19.09.1993 - Yemek Tabağını Sıyırmak, İlmini Saklamak, İslam Sağlam Dindir, İslam Hakikatini Her Zaman Söylemek

19.09.1993 - Yemek Tabağını Sıyırmak, İlmini Saklamak, İslam Sağlam Dindir, İslam Hakikatini Her Zaman Söylemek
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidi’l evvelîne ve’l âhirîn. Senedinâ ve mededinâ ve üsvetine’l haseneh. Muhammedini’l Mustafa ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ecmaîn. Emmâ ba'd:
İzâ laika'r-racülün kas'ata istağfare'd-dehü'l-kas'atü fe tekûl Allahümme a'tikû mine'n-nâr kemâ a'takanî mine'ş-şeytân.
Deylemî Enes radıyallahu anh'ten buyurmuş.
Yemek tabağıyla ilgili bir şeyi bize öğretiyor. Peygamber Efendimiz diyor ki;
İzâ laika'r-racülün kas'a.
Türkçe' de kasa; "para konulan, oksijen kaynağıyla zor eritilen, kalın kabuklu dolap" demek. Ama Arapça' da kas'a; "tabak" demek.
İzâ laika'r-racülün kas'ata istağfare'd-dehü'l-kas'atü fe tekûlü Allahümme a'tiku mine'n-nâr kemâ a'tekanî mine'ş-şeytân. "Adam tabağı yalayıp sıyırdığı zaman tabak ona tevbe ve istiğfar eder, Allah'tan mağfiret diler. Der ki; 'Yâ Rabbi! Beni şeytandan kurtardığı gibi şu Müslümanı cehenneme sokma, cehennemden azat et, cehennemlikse bile cehenneme sokma!"
Ne demek?
Tabağın içinde kalan, bırakılan yiyecek içecek şeytana gider. Tabak ona üzülüyor. Şeytanın yemesine, şeytanın içmesine tabak üzülüyor; şeytana hiçbir şey bırakılmadığı zaman, sıyırıldığı zaman seviniyor. "Bu şahıs beni şeytandan kurtarıp azat ettiği gibi, yâ Rabbi sen de onu ahirette cehennemden azat et, cehenneme sokma, cennetlik eyle, mağfiret eyle!" diye sahibine dua ediyor.
Muhterem kardeşlerim! Lokantalarda insanın önüne yemekler gelir, ziyafetlerde yemekler gelir. Bey sağ eline bıçağı alır, sol eline çatalı alır.
Niye?
Batılılar sol eliyle yiyor da ondan, o kadar basit! Sol eliyle çatalı batırır, sağ eliyle keser, ondan sonra sol eliyle yer. Peygamber Efendimiz; "Sol elinizle yemeyin!" diyor. Sağ eliyle yemesi lazım. Çatalı sağ eline alsa da sol eliyle kesse ne olur; kıyamet mi kopar? Lokantanın tavanı kafasına mı geçecek! Hiçbir şey olmaz.
İnsana ne derler?
"Bu bizim gibi değil, benim gibi salak değil, solak!" derler. Deseler deseler öyle derler. Elinin kabiliyeti ters sanırlar, hâlbuki biz ondan yapmıyoruz, "Sağ elle ye!" dediği için yapıyoruz.
Yapılır, yenilir vs. kibarlıktan dolayı da tabağın içinde biraz bırakılır. Bu Avrupa'nın modası.
İslâm'ın modası, İslâm'ın âdâb-ı muaşereti ne? Tabakta ziyan edilecek bir şey bırakmamak.
Hangisi akla mantığa uygun? İslâm'ınki uygun!
Neden?
Avrupaî âdette tabağın içinde kalan çöpe gidecek, ziyan olacak. İslâmî âdette yenilecek, istifade olunacak.
Geriye kalan şeytanın değil miymiş?
Besbelli şeytanın, şeytan yiyecek, o artıklar mikrop olacak, kokuşacak.
Çay bardağı gelir; içer içer, dibinde iki parmak üç parmak kalır.
Neden? Kibarlık… Çayı dibine kadar içmek ayıp!
Kim çıkartmış bu ayıbı, kim söylüyor?
Öyle bir moda yayılmış, "İç." diyorsun, "Tamam, içtim hocam, teşekkür ederim." diyor. Bitir be adam! Bitirmiyor. Hâlbuki ben dibinde bir şey kalmasın diye [bardağı iyice] kaldırırım.
Vefa Bozacısına çok kızıyorum. Bozayı yiyorsun, dibinde bir parmak kalıyor, yapışıyor. Su getirip dökeceksin, çalkalayacaksın, içeceksin; şeytana bir şey kalmayacak.
"Efendim, ayıp olur…"
Sen insanların ayıplamasından mı korkuyorsun Allah'ın azap etmesinden mi korkuyorsun? Allah'ın sözünü mü tutmak istersin insanların alkışlamasını, beğenmesini mi tercih edersin?..
"Allah celle celâlüh'ün emrini severim!"
O hâlde, tabakta, bardakta geriye bir şey bırakma. Sıyır, bitsin, ziyan olmasın. Yazık ya! Tabağına az al, konulanı bitir. Atılacaksa attırtma!
Görüyorsunuz biz Avrupalılardan her bakımdan farklıyız.
Bizim arkadaşlardan birisi Finlandiya'ya gitmiş. Resmî bir heyet hâlinde gitmişler. Lokantada liste gelmiş. Domuz eti haram gıda, yemeyecek. "Ne yiyeyim falan" diye bir bakmış, bir yemek söylemiş. Türk heyeti gittiği hâlde ötekiler domuz eti falan aldırmadan bir şeyler ısmarlamışlar. Bu, gelen yemeğe bakmış, isminden haram malzeme yok diye düşündü ama bakmış, yine şüphelenmiş, içi mutmain olmamış, yememek istemiş. Garson kız gelmiş;
"Beyefendi, niçin yemeği yemiyorsunuz?" Bizimki;
"Teşekkür ederim, yemeyeceğim." demiş. Garson kız;
"Beğenmediniz mi, lütfen söyleyin." demiş.
"Yok, onun için değil."
"Ama beyefendi, yemeniz lazım…"
Bizimkiler; "Fesubhanallah parayı ben vermiyor muyum; istersem yerim, istersem yemem!" der değil mi! Garson kız;
"Ayıp olur!" demiş.
Aferin, Finlandiyalılar harp darp gördükleri için, Rus istilasını falan çektikleri için demek ki İslâm'a yanaşmışlar, demek ki israf yapmıyorlar, demek ki tabaklarında şeytana pay bırakmıyorlar! Bak, nasıl "Yenmezse ayıp olur." diyor. Aferin! Demek ki Finlandiyalı epeyce hizaya gelmiş.
Onun için her yerde kendi öz zevkinize, İslâmî zihniyetinize, kültürünüze uygun davranacaksınız. Kimse bir şey diyemez.
Aynı tabaktan da yiyebilirsiniz, ayrı tabaktan da yiyebilirsiniz.
Leyse aleyküm cünâhün ente'kulû cemîan ev eşta'ten. "Sizin için bir günah yoktur, beraberce yemenizde ve ayrı ayrı yemenizde!"
Sen gidersin, elini yıkarsın, ondan sonra yemeği elinle yiyebilirsin, çatalla kaşıkla da yenilebilir. Peygamber Efendimiz çatala benzer malzeme de kullanmış, o da câiz!
Birisine kızmışlar, demişler ki:
"Elle yenir mi, niye böyle elle yiyorsun?"
"Gel buraya!" demiş, lokantanın mutfağına götürmüş, "Bak, çatalları, bıçakları nasıl yıkıyorlar; yağı, pisi tam gitmeden silip kurulayıp koyuyorlar. İşte bundan mı yemek daha iyi, benim elimi güzelce üç defa sabunlayıp tertemiz yaptıktan sonra yemem mi daha iyi?" demiş.
Herkesin kendine göre yolu vardır. Bizim yolumuz Allah'ın gösterdiği yol olduğu için biz ona göre hareket ederiz. Hiçbir şeyi ziyan etmeyiz. Bizim tabağımızda, bardağımızda bir damla bile kalmaz.
Abdülaziz [Bekkine] Hocamız çay içerken çayı karıştırırmış, kaşığı en sonunda çıkartırken ucunu bardağın kenarına değdirirmiş.
Neden?
Kaşığın içine, en ucunda biraz ıslaklık birikiyor, öyle yapınca o da süzülüp bardağın içine gidiyor. Dermiş ki; "Bereketin hangi zerrede, hangi damlada olduğu belli olmaz!"
Belki o kaşıktaki damlada… O kaşığı örtünün üstüne koysan orayı ıslatır. Onda biraz çay var. Onu bile kenarına sıyırttırıp öyle koyarmış. Biz bir damlacık çaydan ne fakir oluruz ne zengin oluruz ama bizim zihniyetimizde israf yoktur. Biz haramı, israfı sevmeyiz. Bak geriye kalan da şeytana gidiyor. Demek ki anlaşıldı; çayın yarısını sen içiyorsun yarısını da şeytana bırakıyorsun. Ortaklaşa! Tabağın yarısını sen yiyorsun, yarısını da şeytana yediriyorsun.
"Yok, hocam; tövbeler tövbesi, bir daha şeytana zırnık yedirtmem. Şimdiye kadar o beni aldattı, görür, bundan sonra zırnık koklatmam!.."
Şeytan başka türlü de yer:
Bir keresinde Peygamber Efendimiz' in huzurunda birisi sofraya oturmuş. Sonradan aklı başına gelmiş, ne kadar lokma yedikten sonra besmele çekmiş. Başında çekecekti ya, unuttu, sonradan besmele çekmiş. Peygamber Efendimiz tebessüm buyurmuş, gülmüş. Demişler ki:
"Yâ Resûlallah niye güldünüz?"
"O besmelesiz yerken şeytan gıdasına ortak oluyordu, besmeleyi çekince melun yediklerinin hepsini kustu, çıkarttı." demiş.
Şeytan insanın yemesine ortak olur, içmesine ortak olur…
Bir şey daha söyleyeceğim sıkı durun, sarsılmayın, yere düşmeyin: Evladına da ortak olurmuş!
"Nasıl olur yâ Resûlallah?" diyorlar.
"Besmelesiz olursa o zaman evlâdına da hanımından olan çocuğuna da ailevî münasebetine de -Allah korusun- ortak olur!"
Onun için Allah saklasın, şeytanı evlâd-u iyâlinize ortak etmeyin. Şeytanı yemeğinize, içmenize ortak etmeyin. Besmele çekin, her işi Allah'ın rızasına uygun yapmaya çalışın.
İzâ le'ana âhiru hâzihi'l-ümmeti evvelehâ fe men kâne min indehû ilmun fe'l-yuzhirhû fe-inne kâtime'l-ilmi kekâimî mâ enzelallâhu alâ muhammedin.
An Cabir radıyallahu anh.
İzâ le'ana âhiru hâzihi'l-ümmeti evvelehâ fe men kâne min indehû ilmun fe'l-yuzhirhû fe-inne kâtime'l-ilmi kekâimî mâ enzelallâhu alâ muhammedin. "Bu Ümmet-i Muhammed'in sonu, evvel gelenlere lanet ettiği zaman kimin yanında bilgi, ilim, irfan varsa bu ilmini ortaya çıkarsın, söylesin, konuşsun, çalışsın çabalasın, anlatsın, öğretsin! Çünkü ilmi susup söylemeyip kendisine saklayan, ketmeden; Allah-u Teâlâ hazretlerinin Muhammed'e indirdiği Kur'an'ı başkasına öğretmeyen, saklayan kimse kadar günahkâr olur."
"Bu ümmetin ahiri, evvelkilere lanet ettiği zaman…"
Bu ümmetin evveli kimler?
Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ve onun ashâb-ı kirâmı rıdvanullâhi Teâlâ aleyhim ecmaîn.
Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde buyuruyor ki;
Hayru'l-kurûni karmî. "Asırların en hayırlısı benim asrım!" Onun için Peygamber Efendimiz' in yaşadığı asra ne diyoruz?
Asr-ı saadet, mutluluk asrı!
Neden?
Dünyada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz vardı, nur saçıyordu. Etrafında sahabesi vardı, onun rahle-i tedrisinde yetişmiş, Resûlullah'ın te'dip ettiği, öğrettiği, talim ettiği insanlardan daha güzeli kim olabilir? Asr-ı saadet! Ümmetin evveli ashâb-ı kiram, asr-ı saadet ehli, ondan sonra tabiin, ondan sonra tebe-i tabiîn. Peygamber Efendimiz;
Sümmellezîne yelînahm sümmellezîne yelînahüm. "En hayırlı insanlar benim zamanımdaki insanlardır, ondan sonrakiler ikinci nesildir, ondan sonra üçüncü nesildir!" buyurmuş.
Sahabeyi görmüş, Peygamber Efendimiz' e yetişmemiş kimselere, [ikinci nesle;] tabiin diyoruz. Mesela Hasan-ı Basri tabiindendir.
Üçüncü nesle ne diyoruz?
Tebe-i tabiîn. Bunlar da ashabı görenler; o mübarek tabiine yetişmişler, onların ilmini, irfanını dinlemişler, bunlara tebe-i tabiîn diyoruz.
Ümmetin evveli bunlardı: ashab, tabiîn, tebe-i tabiîn. Hadis-i şerifle mübarek insanlar olduğu belli kimseler.
Ashabi kennücûmi bi-eyyihim iktedeytüm ihtedeytüm. "Benim ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine sarılsanız, hangisinin peşinden gitseniz hidayet bulursunuz. Çünkü ashabımdır, ilmi irfanı öğrenmiştir, İslâm'ı iyi bilir, elbette onlara uyduğunuz zaman hidayet bulursunuz!" diyor Peygamber Efendimiz.
Bu ümmetin ahiri, tutacak bu mübareklere lanet edecek!
Ne olmuş?
Vah, Ümmet-i Muhammed'e yazık olmuş. Ümmet-i Muhammed'in, zevkleri bozulmuş, şaşırmış; gidip bu ümmetin evvelindekilere lanet ediyor. Zevkleri ne kadar değişmiş de ne hâle gelmiş…
Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde buyuruyor ki; "Ahir zamanın, kıyamet kopmasının yakın gelmesi alametleri, yakında kıyamet kopacak, bunun alameti ayakların baş olmasıdır!"
Rezil rüsva, alçak, namussuz, edepsiz heriflerin başa, yönetime geçmesidir! Marufların münker olmasıdır; iyi, sevaplı, güzel olan şeylerin istenmeyen, beğenilmeyen, ayıplanan şey hâline gelmesidir. Ahlâk kurallarının horlanmasıdır. İyilerin kötü sayılmasıdır.
Zevk ne olmuş?
Zevk berbat olmuş, tersine dönmüş, şaşırmış, millet dalalete düşmüş demek. Bu ümmetin ahiri evvelkine lanet ediyorsa, ettiği zamanda ümmet delalete düşmüş, iyi insanı kötü insandan ayıramıyor. Eskilerin yolundan, sahabe yolundan gideceğine zamane yolundan, batılıların yolundan gidiyor.
Fe men kâne min indehû ilmun fe'l-yuzhirhû. "Bu ümmetin ahiri evveline lanet ettiği zaman bir şey bilenler Allah için ilmini söylesin; susmasın, bildiğini söylesin!"
Muhterem kardeşlerim! Edepsiz, bilgisiz, cahil insanlar cesur; her köşede zilli düdük gibi ötüyorlar. Bangır bangır konuşuyorlar, cangıl cungul ötüyorlar. Ukalalık ediyorlar; ileri geri, abuk sabuk laflar söylüyorlar. Öbür tarafta ötekiler duruyor. Durma zamanı değil ki!
Ne zamanı? İlmini söyleme, anlatma zamanı!
Biz profesörler kurulunda, 30-32 kişi fakültede otururduk. Muhalifi var, lehte ve aleyhte olan kimseler var. Sağcısı solcusu var, içkicisi var, içki içmeyeni var. Karma bir ortam. Çaçaron birisi çıkmış, abuk sabuk konuşuyor: "Kur'ân-ı Kerîm'de Allah şöyle der, böyle der…"
Yalan! Sen Kur'an'ı ne bileceksin, Arapça'yı bilmezsin! Burada yanımızda tefsir profesörü var. Kur'ân-ı Kerîm'i bilen adam, tefsir profesörü. Ötekisi doçent, abuk sabuk zırvalıyor. Benim yanımda birisi oturuyor, bu da onun ötesinde oturuyor. Benim yanımdaki onu dürtüyor, bir dirsek atıyor, diyor ki: "Yahu sen tefsir profesörüsün, konuş. Senin konuşman zamanın. O adam, o kadın cahil, bilmez. Sen konuş, doğruyu söyle!.."
Susuyor.
Olmaz!
Neden olmaz? Peygamber Efendimiz ne buyuruyor?
"Kimin yanında biraz bir ilim, irfan bir şey varsa onu dile getirsin, ortaya koysun, söylesin. 'Bu günahtır, bu haramdır…' desin!"
Hepinizin yanında, kafasında ilim var.
Neden?
Hiçbir şey bilmeseniz Allah'ın bir olduğunu biliyorsunuz. Şeriki, naziri olmadığını biliyorsunuz. Puta tapılmayacağını biliyorsunuz. Öküze, aya, güneşe, yıldıza tapılmayacağını biliyorsunuz. Onun için, 'Olmaz böyle şey!' diye söyleyeceksiniz. Yumuşak yumuşak, tatlı tatlı ama kesin olarak söyleyeceksiniz, anlatacaksınız.
Hz. Ömer muhalif geldi; Kur'an'ı dinledi, yumuşadı, Müslüman oldu. Medine'ye giden sahabe-i kiram, Medine ahalisi Müslüman değillerdi, muhalif olanlar vardı. "Bunlar kimler, buraya gelmişler ne yapıyorlar, birtakım faaliyetler gösteriyorlar?.." dediler. Gidip onlara anlata anlata İslâm'ı, Kur'an'ı okuya okuya öğrettiler.
Hepimiz dilimizin döndüğünce söyleyeceğiz. Bunun için üniversite mezunu olmak gerekmiyor. Benim hayatımdaki tecrübe ile sabit. Hatta biraz garibinize gidecek bir şey söyleyeyim: Üniversite mezunu olmamak gerekiyor, çünkü o çekiniyor! Elhamdülillah benim köylü dayım, ayağı çarıklı, evelallah ağzından girip burnundan, kulağından çıkıyor. Benzetiyor, cevabını verebiliyor. Bizimki oturuyor. Profesör veya üniversite mezunu veya bilmem ne… Biraz Batı'yı görmüş, biraz Doğu'yu görmüş, hoş görüyor.
Günahı hoş görmek olmaz! Sen Allah'tan yana mısın, şeytandan yana mısın? Rahman'dan yana mısın, şeytandan yana mısın? Haktan yana mısın bâtıldan yana mısın? Hangi yandaysan yönünü yanını tarafını belli et, o tarafa ağırlığını koy ve konuş.
Esnaf olabilirsin, işçi olabilirsin… Benim çok tanıdığım işçi kardeşlerim var. Ümmî, ilkokul diploması bile yok ama konuşur, ikna eder. Avusturalya'da Mehmet Efendi diye tanıdığım ümmî bir adam var, ilkokul diploması bile yok. Şeker hastası, şekerden komaya girmiş, hastaneye kaldırmışlar. Komadan ayılmış; bakmış koğuşta üç kişi, birisi ihtiyar, Avusturalyalı pinpon; birisi de Ermeni kökenli, o da Avusturalya'ya yerleşmiş; bir de kendisi, üç kişi. Bizim Mehmet Efendi o Avusturalyalı ihtiyara demiş ki:
"Be adam, senin hiç aklın yok mu? Ölmek üzeresin, hastaneye düşmüşsün, öleceksin. Gayrimüslim olarak, kâfir olarak öldüğün için, cehennemde ebedî yanacaksın. Müslüman olup da kendini kurtarsana be adam! Ölüm etrafında dolaşıp duruyor, ihtiyarlamışsın, küfrü bırakıp da imana gelsene, Allah'ın varlığını, birliğini kabul etsene!.."
Neler söylediyse söylemiş, Avusturalyalı ihtiyar kelime-i şehadet getirmiş, Müslüman olmuş.
Kim sebep oldu? Bizim ümmî, çarıklı Mehmet Efendi! Allah razı olsun.
Üniversiteli birisi gitseydi orada öyle yapmazdı; nezaketinden, hoşgörüsünden konuşmazdı.
Küfür hoş görülür mü? Küfre hoşgörü olur mu?
Adam Hz. İsa'ya bile tapmıyor, puta tapıyor. Hz. İsa'nın çarmıha gerilmiş bir heykelini yapmışlar, sarı balmumu gibi, bacaklarının yarısı açık, yarısı kapalı… Yok böyle bir şey! Allah'a ibadet edeceksin, o Allah'ın peygamberi.
"Hz. İsa gelmiş, insanları kurtarmış…"
Hz. İsa'dan önceki insanların durumu neydi? Peki, Hz. İsa'dan önceki insanlar ne olacak?
"Allah'ın oğluymuş…"
Hâşâ sümme hâşâ! Allah'ın karısı mı var, düğün dernek mi oldu, gerdek mi oldu… Öyle şey olur mu? Allah'a ne büyük bir iftira! İnsan bunun karşısında nasıl durur?
Söyleyecek: "Yahu sizin aklınız mantığınız yok!"
Gazetelerde görüyoruz, bilmem ne patriği, koca sakallı, göbeğine kadar sakallı adamlar, sakalları bembeyaz olmuş… Ne olursa olsun akılları yok!
Hz. İsa'dan önce İbrahim aleyhisselam zamanında ne olacaktı?
Haç yoktu, put yoktu. Hz. İbrahim'i de siz peygamber tanıyorsunuz, Hz. Musa'yı da tanıyorsunuz… Aklınızı kullansanıza! İsa'dan önce, İsa'dan sonra diye tarihi ikiye bölmüşsünüz; İsa'dan önce dinin ne olduğunu bir düşünsene!
İsa'dan önce neydi, haç var mıydı?
Yoktu. Oradan anlasana! Allah Âdem aleyhisselam'ı göndermiş, Âdem'i biliyorlar. İbrahim'i de biliyorlar, Abraham diyorlar. İshak’ı da biliyorlar, Yakup'u da Yusuf'u da biliyorlar, hepsini biliyorlar. Kitaplarında var.
Bunlar ne? "Peygamber!"
Hz. İsa ne? "Allah'ın oğlu!"
İşte şimdi zırvaladı!
Allah oğul edinmemiştir! Bunu söyleyeceğiz. Hristiyanların içinde tarih boyunca Allah'ın peygamberi olduğunu, oğlu olmadığını bilenler ve söyleyenler de olmuştur. Biz hakkı söyleyeceğiz, öğreteceğiz. Onlar o bâtıl yolda yürüdüğü için, Sırpların yaptığına, Ermeniler ‘in yaptığına, katliamlarına bak!..
Neden?
İmanları sağlam iman olmadığından, vicdanları olmadığından adaletleri de yok, insafları da yok!
Benim Peygamber-i Zişan’ım sallallahu aleyhi ve sellem hücum eden kâfirlerle çarpışmak üzere ordu gönderirken, "Kadınlara dokunmayın! Çocuklara dokunmayın, ağaçları kesip yakmayın, tahrip etmeyin, kendi başına bir kenarda ibadet eden rahiplere vs. dokunmayın; ancak sizinle çarpışanlarla mücadele edin!" diyor. Şuradaki asalete, merhamete bakın; bu adamların Bosna'da, Hersek'te yaptıklarını cümle cihan halkı gördü. Öteki medenî milletlerin de onların karşısındaki tavrını hepimiz gördük. Kendi standartlarını kendileri çiğniyorlar. Kendi kanunlarını kendileri bozuyor.
Neden? Sağlam din olmayınca olmaz!
Saate sönük bir pili taksan çalışıyor mu?
Çalışmaz. Pil canlı olacak, kuvvetli olacak ki pili taktığın zaman saat tık tık çalışmaya başlasın. Pil sönmüş, olmaz!
O din de bozulmuş. Hz. İsa Allah'ın kuludur, peygamberidir. Biz sevdiğimiz için çocuklarımıza İsa adını, Musa adını koyuyoruz. Hürmetimiz çok, hürmetimiz daha fazla!
[Kur'ân-ı Kerîm'de bildiriliyor.] Allah Hz. İsa'ya da kıyamet gününde soracak:
Yâ İsâ ente kulte li'n-nâsittehizûniî ve ümmiye ilaheyni min dûnillâh. "Yâ İsa! 'Beni ve anamı tanrı edinin!' diye bu insanlara sen mi söyledin?"
"Hayır, hayır yâ Rabbi! Ben söylemedim. Ben, sen bana ne emrettiysen onları söyledim. Hakkı söyledim, Allah'tan gayrıya tapmamalarını söyledim, onlar sonradan sapıttılar!" diyecek.
Hz. İsa bile bunların yaptığından razı değil! Onlar Jesus diyorlar; Jesus İsa demek. İsa-Mesih diyorlar, onun yolunda bile değiller!
O hâlde biz hakkı söyleyeceğiz, doğru yola çağıracağız.
Teâlev ilâ kelimetin sevâin beynenâ ve beyneküm ellâ na'bude illallah ve lâ yettehize ba'dunâ ba'den erbâben min dûnillâh. "Ey ehl-i kitap! Aramızda müşterek olan asıl akideye gelin, Allah'tan gayrıya tapınmayalım! Allah'ı bırakıp da aramızdaki insanlardan bazılarını tanrı edinmeyelim!"
Allah Kul, "Hristiyanlara bunu söyle!" diyor. Söyleyeceğiz.
Allah bizi hak yoldan ayırmasın, aktif Müslüman olmaktan, hakkı söylemekten ayırmasın. Sevdiği şekilde ömür geçirtsin. Huzuruna sevdiği kul olarak varanlardan eylesin. Cennetiyle cemâliyle cümlenizi cümlemizi müşerref eylesin.
Fâtiha-i Şerife mea'l Besmele.
01.10.1995 -
Fahiş
01.05.1994 -
İçki Tüketimi, İslamı
