04.06.1995 - İslamın Genişlemesi

04.06.1995 - İslamın Genişlemesi
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İnna'llâhe azze ve celle. "Çok aziz ve çok yüce, celil olan Allah-u Teâlâ hazretleri." İstakbelebî. "Beni yöneltti, döndürdü, yönümü çevirdi."
Buradaki "be" harf-i cerri istakbele fiilinin mânasını müteaddî yapmak içindir. İstakbele, "yönelmek" demek. İstikbâl-i kıble; "kıbleye yönelmek, yönünü o tarafa dönmek" demek.
Aslında kubûl, "insanın önü" demek. İstakbele, "önünü bir yere çevirmek" mânasına geliyor. Bî de müteaddî yapıyor, transit yapıyor, geçişli yapıyor; "Beni döndürdü."
"Çok aziz ve çok celil Allah-u Teâlâ hazretleri, benim yönümü döndürdü."
Nereye? Eş-Şâm. "Şam tarafına döndürdü."
O zaman Şam, bir şehir adı değildi, bir bölge adıydı.
Şam bölgesi neresidir?
Filistin'den Irak'a kadar, Suudi Arabistan'ın Kuzey'ine rastlayan kuşağa, bölgeye, -İçinde Ürdün var, Suriye var, Irak var, belki İran'ın bir kısmı var. - Irak-ı Acem denilen o mıntıkaya "Şam" derlerdi.
Diyar-ı Şam, "Şam diyarı."
Kelime mânası; "solda kalan bölgeler" demek.
Bu mana nereden geliyor? Niye o tarafa "Diyar-ı Şam" demişler? "Solda kalan beldeler, yurtlar" demişler?
Araplar, yönleri düşünürken yönünü güneşin doğduğu tarafa dönen bir insan düşünüyorlar, güneşi esas alıyorlar. Güneşin doğduğu taraf esas. Yönünü Doğu'ya döndüğü zaman, sol taraf, sol, Kuzey.
Suudi Arabistan'ın topraklarını düşünün, Arap yarımadasını düşünün; onun Kuzey'i. Bütün o Kuzey bölgesi, Şam.
Biz şimdi Şam kelimesini nasıl kullanıyoruz?
"Suriye'nin baş şehri Şam" diyoruz, halbuki Suriye'nin baş şehrinin adı Dımaşk, Arapçası Dımaşk Almancası Fransızcası işte batı dillerinde Damaskus diyorlar; yine aynı kökten.
Biz Dımaşk kelimesini bilmiyoruz. Dımışk kelimesini tarihte dedelerimiz kullanmış ama biz bilmiyoruz.
Suriye'nin baş şehri neresi?
"Şam" diyoruz. "Şam" bölgenin adı. Şehrin adı Dımaşk aslında, bunu böyle bilin.
Neden? Çünkü hadis-i şerifte diyor ki:
"Allah benim yönümü Şam tarafına döndürdü."
Nereye döndürmüş? Kuzey'e döndürmüş, Hicaz'ın Kuzey mıntıkasına.
Ve vellâ zahrî yemen. "Sırtımı da Yemen'e çevirdi."
Yemen kelimesi de "yemin" kelimesinden geliyor. Yemin, Arapça' da "sağ" demek. Bu taraf "sol" demek, yemin de "sağ" demek. Tabi insan Doğu'ya dönünce sağ tarafı yemen olur.
Cenup tarafı, aşağısı "yemen" olur. Mantıkları böyle. Yönleri isimlendirmesi böyle olmuş.
"Sırtımı Yemen'e döndürdü, yönümü Şam'a döndürdü. Allah, benim yüzümü Kuzey'e çevirdi, arkamı da Güney'e döndürdü."
Kâle lî yâ Muhammed. "Ve Rabbim, Allah-u Teâlâ hazretleri bana buyurdu ki; 'Ey Muhammed! Ey benim peygamberim! Peygamber-i Zişan’ım, Habibim, Habîb-i Edibim, yâ Muhammed!'" İnni cealtü leke mâ tücâheke ganîmete ve rızkâ. "Ben azîmüşşân, senin yüzünü döndürdüğüm tarafı, sana ganimet ve rızık olarak nasip ettim. Ganimet ve rızık kıldım.
Resûlullah'ın ganimetleri ve kazançları Kuzey'de olacak.
Ve mâ halfe zahrike. "Arka tarafını da Yemen tarafını da." Mededen. "Sana takviye ve imdat, seni güçlendirme yeri yaptım."
Demek ki Yemen tarafından güç kazanacak; Kuzey tarafını Allah, Resûlullah'a verecek, Resûlullah'ın ganimeti olacak, mü'minlerin rızkı orada olacak; öyle olmuştur, Peygamber Efendimiz' in buyurduğu gibi olmuştur.
İslâm daha Peygamber Efendimiz' in zamanında, hemen Tebük'e kadar, Kuzey'e kadar çıktı. Ondan sonra da Hz. Ömer zamanında Kudüs-ü Şerif fetholundu.
Allah ikinci bir Ömer nasip etsin de Kudüs'ü tekrar fethedelim.
Biliyorsunuz bir kere daha düşmanların eline düşmüştü de Selahaddin-i Eyyubi kurtarmıştı. Bir de Selahattin olsun, "Selahattin Ömer" olsun inşaallah, Kudüs'ü kurtarsın, Müslümanlara tekrar bağışlasın.
Adamlar –Yahudiler- Kudüs'ü aldılar. Nasıl bölmüşler biliyor musunuz?
Bir tarafını Ermenilere vermişler, bir tarafını Hristiyanlara vermişler.
Bir tarafını kendileri almışlar. Ne yapıyorlar?
Bütün İslâm düşmanlarına pay veriyorlar ki Müslümanlar oraya saldırdığı zaman, hepsi karşı çıksın. Planları, programları öyle. Elin Ermeni’sinin orada hiç hakkı yokken onu oraya yerleştiriyor. Müslümanları da surun dışına atmışlar; ikide bir de de çeşitli gazetelerde olayları okuyorsunuz.
Amerika'nın, Avrupa'nın, Hristiyanların desteğiyle, koalisyonlarıyla büyük haksızlıklar, çok büyük zulümler yapılıyor. Bu konuda Müslümanlara karşı birlikleri var, koalisyonları var.
Müslümanlar utansın! Müslümanlar hak yoldayken, birbirleriyle birlik içinde değiller de Hristiyanlar kendi mezheplerindeki insanların dışındakileri bile kesmişken; Katolikler, Protestanların evlerinin kapısının üzerine tebeşirle işaret yapıp, boyayla boyayıp, bir gecede baskın yapıp katletmişken, birbirlerini öldürmüşken, bugün yirminci yüzyılda bazı devletlerin anayasasında, Hristiyanların filanca mezhebi buraya giremez diye hüküm var.
Demokrasi filan hepsi hikâye, hepsi laf. Birbirleriyle mezhep kavgaları varken, birbirlerini yerken birleşiyorlar.
İki yüz küsur Hristiyan’ın parça parça mezhebi, vesairesi varken, haçlı orduları Yahudileri kesmişken, asmışken... Avrupa'da teşekkül edip Anadolu'ya doğru gelirken, Tuna boylarında Yahudileri kese kese geldiler. Düşmandı.
İspanya'dan Yahudileri çıkardılar, attılar, kestiler. Türkiye'ye geldiler. Osmanlılar; "yazık, mazlum" diye acıdılar onları barındırdılar. Yahudileri keserken, Yahudilere "Hz. İsa'nın düşmanı" diye baktıkları halde, birbirleriyle mücadele ederken, "Katoliklik, Ortodoksluk, Protestanlık, Evangelistlik, Moneteryan" gibi bir sürü mezhebe ayrılmışken, onlar birleşiyorlar da Allah'ın varlığına, birliğine gönül vermiş, Allah'a söz vermiş, Allah'a teslim olmuş; "Ben sana teslimim Yâ Rabbi, emrindeyim!" diye Müslüman olmuş, -Müslüman olmak demek teslim olmak demek- teslim olmuş kimseler birbirleriyle birleşmiyor.
Irak da birleşmiyor, Suriye de birleşmiyor, Suud da birleşmiyor, Mısır da birleşmiyor. Komşu ülkeler birleşmiyor; Libya Mısır'la düşman, Tunus'a düşman, Cezayir Fas'la düşman.
"Birlik beraberlik duygusuna alışmasınlar." diye Ramazan'a bile kasten aynı günde başlamıyorlar. Birisi bir gün başlarsa ötekisi politika olarak illa başka günde başlıyor; öyle duydum, öyle yapıyorlarmış.
Mısır, Sudan'a düşman, Sudan'ın içindeki kabileler isyan halinde, iç mücadelenin içinde.
İşte Somali perişan, diktatörler çıkmış halkı eziyor, geliştirmemiş, çalıştırmamış. Arnavutluk'un başına hoca soyadlı "Enver Hoca" diye bir komünist geçmiş, Arnavutluk'u en geri ülke olarak tutmuş. Halbuki Arnavutluk'un yüzde doksan dokuzu Müslümandı. Şimdi Müslümanların nispeti yüzde yirmi beş, yüzde otuz azalmış, Hristiyan çoğalmış.
Müslüman ülkelerin başına bir kukla diktatör geçir, Müslüman ülkeleri ileri götürme! Hıristiyanlar ilerlesinler, yükselsinler, modernleşsinler, Müslümanlar geri kalsınlar. Dünyanın her yerinde politika bu...
Somali perişan, aç. Sudan perişan, Cezayir perişan. Fas, Moritanya; işte dünyanın neresi varsa, orada Müslümanlar perişan.
Müslümanlar utanmıyor da. İdarecileri utanmıyor; onlar utanmaz, arlanmaz ajan, Batı'nın kuklası. Aşağıdaki Müslümanlar da utanmıyor ve bunlara söylemiyor; "Birleşin." demiyor.
Afganistan'da cihat ettiler, Rusları attılar, şimdi utanmadan birbirlerine roket atıyorlar, birbirlerini öldürüyorlar.
Öbür tarafta da Çeçenistan'da Ruslar Müslümanları bombalıyor; Müslüman köylerini, şehirlerini mahvediyor.
Avrupa'nın tasvibiyle, gizli desteğiyle, silah vermesiyle, Sırplar Yugoslavya'daki Müslümanları yok etmekle meşgul, yok etmeye çalışmakla meşgul. Kesiyor, asıyor, bombalıyor; hiç birisi gık demiyor.
Amerikan uçağını düşürüyor; kahraman Amerika, Irak'ın karşısında aslan kesilen Amerika, Sırp'ın karşısında bir şey yapmıyor. Uçağını düşürdü. Bizim burada tatbikatta, muhaberat gemisini bombalayan Amerika, orada tatbikatta, dost tatbikatında beş tane komutanımızı şehit eden Amerika; madem bu kadar keskin nişancısın, madem attığını on ikiden vuruyorsun, hadi işte Sırp, bak sana böyle yapıyor.
Hepsi oyun, hepsi hile, hepsi rol, hepsi trajedi, tiyatro… Allah Müslümanlara akıl versin. Akıl fikir versin, vicdan versin, insaf versin, uyanıklık versin, birlik versin, dirlik versin.
Evet, ne buyurdu Peygamber Efendimiz sallahu aleyhi ve sellem.
Lâ yezâlü'l-İslâmü yezîdü ve yenkusu'ş-şirkü ve ehlühû.
Buyurdu ki:
"Müslümanlık artacak artacak artacak, çoğalacak. Müslümanlık çoğalmaya devam edecek. Şirk ve müşrikler, şirkin ehli olan müşrikler, gittikçe azalacak. İslâm gelişecek, şirk gittikçe gerileyecek."
Peygamber Efendimiz böyle dedi.
Hattâ tesîre'l-mer'etâni lâ tahşeyâni illâ havrâ. "İslâm diyarlarında Müslümanlar o kadar huzura erecekler ki Müslümanlık artacak, müşriklik yok olacak. İki kadın seyahat edecekler, şehirlerarası seyahat yapacaklar da ancak ellerindeki erzakın tükenmesinden korkacaklar, başka bir şeyden korkmayacaklar."
"Bize hücum olur mu? Bizi yağmalarlar mı? Bizi öldürürler mi? Bizi kaçırırlar mı? Paramızı alırlar mı?" diye bir korku olmayacak. İslâm'ın yayıldığı diyarlar o kadar emniyetli olacak. Ancak "Suyum biterse, torbamdaki ekmeğim biterse, çölde sıcakta ölür müyüm?" diye korkacak; başka bir şeyden korkma olmayacak.
Peygamber Efendimiz müjdeliyor.
Ve'llezî nefsî bi-yedihî. "Şu nefsim, şu hayatım, şu canım, kudreti elinde olan Allah'a yemin olsun ki." Lâ yezhebü'l-eyyâmü ve'lleyâlî hattâ yeblüğa hâze'd-dînü meblağa hâze'n-necm. "İslâm dini, bu din şu yıldız gibi yükseklere çıkmadıkça geceler gündüzler geçmeyecek."
"İslâm şu yıldız kadar yücelmedikçe, yükseğe çıkmadıkça o kadar şerefli olmadıkça, günler geceler geçmeyecek. İslâm muzaffer olacak, galip olacak; herkes onu görecek." diye müjdeledi.
Öyle olmuştur.
İslâm garibane başlamıştır, mazlumane başlamıştır. İlk Müslümanlar çok eza cefa çekmişlerdir; şehit olmuşlar, işkence görmüşler, şehirlerinden çıkarılmışlardır. Evlerine, tarlalarına el konulmuştur; hicret etmek zorunda kalmışlardır.
Müşrikler mallarını, eşyalarını yağmalamışlardır. Müslümanlar Mekke-i Mükerreme'yi terk etmişlerdir ama Allah sonunda onlara yardım etmiştir, geri dönüp Mekke'yi de fethetmişlerdir. Bir zamanlar kendilerine zulmeden insanlar, onların önünde diz çökmüştür, İslâm yayılmıştır.
Peygamber Efendimiz bunun olacağını biliyordu. Böyle müjdeledi ve yön gösterdi.
Bakın ne diyor?
"Allah benim yönümü Kuzey'e, Şam diyarına döndürdü. Arkamdan destek alacağım; Yemen tarafından, o taraflardan, Müslümanlardan destek alacağım. Bu tarafları Allah bana ganimet ve rızık olarak tayin buyurdu; oralar elimize geçecek, Müslüman olacak." dedi.
Hz. Ömer zamanında Müslümanlar gittiler, Kudüs'ü aldılar; bir. Kudüs Hristiyanlığın çok önemli kalelerinden, merkezlerinden birisiydi. Hz. Ömer gitti, teslim aldı.
Kölesiyle iki kişi yola çıktılar. Öyle motosikletli, muhafızlı, alaylı malaylı değil! Bir develeri vardı, deveye bazen Hz. Ömer biniyordu, köle yürüyordu, bazen "Dinlensin." diye köle biniyordu, Hz. Ömer yürüyordu. Kudüs'e geldiler.
Şehir halkı; "Şehri halifeye teslim edeceğiz, halife gelsin teslim edelim." demiş.
Kudüs'e geldiler. Kudüs'te sıra kölenin, köle binecek, köle devenin üstünde koca İslâm halifesi Ömerü'l-Faruk radıyallahu anh devenin önünde…
Bir de dere akıyor, dereyi geçecekler; "Üstüm ıslanmasın." diye, Hz. Ömer paçaları da sıvadı. Babayiğit, paçaları da sıvadı, şap şup şap şup geçtiler.
Hz. Ömer deveyi çekiyor, köle devenin üstünde. İslâm komutanı koştu geldi;
"Aman, yâ Ömer! Rezil olacağız yapma, etme eyleme. İslâm'ın izzetine halel deyince!"
"Git be!" dedi; "İslâm'ın izzeti haleldar olur mu? Müslüman ne yapsa İslâm'ın izzeti öyle durur. İşte bayrak, izzeti itibarı yüksekte durur. Bu sözü söylediğin için azlederdim ama neyse." dedi.
Rezil olmak yok. Aldırmadı; karşısındakileri sinek kadar görmüyor.
Neden?
Gayrimüslim. Aklı olsaydı Müslüman olurdu. Müslüman olmamış, kıymeti yok. Geldi; öyle babayiğit, karşı taraf hayretler içinde, hayranlık içinde, dehşet içinde, ürperti içinde.
Hz. Ömer yaya, kölesi devenin üstünde.
Allah-u Ekber! Şaşırdılar...
Siz hiç böyle bir şey gördünüz mü? Görmediler.
Tarihte duyulmuş mu? Duyulmamış.
İslâm bu, adalet var, Hz. Ömer'in adaleti var. Hz. Ömer; "Sıra kölenin." diye, onu bindiriyor. Adamın kölesi; "öl" dese ölecek, hizmetçisi ya, hayatı kendisine bağlı.
"Şurada yat!"
"Baş üstüne efendim."
"Şunu getir!"
"Peki, efendim"
"Kuyudan su getir!"
"Baş üstüne efendim."
Çünkü köle.
Köleliğin kaynağı ne? Harp esirleri.
Harpte esir alıyorsun, adamı öldürmüyorsun. "Öldürmeyeyim seni, hadi sağ ol!" diyorsun, hayatını bağışlıyorsun; köle o.
İslâm'da kölelik niye var?
Harp olduğu için var. Müslümanla harp eden insan, ya savaşta kılıçtan geçirilir, öldürülür, ya da hayatı bağışlanır, köle olur. Köleliğin kaynağı, cariyeliğin kaynağı savaş, başka bir şey değil. Sonradan da Müslüman olabilir.
Köle sonradan Müslüman olabilir ama Müslüman köle alınamaz. İslâm'da Müslümanın köle olarak alınması yok.
Adalete bak!
Hz. Ömer'in kölesi de Müslüman tabii. Olsun köle ama Hz. Ömer onu deveye bindiriyor. Tabi Kudüslüler anladılar, anlamaz mı? Cin gibi herifler. Anladılar ki gelen hak dinin mensubu. Bu oyuncak değil.
Burada prensipler pırıl pırıl, kale gibi sağlam. İslâm'ın güzelliğini anladılar. Müslüman olan oldu, olmayan yıkıldı, gitti. Toprak oldu, tozu bile kalmadı. Şimdi cehennemde yanıyor. Kendisi bilir; isteyen Müslüman olsun, isteyen olmasın.
İki tane yol var; buyur beğen beğendiğini...
Cenneti mi istersin, dünyayı mı? Ahireti mi istersin dünyayı mı?
Ahireti isteyen, Allah'ın yoluna gelecek, bırakacak. Allah'ın emrini tutacak.
Peygamber Efendimiz Herakliyus'a elçi gönderdi; "Müslüman ol, selamete er!" dedi.
Herakliyus Müslüman olmaya niyetlendi. Çünkü inceledi hak din, tamam, hak peygamber, neredeyse Müslüman olacaktı, çevresi razı olmadı.
"Biz Hristiyanlığı, eski dinimizi bırakacak mıyız?"
Bırakacaksın tabi, yeni Peygamber gelmiş, bırakacaksın. Devir değişti.
Türkiye'de bile seçim oluyor, iktidar değişiyor, eskisi yenisine makamını götürüp veriyor. Ne yapsın?
Reisicumhur değişiyor; onun yerine ötekisi geliyor, oturuyor. Ne olacak; değişir.
Allah yeni Peygamber göndermiş, tâbî olacaksın.
Firavun bile öleceği zaman pişman oldu ya. Hristiyanlar da pişman oldu.
Aklını başına toplayacaksın.
Bu hadis-i şerifte çok şeyler öğrendik.
Peygamber Efendimiz bildirmiş, müjdelemiş.
Ne zaman müjdelemiş? İslâm'ın, Müslümanların sıkıntıda olduğu zaman müjdelemiş:
"Korkmayın iyi şeyler olacak." demiş. Evet, iyi şeyler oldu ama herkes İslâm için canını verdi. Şehit olmak için orduya gitti. Müslümanlar savaşa çağrıldığı zaman, güle oynaya gittiler de öldüler, şehit oldular, İslâm öyle gelişti.
Tam evlenmiş, nikâh günü, düğünü de yapılmış, gerdeğe girecek adam, güvey. Düğünü yapıldı, gündüz gerdeğe girecek, keyfine bakacak. Sokakta tellal seslendi:
"Müşrikler geliyor! Müşriklerle savaşmak için herkes silahını alsın, çıksın!"
Daha gelinin yanına gitmeden o güvey de çıktı. Uhud harbinde çarpıştı, şehit oldu. Güveyken, gelinin yanına gitmeden, savaşa gitti. İslâm böyle ilerledi.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz kendi kızlarını Mekke'de bıraktı, yüreği parçalana parçalana Medine'ye gitti. Kendi kızını binekten düşürdüler, alaşağı ettiler, bebeğini düşürttüler, kanama yaptırttılar, üç sene kanaması devam etti, ondan vefat etti.
Peygamber Efendimiz az mı ıstırap çekti, güzel bir gün mü gördü?
Her zaman sıkıntı çekti, Allah rızası için çalıştı. Sahabe-i Kiram öyle çalıştı.
Ebu Eyyüb el-Ensari hazretleri ihtiyar halde buraya geldi, İstanbul'u fethetmek için gayret sarf etti.
"Allah rızası için hicret etmek lazım, hicret etmeyenlerin yeri cehennem olacak!" diye ayet-i kerime indi; hicreti anlattığımız akşam ben burada okudum ama izahına vakit olmadı.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
İnne'llezîne tevaffâhümü'l-melâiketü zâlimî enfüsihim kâlû fî me küntüm kâlû künnâ müs'tad'afîne fi'l-ard kâlû e lem tekün ardu'llâhi vâsiaten fe-tühâcirû fîhâ fe-ülâike me'vâhüm cehennem, ve sâet masîrâ.
"Cehenneme gidecekler, ne kötü yerdir o gidecekleri cehennem!" diye ayet-i kerime inince, Mekke'deki ihtiyar Müslüman İbn Damra dedi ki.
"Vallahi ben bu akşam Mekke'de yatmam, vallahi hicret edeceğim. Hazırlayın torbamı, burada durmam."
"Devemi hazırlayın." dedi, hazırladılar. "Çekin devemi getirin." dedi, getirdiler. "Bindirin beni deveme." dedi, deveye binecek hâli yok, hasta, ihtiyar, ama yemin etti:
"Resûlullah hicreti emretmiş, gideceğiz Resûlullah'ın etrafına, kenetleneceğiz, din için çalışacağız." diye, "Hicreti emretti. Hicret etmeyenler, yurdunda kalanlar, zulme tâbî olanlar, zalimlerin dediği gibi yaşayanlar öyle ölürlerse cehenneme gidecekler." diye ayet inince, "Artık bu Mekke'de, bu zalimlerin yanında kalamam." dedi, deveye bindi.
Ne kadar yürüdü?
Umre mescidine kadar, Harem hudutlarına kadar gitti. Orada ruhunu teslim etti, şehit oldu. Yolcu olarak orada vefat etti. O kadar ihtiyar, o kadar halsizdi ama;
"Vallahi bu gece Mekke'de kalmayacağım." diye yemin etmişti, kalmadı. Gitti, yolda şehit oldu.
Hakkında ayet indi:
Ve men yahrüc min beytihî mühâciren ila'llâhi ve resûlihî sümme yüdrikhü'l-mevtü fe-kad vekaa ecrühû ala'llâh.
Aziz ve muhterem kardeşlerim! Eski insanlar İslâm için neler yaptı. Bugünkü insanlar ibadetleri ite kaka yapıyor, zar zor yapıyor, "Müslümanım." diyor, İslâm'ın emirlerini tutmuyor, Müslümanı korumuyor, İslâm'ı koruyacak çalışma yapmıyor. Var gücüyle çalışacak, bütün gücüyle çalışacak; onu yapmıyor.
Onun için düşmanlar da meydanı boş bulduklarından bütün zulümleri yapıyorlar. Bu zulümlerde kimin suç ortaklığı var?
Reaksiyon göstermeyen Müslümanların suç ortaklığı var.
Evet, İslâm'ın gelişmesi olduğu gibi, gerilemesinin de olacağını Peygamber Efendimiz hadis-i şeriflerde bildirmiş. Kâinatın istikbalini Allah ona söylemiş:
"Şöyle olacak, kıyamet kopacak, böyle olacak..." diye bildirmiş. Tabi olacak, insanlar böyle sapıtacak, ama biz sapıtan insanlardan mı olalım?
Biz sapıtanlardan mı olalım; Allah'ın dinini bilen, Allah'ın dinine sarılan, Allah'ın dinini savunan iyi Müslüman mı olalım?
Kıyamete kadar Allah'ın dinine hizmet eden insanlar var olacak. Onlardan mı olalım? Dinini unutup da Allah'ın cezasına, kahrına uğrayanlardan mı olalım?
Allah'ın dinine hizmet edenlerden olalım. Bunun için malımızla canımızla çalışmamız lazım. Tercih, dinleyenin.
Allah hepinizden razı olsun.
Fatiha-i Şerife mea’l Besmele.
03.07.1994 -
Dilenciyi Reddetmemek, Çalışana
22.08.1993 -
Yardımlaşma, Allah Yolunda
