27.02.1994 - 700 Misli Sevap Kazandıran Ameller, Mescidi Aksa, Ramazanın Fazileti

27.02.1994 - 700 Misli Sevap Kazandıran Ameller, Mescidi Aksa, Ramazanın Fazileti
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Erbaun müsebbeâtün ve erbaun mâhiyâtün fe emme'l-müsebbeâtü fe nafakatüke fîsebilillâh bi-seb'i mietin ve nafakatüke alâ ebeveyke bi-seb'i mietin ve zebîhatüke şâteke yevme fıtrike li-ehlike bi-seb'i mietin ve emme'l-mâhiyâtü fe siyâmu şehri ramadân ve haccu'l-beyti ve ityânü mescidi resûlillâhi sallallâhu aleyhi ve sellem ve ityânü mescidi'l-beyti'l-makdis.
Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet olunan hadis-i şerif ki "Hasen hadis-i şerif." diye yazılmış. Rivayet bakımından hasen, güzel, sağlam bir hadis-i şerif. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuş ki;
Erbaun müsebbeâtün. "Dört şey vardır ki bunlar ecr-ü sevabı 700 misli verilen amellerdir!"
Sevabı çok verilen ameller. Çünkü Allah-u Teâlâ hazretleri Kur'ân-ı Kerîm'de el-hasene, yapılan bir iyiliğin en aşağı on misli olduğunu ve dilediğine de bu sevabı daha arttıracağını bildiriyor.
Vallâhu yudâifu limen yeşâ'.
Fazl-u keremi çoktur, dilediğine, hak edene, uygun gördüğüne daha fazla da verebileceğini bildiriyor. Ama genel ölçü; Allah celle celâlüh yapılan iyiliklerin mükâfatını bire bir vermiyor, bire on veriyor! Bazen yedi yüze çıkartıyor!
Yedi başak, her başakta da yüz dane olsa ne olur?
Yedi yüz dane olur, bir ayet-i kerimede temsil de ediyor. Bazen bire yedi yüz veriyor. İşte bire yedi yüz verilen dört şey; sevabı bayağı büyük, bire on değil, bire yetmiş değil, bire yedi yüz sevap veriyor!
Bakalım onlar neymiş; dikkatle dinleyelim, anlayalım hem kendimiz uygulayalım hem de başkalarına anlatalım, uygulasınlar, onların sevabının da bir misli bizim defterimize yazılsın.
Ve erbaun mâhiyâtün. "Dört şey de vardır, ayrıca onlar da günahları siler!"
Mâhiyât; mâh-mâhi-mâhiyât, ha harfiyle olunca mahâ-yemhû "mahvetmek, silmek" demek.
Dört şey vardır ki günahları mahvediyor, yok ediyor, siliyor. Defterden siliyor, temizliyor. Silginin kara tahtadaki yazıyı temizlediği gibi dört şey de günahları siliyor.
Fe-emme'l-müsebbeâtü fe nafakatüke fî-sebilillâhi bi-seb'i mietin. "Kendisine yedi yüz misli sevap verilen güzel amellerden birincisi Allah'ın yolunda senin sarf ettiğin masrafındır. Allah yolunda yaptığın masrafın yedi yüz misli mükâfatlıdır!"
Her nasıl olursa olsun Allah yolunda sarf edilen paralar, para, mal, mülk, eşya, hepsi dâhildir; senin infakın, vermen, sarf etmen yedi yüz mislidir.
Allah'ın yolu hacdır, umredir. O taraflara giderken de insanın masraf yapması da yedi yüz mislidir. Onun için oraya gidenler masrafta cimrilik yapmamalı. Eskiler demişler ki:
"Devecinin hakkını vs. bol bol vermeli, kimsenin hakkını geçirmemeli, orada da nekeslik yapmamalı!"
Yaptığı ibadetin ecri sevabı çok olsun diye Allah yolunda kesenin ağzını açıp kimseyi üzmeden, kimsenin hakkını ketmetmeden vermeli.
Demek ki Hacca, umreye sarf edilen yedi yüz mislidir. Orada cimrilik, nekeslik, pazarlık, aldatmaca, kandırmaca yapmak doğru değildir. Helal parayla bol bol harcayarak, herkese hakkını vererek yapmak lazım. Bunları öğrenmeli!
Haccın adabından birisi helal parayla gitmektir, kitaplar yazar ama millet Lebbeyk'i öğreniyor, şunu öğreniyor, bunu öğreniyor, detayın, teferruatın kılı kırka yarıncaya kadar her türlüsünü öğreniyor da ana meseleyi atlıyor, ana noktayı kaçırıyor. Onları kaçırmamak lazım!
Nafakatüke fî sebilillâh. "Allah yolunda bu paralar harcanacak!"
Neden kazanılıyor? Allah yolunda harcanmak için kazanılıyor, harcanacak!
Ve nafakatüke alâ ebeveyke bi-seb'i mietin. "Anana-babana, ebeveynine harcadığın masraf da yedi yüz mislidir!"
İslâm'ın anneye-babaya verdiği önemi gör!
Cennet nerede?
Cennet annelerin ayaklarının altındaymış. Kaldır bakalım ayağını cenneti görebilecek misin?
"Cennet annelerin ayağının altında!" demek ne demek?
Annenin elini değil, ayağını öp; ona ne kadar hizmet edersen, onun ayağının altını öpersen o zaman cenneti kazanırsın demek. Annene-babana hürmet et demek. Onun işareti, mânası o.
Onun için evlat anne-babayı sevecek, anne-babanın gönlünü hoş etmeye çalışacak. Bir evlat annesine, babasına kendisini sevdirtebilirse; hüner gösterip başarı gösterip bir şeyler yapıp annesine babasına kendisini sevdirebilirse babası-anası da onun yüzüne bir sevgiyle bakarsa bir bakışına Allah, bir köle azat etmiş gibi sevap veriyor!
"Şu bizim oğlana maşallah! Aferin be, bizim oğlan, bizim kız, aferin hafız olmuş…"
İçinden seviyor, bir sevgiyle baktı, filan. O, çok güzel, anası babası memnun.
Evlat baktırabilmişse babanın-ananın bir bakışına evlada bir köle azat etmiş kadar sevap veriyor.
"Hocam, köle azat etmek ne kadar masraf tutar ne demek?.."
Çok büyük bir şey; otomobile, kamyona benzemez, otobüse benzemez. Bir insan senin kölendi, çalıştıracaktın, emrindeydi; azat ediyorsun! Çok büyük bir para! Anasına-babasına bir baktırdığı zaman bir köle azat etmiş gibi sevap kazanıyor.
O zaman evlat ne yapacak?
Anasının-babasının etrafında pervane gibi dönecek; gönlünü almaya çalışacak, elini öpecek, ayağını öpecek, hediye alacak, allem edecek kallem edecek, hünerini gösterecek; işi başaracak, becerecek, anasına babasına kendisini sevdirecek, o sevabı kazanacak!
Demişler ki:
"Yâ Resûlallah, anne-baba evladına bir kere bakmaz ki; üç yüz altmış defa bakar?.."
Bir bakıp sonra gözlerini kapatmıyor ki! İnsan önünde dolaşırsa çok bakar.
Peygamber Efendimiz; Allahu ekber, demiş.
Üç yüz altmış defa bakarsa Allah için üç yüz altmış köle azat etmek sevabını vermekte güçlük mü var?
Hâşâ, sümme hâşâ. Verir, o kadar verir!
Anne-babaya masraf yapmak yedi yüz misli sevap! Terlik al, takke al, mendil, çorap, kumaş, elbise al, yiyecek götür; tatlı götür, tuzlu götür, ilaç götür, gezmeye, seyahate götür...
"Babacığım bir yere gitmek ister misin? Bugün boşum, tatildeyim. Emret…" filan de.
"Anneciğim, ne istiyorsun, canın ne istiyor; seni bugün Eyüp Sultan'a götüreyim mi?"
"Götür evladım, hay Allah senden razı olsun…"
Sevabı hemen nasıl alıyor. Bunlar da ilâhî tezgâhtarlık.
Müslümanlık zor, Müslümanlık bir bakıma zekâ işi! Sevapları kazanmasını herkes bilmiyor, günahlara dalıyor. Sevapları kazanmak için insanın zeki olması lazım, zekâsını kullanması lazım.
Allem edecek kalem edecek, anasının-babasının duasını alacak, sevabı kazanacak!
Bir, Allah yolunda masraf yapmak; iki, ana-babaya masraf yapmak.
Üçüncüsü:
Ve zebîhatüke şâteke yevme fıtrike li-ehlike bi-seb'i mietin. "Senin Ramazan Bayramı'nda koyununu kurban etmen, koyun kurban etmek, kurban kesmek ailen için, çoluk çocuğun için yedi yüz misli sevaptır!"
Ramazan Bayramı'nda ailen bolluk içinde olsun, rahat etsin, evde bir şenlik sefalık olsun, kebap olsun, pirzola olsun, büryan, dolma, kıyma olsun… Kim neresini seviyorsa; kimisi ciğer seviyor kimisi mumbar seviyor, çeşitli şeyler oluyor.
Evde bir şenlik, bir muhabbet oluyor; bayram bir bakımdan daha takviye edilmiş oluyor.
Misafir gelse; "Buyur, kal, otur, ye! Soframız iyi, yemeğimiz var." dersin filan. O da yedi yüz misli.
Neden?
Ramazan kıymetli bir ay ki onun bayramı o kadar büyük ki Allah-u Teâlâ hazretleri zaten çok sevaplar veriyor; bir bayram oluyor, her yönden bereket olsun, ortalık coşsun, taşsın diye Allah-u Teâlâ hazretleri buna da bu sevabı vermiş, Peygamber Efendimiz de söylüyor.
Kurban Bayramı'nda zaten kesiyor, vacip olan kurbanını kesecek. Ramazan'da kurban keserse bu sevabı da alır.
Ve emme'l-mâhiyât dedi, günahları silenlere geçti. Hâlbuki üç tane oldu.
"Dört şey vardır ki onların sevabı yedi yüz misli!" demişti.
Dördüncü nerede?
Buraya bir işaret koymuş, kenara yazmış: Leâllehû ve nafakatüke alâ zevcetike ve ehlike ev iyâlike.
"Burada bir bölüm daha olması lazım, Allahualem. Bu da ne olabilir?
"Ailene, zevcene, ev halkına infakın da yedi yüz mislidir. Bir o kısım var!" demek. Demek ki rivayette bir kısım yazılmamış, kenarda açıklama yapılmış.
Çoluk çocuğuna bakmaya kim mükellef, kocası mükellef değil mi?
Evin reisi! Evin reisi olmak kolay değil. Evin reisi olmak biraz uğraşmayı, çalışmayı gerektiriyor. Git, çalış, helalinden kazan, yiyecek içeceği getir. Hanımın çalışma mecburiyeti yok! Hatta hanımın ve çocukların gıdası, nafakası, barınması, giyinmesi beyin üzerine borç olduğundan, vazife olduğundan fakihler, alimler; "Kadın çocuğunu emzirmese baba zorlayamaz." demiş.
Annelik şefkatinden çocuğunu emzirirse emzirir. O ekstra bir şey, keyfî bir şey, isterse emzirir. Emzirmezse, baba; "Çocuğunu emzirsene!" diyemez.
Neden?
Ananın-babanın, çocuğun, hepsinin nafakası babanın üzerine ait olduğundan! O çocuğa sütü de o bulacak. Ya sütanne bulacak ya süt alacak, besleyecek, bakacak!
İslâm'ı görüyor musunuz, nasıl?
İslâm'da reislik, kabadayılık değil! İslâm'da reislik; sorumluluk, mükellefiyet, hizmet! Her bakımdan böyle, devlet hizmetleri de böyle! Efelik, kabadayılık değil, saltanat değil; hizmet, sorumluluk!
Birisi de bu olabilir: Allah yolunda mal sarf etmek, yedi yüz misli. Ana babaya sarf etmek, yedi yüz misli. Ramazan Bayramında aileye kurban kesmek, yedi yüz misli. Dördüncüsü de muhtemelen; hanımına, çoluk çocuğuna yapılan masraf, o da yedi yüz misli.
Muhterem kardeşlerim! Onun için ailenize karşı cömert olun! Ailede bolluk bereket olsun; çocuklar dışarıya bakmasın, komşunun ağacına tırmanmasın, tenezzül etmesin, başkasına el uzatmasın. Çocuktur, cahildir; istetmeyin! Evde her şey bol olsun!
Eve yapılan masraf hacca yapılan masraf gibi, cihada yapılan masraf gibi, ana babaya yapılan masraf gibidir! Fileler dolu olsun, evde bereket bolluk olsun, çocukların gözü doysun, gönlü doysun, helalinden bol bol yesinler. Sakınmayın, çekinmeyin!
"İşten artmaz, dişten artar!" demişler, atasözü var.
O nedir?
O, israf olmasın demektir. Müsrifâne harcamayın mânasına geliyor. Yoksa çoluk çocuğuna yiyecek içecek verme de hasta olsunlar, verem olsunlar, kan kussunlar demek değil herhalde. Veyahut o mânaya bile olsa Peygamber Efendimiz öyle olmasın diyor, çoluk çocuğuna ikram yapmayı tavsiye ediyor. Müslüman, Peygamberimiz' in sallallahu aleyhi ve sellem tavsiyesini tutacak!
Günahları silen, mahveden, yok eden güzel amellere gelelim. Onlar neymiş?
Başta;
Fe siyâmu şehri ramadân. "Ramazan günü tutulan oruç!"
Günahları siler. Ramazan, bir sene önceki Ramazan'a kadar arada işlenmiş günahları siler, defterden temizler. Ama Ramazan orucu güzel tutulursa!
Oruç nasıl tutulacak?
Yemek yemeyecek, su içmeyecek, diğer yasaklara riayet edecek, gözüyle harama bakmayacak, kulağıyla haramı dinlemeyecek, elini harama uzatmayacak, dilini haram söz söylemekte kullanmayacak, yalan dolan, gıybet, iftirada bulunmayacak… Her azasını günahlardan koruyacak! Oruç budur.
Bir insan sahura kalktı, "Ramazan orucuna niyet ettim." dedi, ama gözüne sahip olmuyor; harama bakıyor.
Ne oldu? Sevabı gider!
Peygamber Efendimiz; "Allah'ın onun aç ve susuz kalmasına ihtiyacı yok." diyor. Dilini tutmayan, yalan sözü, gıybeti, dedikoduyu bırakmayanın orucunun sevabı olmaz, Allah'ın onun orucuna, aç ve susuz kalmasına ihtiyacı yok. Mühim olan bu günahları işlemeyecekti!
Onun için bir durum olmasın diye Ramazan'ın başında kardeşlerimize her zaman hatırlatıyoruz: Oruç sadece aç kalmak, susuz kalmak değildir, bunu iyi bilin, dedik.
Millet sinirleniyor. Sigara içmediği için öğleden sonra ibre tehlikeli tarafa kayıyor. Barut gibi oluyor, adamın yanına yanaşırsan kavga çıkartıyor. Ondan sonra da diyor ki; "Kusura bakma! oruçluydum, kafam dumanlıydı…"
Oruç bu kötü huyları engelleme çalışmasıydı, sen yapamadın, sevabı kaçırdın! Sabırlı olacak, derya gibi engin olacak!
Şeytan herkesin omzuna binmiş, kamçıyı eline almış, şırak şırak şıraklattırıyor. Kamçıyı yiyen de bağırıyor; sağa bağırıyor, sola bağırıyor, çatıyor...
Hani? Oruçluydun, hayrola? Sabırlı olacaktın, kızmayacaktın, melek gibi olacaktın?..
Orucun kıymetini, mahiyetini ve nasıl tutulması gerektiği iyi bilmek lazım. Tamam mı? Oruç sadece aç ve susuz kalmaktan ibaret değildir. Ahlâkî noktalarda kusurlar işlenirse o orucun sevabı kaçar, insan akşama hava alır. Aç ve susuz kalmaktan ibaret bir durum olur. Hadis-i şeriflerde bu kesin olarak bildiriliyor. Ahlâklı insan olacaksınız, olacağız.
"Zaten ahlâklıyım…"
O zaman sinirlenmeyen insan olacaksın, sabırlı insan, kendini tutan, nefsine hâkim olan insan olacaksın. Muzır neşriyata bakmayacaksın!
Televizyon bir acayip alet: Bir kanalını çeviriyorsun; ilahi, camide takkeli insanlar, güzel. Bir kanalını çeviriyorsun; Ramazan eğlenceleri, bilmem neler…
Bunun Ramazan'la ne ilgisi var?
Olmaz! Ramazan'ın gündüzündeki melek gibi durum gece de devam edecek. Ramazan'daki melek gibi durum Ramazan'dan sonra da devam edecek. Olmazsa kıymeti yok.
Bir insan Ramazan'dan sonra Ramazan'daki halini bıraksa ne olur?
O bir işarettir, Peygamber Efendimiz söylüyor: "Ramazan orucu kabul olmadı, Ramazan ibadetleri kabul olmamış!" demektir.
Bir insan Ramazan'dan sonra Ramazan'daki hâlini bırakıyor mu? Bırakıyor.
"Ramazan münasebetiyle dükkânımız kapalıdır, meyhanemiz kapalıdır!" [Diyor].
Ramazan'dan sonra ne olacak? Yine Açılacak. Sen hava aldın. Ramazan orucunun kabul olmadığının alameti! Ramazan'dan sonra o meyhane levhası oradan silinecek. "İçki kalkmıştır." diyorsa, kabul olur.
Eskiden varmış; hırsızlık yaparmış, Ramazan'da tatil yapıyor, Ramazan'dan sonra gene hırsızlık yapıyor. Eski edebiyatımızda Uğru Abbas filan diye hikâyeler vardır. Olmaz! Ramazan'dan sonra devam edecek. Ramazan insanın ıslah olması içindir. Islah olmamışsa aşı tutmadı demektir. Bunu unutmayın, bu da çok önemli!
Ama Ramazan o kadar kıymetli bir ay ki geçmiş bir senelik günahları, daha önceki Ramazan'la aradaki günahları siliyor.
Peki, daha öncekiler ne olacak?
Onlar da o Ramazan'da silinmişti. Her Ramazan kendisinden öncekini silmişti. Onun için insan günahsız olacak. Orucu güzel tutsa, Ramazan'dan güzel çıksa insan günahsız olacak. Orucun mahiyetini anlayın, orucu güzel tutun, ibadetlerinizi güzel yapın...
Ramazan'da camiye geliyorsunuz, Ramazan'dan sonra da Ramazan'da sabah namazına gidiyorsunuz, Ramazan'dan sonra da Ramazan'da Kur'an okuyorsunuz, hatim indiriyorsunuz, Ramazan'dan sonra da; Ramazan'da sigarayı bıraktınız, şimdi de bırakacaksınız, Ramazan'dan sonra da bırakacaksınız…
"Hocam, bir sigara keyfimiz var! Zaten ihtilaflı bir mesele, bazı alimler "caiz" diyor, "mubah" diyor, bazıları şöyle diyor... Bizim sigaramıza dokunma!"
Ben bizim mecmuada bir yazı yazdım. Anadolu'nun bilmem hangi ilinden; "O hoca bizim sigaramıza dokunmasın!" diye haber geldi. Ama gece de rüya gördüm. Güzel bir rüya gördüm; benim gönlüm müsterih, onlar ne derse desin!
"Bizim sigaramıza dokunmasın." filan demişler. Ben dedim diye adam bana kızıyor. Hoca sigarayı içiyormuş, kaloriferin kenarına koyuyormuş, namazı kılıyormuş; ondan sonra yine sigaraya devam, fesubhanallah!
Ankara'da sevdiğimiz bir tıp profesörü var. Telefonla aradım:
"Hocam, çok hastaydım." Dedi
"Geçmiş olsun, ne oldu?"
"Felç oldum, zor kurtuldum." dedi. Şimdi o doktor, ben de hoca; edebiyatçı, din hocası. O doktor ama;
"Sigara içiyordunuz galiba?" dedim.
"Maalesef evet ama şimdi bıraktım." dedi.
Muhterem kardeşlerim! Bu sigara zehir! Zehir ve zifir! Kış gününde kenar mahallelere bir gidin; eğri büğrü soba borularından, deliklerden aşağıya zifir damlıyor ya yerden de lekesi çıkmıyor ya bazen odada da soba tüttüğü zaman aşağı damlıyor ya… İşte o zifir sigara dumanında aynen var! Mübalağa etmiyorum. O zifir ciğerinize doluyor. Ciğerinizin rengi kırmızılıktan zifir rengine, katran rengine dönüyor. Sonunda simsiyah oluyor. Bırakın şu sigarayı! Allah bir fırsat vermiş, içinizde sigara içen varsa nasıl olsa Ramazan'da bırakmışsınız, şu sigarayı atın, bu zehri bırakın, alıştığınız bu tatlı belayı, musibeti atın, kurtulun. İşin doğrusu bu!
"Hoca, bizim sigaramıza karışmasın!" deseler bile söylerim çünkü ben hakkı söylüyorum.
Keyfine uymak yok, keyfine zıt gitmek var. Keyfini yapmamak, keyfine karşı çıkmak var.
Ramazan ayı günahları silen, tertemiz yapan bir ay. Elhamdülillah!
Yâ Rabbi! Bizi nice Ramazanlara eriştir, günahlarımızı silecek şekilde, Ramazan orucu güzel tutmayı, ibadeti yapmayı nasip eyle!
İkincisi:
Ve haccu'l-beyti. "Beyt'i haccetmek."
Beyt dediği Beytullah. El-Beyt, Beytullah, Kâbe. Kâbe-i Müşerrefe'ye haccetmek de günahları siler. İnsan bir haccetti mi, daha önceki günahları silinir. Ondan sonra bir daha haccetse onunla arasındaki günahları silinir.
Onun da şartı nedir?
Başta helal lokmadır, helal lokmadır, helal lokmadır! Helal lokmayla haccetmektir. Çünkü bir insan haram lokmayla haccederse, Lebbeyk Allahümme lebbeyk dediği zaman, "Kat kat emrindeyim yâ Rabbi, buyur, senin sözünü derhal tutacağım, emrindeyim!" dedikçe, Allah-u Teâlâ hazretleri Lâ lebbeyke ve lâ sa'deyk ve'l-haccu merdûdun aleyk. "Sana lebbeyk ve sa'deyk yok, senin bu sözün sahte, senin haccın makbul değil, senin haccın senin yüzüne çalınmış durumda!" dermiş. Onun için helal lokmayla haccedecek.
Onun için bazı takva ehli insanlar kendi parasını bir tarafa koyarmış, sevdiği bir arkadaşından borç para alırmış, onunla haccedermiş. Öbür taraftan borcu ödüyor. Borç para helal olduğundan -onda bir şey yok, borç para alıyorsun- böyle bir kurnazlık düşünürlermiş ki hac helal olsun.
Fe-lâ refese ve lâ füsûka ve lâ cidâle fi'l-hac.
Hacda kötü söz söylemek, kötü iş yapmak yok, kavga gürültü, cidal cenk, çirkin işler yok. Onun güzel yapılması lazım. O da önemli.
Ramazan orucunun nasıl tutulması gerektiğini insanların bilmediği gibi, haccı nasıl yapacağını da çok kimse bilmiyor. Oraya gidenler haccın sevabını kaçırabiliyorlar.
"Kâbe'nin etrafında kaç tane kapı var? Minaresinin sayısı ne? Direkleri kaç tane? Kubbeleri nasıl? Çarşıda pazarda neler aldın sen bakalım gelinine, torununa? Göster bakalım kaça aldın, kem riyal..." vs. Bunlar haccın sevabını kaçıran şeyler olabiliyor. Onun da güzel yapılması lazım.
Ve ityânü mescidi resûlillâhi sallallâhu aleyhi ve sellem. "Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in mescidine gelmek!"
İtyan, "gelmek" demek.
Biz Peygamber Efendimiz' in mescidine gitmek diye düşünüyoruz, o gelmek diyor.
Neden? Orada da ondan! Peygamber Efendimiz "Bu mescide gelmek…" diyor.
Peygamber Efendimiz' in mescidine gelmek de günahları siler. Resûlullah'ı ziyaret, mescidini ziyaret de günahları siler.
Muhterem kardeşlerim!
Üç mescid ziyaret olunur, dinimizde başka [mescidler] için kalkılıp bir özel sefer ve ziyaret yoktur. Bir; Mescid-i Haram, Kâbe'nin etrafında olan mübarek mescid. İki; Mescid-i Resûlillah, Medine'deki Mescid-i Nebevî. Üç; Kudüs'teki Mescid-i Aksa.
Ve ityânü mescidi'l-beyti'l-makdis. "Kudüs'teki Mescid-i Şerif'i Mescid-i Aksa'yı ziyaret, oraya gelmek de günahları siler!"
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz; "Kudüs ziyareti de Medine ziyareti de hac da Ramazan da günahları siler." buyuruyor.
Allah gözümüzün perdelerini kaldırsın, basiret ihsan eylesin. Hakkı hak olarak görmeyi, Allah'ın dinine sımsıkı sarılmayı nasip eylesin.
Muhterem kardeşlerim!
Şunu hatırlatayım: Bu dâr-ı dünya imtihan âlemi olduğundan böyle fırsatlar oluyor. Biz tembellik ettiğimiz için, biz günahkâr olduğumuz için, biz İslâm'dan uzaklaştığımız için, biz birlik ve beraberliğimizi bozduğumuz için Kur'an'da buyuruluyor:
Fe-tefşelû ve tezhebe rîhuküm. "Dağılırsınız, gücünüz kuvvetiniz kalmaz. Birleşin, beraber olun!" diye emrediyor.
Onu dinlemediğimizden başımıza bunlar geliyor. "İlim öğrenin, ilme çalışın, onlara karşı silah hazırlayın." diyor. Allah Kur'ân-ı Kerîm'de bildiriyor:
Ve eiddû lehüm mesteta'tüm min kuvvetin.
Bizde silah yok, çalışma yok, gayret yok, birlik beraberlik yok…
Muhterem kardeşlerim! Bir de bana hoca olmam dolayısıyla gelip dertlerini açan kardeşlerim oluyor, ailevî meselelerini söyleyen kardeşlerim oluyor.
Muhterem kardeşlerim! Allah insanı yanıltmasın, şaşırtmasın, saptırmasın, ayağını kaydırmasın; insanın yakınları bu devirde hiç ummadığı şekilde kötü yollara sapabiliyor.
Neden?
Kötülüğün imkânları kolay, çok! Etrafımızda Bütün her şey insanları kötülüğe çekmek için çalışıyor.
Muhterem kardeşlerim! Şunu söylemek istiyorum: Kusur bizde, Müslümanlığımız zayıf, Allah'ın emrine bağlılığımız gevşek! Çoluk çocuğumuza sahip olmamız lazım. Çocuklarımızı bizden iyi Müslüman yetiştirmemiz, takva ehli yetiştirmemiz lazım. Çocuk bizim zorumuzla namaz kılmamalı. Çocuk, anasına-babasına doğru yolu gösterecek gibi olmalı. Annesine-babasına hak yolu gösterecek, onu hak yola çekecek olmalı.
Babası lokantasına içki koymak istemiş, çocuk demiş ki:
"Baba, içki haram."
"Ama evladım müşteri gelmiyor, yandaki komşunun lokantası daha iyi çalışıyor, içki koyarsak…"
"Baba, içki haram, Allah'ın istemediği bir şey. Eğer içkiyi koyacaksan ben artık bu evde senin kazancını yiyemem, müsaade et, ben evden gideceğim. İçkiyi koyarsan ben evde duramam. Benim evde kalmamı istiyorsan içkiyi koyma baba!" demiş.
Bu ne?
Takva! Allah'tan korkmak, Allah'ın emrini tutmak!
Evlatlarımızı bizim himayemiz olmadan, zorlamamız olmadan Müslüman olarak yaşayacak şekilde, kuvvetli Müslüman olarak yetiştirelim.
Dünyaya tamah etmek iyi olmuyor. Derin tecrübem var. Dünyaya tamah edenlerin hepsinin zarar gördüğünü gözlerimle gördüm, kulaklarımla duydum, biliyorum. İsim isim sizin de tanıyacağınız isimlerden misaller veririm. Yüksek mevkiler, tehlike; çok paralar, tehlike... Allah helalinden versin, hayırlısını versin, demek lazım. İnsanlar şımarıyor. Parayı görünce adam şımarmıyor; çocuğu şımarıyor, sapıtıyor! Adam senin arkadaşın, sevdiğin, Müslüman, mütedeyyin insan; çocuğu babasının mevkiinden, makamından, parasından dolayı şımarmış, kadın kız peşinde, haydutluk peşinde, kötü yolda!
Çoluk çocuklarımıza sahip olalım!
Kû enfüseküm ve ehlîküm nâran. "Kendinizi de çoluk çocuğunuzu da cehennemden koruyun!"
Cehenneme düşmesinler, yanmasınlar diye, gayret gösterelim.
Vaazlardan netice o, işin aslı o: Kendimiz iyi insan olacağız. Çoluk çocuğumuzu koruyacağız. Din-i mübîn-i İslâm'a güzel hizmetler edeceğiz. Allah-u Teâlâ hazretleri hayırlara muvaffak eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
28.03.1993 -
Sabah Namazı, Cemaat,
26.06.1984 -
Dünya Malına Önem,
