19.09.1993 - Namazda Kolaylık, Haksızlık Yapmamak, Elbise Giymenin Duası, Müslüman Farklı Olmalı

19.09.1993 - Namazda Kolaylık, Haksızlık Yapmamak, Elbise Giymenin Duası, Müslüman Farklı Olmalı
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidi’l evvelîne ve’l âhirîn. Senedinâ ve mededinâ ve üsvetine’l haseneh. Muhammedini’l Mustafa ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ecmaîn. Emmâ ba'd:
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Taberanî'nin Alkame b. Abdillah'tan, onun da babasından naklettiğine göre buyuruyor ki;
İzâ küntüm fi'l-kasabi, evi's-selci evi'l-yüdâi fe hadarati's-salâtü fe evmiu îmâen. "Kamışlık, otluk bir yerde veyahut kar olan yerde olduğunuz zaman namaz vakti geldi mi o zaman namazı başınızla ima ederek kılın!"
Evi'l-yüdâi; "mezarlık, insanların tevdi edildiği yer" mânasında olabilir.
Böyle bir yerdeyken siz namaz vakti geldi mi namaz kılacaksınız ama nasıl kılacaksınız: Kamışlık, kar, kabirler var, taşlar var filan, müsait değil. Böyle bir yerde namazı başınızla ima ederek kılın!
Başın hareketiyle kılınan, yapılan şekle "ima" derler. Gözle değil de başın yarım eğilmesiyle, daha fazla eğilmesiyle [olur]. Yarım eğilme rükû oluyor, çenenin tam aşağıya doğru gelmesi de secde gibi oluyor.
Allah-u Teâlâ hazretleri rahmetinden bize peygamber göndermiştir, kitap indirmiştir, doğru yolu göstermiştir, nimetlerine gark etmiştir. Yine bizim dünya ve ahiret saadetimiz için emirler vermiştir. Kendisinin bizim ibadetimize -hâşâ, sümme hâşâ- zerre kadar ihtiyacı yoktur! İbadete, kulluğa bizim ihtiyacımız var. Biz kulluktan fayda göreceğimiz için bize hayırlı şeyleri emretmiştir.
Kul innallâhe lâ ye'muru bil fahşâ. "Allah kötü şey emretmez, emirlerin hepsi iyidir, güzeldir, faydalıdır, ilaçtır!"
İlaç bazen acı olur bazen tatlı, bazen şerbet olur bazen sulfata hapı gibi, zehir gibi olur. Ağzına aldığın zaman ağzını acı yapacağından, eskiden üstüne güllaç gibi bir şeyler sararlarmış, öyle yutarlarmış. Şimdi kapsül falan yapıyorlar.
Neden?
İçindeki acı. O kapsül olmasa şap gibi yanarsın, "Yandım Allah!" diye bağırırsın. Ama tabii şifa var.
İslâm'ın her emri öyledir; oruç tutmak bir şifadır, bir faydadır ama biraz ağır geliyor. Cihat bir şifadır, bir faydadır. Arada ölüm falan oluyor ama olmasa daha büyük fesat olacak. Cihat olmasa yüzbinlerce insan ölecek, cihat olunca o kadar zayiat olmuyor, az zayiatla kapanıyor. Hele sen cihada hazırlıklı ol, sağlam dur; o zaman cihat bile olmaz.
İslâm mertlik dinidir, merdânelik dinidir. İslâm haksızların karşısında susmamak dinidir; zalimi tepelemek, mazlumun yanında yardımcı olmak dinidir. İslâm pısırıklık dini değildir! İslâm; "Boynunu bük, başını eğ, gık deme, ses çıkartma!.." dini değildir. Onun için cihadı da emretmiştir. "Zalimin karşısına çık, kâfirin önünde dur, paçayı kaptırma, yakayı ele verme, arazini çiğnetme, namusunu payimal etme!.." diye Allah ona da müsaade etmiştir.
Öyle hoşuma gidiyor ki! Peygamber Efendimiz;
"Dağın başında eşkıya sizin yolunuzu kesse 'Ver malını!' dese, vermesen; mücadele etsen şehitsin!" diyor.
"Mal, veriyim kurtulayım…"
Öyle şey yok! Herif huy edinir, alışır; Müslümandan bir şey alamayacağını bilsin!
Bizim arkadaşlardan birisine rüşvet teklif etmişler: Huduttan geçecekmiş, "Geçirmeyiz!" demişler. Hemen gitmiş rahatça kenara oturmuş.
"Ne oluyor?" demişler.
"Ben bu rüşveti vermem, siz de beni bekletirsiniz. Bekletin, bakalım hangimiz haklı çıkacak? Günlerce bekleyeceğim!.." demiş.
Bakmışlar ki hacı efendinin azmi kale gibi sağlam, "Hadi, geç." demişler.
Müslüman böyledir, Müslümanın ahlâkı pasif ahlâk değildir, aktif ahlâktır!
"Filanca adam çok iyi bir adam!"
Nasılmış, neden iyiymiş?
"Etliye sütlüye karışmaz, evden camiye camiden eve…"
Tüh yazıklar olsun! Öyle şey mi olur?!.. Hani emr-i maruf nehy-i münker, hani kötülüğü engellemek iyiliği emretmek farzı! Allah "Etliye sütlüye karışmayın!" mı buyurmuş?
Yâ eyyühellezîne âmenü etliye sütlüye karışmayın!" diye bir ayet var mı?
Emr-i maruf nehy-i münker var, cihat var, durmamak var, söylemek var. Zalim sultanın huzurunda hakkı söylemek var!..
Memleket batıyor, neden?
Rüşvet, iltimas, adam kayırma, haksızlık, arsızlık, yüzsüzlük, edepsizlik…
Neden?
Müslüman, vazifesini yapmıyor da ondan! Aynı zamanda vatandaşlık vazifesidir. Almanya'daki adamlar bizim memleketlerdeki adamlardan daha iyi.
Niye?
Bir haksızlık oldu mu hemen müdahale eder. Almanya'da bir kuyruğun önüne geç de göreyim! Geçirmez ki kıyameti koparır. Hadi sokakta alenî bir haksızlık yap da göreyim! Hemen herkesten itiraz gelir. Hadi bakalım çöpü sokağa at da göreyim! Hemen polise telefon ederler, polis de hiç sormadan gelir, cezayı yazar, makbuzu verir, "Parayı ver!" Alır. Onu mahkemeye filan bırakmaz.
Neden?
Bu güzel bir şey! Allah'ın bize emrettiği ahlâk bu: Herkes evinin önünü süpürecek, herkes haksızlığa mâni olacak, herkes haksız insanın karşısında duracak!
Hutbeye çıkmışken Hz. Ömer'e, "Yâ Ömer, sen eğri olursan biz seni kılıcımızla doğrulturuz!" demek az babayiğitlik midir?
Adamı döver yahu! Hz. Ömer bu; kamçıyla geziyor, babayiğit.
Hz. Ömer sokağın karşısından geliyor, çocuklar görmüşler. Hepsi bir tarafa kaybolmuş, bir tanesi hiç kaybolmamış, yerinde durmuş. Hz. Ömer de çocukların kaçıştığını uzaktan görüyor. Ama bir tanesi kaçmamış; merak etmiş, kaçmayanın yanına gitmiş. Halife Hz. Ömer merak ediyor:
"Evladım, öbür arkadaşların kaçtı sen niye kaçmadın?"
Çocuk demiş ki; "Yol dar değil ki ben durunca sen geçemeyeceksin! Geniş, sen oradan geç, ben de burada durayım. Bir kabahat yapmadım ki kaçayım!"
"Aferin." demiş, başını okşamış.
O zamanın çocuğu bile maşallah güzel, Allah hepimize o güzel huyları nasip etsin.
Medine'den Mekke'ye gidiyorlarmış, yanına bir kişiyi almış.
Neden?
Eskiden Araplar yol keserlerdi, kervanları vururlardı, kabileleri basarlardı, birbirlerini esir alırlardı.
Medine'den Mekke'ye iki kişi gider mi?
Gider çünkü İslâm geldi! İslâm geldi mi gider. Yolda bir yamaçta dinleniyorlar; birisi Hz. Ömer, birisi onun yanında yol arkadaşı, yardımcısı. Orada da çoban hayvanları otlatıyor, Hz. Ömer [çobana] demiş ki; "Şuradan bize bir koyun kes, pişirelim, yiyelim."
Çoban; "Ben koyunların sahibi değilim, sadece çobanıyım, sürücüsüyüm, almaya-satmaya, kesmeye yetkim yok!" demiş.
Hz. Ömer çobanı deniyor;
"Yahu kes, 'Kurt yedi.' dersin! Ne olacak, 'Bir tanesini kurt yedi.' dersin!" demiş.
"Sahibimi kandırdım ama Allah'ı kandırabilir miyim?!" demiş.
Hz. Ömer elini açmış hamd-ü senalar etmiş. "Elhamdülillah ki memleketimin çobanı bile ne hâle gelmiş ne kadar dürüst!"
Allah, rahmetinden peygamber göndermiş, kitap göndermiş, emretmiş ama emirleri hikmetli ve kolay. Yapamayan insana da kolaylık var: Adam ayakta namaz kılamıyor; tamam, oturarak kıl. Oturarak da duramıyor, yatarak kıl mübarek. Rükûu, secdeyi, yapamıyorum; başınla ima et.
İma, "işareten" demek. Bizde ima deyince başka mâna anlaşılıyor. Namazda ima demek, "başının hareketleriyle namazı kılmak" demek. Herhangi bir mâni olduğu zaman Allah bunu da kabul ediyor. Allah'a ibadetten geri durmayacaksın, iki elin kanda olsa, üstün başın kan revan içinde olsa namazı kılacaksın!
Ben üniversite talebesiyim, hastanede ameliyat olacağım, bekliyorum. Birkaç iyi insanlar filan da geldiler, onlar da koğuşta, arkadaşız, konuşuyoruz. [Sohbetten anladım ki namaz kılan] Müslüman, iyi insanlar ama namaz [kılmadılar].
"Niçin namaz kılmıyorsunuz?" dedim.
"Üstüm başım müsait değil." dedi.
Üstün başın müsait olmasa bile herhâlde ve her şa'nda Allah-u Teâlâ hazretlerine ibadet edilir. Su yok, teyemmüm abdesti alırsın; kıpırdayamıyorum, başınla ima ederek kılarsın…
Dinimiz [insanın] yaptığı şeye muntazaman devam etmesini istiyor ama zorluk varsa zorluğun karşısında da kolaylığı kabul ediyor. "Madem böyle yapamıyorsun şöyle yap, madem öyle yapamıyorsun böyle yap." diye kolaylık da gösteriyor, bunu bilelim.
Allah'a hamd-ü senalar olsun. Allah-u Teâlâ hazretleri bize Halikımız, Rabbimiz olarak, âlemlerin yaratıcısı olarak ne emretseydi bizim yapmamız gerekecekti ne emretseydi! Ve yapmak da lazım! Hz. İbrahim'e rüyada "Kes evladını, kurban et!" demiş.
Bir erkek evlâdı olsun diye yanıp yakılıyordu; karısı da istiyordu, kendisi de istiyordu. Çocuk doğdu; göz bebeği, çok severek büyüttü, çok seviyordu. Allah rüyada "Kes!" diyor. Peygamberin rüyası haktır, peygamberin rüyası oyuncak değildir. Bıçağı eline aldı, çocuğun elinden tuttu, kesmeye götürdü.
Neden?
O Hz. İbrahim! Peygamber aleyhisselâtü ve's-selâm, Allah'ın halîli, halîlullah, Allah dostu; Allah'ın samimi dostu. Allah; "Çocuğunu kes!" demiş, kesmeye götürüyor. Ama Allah imtihan ediyor; Allah çocuğun kesilmesini istemiyor, istememiş, murat etmemiş, isteseydi kesecekti. O işaret üzerine kesmeye yeltenince; "Bunu kes, rüyanı tasdik ettim, sıdk-u sadakat sahibi olduğunu gösterdin yâ İbrahim, çocuğu kesme bunu kes!" diye koç kurbanı göndermiş.
Demek ki Allah ne emretse yapacaktık ama hamd-ü senalar olsun ki bize iyi şeyler, faydalı şeyler emretmiş ve de dinimizde zorluk yok!
Zorlandığımız zaman meşakkat teysîri celb eder, ne demek?
Mecellenin kaidesi bu, koca Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye-i Osmaniye'ye girmiş olan muhteşem kaide, fıkhın hülasası: "Bir yerde meşakkat oldu mu kolaylık câiz olur, kolaylık kapısı, cevaz kapısı açılır!"
Zor, adam aç kaldı, yiyeceği yok, bir domuz eti var, başka hiçbir şey yok. Domuz eti haram, ölmeyecek kadar yiyebilir! Çölde susuz kaldı, ölecek, bir bira var, başka bir şey yok; uçaktan düşmüşler, yanında bira kutusu kalmış, içebilir.
Neden? Kolaylık var, ıztırar hâlinde, muztar kaldığı zaman müsaadeler var.
Dinimiz akıl, mantık, sevgi, ilim irfan dini. Ne kadar hamd etsek azdır!
"Canım, ne yapalım, böyle bir dine girmişiz, yaşıyoruz…"
Ah sen bir dinler tarihi okusaydın, bir başka dinleri de bir bilseydin, başka insanların dinî hayatlarının nasıl hokkabazlık, kepazelik olduğunu bilseydin dinimizin kıymetini o zaman anlardın! Dinimizin ahkâmının ne kadar kıymetli olduğunu ne kadar ilmî, aklî, mantıkî olduğunu ne kadar faydalı olduğunu ne kadar sıhhî olduğunu o zaman anlardın! Mukayese etmeyince anlayamıyorsun. El bebek gül bebek yetişmişsin, işin farkında değilsin. Sen bir meşakkat çekseydin, bir görseydin, bir Hindistan'da yaşasaydın, zavallı adamların öküze taptıklarını, tenasül cihazına taptıklarını görseydin!.. Fesubhanallah! Böyle şeyler söylenmez, insan utanır ama söylüyorum ki ne kadar abuk sabuk dinler var [bilinsin], böyle din olur mu?
Şeytan kendisinin kandırabildiği insanların kafasına öyle şeyler sokar ki öyle şeyler yaptırır ki adamları birbirine kestirtir!
İbn Fazlan'ın seyahatnamesini okuyun. Eskiden Rusya'da, Sibirya'da kadınları nasıl kurban ederlermiş görün! Ey İslâm'ı tenkit eden yarım münevverler, yarı aydınlar, yarım yamalak aydınlar, görün bakalım! Nil bereket versin diye en güzel kızı seçip de Nil'in içine atıp boğan kavimleri bir görün bakalım! Taşa, puta, ağaca, yılana tapan insanları bir görün bakalım, İslâm'ın ne kadar güzel olduğunu anlayın! Başka dinler ne emrediyormuş araştırın bakalım, Budizm ne emretmiş, Brahmanizm ne emretmiş, falanca filanca dinler ne emretmiş bir görün; bir de İslâm'ı inceleyin bakalım. Anlayın, o zaman güzelliğini anlarsınız. Mukayese ile anlaşılır, insanın birtakım gerçekleri anlaması bazen de mukayese ile olur.
Elhamdülillah bizim dinimiz Allah'ın razı olduğu yegâne din!
İnne'd-dîne indallâh el İslâm. "Allah'ın huzurunda geçerli, makbul din ancak İslâm'dır!" Ve radîtu lekümü'l İslâme dînen. "Ey kullarım! Din olarak sizin Müslüman olmanıza razı olurum, başka bir dine sahip olmanıza rızam yoktur!" Ve lâ temûtünne illâ ve entüm muslimûn. "Ancak Müslüman olarak ölün, sakın başka bir ölümle ölüp de karşıma pis, müşrik, kâfir olarak gelmeyin!" diyor Allah celle celâlüh.
Allah bizi imandan ayırmasın, bizi Müslüman olarak yaşatsın, Müslüman olarak huzuruna vardırsın. Her işimizi mü'min olarak iman-ı kâmil sahibi insanlar olarak yapmayı nasip etsin.
İzâ lebise ehaduküm savben cedîda fe'l-yekûl: Elhamdülillâhillezî kesâni mâ üvâriye bihî avretî ve etecemmelu bihî fî-hayâtî.
Peygamber Efendimiz bu ikinci hadis-i şerifte bir dua öğretiyor:
İzâ lebise ehaduküm savben cedîda fe'l-yekûl: Elhamdülillâhillezî kesâni mâ üvâriye bihî avretî ve etecemmelu bihî fî-hayâtî. "Sizden biriniz üzerine yeni bir elbise giydiği zaman şu duayı söylesin: 'Çıplaklığımı sayesinde örtebileceğim bir elbiseyi bana nasip etmiş olan Allah'a hamd-ü senalar olsun, şükürler olsun. Hayatımda kendimi güzelleştirecek bir kılığa beni büründüren Allah'a hamd-ü senalar olsun!"
Muhterem kardeşlerim! En ibtidaî kavimler kimlerdir?
Giyinmesini bilmeyen, her tarafı meydanda olan insanlardır. Her tarafı meydanda, fotoğrafçılar da "Allah'ın bir mahlûkunu görün!" diye şıp diye yakalamış, çekmiş. Giyinmesini kuşanmasını, örtünmesini bilmiyorlar, her tarafları meydanda! Bu ibtidaîlik!
İslâm örtünmeyi emrediyor. İdris Aleyhisselam hulle biçmiş, diye rivayetler olduğu için Yunus Emre;
İdris nebî hulle biçer
Diker Allah deyu deyu, diyor. Örtünme İslâm'ın bir nimeti, insanın bir izzeti ve ziynetidir. Giyinmek bir ziynettir, bir nimettir, bir izzettir.
İslâm sonuçları fena olan şeyi önceden engelliyor.
"Nereden bildin?.."
İçki insanı sarhoş ettiğinden içkiyi yasaklamış; taşımayı bile haram kılmış, satmayı bile haram kılmış.
İslâm bir işin sonu kötüyse onu başından engelliyor. İslâm'ın özelliği bu. İslâm bir şeyi yasaklamışsa o uzun bir incelemenin sonucudur; haklıdır, doğrudur. Onu öyle yaparsan onun sonuçları olan kötü durumlara düşmezsin, toplum öyle bir duruma gelmez.
Adam diyor ki; "Bak, üzümü sıkıyorsun, suyu çıkıyor, şıra. Bunu içiyorsun, niye şarabı içmiyorsun? İkisi de üzümden, ne farkı var?.."
Farkı şu ki ikincisi insanı sarhoş ediyor, sarhoş edip de akıl gittiği zaman insan her türlü kötülüğü yapıyor. İşin açıklaması bu!
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ne demiş?
"İçki bütün kötülüklerin anasıdır!" Kötülükleri içki doğurur. Bir insan içki içti mi arkasından her kötülüğü yapar. Onun için içkiyi yasaklamış.
Muhterem kardeşlerim! Ayet-i kerime zinayı değil, gözle bakmayı yasaklamış:
Kul li'l-mü'minine yebuddû min ebsârihim ve yehfazû fürûcehüm. "Ey Resulüm şu mü'minlere söyle gözlerine sahip olsunlar, kapatsınlar, harama bakmasınlar!"
Bakarsa ne olacak?
"Ben buradayım o orada, arada mesafe var, o balkonda ben bahçede; bakarsam ne olacak?"
İşte bütün kötülükler o bakıştan, oradan başlar. Onun için İslâm haram olan bakışı bile yasaklıyor. İslâm'ın güzelliği bu işte. İslâm tam insanın tabiatına uygun, cemiyeti tam mutluluğa götüren uygun bir dindir.
Onun için bizde giyinme vardır. Giyinme hem insanı soğuktan, sıcaktan korur hem bir ziynettir hem de Allah'ın büyük bir nimetidir. Onun için yeni bir elbise giydiğimiz zaman, "Benim çıplaklığımı örten Allah'a ve beni bu elbiseyle ziynetlendiren Allah'a hamd-ü senalar olsun, şükürler olsun!" diye dua etmemiz lazım.
İslâm'da hür insanlar örtünürdü, kölelerin örtünme sınırları hürlerden daha serbestti, azdı. Biz Almanya'ya gittik. Kadın yanında bizi karşılayan ev sahibi var, soruyor: "Bu niye bu sıcakta tepeden tırnağa giyinmiş?!" diyor. Başörtü, aşağı kadar manto, her taraf bol, örtünmüş… O da açılmış, hava sıcak ya; etekler kısa, bluz var mı yok mu, açık saçık, kısa kol filan… Şaşırıyor; "Bu niye böyle örtünmüş?" Bizi karşılayan şahıs kısaca şöyle söyledi, dedi ki:
"Şivesterler nasıl giyiniyor?
Şivester; "kilisedeki rahibeler" demek.
"Anladım." dedi, o zaman kafasına dank etti. Onların rahibeleri de örtünüyor.
"Siz niye örtünmüyorsunuz! Rahibeniz kilisede örtünüyor da siz niye dışarda örtünmüyorsunuz?"
"Ben çok dindar değilim de ondan…"
Az dindarlık, yarım dindarlık insanı kurtarmaz. İnsan, dini bütün olacak! Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşırırız. Karagöz'ün Hacivat'ın oyunda "Bizim bacı haram yemez, hamama gider bohça çalar." dediği gibi öyle şey olmaz, yarım dindarlık olmaz. Her bakımdan tam olacak. İslâm o bakımdan örtünmeyi emretmiştir.
Muhterem kardeşlerim! Kişi sevdiğiyle haşrolacak!
Yuhşeru'l-mer'u mea men ehabbe. "Kişi kimi seviyorsa onunla haşrolunur!"
Kişi İstanbul'da otursa dindar bir cemaatin içinde olsa camide olsa, ama gidip Amerika'daki filanca artisti sevse sevdiğiyle haşrolur. Kişi sevdiğiyle haşrolur! Gözünüzü açın, aklınızı başınıza devşirin; kimi seveceğinize dikkat edin! Kişi sevdiğiyle haşrolur, Peygamber Efendimiz öyle buyuruyor. Gidip Batıyı severse, bâtılı severse, açığı severse, onların zevklerini, modalarını severse; Allah onların zümresine itiverir, atıverir, katıverir! İnsan onlardan oluverir, gâvurlardan oluverir, gâvurlarla beraber cehenneme gidiverir!
Biz kendimizin farkımızı bileceğiz.
"Ben neyim?"
"Elhamdülillah Müslümanım."
"Müslüman ne yapar?
"Müslüman giyinir, kâfir açınır."
"Tamam ikimiz farklı."
"Müslüman sünnetli, ötekisi sünnetsiz; Müslüman namazlı niyazlı, ötekisi namazsız niyazsız."
"Müslüman haram yemez, o yer; Müslüman içki içmez, o içer; Müslüman domuz eti yemez, o yer; Müslüman faiz yemez, o yer…"
Farkımız var, bu farkı bileceğiz! Millet bilmiyor, her şeyi yapıyor, biz de söylemiyoruz. Söylememek de bizim kabahatimiz, sizin kabahatiniz. Benim burada söylemem yetmez, benim bir sözüm sizin sayenizde bin olacak!
Ne olacak?
Benim söylediğimi siz de söyleyeceksiniz; evinizde söyleyeceksiniz, komşunuza söyleyeceksiniz, akrabanıza söyleyeceksiniz…
Benim burada gözümün önünde bazı kardeşlerim var, biliyorum, işyerinde çevresinde müşterisi olarak dükkâna gelen insana elinden geldikçe telkinini yapar.
Böyle olursa İslâm yayılır. Bir insanı tutup kurtaracaksın. Bir konakta yangın oluyor; koca konak tutuşmuş, alev alev yanıyor. Kadınlar bağırıyor, eyvah, içerde üç tane çocuk var, çıkmadılar. Kahraman birisi içeri giriyor, alevlerin arasından çocukları yakalıyor, ağlayan çocukları köşkün dumanları arasından öksürerek dışarıya çıkartıyor. Tabii herkes memnun oluyor…
Neden?
"Bir çocuğu veya birkaç çocuğu yanmaktan kurtardı, aferin ne kahraman adam!" diyoruz.
Sen de cehenneme düşenleri, cehenneme gidenleri kurtaracaksın. Önce yakın akrabanı kurtaracaksın. Adamın karısı namaz kılmaz. Oğlunu yetiştirmiş, medreseye götürmüş kitap okutmuş, hatim indirtmiş, hocaya götürmüş; çocuk büyümüş, boyu yalı kazığı kadar olmuş, iş tutmuş, adam olmuş, bıyıkları çıkmış, para kazanmış ama ne namaz var ne niyaz!..
Baba yakasını bırakmayacak; "Bana bak, ben senin babanım, ben senin iyiliğini istiyorum. Bak sen küçükken ben sana bütün bunları öğrettim, şimdi sen benim öğrettiğim şeyleri yanlış diye mi bıraktın? Nefsine uyma, aklını başına topla, ahirette hesap vardır, yaptığın doğru değildir. Kur'an oku, doğru yola gel, iyi insanlarla ahbaplık et… Şu anda sen kendini güçlü sanırsın, bu hayatın her günü aynı olmaz, bir zaman gelir hastalanırsın, bir zaman gelir ihtiyarlarsın, bir zaman gelir yoksul düşersin… Allah'a her zaman muhtaçsın, gel şimdi Allah'a âsi olma ki muhtaç olduğun zaman da Allah senin duanı kabul etsin, sonra pişman olursun!.." diye nasihat edecek. Bu şekilde nasihat edecek, nasihat edecek; doğru yola çekecek.
Ben öyle babalar bilirim ki oğlu kumarbaz, kumardan elini çekmiyor. Paraları evden alıp götürüp kumara yatırıyor, eve gelmiyor. Baba mücadele ede ede nihayet doğru yola geliyor, nihayet sakal bırakıyor, hacca gidiyor, iyi insan oluyor, çocuklarını hafız yetiştiriyor. Ben kötü yola düşmüşüm, o düşmesin; güzel!
Demek ki insanoğlu düzelebilir!
Kim düzeltecek?
O köşkün içine girip de o bebekleri kurtarır gibi hepimiz Müslüman kardeşlerimizi, Müslüman kardeşlerimizin evlatlarını, konumuzu komşumuzu kurtarmaya yangından çalışacağız.
Yangın var, etraf cayır cayır yanıyor, manevi yangın var! Din elden gitmiş. Televizyonu açın, görün! Evlerin içini görün, insanların hâlini, caddeleri, sokakları görün, kızları görün, hareketlerine bakın. Erkeklerin, kızların hareketlerine bakın; hareketlerinin sebeplerini düşünün, kafa yapılarını anlamaya, niyetlerini anlamaya çalışın. Büyük ölçüde terbiyesizleşme var, büyük ölçüde imansızlık ve İslâm'dan kopma var!
Elhamdülillah Türkiye'de İslâm gelişiyor, tamam doğru. Elhamdülillah Avrupalılar kızıyorlar; "Türkiye'de Müslümanlık gelişiyor biz onunla bağdaşamayız…"
Avrupa'da kilise Avrupa insanını dine imana çekemezken bazı kardeşlerimiz çalışarak onları Müslüman ediyorlar. Elhamdülillah bunlar güzel ama kâfi değil, yeterli değil, az!
Ne yapmamız lazım? Çok çalışmamız lazım.
Nasıl çalışmamız lazım?
Hepimizin çalışması lazım. İslâm için hem senin çalışman lazım hem karının hem kızının hem oğlunun çalışması lazım. Hepimizin çalışması lazım!
"Esad Hoca çıksın kürsüye, vaaz versin. Camiden çıktıktan sonra pabucunu kapan, istediğin yapsın…"
Öyle şey yok! Ramazan'da Müslüman, bir Şevval oldu mu, bayram oldu mu evine gelen adama likör ikram ediyor. "Ne olurmuş, sarhoş da olmaz, evime gelen bir misafire bir küçük kadehçik ikram etsem ne olur?" diyor.
"Haram olur!" dedim. Haram! Çünkü içkinin çoğu sarhoş ediyorsa, haramsa, azı da yalanması bile haram. Yalayamazsın bile! Damlası bile haram!
"Efendim, çok az bir miktar içiyorum, sarhoş olmam…"
Sarhoş olmayacak miktarı bile haram!
Haram bir şey yedi, içti mi insanın vücudu cehennemde mutlaka yanar. Haramı, haramdan oluşan eti ancak cehennem ateşi yakıp bitirip temizler. Ateşte temizleme… Başka temizleme çaresi yok. Onun için insan haram yemeyecek.
Muhterem kardeşlerim! Bunları niçin söylüyoruz?
Etrafınızda olan olayların karşısında tavrınızı koyun, siz Müslümansınız, siz herkes gibi değilsiniz; yapacağınız şeyler var, yapmayacağınız şeyler var. Allah'ın rızasına uygun olan şeyler var, uygun olmayan şeyler var. Uygun olan şeyleri yapacaksınız, uygun olmayan şeylerde; "Ben bunu yapamam. Ben müslümanım!" diyeceksiniz. O kadar! Bu kadar basit! Böyle yaparsanız çok sevap kazanırsınız.
İnsan Allah rızası için bir haramı terk etti mi Allah onun kalbine imanın tadını bahşeder, ikram eder. O zaman insan imanın lezzetini duymaya başlar, evliyâlaşır. Evliya gibi insan olur.
Neden?
İmanın tadını duymaya başladı, ibadeti sevmeye başladı; artık melekleşir. Haramları yaptıkça da nuru azalır, söner, imanı zayıflar, sonunda gümbürtüye gider, ayağı kayar gider. Kenarda dolaşırken ayağının altındaki taş kaydı mı uçuruma uçar gider. Cehennemin uçurumu da öyle kolayca bitmez. 70 yıl gidersin gidersin, güm diye aşağıya çarparsın!
Peygamber Efendimiz bir kere oturuyordu, dedi ki:
"Şu anda 70 yıldır cehenneme yuvarlanan bir taş dibini buldu!"
Biraz [sonra] haber getirdiler, azılı müşriklerden kâfirlerden bir tanesi, 70 yaşında ölmüş, gebermiş. 70 yıldır cehenneme yuvarlanıyor, şimdi dibini buldu!
Şimdi versin hesabı bakalım!
Muhterem kardeşlerim! Bu dünya hayatı çok uzun değildir. 60-70-80 yıl… O son yıllarda da ihtiyarlık başlar, romatizma başlar, hastalıklar, el titremesi, göz görmemesi vs. başlar. İnsan acizliğini bilmeli, Rabbine sarılmalı, Rabbinin yoluna girmeli. Gençliğinde Rabbine âsi olursa sonra acısı burnundan fitil fitil gelir. Gençliğinde güzel ibadet ederse Allah'ın indinde makbul bir kul olur. Asıl, günahı yapma istidadının kuvvetli olduğu zamanda günahı yapmamak hünerdir. İhtiyar adama diyorsun; "Gel barda eğlenelim." İhtiyar adamın barda eğlenecek hâli mi var? Oraya genç gider. "Gel içki içelim, oynayalım vs." İhtiyar onu yapmaz. Müslüman, arzuların kuvvetli olduğu zamanda günahı işlemeyecek. Gençken, taze taze, pırıl pırıl…
Rahmetli Necip Fazıl'ın güzel bir şiiri var:
Gencim, ölmem, arzular kanımda bir çağlayan…
Şırıl şırıl, Şırıl şırıl…
Evet, insan genç oldu mu arzuları içinde çağlayan gibi şırıl şırıl, gürül gürül akar. Çok şeyleri ister. Ama sabredecek. Allah rızası için sabredecek. Sabreden, Allah'ın sevgisine nail olur. Haramlardan, günahlardan elini çeken Allah'ın sevgili kulu, evliyası olur. Evliya olmak sarıkla, külahla, cübbeyle değildir. Haramlardan çekinip takva ehli oldu mu Allah'ın evliyası olur. Allah için zevkini feda etti mi Allah'ın evliyası olur.
İbrahim aleyhisselam'a soruyorlar: "Allah seni neden kendisine dost seçti, niye seni halîlullah yaptı, samimi dost etti?" Diyor ki:
"Ben hayatım boyunca Allah'ın emrini bütün emirlerin üstünde tuttum. Daima! Allah'ın emri neyse onu tuttum!"
Sen yapabiliyor musun?
Allah'ın dostu olmanın yolu işte bu. Allah'ın emrini her şeyin üstünde tutabiliyor musun? Sor kendine, yapmaya çalış! O zaman sen de halîlullah olursun.
Allah hepinizden razı olsun.
Es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berakâtuh.
01.05.1994 -
İçki Tüketimi, İslamı
19.03.1993 -
İnsana En Faydalı
