01.04.1990 - Ramazan, Konusmak, Hesaba Çekilmek

01.04.1990 - Ramazan, Konusmak, Hesaba Çekilmek
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm
Bismillâhirrahmânirrahîm
Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemine hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve’s-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruusinâ ve üsvetine'l haseneti Muhammedini'l Mustafa ve âlihi ve sahbihi ve men tebiahü bi ihsânin ilâ yevmi'l ceza.
Emmâ ba’d.
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyû seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesin bid'ah ve külle bid'atin dalâleh ve külle dalâletin ve sâhibihâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Allah-u Teâlâ hazretlerine sonsuz hamd ü senâlar olsun.
Bizi rahmet ayı Ramazan'a erdirdi, ibadetlerini yapmaya muvaffak eyledi.
Bu rivayetleri okuyup size izah etmek, mübarek Ramazan ayında oruçlu ağzımızla tefeyyüz etmek, taallüm etmek içindir. Çünkü Resûlullah Efendimiz'in sözü bile yeter. Değil Resûlullah Efendimiz, salihlerden bir mübarek kulun anıldığı yere bile Allah'ın rahmeti iner. Nerede kaldı ki Resûlullah; Allah'ın en sevgili kulu ve eşref-i mahlûkat, mahlûkatın en şeriflisi. Mahlukatın en şereflisi insan. İnsanların en şereflisi Muhammed-i Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem. Allah yolundan ayırmasın, sevgisini gönlümüze doldursun, sünnetine en güzel tarzda uydursun, ümmetine en güzel tarzda hizmet etmeyi nasip etsin. Maksat şefaatine ermek, maksat tefeyyüz eylemek, maksat Allah'ın rahmetine gark olmak; Allah maksadımıza ulaştırsın.
Enes radıyallahu anh rivayet eylemiş:
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sözü anlaşılsın diye söylediği sözü bazen üç defa tekrar ederdi."
Muhterem kardeşlerim!
Allah'ın üzerimizde o kadar çok nimetleri var ki; olmayanlarda durumu görünce kıymetini anlıyoruz. Dilsiz olsak ne yaparız, konuşmak ne kadar güzel şey. Akılsız olsak ne yaparız, divanelik ne kadar acı şey. Sıhhatsiz olsak ne yaparız, hastalık ne kadar zor. Allah saklasın İman ne kadar güzel, Müslümanlık ne kadar kıymetli bir lütuf...
Allah'ın üzerimizde çok nimetleri var. Sevgili kardeşlerim! Bilin ki bu sonsuz sayısız nimetlerinden bir tanesi de konuşma nimetidir.
"Hoppala! Hocaefendi Ramazan'da oruç tutmuş, herkesin bildiği şeyi bize nimet diye yutturmaya çalışıyor…"
Değil, emin olun en büyük nimet! Allah başka mahlûklara vermemiş. Papağanlar biraz insan konuşması gibi konuşabiliyor diye gözümüzde büyütüyoruz. İnsanoğullarına baksana; sabahtan akşama kadar bülbül gibi konuşuyorlar. Ne ilimler, ne irfanlar, ne sözler, ne fikirler, ne buluşlar…
İnsanoğlu, demiri, metali havalarda uçuruyor, denizlerde yüzdürüyor, denizlerin altına gidiyor. Balıklar bizden illallah diyor, ormanlarda hayvanlar bizden illallah diyor:
"Nedir bu insan denilen mahlûk ta. Baş edemedik, boyu bizden küçük…" diyor. Filleri, yırtıcı kaplanları, kafeslere koyuyoruz. Denizin içindeki koca koca balinaları, kuyruğunu bir tane vurduğu zaman yelkenliyi devirirmiş, gelsin de devirsin bakalım, deviremiyor! Allah bizi nelere sahip kılmış!
Ne sayesinde?
Akıl nimeti sayesinde! Akıl nimetinin dışarıya uzantısı, dışarıda gözle görülen, kulakla duyulan tezahürü; konuşma! Ne büyük nimet, ne büyük devlet, ne büyük saadet! İçinde bir duygular olacak, anlatamayacaksın; insan patlar, şişer şişer patlar. Elhamdülillah ki konuşma kabiliyeti vermiş, nutk vermiş, bizi nutk-u beyân meziyetiyle öbür insanlardan ayırmış.
Eski felsefe kitaplarında yazar: "İnsan, konuşan hayvandır."
"Estağfirullah, ağzını topla, nereden çıkmış Ramazan gününde konuşan hayvan!"
Arapça'da hayvan demek; "canlı, hayat sahibi, zî-hayat" demek.
İnsan, konuşan hayevandır demek; konuşma meziyetine sahip tek müşerref varlık" demek. Ötekilerde öyle meziyet yok!
"Hocam, karıncalar da koklaşıyorlarmış, tokuşuyorlarmış…"
İşte o kadarcık!
Birbirleriyle boynuzlarıyla selamlaşmadan geçmiyorlar! İbret al, Müslüman ibret almasını bilir, karınca yuvasının önünde dur da ibret al, küçücük karıncadan âdâb-ı muaşeret öğren: Yol arkadaşına karşıdan gelenle bir toslaşmadan, merhabalaşmadan geçmez. Bak istersen. Yoldan geçerken hepsi birbirini öyle koklayacak. Öyle gidiyor, selamlaşıyor.
Sen niye selamlaşmazsın? O senin Müslüman kardeşin; es-Selâmü aleyküm de, Allah'ın selamını mı esirgiyorsun?..
"Hocam, ya cennete girerse?.."
Sana yer kalmayacak diye mi korkuyorsun; al, sana da yer ona da yer var.
Es-selâmu aleyküm; "Allah'ın selamı, selametliği, dünyada, âhirette üzerine olsun. Allah seni Dâr-ı Selâm cennetine soksun, nimetine mazhar etsin. Türlü türlü nimetleriyle taltif eylesin." diyorsun. Selam önemli bir şey!
Bak neler çıkıyor; insanın hatırına kim getiriyor?
Allah getirtiyor.
Nereden geliyor?
İnsanın akıl etme kabiliyeti var, aklı var. Allah akıldan daha eşref bir varlık yaratmamış. En şerefli şey, insanı şerefli kılan aklıdır. Akıl olmasa kıymeti yok., kâfir, müşrik, cahil olsa kıymeti yok! Ancak akıllı olduğu zaman kıymeti var, çok büyük nimet! Hamd u senâlar olsun. Milyarlarca, sınırsız... Allah’in ilmi kadar, mâlumâtı kadar, mahlukatın kadar hamd-ü senâlar olsun. Çok büyük nimet!
Konuşma; insanlar birbirleriyle anlaşsın diye çok güzel bir vasıtadır. Çok güzel, çok nefis bir vasıtadır. Ben birşey duyuyorum, hissediyorum, herhalde kalbim katıdır ama Ramazan diye oruç var, gözüm yaşarıyor, içim hassas.
Neden?
İnsanın midesi boşaldı mı kalbi çalışmaya başlar da ondan; mide doldu mu kalp durur, mânevî gönül durur. Mide çalıştı mı nefis ortaya çıkar; mide aç oldu mu gönlü pırıl pırıl pırıldıyor, çalışmaya başlıyor. Ben bir şeyler duyuyorum, ağlamaklı oluyorum, size anlatıyorum; siz de anlıyorsunuz, siz de ağlamaklı oluyorsunuz. "Aman yâ Rabbi!.." diyorsunuz.
Ben bu duyguyu size nasıl ilettim?
Konuşma ile! O hâlde konuşma, Müslümanın en büyük nimetlerinden biri, bunu öğrenelim.
Peygamberimiz'in en büyük mucizesi Kur'an; en büyük mucizesi, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân. Eşsiz, emsalsiz ifadesi olan Kur'ân-ı Kerîm. Ne güzel okuyoruz, asırlardır dipdiri, tüm insanlığa ışık tutuyor.
Aziz ve muhterem kardeşlerim;
Bir Alman profesörümüz vardı; adını cümle cihan halkı, o meslekten olan herkes bilir. Edebiyat fakültesinde bir alman profesör vardı, öldü. Ben kendi kulağımla onun ağzından şöyle duydum:
"Benim hocam Şâfiîydi, ben de Şâfiîyim." dedi. Ama bunu neden dedi ne bilelim! İnşallah Mü'min olmuştur da ondan demiştir. Burada Şâfiî mezhebinden olan bir kimseden oturmuş, ders görmüş:
"Benim hocam Şâfiîydi, ben de Şâfiî mezhebim." demişti, oradan biliyoruz. Namaz filan kıldığı yoktu, oruç tuttuğu yoktu; yalnız laf arasında böyle bir söz söyledi.
Muhterem kardeşlerim!
Konuşmak; anlaşma vasıtasıdır. Buna iletişim diyoruz, iletişim vasıtasıdır.
Ben duygumu sana ileteceğim; nasıl iletirim?
Aramızda kulaktan kulağa kablo mu bağlayalım, kabloyla fişe mi sokalım, sende oradan sok… Öyle mi anlaşalım?
Ne kadar gelişmiş bir dil olursa maksat o kadar güzel anlaşılır. Kur'ân-ı Kerîm'in lisanı Arapça, böyle güzel bir dil!
Bizim [Alman profesörün] talebesi olan profesör hocamız vardı: "Fransızca'nın kelime köklerinin sayısı 70 bin, Arapça'nınki 200 küsur bin!" derdi. Fransızcanın üç misli! Arapça muazzam bir lisan! Bizim Türkçe'miz de çok güzelmiş, öteki Alman öyle diyordu:
"Sizin çok güzel diliniz vardı, mahvettiniz.
Neden?
Kuşa çevirdik?
Adamın birisi -kolay ele geçmez ama- leyleği yakalamış. Bacaklarını uzun görmüş kesmiş, gagasını da uzun görmüş onu da kesmiş; "Hah, şimdi kuşu benzedin." demiş.
Allah onu da uzun bacaklı yaratmış, sebebi var: Suyun içinde durabilsin diye uzun bacaklı yaratmış, sen onu anlayamadın. Suyun içini karıştırsın, yakalayacağı yemi yakalasın diye gagasını uzun yaratmış, sebebi var. Onu kesmiş, bunu kesmiş; "Şimdi kuşa benzedin!"
Biz de bu Alman'ın söylediğine göre lisanımızı kuşa çevirmişiz.
Neden?
Lisan anlaşma vasıtasıdır. Biz de anlaşma vasıtasını, kelimelerini atmışız; bacağını kesmişiz, gagasını kesmişiz, kanadını, kuyruğunu kesmişiz: "Tamam, şimdi kuşa benzedi…"
Mahvetmişiz!
Anlaşma vasıtası olduğu için dile önem vermemiz, güzel konuşmamız lazım. Arapça'yı öğrenmemiz, kendi lisanımızı tatlı tatlı konuşmamız lazım.
Emin olun şu rahmetli cennetmekân Süleyman Çelebi'ye hayranım, hayran oluyorum: Ne sözler söylemiş Mevlid'de, ne şahane sözler söylemiş!.. Hani hadis kitaplarını açıyoruz, size okutuyoruz. Bir de istiyorum ki -camide belki olmaz ama- karşı tarafta açalım; Süleyman Çelebi ne demek istemiş, beyit beyit onu anlatalım. Ne muazzam sözler, ne şahane sözler söylemiş!..
Söz ola kese savaşı,
Söz ola kestire başı
Bir rivayete göre;
Söz ola bitire başı
"Bitire başı" demek; "yarayı iyi ede" demek.
Söz ola kestire başı
Söz ola bitire başı
Söz ola ağulu aşı
Yağ ile bal ede bir söz
Bir söz zehirli aşı bile yağ bal gibi tatlı eder, söz çok önemli.
Yunus Emre'yi yedi asırdır seviyoruz, tanıyoruz.
Nesinden tanıyoruz?
İlahilerinden tanıyoruz, ondan seviyoruz. "Yunus" deyince yüzümüz gülüyor.
"Tamam, müşterek dostumuz, ben de tanıyorum…" [diyoruz]. Bizim için bir muhabbet vesilesi oluyor.
Söz veballi, sözümüze dikkat edelim. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki;
"İnsanoğlu Allah'ın hoşuna gitmeyeceği, gazabına uğrayacak, olmadık bir laf söyler; bu sözden dolayı cehennemin yetmiş yıllık uçurumuna yuvarlanır uçar gider."
Kurşun aşağıya doğru gidiyor ya, uçuruma düşer gider.
Neden?
Olmadık bir söz söyledi! Şu iki dudak, alt dudak, üst dudak; insanı ekseriya cehenneme götüren bu dil! Çok insanlar bu yüzden cehenneme gidiyor.
İki gün önce bir yerdeydim, camide teravih namazını kıldık. Odada sohbete çağırdılar:
"Buyur hocam gidelim."
Misafirim. İsveç'teyiz, Türkiye'de değil. Herkes hemen bir sigara yaktı:
"Mübarekler! Allah'ın can emanetini siz burada tütsülüyorsunuz, kurumluyorsunuz, pisliyorsunuz…" dedim.
Her birisi sigara yaktı. Yaşlı, Karadenizli birisi bana soru sormaya kalkıyor:
"Hocam rakı içenler ölüyor da su içinler ölmüyor mu?"
Lafa bak! Buyurun cenaze namazına, gelin kılalım! Ben de dedim ki;
"Herkes ölüyor ama o mühim değil! Hayat ve ölüm Allah'ın takdiriyle ama insan âhirette, bu dünyada yaptığından hesap veriyor. İyi şeyler yapmışsa Allah'ın emirlerini tutmuşsa mükâfat alıyor. Allah'ın emrine aykırı hareket etmişse emrini çiğnemişse orada cezasını çekiyor." Ondan baskın çıktım, gerisini getiremedi. Arkasından ne felsefe ileri sürecekti bilmiyorum: "Ha su içmişsin ha rakı içmişsin, bir…" mi demek istedi Ramazan'da.
Bu en akıllısı! Adam teravihten çıkmış, daha biz bir de demek ki bir kahveye otursak Allah dinle ki bakalım neler söyleyecekler! Bu söz insanı cehenneme sokar!
Bir söz insanı cennete sokar. Bir söz insanı Allah'ın rahmetine erdirir, bir söz insanı Allah'ın gazabına uğratır. Söz önemli, söz veballi! Lâ ilâhe illallah diyen Müslüman olur, Mü'min olur, cenneti hak eder.
Söz çok önemli! Onun için biz de sözün önemine dikkat edelim, sözü gereği gibi, gerektiği kadar konuşalım. Lüzumsuz, malayani konuşmayalım.
Malayani ne demek?
"Anlamsız, bir işe yaramaz, tatsız tuzsuz, faydasız, mantar gibi" demek.
"Malayaniyi nerede bulurum, Aksaray pazarında bulabilir miyim?"
Her yerde bulursun! İnsanların çoğu cahil, üçü bir araya geldi mi, başlarlar malayani konuşmaya, hiç işe yaramazlar! Ne sevap kazanırlar ne hayra ererler ne bir iş geliştirirler; boş boş konuşurlar.
Yunus'un bir sözü var çok hoşuma gidiyor. Yunus tatlı insan, zarif insan. Şiirinde kendi kendine -hani bazen şairler kendi kendine hitap ederler ya- diyor ki;
Yunus bu cezbe sözlerin sakın ağyâre söyleme
"Sen tesbih çekiyorsun, cezbeleniyorsun, keşfiyâtın açılıyor, gönülden mânevî şeyleri müşahede ediyorsun; bazı bazı hoş hâller, zevkler oluyor, sen bu hâlleri başkasına söyleme."
Yunus bu cezbe sözlerin sakın ağyâre söyleme
Bilmez misin cahillerin niçe geçer zamânesi
Ne güzel söylüyor!
"Sen bunu herkese söyleme; bilmiyor musun cahillerin işi malayanidir, gevezeliktir, zevzekliktir. Bu sözü anlamazlar, alırlar verirler, satarlar tutarlar, çekiştirirler."
"Anlamazlar!" demek istiyor.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in de hadîs-i şerîfi var, buyuruyor ki:
Kellimü'n-nâse alâ kadri ukûlihim. "İnsanlara akıllarının anlayacağı şeyleri söyle!"
Anlamayacağı, çok yüksek şeyleri söyleme!
Çantamı doldurdum. İsveç'te bana konuş diye teklifte bulunurlar ben de yanıma malzemeyi aldım, o kitabı bu kitabı aldım… Diyorlar ki;
"Çanta davul gibi oldu, kurşun gibi oldu."
"Ben alışkınım. Kitap taşımaktan kollarım kopuyor ama olsun."
Tabakatü's-sûfiyye; Ebû Abdirrahmân es-Sülemî hazretlerinin, evliyâullahın hayatlarını ve sözlerini anlatan bir kitap. Birisinin eline verdim, âdetim öyle: "Besmeleyle bir sayfa aç bakayım…"
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Bir sayfa açtılar, ben de oradan okudum. Evliyâullah neler söylemiş, nasıl yaşamış, ne işler yapmış; bizim için önemli!
Onlar bizim için numune insanlar. Biz onlara bakacağız da İslâm nasılmış, Müslümanlık nasılmış, nasıl yaşanırmış, nasıl ahlâklı olunurmuş onu anlayacağız.
Açtım, öyle sözler çıktı ki günlerce söylesen anlatsan bitmez! Ne sözler söylemiş mübarekler, ne ince mânalara ermişler, ne kadar gelişmiş zihinleri varmış, ne kadar yüksek ahlâkları varmış, ne kadar derin duyguları varmış!
İnsan hayran kalıyor. Herkes tabii onları anlamaz, anladığı kadar konuşmak lazım. İnsan; bilmediği bir konuda, bilmediği için anlayamadığı için düşman da olur. İnsanlara akılları nispetinde konuşulacak ve faydalı sözler söylenecek!
Kuli'l-hayra ev-li yesmut. "Bir insan ya hayrı söylesin ya da sussun!"
Ya hayrı söyle yahut da sus, sükût et.
Sükûtun ibadetin bir parçası olduğunu bilir misiniz?
Evvel, ilk ibadettir, ilk adım ibadettir, sükût da ibadettir. Namaz gibi, oruç gibi yeri gelince susmak -söz gümüşse sükût altındır- önemli oluyor. Hâsılı Peygamber Efendimiz'in sözle ilgili bu rivayeti geldi.
Muhterem kardeşlerim!
Sözümüze dikkat edelim, sözlerin en güzelini söylemeye gayret edelim. Dilimize sahip olalım. Dille günaha girebiliriz, girmemeye dikkat edelim; dille sevap kazanabiliriz, sevap kazanmaya çalışalım. Zikirle, fikirle, emr-i mâruf nehy-i münkerle, ilim öğretmekle sevap kazanılabilir. Boş sözle vakit geçirmeyelim, malayani konuşmayalım, söze dikkat edelim. Arapça'yı öğrenelim, Kur'ân-ı Kerîm'i öğrenelim. Sözlerin en güzeli Allah'ın kelamı olduğundan, Kur'an'ı öğrenelim yine beşer sözlerinin en güzel sözleri Resûlullah'ın sözü olduğundan onları öğrenelim.
Hâsılı söz deyince ceketimizi ilikleyelim, söz önemli.
Hani söz önemli diyoruz ya söz verdimi sen ağzından söz çıktımı sözün esiri oluyorsun. Söz seni esir alıyor.
Neden?
Hür insan vaat ettiği şeyi yapar da ondan. Ahdine sadakat gösterir de ondan.
Ahdi olmayanın emaneti yoktur. Müslümanlığı yoktur, imanı yoktur. Sözünde duracak. Vaadini yerine getirecek. Onun için dokuz defa yutkunmalı öyle konuşmalı. Olur olmaz, bol keseden vaat et ondan sonra yapma.
Ne derler?
İzâ vaade ahlefe. "Münafık" derler. Münafık!
Neden?
Söz verdi yapmadı. Konuştu, yalan söyledi, palavra attı. "Münafık" derler. Münafığın alametidir. Onun için az konuşacağız, öz konuşacağız, doğru konuşacağız, hak konuşacağız. Boş yere vaat etmeyeceğiz. [Doğru sözlü] olacağız, "söz" deyince ceketimizi ilikleyeceğiz. Saygılı bir tavır takınacağız. Sözün mühim bir iş olduğunu. Sevaplı veya günahlı çok önemli bir iş olduğunu bileceğiz. Bir de sözü tane tane söylemekte sünnettir. Tane tane konuşacağız.
Bir şey söyledi. "Bir daha söyler misin?" anlayamadım. Bir daha "blurrrup…" Bir daha söyledi. "Yahu gene anlayamadım. Kusura bakma. Yavaş söylesene şunu." "Blurrrup…" bir daha hadi.
Olmaz!
Bu söz anlaşma vasıtası olduğuna göre tane tane söyleyeceksin, anlaşılacak.
Rivayetler, Peygamber Efendimiz hem tane tane konuşurdu; bir… Hem de "iyice anlaşılsın diye aynı sözü üç defa tekrar ederdi" diyor. Tekrar ederdi.
Neden?
Onun sözü kıymetli. Onun sözünü herkesin ezberlemesi lazım. Bu okuduğumuz rivayetler boş değil.
Ve-mâ yentiku ani'l-hevâ in hüve illâ vahyun yûhâ.
Boşuna konuşur mu Resûlullah? Ona Allah ilham ediyor. Allah gönlünün kapılarını açmış. Fütuhatı vermiş, füyuzâtın âlâsını vermiş. Cihan durdukça hepimize yetecek mâna pınarları gönlünden fışkırmış. Gürül gürül, gürül gürül yirminci yüzyıla kadar akmış. Kıyamete kadarda akacak. Herkes içecek, herkes kanacak, herkes doyacak, herkes yunacak, herkes yıkanacak, herkes temizlenecek, herkes paklanacak…
Öyle sözlerin sahibi O, Resûlullah O! Resûlullah, Allah'ın peygamberi. Onun için, anlaşılsın diye tane tane söylerdi, üç defa söylerdi. Biz de anlaşılsın diye dinleyelim, anlayalım ve ezberleyelim. Resûlullah'ın sözünü doğru anlayalım, doğru ezberleyelim.
Muhterem kardeşlerim!
Bazen de şöyle oluyor, doğru söylemek kadar doğru anlamak önemli.
"Hocam siz şöyle söylemişsiniz."
"Tövbe estağfirullah. Getirin tespihimi tövbe çekeyim. Demem. Öyle laf der miyim? Ben, ben olarak böyle bir sözü söylemem."
"Yok hocam vaazda söylemişsiniz."
"Getirin bakalım şunu. Açın bakalım. Bantı dinleyelim…" Bilmem ne...
"Ya bu bak böyle değil. Başka türlü söylemişim. Sen yanlış anlamışsın."
Eski zamanda, adamın birisi öteki adamla iddia etmiş. Bir vaiz hocaefendiden dinlemiştim. İddia etmiş. Afedersiniz!
"Merkep anırdığı zaman insanın abdesti bozulur."
Tövbe! Şimdi o hayvancağız orada bağırdı. Benimde abdestim burada. Benim abdestim niye kaçsın o bağırınca?
Ötekisi de diretmiş karşısında. "Olmaz böyle şey, yanlışın var senin" demiş.
"Yok, ben çok büyük bir hocadan duydum. Merkep bağırdığı zaman anırdığı zaman adamın abdesti gider." demiş.
"Ya olmaz."
"Yok söyledi."
"Yanlış anlamışsındır."
"Hayır bu kulaklarımla duydum."
“İyi öyleyse.”
Yakasına yapışmış. "Gel o hocaya gideceğiz bu işi çözeceğiz. O hoca böyle bir sözü söylemez ya. Dur bakalım şunu iyice anlayalım." demiş.
Kalkmışlar hocaya gitmişler. Hoca yaşlı başlı bir hocaefendi. Arif, kâmil, güngörmüş, tatlı, hoş bir insan... Demişler ki:
"Hocam bu böyle iddia ediyor. Siz merkep anırdığı zaman abdestin bozulacağını söylemiş misiniz?"
"Hocam söylemediniz mi? Hani filanca vaazınızda" filan diye o da müdahale etmiş.
Adamcağız şöyle başını öne eğmiş düşünmüş. Tabi konuşmalar cevaplar hep düşünceye dayanmalı. Düşünmüş düşünmüş başını kaldırmış, gülmüş, demiş ki;
"Evladım ben bu sözü dedim."
"Yaa dedin mi hocam?"
"Dedim. Ben böyle bir söz söyledim. Dedim ama bu kardeşimiz, bu cennetlik bu selametlik vaazımın yarısında uyumuş taa sonunu duymuş. En son cümle hatırında kalmış. Öbür tarafta uyuklamış. Ben şöyle dedim: 'Adam çölde gidiyor. Suları, tulumları hayvanda asılı. Aşağı indi. Abdest bozacak abdest alacak. Hayvan ürktü kaçtı gitti. Su yok. Namaz vakti geçiyor. Öğlen geçiyor. Su yok. Su olmayınca insan namaz kılmayacak mı? Öyle şey olur mu?..'
İnne's-salâte kânet ale'l-mü'minîne kitâben mevkûtâ. Bu namaz günde beş vakit boynumuzun borcu. Yapacağız bunu. Bu büyük şeref. Bilene ne büyük devlettir. Namaz kılmak ne büyük saadettir.
Rabbimizin huzuruna günde beş defa kabul olan adamlarız. Efe efe dolaşsak; "Var mı bana yan bakan" desek hakkımız var.
"Var mı bana yan bakan? Ben Rabbimin huzuruna günde beş defa çıkabiliyorum. Sen çıkabiliyor musun?"
"Yoo! Ben bayramdan bayrama çıkıyorum."
"Ya sen?"
"Ben ömrümde hiç çıkmadım."
Kimisi öyle diyormuş. "Ben 25 yıldır hiç namaz kılmadım." diye güya övünüyor. 25 yıl seni Allah huzuruna kabul etmemiş.
Demiş ki;
"Namaz kılacak. Hayvan kaçtı. Su yok. Çöl… Vakit geçiyor. Ne yapacak?
"Teyemmüm alır, teyemmüm. Dinimiz kolaylık dini. Elini toprağa vurur yüzüne sürer. Elini toprağa vurur ellerini sıvazlar. Niyet edip teyemmüm abdesti alır. O abdestle Allah-u Ekber namaza durup kılar. Şimdi teyemmüm abdesti aldı. Eşekte oradan anırmaya başladı. Su geldi, suyun yeri belli oldu. Gidecek oradan hayvanı yakalayacak abdest alacak. O zaman teyemmüm kalmaz. Su bulunduğu zaman teyemmümün hükmü kalmaz…" diye anlatmış.
Adamcağız uyuklamış uyuklamış. Zaten şeytan uyutturur.
Cuma hutbesine hocaefendi buraya çıkar. Adamında başına uyku gelir. Horr horr… Yanındaki dürter. "Cuma'dasın uyuma” Hor hor uyumaya şey yapar...
Neden?
Şeytan uyutturuyor. Orada bir Hak söz dinleyecek. Bir ayet dinleyecek. Bir hadis dinleyecek. Gafletini bastırtıyor üstüne, uyutuyor. Vaazda uyur...
Uyumuş, uyanmış… Lafı yarım anlamamak lazım. Lafı kuyruğundan anlamamak lazım. Lafı ters anlamamak lazım. Lafı doğru düzgün değerlendirmek lazım. "Vur" dediysek "kır" anlamamak lazım. "Tut" dediyse "yut" anlamamak lazım. Birbirine benziyor ama iyi dikkatli dinleyip "Hoca tut mu dedi yut mu dedi? Vur mu dedi kır mı dedi?" Bunları iyi tespit etmek lazım.
Bunlara çok dikkat ettiği için halkın halini bildiğinden bizim her yönden rehberimiz olduğundan Peygamber Efendimiz üç defa söylermiş. Anlaşılır tarzda söylermiş. Siz de sözünüze sohbetinize dikkat etin!
Bir kardeşimizle sabahleyin konuştuk da hoşuma gitti. Şimdi hem konuşuyordu o; hem dinliyordum hem de kendisini hayran olarak dinliyordum. Düşünerek, ağır ağır konuşuyor. Harfleri sayabilirsin, not alabilirsin. Hızlı yazan bir talebe gibi not alsan bütün konuşmasını not alabilirsin.
Güzel! Hızlı değil, acele değil, gürültüye getirmiyor. Çünkü konuşma, anlaşma vasıtasıdır. O anlaşmayı güzel yapmak için bunlara dikkat etmek lazım.
Rabbimiz bizleri sözün en güzeliyle meşgul olmayı nasip etsin. En güzel şekilde konuşmayı nasip etsin. En güzel tarzda anlamayı nasip etsin. Sözlerin en güzeli Kur'an'ı en iyi öğrenmeyi nasip etsin. Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîflerini ezberlemeyi nasip etsin. Peygamber Efendimiz'in adeta hadisleri deryasında, şekerin çay bardağında eridiği gibi bizi eritsin. Hadisleri deryasında, sünnet-i seniyyesi deryasında, fâni olalım, eriyelim böyle.
Nerede bu şeker?
Ben bunun içine iki tane şekeri cump diye atmıştım ne oldu?
"Erittik hocam, çay bardağını karıştırdık. Suyun içinde, göremiyorum, eridi. Şeker suyun içinde eridi.
Biz de hadîs-i şerîflerin karşısında içinde eriyelim her şeyimiz sünnet-i seniyyeye uygun olsun. Oturmamız, kalkmamız, konuşmamız, hareketimiz, ahlakımız, işimiz, gücümüz, ticaretimiz, muamelatımız, ailevi düzenimiz…
Millet İslâm'ı bilmiyor. Allah bizi bilenlerden eylesin. Cahillerden etmesin. Gafillerden etmesin. Cahillik çok fena. Cahillik çok büyük bir ar, utanç vesilesi.
"Aman hocam! Yüreğimin yarasını deşme şimdi. Benim derdimi deşme hocam. Ben okuyamadım, yüreğim yaralı. Sende şimdi gelip gelip üstüne üstüne benim bu akşam, şu akşam vaktinde oruçlu halimde benim damarımı şey yapıyorsun."
Sen kendin okuyamadıysan çocuğunu okut. Şimdi ben bütün torunları hafız yapacağım. Niyetim öyle. Tüm torunları inşallah. Sizin çocuklarınızda benim torunlarım sayılır. Onları da hafız yapacağım. Niyetim öyle.
Neden?
Medine-i Münevvere'de duydum, birisi söyledi. Ağzı dert görmesin. Allah en büyük mükâfatı versin.
"Bir kimse evladını hafız yetiştirirse 70 bin hac yapmış sevap alırmış." Sevaba bak, maşallah! İnsanın 70 sene ömrü olsa, 70 sene gitse 70 tane hac yapabilir. Daha fazla mümkün değil. Onun için Allah bize bu dine güzel hizmet etmeyi nasip etsin…
Evlatlarımızı güzel yetiştirelim. Evlatlarımızı alim yetiştirelim. Bizden geçti… Bizden de geçmedi ya beşikten mezara kadar bu ilim. Bunun sonu yok. Bunun sonu yok. Tadına da doyum olmaz. Yemekle de bıkmaz insan.
Hacıbaba'nın baklavasını getirseler, bir tabak koysalar işhatla yersin. Orucunda keyfinden karnında acıkmış olduğu için bir tabak daha getirseler, onu da yersin. Bir tabak daha getirdiler mi gözlerin mahmurlaşır. Bir tabak daha getirseler; "Teşekkür ederim." dersin. Yastığa yaslanırsın; "Halim kalmadı burama kadar doydum." dersin.
Bunlara doyum olmaz. İlme doyum olmaz, ilme doyulmaz. Hem en tatlı şeydir hem de doyum olmaz. Yedikçe insanın iştahı açılır. İçi de genişler. Yedikçe içi de genişler. Kafası da genişler.
"Hocam 600 küsur sayfalık Kur'an'ı mı ezberleteceksin? Adamın beyni darmadağın olur."
Hiç öyle olmuyor. Hiç öyle olmuyor. 600 küsur sayfalık Kur'ân-ı Kerîm'i ezberleyen insanın hafızası pırıl pırıl oluyor. Daha başka şeyler de var mı diye etrafa bakınıyor onları da alıyor. Çünkü hafızası gelişiyor.
İnsanın kolunun çalıştıkça pazusunun geliştiği gibi hafızası çalıştığı zaman da insanın beyni gelişiyor. En kaliteli beyinler hafızlardan çıkıyor. En büyük alimler, dört yaşında Kur'an'ı ezberlemiş, altı yaşında bilmem ne yapmış. On bir yaşında fetva vermeye başlamış. Aşk olsun!
Daha başkaları sokakta misket oynarken iki misket arasını karışlamakla meşgulken ciddi ciddi, mantıklı mantıklı düşünüp de o fetva vermeye başlamış. "Ayet böyle diyor, hadis böyle diyor. Bu işin çözümü budur, hükmü budur…" diye fetva vermeye başlamış.
Neden?
Beyin gelişiyor da ondan. Allah evlatlarımıza öyle fütuhatlar versin, öyle feyizler versin, öyle imkanlar versin. Her birisi dîn-i mübîn-i İslâm'a en güzel tarzda hizmet etsin.
Allah bir kavmin hayrını muradını istedi mi onun içinde din alimleri, hafızlar, fazıllar kamiller çok olur. Onlar çok oldu mu da hayır çok olur, bereket çok olur.
Onun için Allah bizi yolundan ayırmasın. Bu gerçekleri görmeyi nasip etsin. Görmek lazım. Bu gerçekleri görmek lazım. Allah'ın yolunda yürümek saadet. Allah'ın yoluna aykırı gitmek bahtsızlık, perişanlık… Allah'a kul olamamak en büyük perişanlık.
Allah yolunda yürümenin zevkinin tadına doyum olur mu?
Allah bizi bu güzel, nurlu yoldan ayırmasın.
04.07.1982 -
İlim, Halim, Söz
01.04.1990 -
Cuma Günü, Elveda
