek yok, devamlı azap çekmek var.
Lâ yukdâ aleyhim fe-yemûtû. "Öyle bir şey yok ki ölsünler de kurtulsunlar."
Azap çekecekler.
Lâ yuhaffefu anhümü'l-azâb. "Azapları azaltılmayacak, hafiflemeyecek de."
Devamlı azap çekecekler.
Neden?
Allah'ı tanıyamadılar. Bu edepsizlik, bu aptallık, bu küstahlık, bu hakaret, bu cahillik, bu gafillik, Allah'a bu iftira! Adam biter, mahvolur. Çok fena! Bir insanın inancının bozuk olması, en fena şeydir.
İnsanın malı batabilir, çıkabilir. Karadeniz'de gemileri batar, harmanı yanar, mahsulünü don vurur; zengin olur, fakir olur, hapse girer çıkar. Her şey olur. Bu dünyada insanoğlunun başına neler geliyor; mühim değil. Ama itikadı bozuk oldu mu, işte o çok mühim. Bitti, ahireti gitti.
Ahiret nasıl bir şey?
Ebedî hayat ya! Bu dünya hayatı gibi yetmiş sene, seksen sene değil ki "Sabredeyim, geçsin de kurtulayım." diyesin; ebedî hayat! Ebediyen cehennemde yanmak var.
"Ben cehennem azabından korkmam. Haramı sen yemiyorsan getir ben yiyeyim."
Bazıları öyle diyor. İnanmıyor, inancı yok.
"Faiz haram" diyorsun mesela.
"Haram mı? Tamam, sen yemiyorsan getir de ben yiyeyim." diyor.
"Sen içki kullanmıyorsan ver ben içeyim." Diyor.
Neden?
İnancı yok, korkmuyor.
Ama Allah'ın her şeye kudreti tam mı?
Tam, amenna ve saddaknâ!
Her şeye kudreti yetiyor mu?
Yetiyor.
Senin elinde çok büyük imkân ve iktidar olsa Sırplar'ı ele geçirsen onları yaptıklarına pişman eder misin, etmez misin?
"Ederim. Çok kızıyorum, ederim!" dersin değil mi?
Kâdir-i mutlak olan Allah-u Teâlâ hazretleri bu kâfirleri pişman etmesini bilmez mi? Aciz mi?
Pişman edecek, canından bezdirecek, mahvedecek, kahredecek. Çok fena olacak ama millet şimdi o azaba daha uğramadığı için hafife alıyor; "Olsun." diyor, aldırmıyor, gülüyor. Gülüyor ama biraz sonra görecek. Az bir zaman sonra görecek. Peygamber Efendimiz'le mücadele edenler geldi geçti, firavunlar geldi geçti, kâfirler geldi geçti, müşrikler geldi geçti. Hepsini gördük. Hepsini okuyoruz, duyuyoruz, biliyoruz. Hepsini bilmiyoruz da -gözümüzün önünde- çoğunu Allah gösteriyor.
Muhterem kardeşlerim!
Tamam, bunu anladık da Peygamber Efendimiz içki içeni puta tapan insana benzetiyor. İşin önemli tarafı, vahim tarafı bu. Ve millet bunu içiyor. Ve Müslüman evlatları içiyor. Şu memleketin içinde, anası babası Müslüman, mütedeyyin, başörtülü, sakallı, hacı baba, hacı dedeleri olan insanlar içiyor. İşin vahim tarafı bu.
Bak Peygamber Efendimiz ne diyor?
Üşhidü billâh. "Allah'ı şahit getiririm ki." Ve eşhedü lillâh. "Kendim de Allah için şehadet ederim ki."
Hem Allah'ı şahit getiriyor senin karşına, onu ileri sürüyor hem de "Ben kendim de şahitlik ederim ki" diyor; "İçkiye müdavim olan insan, puta tapan insan gibidir."
Bu ifadeden korkulmaz mı?
Efendim bira alkolü az olan bir içkiymiş de bilmem besliyormuş da…
Hiç besin kalmadı mı memlekette? Başka besin kalmadı mı? Ekmek mi yok? Pekmez mi yok, üzüm mü yok, elma mı yok, meyve mi yok, sebze mi yok, tahıl mı yok?
Bol bol vitaminli, çeşit çeşit, türlü türlü yiyecekler, hububat, meşrubat. Cebinde birazcık para oldu mu, köşe başında mısır kaynıyor. "Alibeyköyü'nün sütlü mısırı" diyor; alıyorsun, tuzu ekiyorsun, hart hurt, hart hurt yiyorsun. İşte al sana bir nimet! Ekmekler çeşit çeşit, tip tip. Eskiden fırına giderdik, bir tane ekmek alırdık, gelirdik. Şimdi ekmek çeşitlerinin önünü almak mümkün değil. Tuzlu ekmek, tuzsuz ekmek, çavdar ekmeği, buğday ekmeği, arpa ekmeği, yulaf ekmeği, kepekli ekmek, kepeksiz ekmek, has ekmek, baston ekmek, pide ekmek, bilmem ne. Her birisi nimet. Allah'ın çeşit çeşit nimetleri. Hepsi besleyici; bulguru, yoğurdu, sütü. Nerede içkinin fiyatı, nerede bir şişe sütün fiyatı. İşte, besleyicilerin en üstünü buyur, süt. İnsana yarayışlı her türlü maddeyi ihtiva eden madde, buyur.
Besliyormuş!
Şeytan insanoğullarını nasıl kandırıyor.
Bir boynuzlu, kuyruklu şeytan var, bir de insanların şeytanları var.
Bu benim yakıştırmam mı?
Hayır. Kur’an-ı Kerîm'de Allah-u Teâlâ hazretleri buyuruyor:
Şeyâtîne'l-insi ve'l-cin. "İnsanların şeytanları ve cinlerin şeytanları."
İnsanların da şeytanları var. Eline kalemi alıyor, yazılar yazıyor, laflar söylüyor, milleti kandırıyor. Çeşit çeşit kandırma tuzakları var.
Kimler için?
Mü'minler için. Mü'minleri imandan ayırmak, küfre düşürmek, hak yoldan saptırmak için türlü türlü tuzaklar var.
Kimler hazırlıyor?
İnsanların şeytanları da var. Boynuzları, kuyrukları görünmüyor ama insanların da şeytanları var; onlar hazırlıyor.
Ne yapacağız? Ne yapacaksın?
Kur'an okuyacaksın, dinini öğreneceksin; başka çaren yok, başka işin yok. Allah-u Teâlâ hazretleri Kur’an-ı Kerîm'i göndermiş; Kur’an-ı Kerîm'i okuyacaksın, bileceksin.
Ankara'da sohbetimize Kanadalı birisi geldi de;
"Nasıl Müslüman oldun?" diye sorduk.
"Kur'an okudum, Müslüman oldum." dedi.
Millet Müslüman olunca sanki kendilerine Kur'an lazım değil. Sanki Kur’an-ı Kerîm gayrimüslimlere lazım. Sen Müslümansın; Kur'an okumasını bilmezsin, Kur'an'ın manasını öğrenmezsin, Kur'an'a çalışmazsın, Kur'an'ın ahkâmını tutmazsın.
Bu ne biçim Müslümanlık?
Millet şöyle düşünüyor, biliyorum:
"Nasılsa ben müslümanım, Allah beni affeder."
Öyle yağma yok! Bu iş ciddi bir iş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz titremiş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ağlamış. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz sabaha kadar ibadet etmiş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Allah'a iltica etmiş;
"Yâ Rabbi! Senin gazabından senin rahmetine sığınırım, senden sana sığınırım ya Rabbi!" demiş, haramlardan uzak durmuş. Bir keresinde bir âmâ biraz fazla;
"Yâ Resûlallah, yâ Resûlallah, yâ Resûlallah!" deyince, kendisi "öteki adamlarla konuşuyor" diye canı sıkılmış, yüzünü ekşitmiş. "Yüzünü ekşitti." diye, Abese suresi inmiş. "Falanca şey oldu" diye, falanca ayet inmiş.
Peygamber Efendimiz; "Ben sizin Allah'tan en çok korkanınızım." buyuruyor. Ondan peygamber. Peygamberin huyundan örnek almamız lazım. İşte öyle insanlar peygamber olarak seçiliyor.
Allah'tan korkmuyor; "Allah beni affeder." diyor.
Niye affedecek seni? Ne meziyetin var ne özelliğin var? Nereden umuyorsun Allah'ın rahmetini?
Namaz kılmaz, oruç tutmaz, zekât vermez, haramdan kaçınmaz, günah işler.
Eee, neymiş?
Anadan babadan bir Müslümanlığı var; bitmez tükenmez sermaye.
İnsanın nafile ibadetleri, sünnetlerini korur; sünnetleri farzlarını korur, kıldığı, tuttuğu farzlar da imanını korur. Bunlar olmazsa imanı da zedelenir, günün birisinde kayar gider. Sen cehenneme uçtun gittin, haberin yok.
"Ben müslümanım ama Kur'an'ı kabul etmem." diyor.
Ne biçim Müslümansın sen?
"Ben de müslümanım; dedem de babam da Müslümandı, ama şeriatın ahkâmına karşıyım."
Sen nasıl Müslümansın? Gittin işte! Hapı yuttuğunun resmidir. Gel bir resmini çekelim, altına da yazalım:
"Falanca adamın hapı yuttuğunun resmidir."
Buyur; o lafı söylerken hapı nasıl yutmuş. Millet cahil.
Muhterem kardeşlerim!
Şimdi bakın, İslâm içkiye bu kadar savaş açmış.
Neden?
İçki insanın aklını alıyor da ondan. Dünkü gazetede geçiyordu; doldurmuş kızları son model arabasına, önüne de üç tane delikanlıyı katmış, Boğaz'da virajı alamamış, hepsi birden cump suyun içine. Kız arkadaşları bornozlara sarılmışlar ıslak ıslak; "Çok alkollüydü." diyorlar. Ha, gördün mü işte İslâm'ın içkiyi yasaklamasının nedenini. Sen İslâm'ı gericilik olarak görüyorsun.
Amerikalılar'ın dinlerinde içki yasak değil.
"Tüh be, ne diye Müslüman olduk?"
Böyle diyen adamlar var. O da din işte, Amerikalıların dinini alsaydık ya. Dans etmek var; "Erkek erkekle evleniyor." diye papaz nikâh kıysın. "Kadınla erkek değil, erkek erkekle evleniyor." diye nikâh kıysın. Ondan sonra yine de kendisini inançlı saysın. İçki içsin, inançlı saysın. "Kalbim temiz" desin, inançlı saysın.
Öyle şey var mı? Bu Allah'ın yolu Oyuncak mı?
Allah-u Teâlâ hazretlerinin emrettiği her şeyde bir fayda var.
Sen misin flört yapan?
Kızları doldurursun arabaya, içersin içkiyi, bulursun belanı. Bir de birisini öldürmüş. Onlar kenarda duruyorlarmış, araba çarpmış. Delikanlı bir insan göçtü, gitti.
"İçki bütün kötülüklerin anasıdır."
Ne demek?
Adam içki içti mi, her kötülüğü yapar; zina da işler, hırsızlık da yapar, adam da öldürür, her şeyi yapar. İçki içti mi tamam, aklı gitti mi tamam. İslâm, aklı korumaya önem veriyor.
İslâm'ın güzelliğini millet görmüyor, boyuna İslâm'a çatıyor; gericilikmiş, bilmem neymiş. Herkes İslâm'ı tepelemeye çalışıyor. Eline güç kuvvet geçiren, İslâm'ı tepelemeye çalışıyor, Müslümanı sindirmeye çalışıyor.
Neden?
İslâm'a Kızıyor. Kendisinin yaşantısı İslâm'a ters ama kendisine kızmıyor, İslâm'a kızıyor. "İçkisine laf söylüyor." diye İslâm'a kızıyor; "Zinasına laf söylüyor." diye İslâm'a kızıyor. Doğru söyleyene kızıyor. Doğru söyleyeni dokuz köyden kovdukları gibi.
Hep hatırıma geliyor; mühendislere söyleyeceğim. Müslüman olmadığından, gayri İslâmî hareket ettiğinden dolayı şu memlekete zarar veren insanların ve verdikleri zararların şöyle bir hesabını yapsınlar, yekününü tutsunlar. Bankalarda paraları çarçur edenler, milyarları heba edenler, rüşvetleri alanlar, içki içenler, arabaları haşat edenler, trafik kazası yapanlar, adam öldürenler, vesaire acaba ne kadar maddî ve manevi zararlar veriyorlar?
Muhterem kardeşlerim!
Türkiye İslâm'dan uzak oluşunun faturasını ödüyor.
Başımıza gelen belaların hepsi, İslâm'dan uzak insanlardan kaynaklanıyor. Onların belasını çekiyoruz, onların derdini çekiyoruz. Güneydoğu Anadolu'daki öldürmelerin sebebi de odur. Bu hırsızlıkların, arsızlıkların, yüzsüzlüklerin sebebi de odur.
Allah İslâm'ı niye gönderdi?
"İnsanlar hem dünyada hem ahirette bahtiyar olsunlar." diye.
Allah niye emirler verdi?
"Aile mutlu olsun, insan sıhhatli olsun, ruhu dengeli olsun, aklı tam olsun, toplum kuvvetli olsun." diye. "İnsanlar toplum halinde mutlu ve bahtiyar yaşasınlar." diye İslâm geldi. Millet reçeteyi yırtıyor. Kendisini iyi edecek ilacın şişesini tepiyor, kırıyor, hapları atıyor; kendisini hasta edecek mikroplara bulaşmayı, onların içinde yatmayı tercih ediyor. Dert o.
Şimdi içkiye müdavim olmak öyle yaygınlaştı ki. Bursa'da bir yerden bir yere iniyoruz; uzunca bir cadde var, aşağı doğru gidiyor. Bir caddenin üzerinde 17 tane birahane saydım. Bir tanecik cadde. O caddenin üzerinde bir tane cami yok, on yedi tane birahane saydım. Camilerde bir saf, iki saf insan namaz kılıyor, birahaneler tıklım tıklım dolu.
Ne yapıyor bu adamlar?
İçiyor.
Ondan sonra ne yapıyor?
Bir faturasını çıkar bakalım.
Yine de İslâm'a kızıyorlar.
Kötüler galip oldu artık. İyilerin sesi çıkmıyor.
İslâm akla önem verdiği için içkiyi yasak kıldı. İçkinin imali de yasaktır, taşıması da yasaktır, sunması da yasaktır, satması da yasaktır.
Allah ıslah etsin.
İslâm bir bütündür ve İslâm ciddi bir dindir.
Muhterem kardeşlerim!
İslâm oyuncak değildir. Dün akşam bir evliyâullah, büyük zatın hayatını okuduk.
"Allah derken hiçbir zaman gafilce Allah demedi. Allah derken, Allah'ı zikrederken hâli değişirdi, rengi değişirdi. Hâlini herkes fark ederdi." diyor.
Millet şimdi Allah diyor, yüreği titremiyor; Allah'ın ayetleri okunuyor, yüreği titremiyor; Peygamberimiz ‘in hadisleri okunuyor, yüreği titremiyor.
Bir sigaradan vazgeçiremiyoruz milleti.
Zararlı işte, içme!
İçkiden vazgeçmiyor, sigaradan vazgeçmiyor, kötü âdetinden vazgeçmiyor, namaza gelmiyor.
İslâm ciddi bir dindir, İslâm'a sımsıkı sarılacağız. Giyimimiz kuşamımız, yememiz içmemiz, sözümüz konuşmamız, oturmamız kalkmamız, gülmemiz, kızmamız, kaşımızı çatmamız, tebessüm etmemiz İslâm'a göre olacak. Allah'ın dinine aykırı bir şeye tebessüm bile edilmeyecek. Yanlış bir şey görüldüğü zaman söylenecek; "Bu yanlıştır, ne yapıyorsun?" denilecek. Doğrunun yanında yer alınacak, eğrinin karşısına çıkılacak. Emr-i mâruf, nehy-i münker yapılacak, aktif vatandaş olacak; pasif, uyuyan vatandaş olmayacak. Memleketin meseleleriyle, toplumun meseleleriyle ilgilenecek.
Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:
Eşhedü. "Ben şehadet ederim ki, şahit olurum ki" Enne hâülâi şühedâü inde'l-lâhi yevme'l-kıyâmeti. "Bu mübarekler, bu harpte öldürülen Müslümanlar kıyamet gününde Allah'ın indinde şahit olacaklar."
Ondan dolayı "şehit" diye isim veriliyor.
Fe'tûhüm. "Onlara gidiniz." Ve zûrûhüm. "Onları ziyaret ediniz." Ve'l-lezî nefsî bi-yedihî. "Canım elinde olan, nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki."
İnsanın canı nasıl Allah'ın elinde?
Dilerse yaşatır dilerse öldürür. Hayatımız, mematımız, sıhhatimiz, hastalığımız, varlığımız, yokluğumuz hep Allah'a bağlı.
Lâ yusellimü aleyhim ehadün ilâ yevmi'l-kıyâmeti. "Kıyamete kadar bunların yanına gelip de onlara selam veren hiçbir kimse yoktur ki." İllâ reddû aleyhi. "Ona selam vermesinler."
Selam verirler. Siz es-selâmu aleyküm dersiniz, onlar da aleyküm selam derler.
Allah onlara o makamı vermiştir, o dereceye ermişlerdir. Resûlullah yolunda, Allah yolunda, İslâm yolunda, Allah'ın rızasını kazanmak için canlarını vermişlerdir. Allah da onları dünyada şehit eylemiştir, ahirette de onları halkına şahit olarak, insanlara örnek olarak gösterecek, şahit getirecektir.
Allah-u Teâlâ hazretleri bizi o şehit dedelerimizin, büyüklerimizin yolundan ayırmasın.
Onlar canlarını verdiler, biz de hiç olmazsa gayretimizi İslâm yolunda sarf edelim. Malımızın bir kısmını Allah yoluna sarf edelim. Paramızın bir kısmını Allah'ın yoluna verelim, Allah'ın dinine hizmet edelim.
Peygamber Efendimiz ‘in ashabının sayısı ne kadardı? Mekke'nin nüfusu ne kadardı? Medine'nin nüfusu ne kadardı? Peygamber Efendimiz bu dîn-i mübîni Arabistan'a nasıl yerleştirdi? Nasıl üç kıtaya yaydı?
Bu işi çok az insanla yaptı. Bizim şimdiki sayılarımız çok büyük miktarlar. Biz adam olsak, tam Müslüman olsak; yalnız Türkiye'ye değil, dünyaya ferman okuturuz, Amerika'ya söz geçiririz. Müslüman tam Müslüman olsa Amerika'ya da Rusya'ya da söz geçirir, Bulgaristan'a da Yugoslavya'ya da söz geçirir. Tam Müslüman olmadığı için cezalar çekiliyor, belalar bulunuyor. Tam Müslüman değiliz, eksik Müslümanız.
Tam Müslüman olmak lazım. İslâm'ı tam öğrenip kolları paçaları sıvayıp "Ben Allah'ın istediği bir kul olacağım." diyerek işe öyle girişmek lazım. Yarım yamalak olmaz. Yarım oldu mu Allah kabul etmez. Tam olacak.
Yarı öyle, yarı böyle; niyeti bir öyle, bir böyle.
Olmaz!
Niyeti halis olacak, tam olacak, gayreti güzel.
E günahları var.
Allah günahları affedebilir. Tevbe edenin bütün günahlarını siliyor. Sen Cenâb-ı Hakk'ın yoluna döndün mü Allah affeder.
Bir hadis daha okuyalım. Bu, şehitlerle ilgili hadis-i şerif. Onlar canını vermiş. Biz de hiç olmazsa vaktimizin, mesaimizin bir kısmını verelim. Sekiz saati dünyaya veriyoruz, sekiz saatini uykuya veriyoruz, 16 saat; kalıyor geriye sekiz saat. Kocaman bir vakit. Bu sekiz saatin bir saatini İslâm'a versen, bir saatinde İslâmî şeyler okusan, bir saatinde de İslâm'a faydalı işler yapacak olsan ortalık güllük gülistanlık olur.
"Ben bir saat Allah'ın dinine hizmet edeceğim." diye insan kazmayı, küreği alsa sokağını düzeltse bir saat mesai ile o sokak güllük gülistanlık olur. Çöp kalmaz, kanal kalmaz, pislik kalmaz, yıkık duvar kalmaz, mezbele kalmaz, gayri muntazam bir şey kalmaz. Ama millet çalışmıyor. Kahvede oturuyor, caminin önünde oturuyor, evde oturuyor, boyuna oturuyor. Hiçbir şey yapmadan oturuyor.
Isbirî fe-innehâ tüzhibü habse'bni âdeme kemâ yuzhibü'l-kîru habse'l-hadîdi yağnî el-hummâ.
Peygamber Efendimiz hasta olan bir kimseye müjde yoluyla bu sözünü ifade buyurmuş:
Isbırî. "Ey Hanım! Sabret." Fe-innehâ tüzhibü habse'bni âdeme. "Çünkü bu senin tutulduğun hastalık, bu ateşli rahatsızlık -seni yatağa düşürmüş, cayır cayır yanıyorsun, hastasın- Âdemoğlu'nun fenalıklarını, günahlarını, pisliklerini giderir."
Ne gibi?
Kemâ yüzhibü'l-kîru habse'l-hadîd. "Demirci ocağında demirin, pisliğini giderip de cevherini ortaya çıkarıp halis çelik olduğu gibi, bu hastalık insanoğlunun pisliğini giderir."
Evet, hastalığın öyle bir özelliği vardır. Başka hadis-i şeriflerde açık olarak ifade edilmiş, biliyoruz. Hastaların sevabı çoktur. Hastanın uykusu ibadettir, iniltisi tesbihtir, duası makbuldür. Amelleri yapmadığı ibadetleri, yapmış gibi sevap almaya devam eder. Ve günahları mağfurdur, günahları silinir. Onun için Müslüman için hasta olmak bir sıkıntı değildir, çok feci bir şey değildir. Günahları affolunuyor. Sabrederse mükâfatı olacak, vücudu manen günahlardan temizlenip çelik gibi olacak. Yaşarsa yaşayacak, ölürse Allah iman selametliği versin! Mühim olan ahiret saadetini kaybetmemek ama tabi biz Efendimiz ‘in bize tavsiye ettiğine göre hem dünyada hem ahirette sıhhat ve âfiyet istiyoruz. Hem dinde hem dünyada hem ahirette.
Dinde sıhhat ve âfiyet nedir?
İnsanın sapık bir itikada sahip olmaması, yanlış bir yolda olmaması, günahlı işlere bulaşmış olmaması.
Bugün Müslümanların çoğu günahlı işlere bulaşmıştır.
Kardeşlerimizi kurtarmaya çalışıyoruz, meseleleri anlatmaya çalışıyoruz; "anlasınlar, dinlesinler" diye nasihatler ediyoruz, uzmanları konuşturuyoruz ama bakalım Ümmet-i Muhammed'in aklı ne zaman başına gelecek? Ne zaman meseleleri anlayacak?
Allah-u Teâlâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
19.09.1993 -
Yemek Tabağını Sıyırmak,
19.09.1993 -
Namazda Kolaylık, Haksızlık
