Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Ketebe aleyye'l –adhâ ve lem aleyküm ve ümirtü bi-salâti'd-duhâ ve lem tu'merû bi-hâ.
İbn Abbas radıyallahu anh'ten Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki; "Ey ümmetim! Benim üzerime Kurban Bayramı’nda kurban kesmek bir vecibe olarak yazıldı." Boynuma borç, kesmem şart. Ve lem tükteb 'aleyküm. "Sizin üzerinize yazılmadı."
Hanefî mezhebine göre kurban günü kurban kesmek bizim boynumuza vaciptir.
Ve ümirtü bi-salâti'd-duhâ. "Ben duhâ namazı kılmakla emrolundum." Ve lem tu'merû bi-hâ. "Siz onunla emrolunmadınız."
Resûlullah Efendimiz' e mahsus bir takım hususî tavsiyeler var, onun muhakkak yaptığı bazı ibadetler var. İbadet güzel hoş şey ama ümmet zayıftır, belki yapamaz mesul olur diye Allah bizi mecbur tutmamış, yaparsak kar ederiz, sevap kazanırız. Onlardan birisi de bu duhâ namazıdır.
Duhâ vakti nedir?
Duhâ vakti, sabah namazından sonra güneş doğunca bir kerahet vakti olur. O vakitte namaz kılınmaz. Yani sabah namazına yetişemediyse bile insan güneşin doğma saatinden 30-40-45 dakika geçinceye kadar, bu vakit içinde sabah namazı bile kılamazsın. Güneşin doğduğu zaman yasak vakittir. O zaman geçtikten sonra 'işrak' vakti girer. Güneşin şarktan doğup da etrafa ışıklarını dağıtıp, şöyle biraz ufuktan yükseldiği zamandır. O zamandan öğleye 45 dakika bir saat kalıncaya kadar ki vakit gündüzün vaktidir. Güneş çıkmış etrafı aydınlatıyor. İşte o vakit hep duhâ vaktidir. O duhâ vaktinin üç bölümü vardır. İlk, orta, son duhâ diye üç bölümü vardır. Arapça' da onların ayrı adları vardır.
İlk vakitte işrak namazı kılmak sünnettir. Bizim burada cemaatimizin yaptığı gibi camide bekleyip de namaz kılmak çok sevaptır. Hac, umre sevabı vardır. Ondan sonra da gündüzün dörtte biri geçtikten sonraki vakitte… O vakitte de Peygamber Efendimiz duhâ namazı kılardı. Dört rekâttan 12 rekâta kadar kılındığına dair rivayetler vardır. Sevabı çok yüksektir, 4 kılarsa insan ne ecriler kazanır, 8 kılarsa ne kazanır, 12 kılarsa ne kazanır hepsi hadis-i şeriflerde var, kitaplarımız yazmıştır.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki; "Ben duhâ namazını kılmakla emrolundum." O vakitte de namaz kılmak benim vazifem diyor. Size yazılmadı, siz emrolunmadınız ama yaparsanız fazilettir, sevabınız çok olur. Peygamber Efendimiz ümmetine acırdı, şefkati, merhameti vardı. Ümmetin yapamaması durumunda mesul duruma düşer diye bazı şeyleri böyle çekinirdi.
Malumdur ki, teravih namazını iki-üç akşam mescid-i şerifte kılmış. Tabii Peygamber Efendimiz önde imam. Oh, insan durabilir mi? Ashab-ı kiram da arkasından cemaat olmuşlar teravih namazlarını kılmışlar. Bir, iki, üç gün böyle olunca odasından çıkmayıvermiş. Ertesi akşamları çıkmayıvermiş. Demiş ki:
"Çıkarım çıkarım da siz de arkamdan kılarsınız kılarsınız da mecburiyet olur, illa kılmanız gerekir, yapamazsanız mesul duruma düşersiniz, Allah'ın cezasına uğrarsınız diye korktum." [Ondan dolayı] çıkmayıvermiş.
Ama insan yaparsa sevap, onun için ramazanda sünnet olan teravih namazını kılıyoruz. Duhâ da sünnettir, insan o sünneti icra ederse büyük ecirlere nail olur. Müslüman beş vakte beş vakit katarsa iyi olur. O beş vakte beş vakit katmadan birisi işrak, birisi duhâ, birisi akşam namazından sonra evvabîn namazıdır, birisi gece yatarken kılınan selâtü'l-leyl'dir, birisi de gecenin yarısından sonra kılınan teheccüd namazıdır. Bak beş vakit, arkasından beş tane daha. Eskiler boşuna söylememiştir. "Falanca adam çok Müslüman adam, beş vaktine beş vakit daha katıyor." Tesadüfen söylenmiş değil, ölçülü biçili söylenmiş bir sözdür.
Kerâmetü'l-kitâbi hatmuhû.
Yine İbn Abbas radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş.
"Yazılan mektubun asaleti, kıymeti, şerefi altındaki mühürdedir." Buradaki kitap sözü "risâle, mektup" manasındır. Arapça' da böyle kullanılır. Hatim de "mühürlemek" demektir.
Bir mektubun kıymeti neyle ölçülür? Altına bastığın imza ile mühür ile ölçülür.
İmzasız mühürsüz bir yazı geliyor. Olmaz!
Bak Peygamber Efendimiz' in sünneti ne kadar her şeyi öğretiyor. Bize, yazışmanın, muhaberatın usulünü bile öğretiyor. Altını imza edeceksin, mühürleyeceksin ki başkası senin namına bir başkasına mektup yazıp da senin başını derde sokmasın. Mührün olacak, [imzan] olacak. Bak dinimiz ne kadar güzel, sünnet-i seniyye ne kadar hoş!
Kur'ân-ı Kerîm'de Süleyman aleyhisselam'dan bahsedilirken, ona haber vermişler ki Saba ülkesinde bir kavim var güneşe tapıyor. Onlara, "Allah'a ibadet edin, yoksa gelirim memleketinizi yıkar yakarım. Allah'a kul olun, öyle güneşe tapınmak filan yok." diye mektup yazmış. O mektup Saba melikesi Belkıs'ın eline geçince diyor ki;
İnnehû min Süleymâne ve innehû bismillahirrahmanirrahim. "O Süleyman Peygamberden gönderilmiş ve bismillahirrahmanirrahim diye başlıyor." diye ayet-i kerimede bildiriliyor. Şimdi bu ayet-i kerimede ulkıye ileyye kitâbün kerîmün. "Bana kerim bir mektup gönderildi."
Kerîm ne demek?
Onun izahında demişler ki, "altı imzalanmış mânasına gelir" diye bu sözü o ayet-i kerimeyle de irtibatlandırıyorlar, tabii onun keremi, onun şerefi peygamberden gelmesi. O devrin peygamberi Süleyman aleyhisselam. Süleyman aleyhisselam'dan bir mektup gelir de şerefli olmaz mı?
Peygamber Efendimiz de mektuplarını mühürlerdi.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri mektup yazdı mı?
Yazmaz olur mu? Vazifesini iyi ifa etmek için, etrafındaki insanlara hakkın emirlerini tebliğ ettiği gibi, gidemediği yerlere de mektup gönderdi.
Min Muhammedin Resûlillahi ilâ azîmi'r-rûmî diye bu tarzda mektuplar gönderdi, onları İslâm'a davet etti. Eslim teslem. "Müslüman ol, selamet bulursun" yü'tikellahü ecrake merrateyni. "Allah sana ecrini kat kat muza'af olarak verir." dedi. Çünkü sen Müslüman olursun, bir kavmin başkanısın, sana tâbi olanlar da Müslüman olur, onların ecirleri de sana gelir. Kâr edersin diye söyledi.
Kim uydu bu tavsiyelere?
Habeş hükümdarı uydu, kabul etti. Bizans hükümdarı Herakliyüs kabul eder gibi oldu. Ondan sonra etrafındaki komutanlar, asilzadeler, bir gürültü bir velvele bir homurdanma kopardılar. Yok yok! Ben sizi denemek için söyledim dedi, dönüverdi, saltanat, hükümdarlık tatlı geldi.
Peygamber Efendimiz' in hak peygamber olduğunu anladı. Elçiye doğru söylüyorsun, kabul ettim dedi. Fakat etrafında gürültü mırıltı olunca o zaman, ya ben sizi denemek için söyledim deyiverdi, söylediği laftan döndü. Ziyan etti. Ne olacak, iki paralık dünya hayatı kaldı mı? Geldi geçti. Müslüman olsaydı, emrindeki insanlar da Müslüman olurdu, kâr ederdi.
Veyahut kendisini Hak yolda şehit ederlerdi, bu dünya hayatı şehadetle biterdi, ahirette büyük nimetlere ererdi. Fırsatı kaçırdı. İran'ın hükümdarı Peygamber Efendimiz' den giden mektubu cart curt cart curt yırttı, onun üzerine ne belalara uğradı. İhtilal oldu, kestiler öldürdüler.
Peygamber Efendimiz mektup yazdı ve altına da imzaladı, mühürledi, mühürlü olarak [gönderdi]. O altı mühürlü mektuplardan bazısı bugün müzelerde elimizdedir. Muhammedün Resûlullah diye altı mühürlü mektupları elimizdedir elhamdülillah! Korunmuş gelmiştir.
Keremu'l-mer'i dînühû ve mürûetühû akluhû ve hasebuhû hulukuhû.
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'ten ve pek çok hadis kitaplarından nakledilerek gelmiş bir hadis-i şerif. Bu hadis-i şerifte Peygamberimiz Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;
Keremu'l-mer'i. "Kişinin ağalığı, şerefliği eşraftan oluşu itibarlı insan oluşu..."
O itibar nereden gelir? Dînühû. "Dinidir, dininden, dindarlığından gelir."
Bir insanın şerefli, itibarlı bir insan olması nereden gelir, nereden olur?
Kavmi kabilesi kalabalıktır, arazisi çok geniştir, sekiz tane köye sahiptir, etrafında hizmetçisi çoktur. Hayır, o dünya ölçüsü! Ahiret ölçüsü insanın dindarlığıdır.
Kim asil, kim şerefli, kim ağa, kim zengin, kim eşraf, kim itibarlı kimse? En dindar olan kimse o.
Bu manayı takviye eden ayet-i kerime var mı? Var.
İnne ekrameküm indellâhi etkâküm. "Allah indinde sizin en kerim olanınız, en şerefli, itibarlı olanınız Allah'tan en çok korkanınızdır." diyor Allah-u Teâlâ hazretleri.
O halde bir insan malsız mülksüz, parasız pulsuz olsa, arif olsa, sırtında bir abası, elinde değnekçiği olsa, bir kuru ekmeği suya banıp yumuşatıp da öyle vakit geçirse ahiretin sultanı, padişah olabilir.
Burada 80 tane sarayı, 90 tane mülkü, şu kadar bin tane hizmetçisi, şu kadar sayısız küp altını olsa ama dindarlığı olmasa Allah indinde zerre kadar itibarı olmayabilir, cehennemim dibini boylayabilir. Firavun' un, Karun'un öyle hazineleri vardı, o kadar parası pulu çoktu ki;
Ve inne mefâtihahû le-tenûü bi'l-usbeti uli'l-kuvveti. "Anahtarları güçlü kuvvetli bir grup tarafından taşınırdı." Anahtarlarını taşımak bile bir insanın harcı değildi birkaç kimse tarafından taşınırdı.
Ne oldu Karun'a? Allah evini başına geçirdi.
Ne kıymeti var. Asıl dindar olmak önemli. İnsan bu dünya hayatını hedef alırsa çok yanlış hesap yapar. Bu dünya hayatını tanzim etmeye, bu dünya hayatında yaşamaya, keyif çatmaya göre ayarını yaparsa vah, yazık! 80 senelik bir devre mi önemli, hâlidîne fi-hâ. Ebedî olan bir devre mi önemli?
Şurada 80 sene, zaten yarısı çocuklukla geçer, yarısı ihtiyarlıkla, 30-40 sene saltanat süreceksin zevk-ü sefa yapacaksın. İnsan yine hasta olabilir. Yine dert gelebilir. Üzüntü olabilir, canını sıkan bir şey olabilir. 30-40 sene böyle padişahlık yapacaksın, ahirette cehennemin içinde fokur fokur kaynayacaksın.
Hangisi iyi?
Akıllı bir insan, ne yapayım ben, bu 80 sene nasıl olsa göz açıp kapayıncaya kadar gelir geçer, ben ahireti isterim der. İnsan istemem dünyayı, dilerim Mevlâ'yı der, ne yapayım ben dünyayı der. Dünyayı ehline verdim der. Akıllıysa öyle der. Akılsız insan da hesabını buraya göre yapar.
Diyor ki o akılsızlar, arkadaş bu dünyaya bir defa gelirsin gününü gün etmeye bak! Felekten kâm almaya bak diyor. Deniz kenarlarında, içki masalarında, zevk-ü sefa, çalgıcılar çalsın, şarkıcılar söylesin. Sen de içkiyi kadehlere doldur, deniz kenarında mehtaba karşı yudumla, ah de vah de...
Ne olacak? Çok mu mutlu oluyor öyle insanlar!
Onlar bize acıyorlar, "Müslümanlar yaşamayı bilmezler." diyorlar.
Asıl sen yaşamayı bilmiyorsun. Sen bizim içinde bulunduğumuz nimetleri bilsen, bizim zevk-ü sefamızı bilsen... Elhamdülillah biz Allah'a itaatli olan insanlarız, -biz âciz naçiz günahkârız da- Allah'a muti insanlara Allah öyle nimetler veriyor ki o lezzetlerin, o nimetlerin tarifi mümkün değil. Ne isterse veriyor Allah!
Ve men yettekillâhe yec'al lehû mahracen ve yerzukhü min haysü lâ yahtesibü. İbrahim b. Ethem, derenin kenarında oturmuş, Fırat'ın kenarında elbisesini yamıyormuş, iğne iplik var elbisesine yama dikiyor. Birisi gelmiş demiş ki, "Ya şu yamalı elbiseleri giyiyorsun, gelmişsin burada fukaracık bir halde derenin kenarında oturmuşsun. Bir zaman sen Belh'in padişahı idin o kadar saltanatları bıraktın. Ne oldu [sana], şurada aç bîçare bir şekilde oturuyorsun.
Şöyle acıyan bir şekilde bakmış, iğneyi suya atmış, "Balıklar benim iğnemi getirin." demiş, bir tanesi ağzında iğneyle gelmiş.
Hocam olmuş mu böyle bir şey?
Kitap yazıyor, olmuş mu olmamış mı bilmiyorum ama misalleri hayatımızda da var, çok. Çok misalleri var.
Allah'ın has kulları o zaman vardı da şimdi eksik mi?
Allah'ın has kulu bitse dünya yıkılır. Allah'ın has kulu kalmasa kıyamet o zaman kopar. Allah diyen insan, zikr-i daimî erbabı daim oldukça dünya yaşayacak, devam edecek. Allah diyen insan kesilince, kalmayınca kıyamet şerlilerin üzerine kopacak. Nice Allah'ın has halis kulları var, nice lütuflarını ihsan ediyor.
Neler ihsan ediyor?
Kur'ân-ı Kerîm'de Meryem validemizin ayet-i kerimesini okumadın mı? İbadete bir odaya kapanmış da Zekeriya aleyhisselam ne zaman yanına girse yanında çeşit çeşit meyveler görürmüş.
Bismillâhirrahmânirrahîm;
Küllemâ dehale 'aleyhâ zekeriyya'l-mihrâbe vecede indehâ rızkâ. Bazı mihrapların üstüne bu ayetin bu parçası yazılır. Küllemâ. "Ne zaman ki..." Dehale. "Girdi." Zekeriyyâ. "Zekeriya aleyhisselam." 'Aleyhâ. "Meryem aleyhisselam'ın ikâmet ettiği hücreye." el-mihrâbe vecede indehâ rızkâ. "Onun yanında böyle çeşit çeşit rızıklar görürdü. " Sorardı;
"Ya Meryem! Bunlar sana nereden [geldi?]" Mevsim dışı! O mevsime ait meyve olsa haydi [neyse...] Zekeriya aleyhisselam'dan başka kimse oraya girmiyor ama haydi dışarıdan bir başkası bir yerden getirivermiş diyelim. Ama Allah mevsim dışı meyveler verirdi. Kur'ân-ı Kerîm böyle diyor inkâr mı edeceksin?
Ve misalleri çok. Kerâmâtı evliyâ hakkun. "Allah'ın veli kullarına ikramları, kerametleri haktır." Nice kerametler zahir olmuştur.
Hâsılı insan Allah'a muti oldu mu yine en güzelleri onlara gelir, merak etme! Allah imtihan için mahrumiyet gibi bir şey gösterir de yine en güzel yaşayış tarzı, en hoş en tatlı yaşayış hali yine onların olur. İnsanın dünyası da ahireti de mamur olur. Sanma ki [yardımsız kalır.] Ama sen gönlünden çıkartacaksın. Sen hesabını dünyaya göre yaparsan o zaman olmaz. Ahirete göre yaptığın zaman Allah onu ihsan eder. Dünyada da ahirette de iyilik hoşluk verir. O halde insanın şanı, şerefliliği dindarlığındadır, başka şey de değildir.
Keremu'l mer'i dînühü "Kişinin şerefi dindarlığıdır, dinidir." Dindarsa şerefli demektir. Ve mürûetühû 'akluhû. "Erliği de -er, mert, olgun, akıllı fikirli, yetişkin kimse oluşu nereden belli olur- akıllığındadır. Yoksa yaşı 40'a 50'ye geldi meselesi değildir. 25 yaşında bakarsın nice arifler çıkar. Meşâyihtan öyle kimseler var ki 18 yaşında şeyh olmuş. Şu kadar zamanda çalıştım veled-i kalp derhal zuhur etti diyor.
Veled-i kalp ne demek?
Haberin yok. Allah Allah Allah diye diye insanın kalbinde bir hal hâsıl oluyor ki kalbi devamlı Allah Allah demeye devam ediyor. Neler açılıyor, 18 yaşında ermiş.
Demek ki yaş meselesi değil. Öyle nice nice Allah'ın veli kulları var. Yaş meselesi değil, büyüklerimiz "Akıl yaşta değil baştadır." demiş ya.
Ve mürûetühû 'akluhû. "Akıllıysa ergin kimse, er kişi, mert kişi demektir." Akılsızsa isterse 80'e isterse 90'a gelsin. Ve hasebuhû hulukuhû. "Soyu, asaleti de güzel huyudur."
Efendimiz burada insanlar indinde makbul olan üç şeyi zikretti. Birisi, insanlar arasında şeref, itibar, ağalık önemlidir. Falanca adam ağadır der herkes hürmet eder. Kahveye girse ayağa kalkarlar, başköşeye oturturlar. Her yerde itibar görür. "Zengin arabasını dağdan aşırır, fakir düz ovada yolunu şaşırır." Zengin işini yapar ama Peygamber Efendimiz, "O asıl zenginlik dindarlıktır, takva ehli olmaktır." diyor. O değeri yıkıyor yerine manevi değeri koyuyor. Sen öyle paraya pula mala dayalı şerefi bir tarafa bırak asıl mühim olan şeref dinden doğma şereftir diyor, bir.
İkincisi mürüvvet; kişinin erliği, erginliği, olgunluğu...
O neredendir?
O da aklı varsa mürüvvetli bir kimsedir. Yani er kişidir, ergin kimsedir. Aklı yoksa, ömrünü yanlış yerde geçiriyorsa sakalı göbeğine değse kıymeti yok. Peygamber Efendimiz akıl [ile ilgili] bir de başka bir hadis-i şerifte buyurmuş ki;
El-Keyyisü men dâne nefsehu ve 'amele li-mâ ba'de'l-mevti. "Akıllı kimse, zeki kimse o kimsedir ki nefsini dizginler. Nefsine sahip olur kendisine hâkim olur da ahirete hazırlanır." Ahiret hayatına hazırlanır. İnsan ahiretine hazırlanmıyorsa, akıbetini düşünmüyorsa yarın hesabı kitabı, cenneti cehennemi göreceğini, onlardan birisine gideceğini, hesaplayarak bugününden tedbir almıyorsa o adam akıllı değil ki ahmak! Menfaatini düşünmüyor.
Yâ eyyühellezîne âmenû. "Ey iman edenler!" İttekullâh. "Allah'tan korkun sakının, titreyin!" Ve'l-tanzur nefsun mâ kaddemet li-ğadin. "Kişi ahirete şimdiden ne hazırlayıp gönderdiğine baksın bakalım!"
Ne gönderiyorsun ahirete? Sevap mı gönderiyorsun, günah mı biriktiriyorsun? Bugün sabahtan akşama kadar ne hayır işledin? Bu sene ne yaptın? Ramazan geldi geçti nasıl geçti? Mesela, kişi baksın, incelesin, durumunu hesap etsin.
Ve't-tekullâhe. "Allah'tan korkun titreyin, çekinin, sakının!" İnnallâhe habîrun bi-mâ ta'melûn. "Allah sizin işlediklerinizden hepsinden haberdar, hiçbir şey gizli kalmıyor."
Kara günde kara gecede kara taşın üstünde kara karıncanın gezdiğini bilir.
Yaradan, her yerde hazır ve nâzır, o bilmez mi? Her şeyi bilir, her şeyden haberdardır.
Senin yaptığın gizli mi kalıyor, insanlar görmeyince senin kusurun kabahatin unutuluyor mu, yazılmıyor mu sanıyorsun? Allah'tan kork titre de günahları bırak.
Ve lâ tekûnû kellezîne nesullâhe fe-ensâhum enfüsehüm. "Sakın Allah'ı unutanlar gibi olmayın."
"Daldın dünya zevkine unuttun kıyameti." diyor [Yunus Emre]. Öyle olmayın sakın! Bütün insanların çoğuna bak…
Demek ki kişinin asıl akıllılığı, akıllıysa o er kişi demektir, aptalsa ahiretini falan düşünemiyorsa yazık! Bu dünya hayatı nasıl olsa gelip geçecek.
Yâ bister-i kemhâda ya vîrânede can ver. [Ziya Paşa]
"İster atlas döşekte ister virane de can ver." ahirete gideceksin, herkes bu kabre girecek, herkes bu ölüm şerbetini içecek, ondan sonra hesap. Demek ki akıllığın ölçüsünü de koyuyor. Yani Peygamber Efendimiz "Erginliğin de ölçüsünü akıldır." diye koyuyor.
Üçüncüsü de soyluluk. İnsanlar arasında bir de itibar ona değil mi? Adam aptalın aptalı olsa filanca asilzadenin oğlu diye itibar ederler. Kafası çalışmasa yalan yanlış şey söylese yine de falanca şeyin oğlu derler. Yani oğluna babasına göre, soyuna sopuna göre itibar ediyorlar. Buna dinimiz değer vermiyor.
Bak Peygamber Efendimiz ne diyor?
Hasebuhû. "Kişinin soyluluğu, asaletliliği..." Hulukuhû. "Güzel huyluluğundadır." Huyu güzelse o asil demektir. Varsın babası köylü olsun, çoban olsun ne olur yani? Bütün peygamberler çobanlık yapmışlardı, kabahat mı? Helalinden yemişse daha güzel. Hiç harama bulaşmamışsa, haramı görmemişse, tatmamışsa, harama el uzatmamışsa daha güzel. Çoban çocuğu olsun, işçi çocuğu olsun ne olacak? Huyu güzel oldu mu o güzel huyu onu ne yüksek mertebelere çıkartacak!
Allah-u Teâlâ hazretleri cümlemizi dindar, takva ehli, aklı başında, ahireti, ta ilerideki hesapları da hesaba katan, bir gün gelip de amellerinin tartılacağını düşünen akıllı kimseler eylesin, güzel huy sahibi eylesin. Tatlı dilli, güler yüzlü, geçimli, merhametli, başkalarına yardıma koşan, acıyan, vefakâr, cefakâr, hizmet ehli, sabırlı şükürlü, tatlı dilli bir kimse eylesin cümlemizi. Allah-u Teâlâ hazretleri, dinimizin inceliklerini şu fitnenin fesadın kaynadığı, cahillerin makbul olduğu alimlerin hor kaldığı, ayakların baş olduğu başların ayaklar altında ezildiği devirde dinimizin inceliklerini bilip de rızasını kazanan, Müslümanlardan eylesin. Dünya ve ahiret saadetlerine cümlemizi nail eylesin.