24.01.1993 - Zina

24.01.1993 - Zina
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İzâ zene'l-abdu harece minhü'l-îmânu fe-kâne alâ re'sihî ke'z-zulleti fe-izâ kalea racea ileyhi'l-îmânu.
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'ten tehlikeli bir manzaranın anlatılması var muhterem kardeşlerim!
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
"Bir kul zina etti mi iman kalbinde kalmaz."
Harace minhü'l-îmânu. "İman ondan çıkar gider." Fe-kâne alâ re'sihî ke'z-zulleti. "Başında bulut gibi durur."
İmanı dışarıda durur. Çünkü zina ediyor, günah işliyor. Başında durur.
Fe-izâ kalea [racea ileyhi'l-îmânu]. "O günahtan kendini çekince iman döner."
Ama bu geldi gitti oyuncak değil.
Yani günah, haramı işlerken iman gönülde durmuyor. Harama hiç yanaşmamak lazım. Çıkan [iman] dönmeyiverirse, kuş kafesten uçtu, bir daha girmezse insan imansız gider, Allah korusun! Her haram böyledir. Haram işlerken iman o haram işleyenin yanında durmuyor, çıkıp gidiyor. Sonra özür dileyince, dönünce geliyor.
Allah insanı âsi, günahkâr, şeytana uyan, kanan, aldanan insan durumuna düşürmesin. En iyisi Rabbimiz bizi hiç hatalara, günahlara bulaşmadan, edebiyle, ahlâkıyla, hâlis, muhlis, temiz, pak, dürüst insan olarak yaşatsın. Yüzümüzü iki cihanda ak eylesin.
Günahlar nedir? Yüz karalığıdır.
Günahlar nedir? Zehirdir.
Günahlar nedir?
İnsana ardır, utançtır. Ahirette başının belasıdır. Cehenneme düşmesinin sebebidir. Cayır yanmasının sebebidir.
Allah bizi haramlara, günahlara yanaştırmasın.
Hocamız ders tarif ederken derdi ki:
"Haram olan yola ayağını bile atma. Öbür tarafında haram varsa ayağını bile atma o yola! Dönüp girme bile o yola!"
Çünkü yaklaştın mı şeytan kandırır. Şeytan aldatmasını ve günahları süslemeyi çok iyi bilir.
Neden?
İnsanı kandırmak için.
Günah, çalgılar, türküler... Gazinonun sesini buradan açıyor, ta dağın yamacındaki öbür mahalledeki insan namaz kılacak, rahatsız oluyor. Camide namaz kılacağız, gazinonun sesinden insan rekâtı şaşırıyor.
Neden?
Bangır bangır bağırıyor ki zavallılar sese tutulsunlar, cezp olsunlar, gelsinler. Avlamak için...
Günahlar tatlıdır ama; "Güle güle günah işleyen ağlaya ağlaya cezasını çeker." demişler. Günahlara yanaşmamak esastır. Takva ehli olmak esastır.
Hele hele dervişin en büyük sermayesi takvadır.
Kur'ân-ı Kerîm'le sabit. Allah celle celâlühû ayet-i kerimesinde ne buyuruyor?
Ve libâsü't-takvâ zâlike hayr.
Ve tezevvedû fe-inne hayre'z-zâdi't-takvâ. "Yol azığı hazırlayın. En iyi azık, yol hazırlığı takvadır." buyuruyor.
Takva, mü'minin en önemli vasfıdır.
Dervişin, has Müslümanın en önemli vasfı nedir? Takva.
Takva ne demek?
Haramdan, günahtan sakınmak. Harama günaha karşı müteyakkız olmak, yanaşmamak, bulaşmamak.
Sabahleyin kitapta bir mübarek zatın hayatını okudum. Diyor ki;
Komutandan izin istemiş. Savaşçı, mücahit... "Bir günlüğüne evime gideyim." demiş. Ondan sonra yolda bir camiye girmiş. Birisiyle karşılaşmış. Sabaha kadar ibadet etmiş. Ondan sonra kışlaya dönecek, arkadaşı demiş ki:
"Ya evine gidecektin, gitmedin. Evine git de öyle gel. Artık komutandan izin aldın."
"Hayır! Ben komutandan bir günlük izin istedim. 'Bir gün' dedi. Dönmem lazım." Sözüne sadık.
"Ben ahdimden, verdiğim sözden dönmem." demiş.
Derviş de söz veriyor; itaat edecek, günaha dalmayacak, takva ehli olacak. Onlara uyması lazım. Haramlardan, günahlardan sakınması lazım. Gözünü harama çevirmeyecek. Haram lokma yemeyecek. Elini harama uzatmayacak. Ayağıyla yasak, haram yere gitmeyecek. Eğlence yerine, gazinoya, günah haram yerine, kumar içki yerine, meyhaneye gitmeyecek. Sakınacak, çekinecek. Yediği lokmanın helal olmasına, yaptığı işin sevap olmasına, günah olmamasına dikkat edecek. Bu çok önemli.
İzâ zâleti'l-efyâu ve râhati'l-ervâhu fa'tlubû ila'llâhi havâiceküm fe-innehâ sâatü'l-evvâbîne ve innehû kâne li'l-evvâbîne ğafûrâ.
Hz. Ali Efendimiz' in rivayet ettiği bir hadis-i şerif. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
İzâ zâleti'l-efyâu. "Gölgeler istikâmet değiştirip zail olunca, kayınca..." Ve râhati'l-ervâhu. "Rüzgarlar da esince, serinlik çöküp esinti başlayınca... " Fa'tlubû ila'llâhi havâiceküm. "Allah'tan dileklerinizi, ihtiyacınız olan şeyleri, isteklerinizi isteyin. Hacetlerinizi Allah'tan dileyin."
"Çünkü o saat Allah'a dönen evvâb kulların, evvâbînin saatidir."
Ve innehû kâne li'l-evvâbîne ğafûrâ. "Çünkü o evvâb kullara mağfiret ile muamele eder, onlara çok mağfiret edicidir." buyurdu.
Gölgenin kaydığı ve rüzgârların estiği zaman hangi zamandır?
Kitapta "sabah ile öğlenin arasındaki vakit, duha saati" diye yazılmış. İkindiden sonraki saat de olur. Sabah güneşin doğmasından sonra günün başlaması vakti ile akşamın güneşin batmasından önceki zamanlar çok kıymetlidir. Onun için Peygamber Efendimiz sabah namazından sonra otururdu, güneş doğup duha vakti, işrak vakti gelinceye kadar ibadetle meşgul olurdu. İkindi vaktinden sonra da akşama kadar, gölgeler kayıp [kaybolduğu] -güneş batıncaya kadar, bir gün bitiyor- zaman da çok sevaplı, kıymetli vakitlerdir. O vakitlerde Allah'tan dilek dilemek, isteklerini istemek lazım. "Çünkü o evvâbların saatidir. Allah evvâb kullarına mükâfatlar veriyor." diye bildiriyor.
Demek ki bu vakitlerin kıymetini bilmeli.
Abdullah b. Mübarek Efendimiz' in hayatını okudum. Günün bazı saatlerini zikrullaha, ibadete ayırmış; kimseyi kabul etmemiş. Dünya yıkılsa umurunda değil. O saatleri de hiçbir şeyle değişmezmiş, ibadet edermiş.
İnsan o saatleri seçmeli, o saatleri ibadete tahsis etmeli, öbür vakitlerinde günlük işlerini yapmalı.
Sabahın başladığı, güneşin doğmasına kadar geçen, işrak vaktine kadar olan zaman, bir.
Ondan sonra akşamın olmasından evvelki zaman, iki.
Bir de gecenin sonunda, artık vakit yaklaştığı sahur zamanları, üç.
Bunlar duaların çok kabul olduğu, göğün kapılarının açıldığı... Hele geceleyin o sahur vakti yani teheccüd namazı kılınan zaman, o vakit göğün kapılarının açıldığı; "Yok mu benden bir şey isteyen; haydi istesin, istediğini vereceğim!" diye Allah'ın kullarına manevi bakımdan seslenip durduğu zamandır.
Bu vakitlerin kıymetini bilip ibadet edenler mükâfatları kazanırlar. Pazara çıkanlar küfelerini, heybelerini doldururlar, kazançlı dönerler.
Pazardan haberi olmayıp horul horul uyuyanlar; pazar biter, alan alır, satan satar, mallar biter, çöpler kalır; güneş doğduktan sonra kalkar ki pazar yeri çöplüğe dönmüş. Her şey bitti, bir şey kalmadı. Lahana istesen yok, pırasa istesen yok, havuç istesen yok. Domateslerin çürüklerini yere dökmüşler. Orası çöplük olmuş. Artık onları toplasan; sığıra ver, yesin. Asıl pazar zamanında gidecektin ki o meyvelerin tatlısını, tazesini bulacaktın.
İbadet zamanı da öyle. Geceleyin kalk, sahur vaktinde abdestini al, ibadet et; göğün kapıları açık, Allah'tan istediğini iste. Allah sesleniyor zaten; "Hadi bir şey isteyin, istediğinizi vereceğim!" Herkes uyuyor. Uyumayan, isteyen mükâfatı kazanıyor.
Sabahleyin de öyle. Camiye gelecek, namazı kılacak, güneş doğup biraz işrak vaktine kadar bekleyecek. Akşamleyin de camiye biraz erken gidip akşamdan evvel dua edecek, isteyecek.
Hatta Abdülaziz Hocamız… Tabii dua ediyor, mükâfatını görüyor. Bir yakınına demiş ki:
"Galiba bu akşam vakti sabahtan daha kârlı."
Sabah da çok kârlı ama akşam vaktini methetmiş.
Allah o zamana neden çok mükâfat koymuş?
Herkesin tam işinde gücünde olduğu zamandır. İşini gücünü bitir mübarek. Bu da bir iş. Bu da kulluk işi. Burada çok sevap var, çok kazanç var. İkindiden evvel işini bitir, akşamdan evvel camiye gel.
Ne olur mübarek? Allah'ın evinde rahat mı edemedin? Saray mı güzel, burası mı güzel? Allah'ın evinde biraz akşam vaktine kadar ibadet et, sevapları kazan. Allah nasip etsin.
Tabii insan biliyor da yapamıyor. Mesela ben söylüyorum, her zaman yapabiliyor muyum?
Bazen başımı kaşıyamıyorum, ayakkabımı bağlayamıyorum. İşin çokluğundan kendimizi kaptırmışız, bir telaştır gidiyor.
"Ne oluyor ya?!" diyebilelim; biraz efe olalım, biraz kabadayı olalım. Kendi kendimize; başkasına değil. "Ne oluyorsun ya? Dinlemeyeceğim seni! Var mı bir diyeceğin? Camiye gideceğim, namaz kılacağım!" dersek diyebiliriz.
Ne olacak? Kim ne diyecek bize? Akşam saatinden 45 dakika önce camiye gelsek, 45 dakika hatmimizden bir cüz okusak, dua etsek, ibadet etsek, tesbihimizi çeksek, ne olur?
Elhamdülillah! Allah bizi bu yerden ayırmasın. Yolundan ayırmasın.
Herkes buraya gelemez. Ben kendim biliyorum. Ankara'da camide hadis okurduk, Kurtûbî tefsirini okurduk; o camiye gitmeyeyim diye şeytan önümde dokuz takla atardı, ne oyunlar çevirirdi... Ben o camiye gitmeyeyim diye ne mazeretler bulurdu, önüme ne misafirler sürüp getirirdi ne mâniler getirirdi... Hissederdim ki şeytan o camiye gitmeyeyim diye oyun ediyor. Misafiri de alıp gidersen kurtuluyorsun.
Bir mücadele... Hayat böyle; şeytanla mücadele, nefisle mücadele, düşmanla mücadele, tabiatın şartlarıyla, soğukla mücadele, sıcakla mücadele... Ne yapalım, hayat böyle... Allah bu dünyayı imtihan yeri yaratmış. Gözümüzü açacağız, bileceğiz ki Allah görüyor, her yerde hazır ve nâzır. O'nun gördüğünü bilerek her hareketimizi rızasına uygun yapmaya çalışacağız.
İzâ zülzilet ta'dilü nısfe'l-Kur'âni ve kul yâ eyyühe'l-kâfirûne ta'dilü rubua'l-Kur'âni ve kul hüvallâhu ehad ta'dilü sülüse'l-Kur'âni.
Oh, yaşadınız yine... Bak atladık ama iyi yere atladık.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'den Abdullah b. Abbas'ın bize naklettiğine göre, buyurmuş ki;
İzâ zülzilet sûresi... İzâ zülzileti'l-ardu zilzâlehâ, küçücük bir sure. Tıkır tıkır...
Bismillâhirrahmânirrahîm.
İzâ zülzileti'l-ardu zilzâlehâ. Ve ahreceti'l-ardu eskâlehâ. Ve kâle'l-insânu mâ lehâ.Yevme izin tuhaddisu ahbârehâ. Bi-enne rabbeke evhâ lehâ. Yevme izin yesturu'n-nâsu eştâten li-yürav a'mâlehüm. Fe-men ya'mel miskâle zerretin hayran yerahû. Ve men ya'mel miskâle zerretin şerran yerahû.
Sevabı ne kadarmış? Nısfe'l-Kur'ân. Yarım Kur'an okumuş gibi sevabı varmış!
Allah-u Ekber tabii... Nasıl seviniyor... Peşin parayı görünce gülersiniz, değil mi?
Tabii asıl mânasını da öğrenmek lazım. Asıl mânası önemli.
Neden bahsediyor? "Kıyamet koptuğu zaman..."
İzâ zülzileti'l-ardu zilzâlehâ. "Yer sallım sallım sallandığı zaman..." Ve ahreceti'l-ardu eskâlehâ. "İçindeki ağırlıklarını, madenlerini, nesi varsa dışarıya fışkırttığı, attığı zaman..."
Yeryüzü -mevtâları [vs.]- altı üstüne geldiği zaman...
Ve kâle'l-insânu mâ lehâ. "'Ya buna ne oluyor?!' diye, insanda şafak attığı zaman..." Yevme izin tuhaddisu ahbârehâ. "Haberlerini o zaman bildirecek, yeryüzü ne haberler verecekse verecek."
Bi-enne rabbeke evhâ lehâ. "Çünkü Allah vahyediyor, 'konuş' diyor."
"Konuş" dedi mi Allah, taş da konuşur, duvar da konuşur, ağaç da konuşur, yer de konuşur, gök de konuşur.
Bi-enne rabbeke evhâ lehâ.
“Konuş, şahitlik et bakalım! Bu kul günah işledi mi? Sevap işledi mi?”
Şu duvarlar, "Şahit ol!" dediği zaman, tıkır tıkır konuşacak. Halı konuşacak, toprak konuşacak, gök konuşacak. Allah vahyetti mi ne yapacak?..
Bi-enne rabbeke evhâ lehâ.
Yevme izin yesturu'n-nâsu eştâten li-yürav a'mâlehüm. "İnsanlar kabirden kalkacaklar, amelleri görülsün, tartılsın diye."
"Zerre kadar, bir miskal ağırlığında hayrı olan onun mükâfatını görecek. [Küçücük] şerri olan cezasını görecek."
İşte bu mânayı düşünmek insana çok yarıyor ki bu sureye Allah, Kur'ân-ı Kerîm'in yarısını okumuş hafızın kazandığı sevap gibi sevap veriyor. Yarısı...
Neden?
İnsan ahirette hesap göreceğinin şuurunda yaşarsa nasıl insan olur? Kâmil Müslüman olur.
İşin yarısı bu, önemli bir noktası bu.
"Yarın ben hesap göreceğim. Zerre kadar hayır işlemişsem mükâfatını göreceğim, zerre kadar şer işlemişsem onun da orada cezasını çekeceğim. Terleyeceğim, mahkemede hesap vereceğim." derse insan, bu şuurda olursa ne yapar?
Hayırlara koşar, günahlardan vazgeçer, iyi insan olur. İşte işin yarısı bitti.
İnsan anlıyor.
İzâ zülzileti'l-ardu ta'dilü nısfe'l-Kur'âni. "Kur'ân-ı Kerîm'in yarısıdır."
Bilmeyen de ezberler. Besmeleyi sayarsanız dokuz, saymazsanız sekiz ayet.
İzâ se'ele ehadüküm rabbehû mes'eleten fe-tearrefe'l-icâbete fe'l-yekul: el-Hamdü lillâhi'llezî bi ni'metihî tetimmü's-sâlihâtu. Ve men ebta'e anhu zâlike fe'l-yekul: el-Hamdü lillâhi alâ külli hâl.
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'ten.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurmuş:
Sonuncu hadis.
"Sizden biriniz Rabbinden bir şey dilediği zaman..."
Mes'eleten. "Bir istek istediği zaman..." Fe-tearrefe'l-icâbete. "Baktı ki duası kabul oldu."
"Kabul olduğunu anladığı zaman desin ki;"
El-Hamdü lillâhi'llezî bi ni'metihî tetimmü's-sâlihâtu. "Salih amellerin lütfu ile tamam olduğu Allah'a hamd-ü senalar olsun."
Lütfediyor da gayret veriyor da ihsan ediyor da güzel şeyler tamam oluyor, nasip oluyor, vukua geliyor.
"O Allah'a hamd olsun. Çünkü nasip etti, istediği oldu." diye, böyle hamd etsin.
Ve men ebta'e anhu zâlike. "Dua etti ama duasının neticesinin gelmesi ona göre geciktiyse..."
Allah her dua eden kula mükâfat veriyor. Mükâfat veriyor ama mükâfatın görünenini görür de görünmeyenini görmez. Allah ya görünen mükâfat verir ya görünmeyen mükâfat verir, duasını kabul eder.
Ben mesela Ankara'da "Yâ Rabbi! Beni merde namerde muhtaç etme; şu evden çıktığım zaman artık kirada kalmayayım, kendi evime gideyim yâ Rabbi!" diye dua etmiştim.
Bir gecekonduda oturuyordum. Öteki gecekonduya... Gecekondu değil de o bir bahçenin müştemilâtıydı. Ötekisi de bir konağın dörtte biriydi. O da gecekondu değildi ama bir oda bir mutfaktı, eski külüstür bir şeydi.
Buradan öteki yere çıkarken dedim ki:
"Yâ Rabbi! Bu kiradan öbür kiraya gidiyorum ama..."
Bu bir taşınma. Babamlar da çok taşındı; bu ev senin bu ev benim, o semt senin bu semt benim... Bir sürü taşınmalar geçtik. Eşyalar yırtıldı, levhaların camları kırıldı. Taşınmalar zor oluyor.
"Yâ Rabbi! Bu evden beni kendi evime nasip et, oraya çıkayım." dedim. Ankara'da, ilk taşınmam da...
Ondan sonra, çeşitli olaylar vesaire derken biz bu evden bir başka eve yine kiraya gittik. Ama güzel bir ev; iki katlı, bahçeli. Bir arkadaşla anlaştık; alt katı onlar tuttu, üst katı ben tuttum. 700 metrekare bahçeli, manzaralı, balkonlu bir eve taşındık.
Ben içimden geçirdim, kendi kendime dedim ki:
"Yâ Rabbim! Ben sana 'Bundan sonra gidersem kiraya gitmeyeyim, kendi evime gideyim.' demiştim. Herhalde duam kabul olmadı."
Çünkü ikinci evden gittiğimiz bahçeli ev ve kiraya gittim.
Muhterem kardeşlerim! Orada bir müddet kirada oturduk, oturduk, oturduk... İstanbul'dan bir haber; allem oldu kallem oldu, param yok pulum yok; hadi o evi almak bize nasip oldu. Kendi evimize gelmişiz. Meğer duam kabul olmuş ama ben kaç yıl sonra işi anladım.
Allah duaları kabul ediyor.
Bunu şundan söylüyorum, burada diyor ki;
Ve men ebta'e anhu zâlike. "Duasının kabul olması ondan gecikirse..."
İnsan bazen gecikti sanıyor.
Sakın gecikti sanıp da edebinizi, güveninizi kaybetmeyin. Allah'a bağlılığınızı, sevginizi kaybetmeyin. Çünkü o ne zaman vereceğini, nasıl vereceğini, hangisini vereceğini daha iyi bilir.
Bir hasta; "Aman! Midem ağrıyor, bir aspirin yâ Rabbi!" dese; aspirin de midede ülseri olanlara dokunduğundan Allah şimdi buna aspirin verse iyi mi olur, kötü mü olur?
Fena olur. Bu işi doktorlar biliyor. Aspirin midesini kanatır.
Şimdi o midesinin ağrısı geçsin diye aspirin istese de Allah aspirin verse bu adam mide kanaması olur, hastanelik olur, ölür. O zaman aspirin [içmemesi] lazım.
Yangının üstüne benzin hortumu sıkılır mı? Benzin söndürür mü yangını?
Su söndürür. Benzin alevleri arttırır.
Onun için, "Yâ Rabbi! Sen bana aspirin ver." dedin, öyle istedin; "Hayırlısını ver." demedin. Marka verdin. "Aspirin ver." dedin. Allah senin iyiliğini istiyorsa aspirin vermez, midene iyi gelecek başka bir ilaç verir; onu içersin, iyi olursun. İstediğini vermedi ama istediğinden başkasını, daha hayırlısını verdi.
Bazen de öyle şey istersin ki... Eskiler şaka yapıyor: Çömlekçi güneş istermiş, ekinci de yağmur. Âlemlerin Rabbi çömlekçinin duasını kabul edip güneş çıkarsa susuzluktan ekinler, mahsuller kuruyacak. Ekinci, bostancının duasını kabul etse, yağmur yağdırsa çömlekçi ıslak çömlekleri kurusun diye çıkartmış, ıslanacak, bozulacak. Böyle durumlar oluyor.
Mesela Hocamız [için] dedik ki:
"Yâ Rabbi! Hocamız yaşasın."
Sanki Allah'ın hazinelerinde ömür yokmuş gibi kimimiz de dedik ki:
"Yâ Rabbi! Benim ömrümden al, ona ver."
Kıtlık mı var? Darlık mı var? Allah dilerse seni de bin yıl yaşatır, onu da bin yaşatır. Ama böyle dualar ettik.
Hocamız vefat etti. Neden?
İzâ câe ecelühüm fe-lâ yeste'hirûne sâaten ve lâ yestekdimûn. "Bir insanın eceli geldi mi bir an ileriye gitmez, bir an geriye kalmaz."
Senin duandan evvel bu hüküm böyle konulmuş.
Tabii sen dua ettin, ne olacak?
Onun da ahirette mükâfatını göreceksin. O zaman da ahirette mükâfat var.
Abdulkadir Geylani hazretleri diyor ki... Hadisten almış, kitabında, vaazında geçmiş. Aslında hadis-i şeriftir:
Kul ahirette bakacak ki defterinde çok sevaplar var. Sevinecek ama merak da edecek;
"Yâ Rabbi! Ben bu sevapları nereden kazandım, bilemedim. Kazanmışım; iyi, güzel, hoş ama nereden kazandım, bilemedim. Bir şey yapmamıştım. O gün yine sevap yazılmış."
Denilecekmiş ki:
"Ey kulum! Bunlar senin dünyada yaptığın dualarının mükâfatı. O zaman istediğin şey benim kaderime uygun olmadığından o istediğini orada vermedim ama bu mükâfatı verdim. Defterinde onun için bu mükâfat yazıldı."
Çünkü;
ed-Duâu hüve'l-ibâdetü. "Allah'a dua etmek ibadettir."
Bunun sevabı var. İstediğini ya aynen verir ya daha âlâsını verir ya ahirette mükâfatını verir.
Ve men ebta'e anhu zâlike. "Dua etti de duasının karşılığını görmedi."
"Yâ Rabbi! Ben şimdi istiyorum ki gökten önüme bir kese altın düşsün."
İyi ama sen şimdi işin kolayına kaçıyorsun. Allah "çalış, çabala, kazan" demiş.
Allah ona da kâdir. Bakarsın bir torba altın da düşer. Düşen de olmuştur. Allah dilerse yapar.
Ama bazen olduğunu görmezsen o zaman ne diyeceksin? Yine hamd edeceksin.
Fe'l-yekul: el-Hamdü lillâhi alâ külli hâl. "Her halde Allah'a hamd olsun."
Nasıl hâl olursa olsun; öyle veya böyle, müspet veya menfi, kabul veya başka şey... Her halde Allah'a hamd olsun.
Verince Allah'ı seveceğiz de vermeyince başka bir şey mi olacak? Yine seveceğiz. Yine sevmeyi öğreneceğiz.
Güneş de doğsa yağmur da olsa, sıcak da olsa soğuk da olsa, hoşnutluk da olsa üzüntü de olsa, sevinç de olsa bayram da olsa, üzüntü de olsa keder de olsa biz Allah'ın kuluyuz; Allah'a bağlılığımız sarsılmayacak. Öyle devam etmek lazım.
El-Hamdü lillâhi alâ külli hâl. "Her halde Allah'a hamd olsun." demeyi öğreneceğiz.
Hoştur bana senden gelen,
Ya Goncagül yahut diken, dediği gibi...
Muhterem kardeşlerim!
Allah bizi sevdiği kul etsin. Günahların, haramların her çeşidinden korusun. Sevdiği kul olarak yaşamayı nasip etsin. Bir şeyleri öğreniyoruz; öğrendiğimizi uygulamak nasip etsin. Öğrendiklerimizden istifa etmek nasip etsin. Rabbimizin huzuruna sevdiği razı olduğu kul olarak varalım, rızasına erelim, cenneti ile cemali ile müşerref olalım. Allah bize sonunda pişman olacak bir ömür geçirtmesin; nefse, şeytana uydurtmasın.
06.11.1994 -
Gece İbadeti, Güzel
09.07.1995 -
Peygamberler, Allahın Rahmeti
