17.03.1985 - Ramazan ve Ramazan Harici Oruç, Sabır

17.03.1985 - Ramazan ve Ramazan Harici Oruç, Sabır
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Men sâme ramadâne fe-arefe hudûdehû ve yetehaffezu mimmâ yenbeğî en yetehaffeza minhü kuffire mâ kablehû.
Ahmed b. Hanbel ve diğer kaynaklarda yine Ebû Saîd el-Hudrî'den yine oruçla ilgili bir hadîs-i şerîf.
Bu ikinci hadîs-i şerîfin mânası nedir?
"Her kim Ramazan ayını tutarsa, oruçlu olarak geçirirse..."
Fe-arefe hudûdehû. "Ama hududunu bilirse..."
Sınırı nerede? Oruç tutmanın şartları nedir? Neleri yaparsam oruçlu olmuş olurum? Nelere dikkat etmezsem orucun sevabı uçar gider?
Ve yetehaffezu mimmâ yenbeğî en yütehaffeza minhü. "Sakınılması gereken şeyden de sakınırsa..."
Millet sadece namazı Müslümanlık sandığı gibi orucu da sadece aç kalmaktan ibaret sanıyor. Cahillik yaygın ya halkımızda, uzun zaman Müslümanlığı görmediler, öğrenmediler, okumadılar, kendilerine büyükleri tâlim etmedi... Bir de; "Canım eski hikâyelermiş onlar." dediler, "Bize Batı lazım." dediler... Ama Batı da senin İslâm'ına muhtaç! Batıdakiler de okur okur da çok yüksek olursa, filozof olursa, cemiyetinin bağlamış olduğu bağlardan kendisini kurtarıp hür bir iradeye sahip olursa, getiriyor parmağını kaldırıyor; eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve resûlühû diyor, müslüman oluyor da bir de senin memleketine geliyor, tereciye tere satıyor, sana "Müslümanlık iyidir." diye anlatıyor. Sen de dinliyorsun; "Vay be, bizim dinimiz neymiş!" diye ondan öğreniyorsun. Bu millet ne devreler, neler neler geçirmiş...
Allah akıl fikir versin.
İslâm hayattır. İslâm'ı çektin mi cemiyet ölür. Denendi. Denenmemiş bir zamanda bunu söyleseydik "Hoca ne anlar bu işlerden." derlerdi. Ama şimdi öyle diyemiyorlar. Denediler, gördüler; her türlü şeyi kendi istedikleri gibi yaptılar, yaptılar, yaptılar; bir nesil yetişti. Evet, müslüman olmadı; çünkü müslüman yetiştirmedi. Müslüman olmadı ama ne oldu?
Vicdansız oldu! Rüşvet; getir getirebildiği kadar.
Yine bu milletin içinde Allah'tan korkan insan var. Yine bu milletin içinde Allah rızası için canını verecek insan var. Yine bu millet içinde Allah rızası için parasını, malını verecek insan var da ondan yaşıyoruz. Yoksa bir sürü sahtekârın arasında kalsak hiçbir şey olmaz!
İşte İslâm gitti mi öyle olur. İslâm geldi mi; Müslümanlık, iman, mesuliyet duygusu, vebal, haram helal fikri, âhiret fikri, hesap fikri, Allah'ın azabı, gazabı veyahut rızası, rahmeti, cehennemi veya cenneti... Onu düşündüğü zaman polise lüzum yok; tıkır tıkır çalışır, gece gündüz çalışır, ne hayırlı işler yapar... Camiyi de o yapar.
"Canım bu müslümanlar hep cami yapıyor."
Hayır! Mektebi de o yapar. Yolu da o yapar. Çeşmeyi de o yapar. Suyu da o getirir. Yetime de o bakar. Dula da o bakar. Hepsini o imanlı insan yapar.
"Müslümanlar paralarını camiye harcıyorlar, hacca harcıyorlar."
Harcıyor da ondan sonra gönlünden çıkan o iman nuruyla öteki hayırları yapıyor.
Biliyor musunuz, duydum da şaşırdım; tüfeğini alıp Afrika'ya, Kenya'ya cumartesi pazar ava gidenler varmış. Türkiye'de... Biz o kadar [zengin] miyiz; biz fakir memleketiz, bizim o kadar lükse [harcayacak] hâlimiz yok ki... Oraya gideceğine gitmeyiver. Oraya gidişi gelişi 300-500 bin midir, 1 milyon mudur, 2 milyon mudur... Şurada bir hayır yap... Sokaklarımızda çamurdan geçilmiyor, suyumuz yok...
Soğuk bir kış oldu, borular dondu, susuz kaldık, yakacak bulamaz duruma düştük.
Allah baharı getirmezse ne olacak hâlimiz?
Rahmetinden O öyle yapıyor, sonra böyle döndürüyor.
"Müslümanlar hududunu bilecek." sözünden bu [sözleri] açtık.
Müslümanlık sadece namaz değildir, oruç da sadece aç kalmak değildir.
Oruç nedir? Oruç, Allah rızası için irade terbiyesidir. Çelik gibi bir fren, bastığın zaman koca kamyon 'zınk' diye duruyor. Çelik gibi bir irade; karşısında gıda var, yiyecek var, içecek var, haram var, helal var; gözünü kapatıyor, Allah rızası için sabrediyor. Oruç bu.
Gözüyle harama bakmayacak. Diliyle malayani, gıybet, dedikodu etmeyecek. Kulağıyla çalgı türkü, malayani dinlemeyecek. Eliyle kimseyi incitmeyecek. Her âzânın oruçta vazifesi var, yapacağı var. Millet onu bilmiyor. "Akşama kadar aç durdum. Ondan sonra orucu bozdum, sevabı kazandım." sanıyor.
Bak ne diyor Peygamber Efendimiz:
"Kim Ramazan orucunu tutarsa..."
Ama nasıl? Fe-arefe hudûdehû. "Bunun şartlarını bilirse..." Yasaklarını bilirse... Ramazan'da neler yapılır, oruçlu neyi yapacak, neyi yapmayacak?..
Kimseyi incitmeyecek. Kimseye uymayacak. Birisi gelip çatsa, sövse bile diyecek ki; "Ben oruçluyum. Hadi, ben sana uymam, oruçluyum." diyecek.
"Ahlâkına dikkat ederek, günahlardan sakınarak kim oruç tutarsa..."
Ve yetehaffezu mimmâ yenbeğî en yütehaffeza minhü. "Sakınılması gereken şeyden de kendisini koruyarabilerek..."
"Şartlarına riayet ederek, sınırları çiğnemeden, haddi aşmadan oruç tutarsa..."
Kuffire mâ kablehû. "Geçmiş günahları afv-u mağfiret olunur."
Allah kapatır, örter, üstüne bir silgi; geçer gider, günahlar kalmaz, defterden silinir gider. Ama o şartla...
Peygamber Efendimiz başka hadîs-i şerifinde:
"Nice oruç tutan insan vardır, akşama aç ve susuz kalmaktan başka bir kârı yoktur."
İşte şartlarına riayet etmeyen adam; gitti kahvede oturdu, gıybet etti, orucun sevabını kaçırdı. Gitti harama baktı, orucun sevabını kaçırdı. Gitti haram dinledi, yasak dinledi, orucun sevabını kaçırdı.
Müslümanlığı iyi öğrenin. Oruç sadece aç kalmak değil. Müslümanlık sadece namaz kılmak değil. Allah'ın her emri aynı derecede kıymetlidir. Allah-u Teâlâ hazretleri; "Namaz kılın." demiş. Geldik, kıldık işte... Ramazan da geliyor, Ramazan'da orucu tutacağız. O da emir, o da emir. "Zekât ver." dediği zaman da vereceğiz. "Yok, hocam parama dokunma." demek olmaz. Zekât deyince zekâtı da verecek. Hac deyince hac da olacak.
Allah'ın bazı emirlerini tutup bazı emirlerini tutmadıkları için koca koca İslâm diyarları gümbür gümbür gitti arkadaşlar. Bu millet onun acısını bile duymayı unuttu.
Tarih kitaplarını okurken kahroluyoruz, yüreğimiz kanıyor, kanımız içimize damlıyor. Koskoca bir imparatorlukken küçücük kuşa dönmüş bir devlet... Leyleğin kanadını kes, gagasını kes, bacağını kes, kuyruğunu kes, orasını kes, burasını kes... O hâle düştük; kanatsız, kuyruksuz, burunsuz, öyle bir hâle geldik.
Neden? Allah'ın bazı emirlerini tutup bazı emirlerini tutmamaktan oldu.
Allah'ın başka bir emri nedir? Allah'ın bir emri de:
"Müslümanlar ancak kardeştir. Müslümanların arasını ıslah ediniz. Tefrika çıkartmayınız. Tefrikaya düşmeyiniz."
Bu da Allah'ın emri. Bunu da dinlemiyoruz.
Namaz kılmamaktan korkuyorsun. "Namaz kılmazsam başıma yıldırım düşer!" sanıyorsun, korkuyorsun. Oruç tutmadığın zaman korkuyorsun; "Tevbe estağfirullah!" Acı bir şey söylediğin zaman "Başıma bir şey gelir mi?" diye korkuyorsun da tefrikaya düşmekten korkmuyorsun, müslümanları birbirine düşürmekten korkmuyorsun, arayı bozmaktan korkmuyorsun. O da olmadı.
Allah'ın her emrini birden bir bütün olarak tutacağız. Aksi takdirde her yerde rezil rüsva oluruz. Emr-i mâruf nehy-i münker yapacağız; yani hakkı söyleyeceğiz, hakkı yaptıracağız, şerri yaptırtmamaya çalışacağız, "Olmaz böyle şey!" diyeceğiz. Aktif olacağız. Tembel olursak olmaz.
İşte Müslümanlığın özü budur. Müslümanlık bir bütündür, yarısını alırsan olmaz.
"Sayın acente müdürü, benim param az, şu otomobilin iki tekerleğini alayım, şimdilik bu bana idare eder."
Olmaz ki, bir işe yaramaz. Ne yapacaksın? Dört tanesini alsan ne olacak? Her şeyini alsan, motorunu almasan ne olacak? Motorunu alsan da karbüratörünü almasan ne olacak? Hepsi lazım. Bir bütündür. Bütünü olmadığı zaman bu makine çalışmaz. Böyle müslüman olun.
Men sâme yevmen tetavvuan fe-lev u’tiye mil'e'l-ardi zeheben mâ vufiye ecrehû dûne yevmi'l-hisâbi.
Bu hadis de yine oruçla ilgilidir. Ramazan gelmeden de oruç tutulabilir. Ona ne derler? "Nafile oruç" derler. Ramazan'da farz, şartlarını taşıyan herkes tutacak. Ramazan'ın dışında bir insan oruç tutar mı? Tutar. Onlara da "sevap kazanmak için tutulan oruçlar" derler, tatavvu orucu derler. Bu hadîs-i şerîf de onun hakkında. Mânası:
"Her kimi tatavvu olarak bir gün oruç tutarsa..."
Yani sevap kazanmak için Ramazan'ın dışında bir gün niyetlenivermiş; "Hadi bugün Allah rızası için oruç tutuvereyim." demiş, bir oruç tutmuş.
Fe-lev u’tiye mil'e'l-ardi zeheben. "Eğer o adama bir dünya dolusu altın verilse..."
Dünyanın büyüklüğünü; dağlarını, ovalarını, denizlerini biliyorsunuz...
"O adama bu koca dünya kadar altın verilse..."
Mâ vufiye ecrehû. "O tuttuğu orucun sevabı karşılanmaz." Dûne yevmi'l-hisâb. "Kıyamet gününde, hesap gününde Allah verecek, o zaman karşılanacak."
Başka türlü bir şekilde, altınla gümüşle bunun sevabının ölçülüp de karşılanması; "Tamam bu kadarı yeter, artık orucun karşılığı budur." demek mümkün değil. O kadar çok sevap...
Neden? Oruç tuttuğu zaman insan kendisine hâkim olmayı öğreniyor.
Zaten bütün edepsizlikler, günahlar da kendisine hâkim olamamaktan oluyor. Zayıf müslüman; dayanamıyor, nefsi bastırıyor, içinden inat ediyor, şımarık çocuk gibi "İsterim de isterim!" diye tepiniyor, o da dayanamıyor, o kabahati yapıyor. Kendisini tutmayı öğrendiği zaman iyi müslüman olacak. İşte onu öğrettiği için altınla gümüşle ölçülmeyecek kadar, dünyalar dolusu altınla karşılanmayacak kadar büyük sevaplar kazanır.
Dûne yevmi'l-hisâb. "Hesap gününün ötesinde veya berisinde" mânasına gelir. "Hesap günü olmadan bunun ödenmesi mümkün olmaz, dünyevî imkânlarla ödenmesi mümkün olmaz." mânasına gelir. Veyahut inde yevmi'l-hisâb mânasınadır, yani "Hesap gününde Allah öder, başka zaman ödenemez." demek olur. Hepsi aynı kapıya çıkıyor.
Mâlum, Allah-u Teâlâ hazretleri sabredenlere ecrini hesapsız ihsan edecek.
İnnemâ yuveffe's-sâbirûne ecrahüm bi-ğayri hisâb. "Hesaba sığmaz tarzda bol bol ikram edecek."
"O zaman Allah nasıl verirse, ne kadar bol verirse ancak o zaman karşılanabilir." demek oluyor.
Men sâme yevme tetavvuan lem yettali' aleyhi ehadün lem yerda'llâhu lehû bi-sevâbin dûne'l-cenneti.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten. Bu hadîs-i şerîf de yine oruçla ilgili, yine Ramazan dışındaki sevap kazanmak için tutulan nafile, tatavvu oruçla ilgili. Buyurmuş ki;
Men sâme yevme tetavvuan. "Kim tatavvu maksadıyla, sevap kazanmak için farz orucunun dışında bir gün serbest bir zamanda kendiliğinden Allah rızası için oruç tutarsa..." Ve lem yettali' aleyhi ehadün. "Ona hiç kimse muttalî olmazsa..."
Yani "Bu adam oruçlu." diye anlattırmazsa; saklıyor, övünmüyor, riya gösteriş yapmıyor, belli etmiyor.
"Kimse anlamazsa, hiçbir kimse ona muttalî olmadan o orucu akşama becerebilirse..."
Lem yerda'llâhu lehû bi-sevâbin dûne'l-cenneti. "Allah onun o orucuna karşılık cennetten başka bir sevaba razı olmaz." "O kuluma cenneti verin." der.
Riyasız, gösterişsiz oruç tuttu. Cennetten başka bir sevap ile Allah onu karşılamaya razı olmaz, "O kullarıma cennetimi verin." [der.]
İşte buradan anlaşılıyor ki oruç tutacağız. Büyüklerimiz de bize; "Pazartesi perşembe oruç tutun." diye hep tavsiye ederlerdi. İşte fırsat buldukça insan böyle oruç tutarak bu sevapları kazanmalı.
Men sâme yevme'l-erbiâi ve'l-hamîsi ve'l-cumuati sümme tesaddeka yevme'l-cumuati bimâ kalle min mâlihî ev kesüre ğufire lehû küllü zenbin amilehû hattâ yesîre ke-yevme veledethü ümmühû.
Bu hadîs-i şerîf de İbn Abbas radıyallahu anh, İbn Ömer radıyallahu anhümâ'dan rivayet edilmiş.
İnsan hiç olmazsa arada bazı haftalar bunu yapmalı. Önümüzdeki hafta mesela isterseniz tatbik edebileceğiniz bir şey...
Men sâme yevme'l-erbiâi ve'l-hamîsi ve'l-cumuati. "Kim çarşamba, perşembe, cuma günü peş peşe oruç tutarsa..."
Sümme tesaddeka yevme'l-cumuati bimâ kalle min mâlihî ev kesüre. "Sonra cuma günü olunca malından az veya çok bir miktar sadaka da verirse, tasaddukta da bulunursa..." Ğufire lehû küllü zenbin amilehû. "O kulun işlemiş olduğu her günah bağışlanır." Hattâ yesîre ke-yevme veledethü ümmühû. "Anasının onu doğurduğu gün nasıl günahsızdı, -bebecik olduğu zaman- o günkü gibi günahsız oluncaya kadar Allah her günahları bağışlar."
Hep oruçtan geldi ama epeyce kârlı; ovuşturun bakalım ellerinizi...
Men sâme yevme'z-zîneti edreke mâ fâtehû min siyâmi's-seneti. Ya'nî yevme âşûrâe.
Abdullah b. Amr b. Âs'tan rivayet edilmiş.
"Her kim ziynet günü oruç tutarsa..."
Edreke mâ fâtehû min siyâmi's-seneti. "Geçmiş senenin kaçırmış olduğu sevaplı oruçlarının sevabını yakalar."
Neymiş bu ziynet günü? Ya'nî yevme âşûrâ'. "Aşure günü."
Muharrem'in 10'udur. Aşure günü orucu hakkında bu hadîs-i şerîf vârid olmuş. O gün oruç tutan, senenin geçmiş vakitlerinde tutması mümkün olsaydı sevap kazanacaktı, tüh kaçırdı, işte o kaçırdıklarını yakalar.
Biz Aşure gününü bir gün evvelden başlarız, 9'unda ve 10'unda tutarız veyahut 10'unda ve 11'inde tutarız, ondan biraz farklı olsun diye. İslâm'da taklit yok. Müslüman kendisi başlı başına her şeyi tamam kâmil bir insandır. Müslümanın içi tamamdır, nurludur; dışı tamamdır, nurludur; işi tamamdır, nurludur; fikri, aklı, her şeyi güzeldir. Başka hiçbir şeye Allah bizi muhtaç etmemiş. Allah İslâm ile beraber bize her nimeti vermiş.
Bak ne güzel, şu hadis kitabını okudukça, ben okutuyorum, burada da okutuyorum, başka yerde de okutuyorum, Allah'a hamd-ü senâlar olsun, bana bunu nasip etti, okutuyorum. Resûlullah Efendimiz her şeyi bize öğretmiş; ne güzel, Allah'a hamd-ü senâlar olsun...
Eski ümmetlerin hallerini düşünüyorum, acıyorum. Peygamberlerinden böyle şeyler kalmamış ki... Hiçbir şey kalmamış, kitapları bile karıştırılmış. Eğrisi doğrusu birbirine karışmış. Onlar ne bilecekler böyle âdâbı, erkânı?
Onlar bizden o bakımdan çok geri, biz bu bakımdan çok zenginiz. Zengin olan, kıymetli olan, güzel olan mı çirkine tâbi olacak? Biz güzel olduğumuza göre... Temizlik bizde her çeşidi var; ibadetin her çeşidi, güzelliği var...
Müslüman olmuş bir Avrupalı, soruyorlar:
"Niye müslüman oldun?"
Diyor ki:
"Ben memuriyetim dolayısıyla Uzakdoğu'da bulundum, Hindistan'ı gördüm, Hindiçin'i gördüm, Laos'u, Tayland'ı vesaireyi gördüm, oraları biliyorum. Oraların ahâlisini de inceledim. Kendim de Avrupa'da yetiştim, Avrupa'yı da biliyorum. Başka dinlerin ibadetlerine baktım; mânasız, hiç ipe sapa gelir tarafları yok. Ama müslümanların her ibadetini ibretli, hikmetli, faydalı gördüm."
Namazımız günde beş vakit; vakitleri isabetli, güzel. Sabah güne başladığın zaman, öğlen iş ortasında, günün ortasında, ikindi tam işin ortasında, akşam güneş batarken, yatsı tam yatma vaktinde... Günün beş kritik zamanı... Zamanı güzel. Hareketleri güzel; ayakta duruyorsun, el pençe divan duruyorsun, Allah'a rükû ediyorsun, ondan sonra secde ediyorsun. Ne güzel... Şekilleri güzel, mânası güzel, sözleri güzel... Müslümanların namazına hayran kalmış, ibadetine hayran kalmış, kaldırmış parmağını, müslüman olmuş.
Orucu güzel... Orucumuz ne kadar güzel bir ibadet; müslüman egzersizle kendi kendini terbiye ediyor, nefsini dizginlemeyi öğreniyor, irade terbiyesi. Avrupalı bunu yapmak için milyonlar harcıyor da beceremiyor. Müslüman bunu dininin gereği olarak [yapıyor.]
Haccımız ne kadar güzel... Dünya müslümanları toplanıyor, yılda bir kongresi var, orada toplanıyor gibi oluyor. Sonra o peygamberler diyarına gidiyorsun, o kumların arasında o Arafat dağında, o mübarek yerlerde ne feyizler, ne lütuflar, ne ikramlar...
Allah tekrar tekrar nasip eylesin.
İnsan oraya kapkara gidiyor, pırıl pırıl, ışıklanmış, nurlanmış dönüyor. Hepsi güzel...
Zekât... Zekâtın güzelliğine doyum mu olur? Zengin, kardeşi için parasını ayırıyor, mecbur olmadığı halde fukarâya veriyor. Kendisi kazanmış olduğu halde, kendisinin öz malı olduğu halde, ötekisinin olmadığı halde vazife olarak çıkartıp veriyor. Ne güzel...
Her ibadetimiz güzel, her emri güzel...
Resûlullah'ın hadislerindeki her cümlesine bakın; her birisi bin atasözü kuvvetinde! Her sözü ne derya imiş Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in ki 15 cilt, 20 cilt, 100 cilt... hadislerini oku oku bitmiyor. Ağzını açtığı zaman inciler, mercanlar, elmaslar, yakutlar saçılmış etrafa... Her şeyi, her günü, her hâli [kaydedilmiş.]
Elhamdülillah alâ ni'meti'l-İslâm. "Yâ Rabbi! İslâm nimetine hamd-ü senâlar olsun!"
Yâ Rabbi! Bizi müslüman yarattın, müslüman yaşat! Yâ Rabbi! Bizi müslüman yaşatıyorsun, müslüman öldür; huzuruna müslüman olarak, sevdiğin razı olduğun kul olarak gelmeyi nasip et!
Men sabere ale'l-kûti'ş-şedîd sabren cemîlen eskenehu'llâhu mine'l-firdevsi haysü şâe.
el-Berâ b. Âzib radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. Bu hadîs-i şerîf sabırla ilgili.
Men sabere. "Her kim ki sabreder..." Ale'l-kûti'ş-şedîd. "Şiddetli bir kıt kanaat azığa kim sabrederse..."
Geçimi dar; giyeceği, yiyeceği az... Dehşetli sıkıntı, mâlî tazyik altında...
"Kim böyle bir duruma sabrederse..."
Sabren cemîlen. "Güzel bir sabırla sabrederse..."
Kimisi başına bir bela geldiği zaman açıyor ağzını, yumuyor gözünü, edepsiz, kulluğa yakışmayacak şeyler söylüyor. Öyle değil. Sabren cemîlen. "Güzel sabır." Boynunu büküyor, kimseden bir şey istemiyor; "Bu da geçer." diyor, Allah'ın verdiği rızka kanaat ediyor, hırsızlık yapmıyor, arsızlık yapmıyor, isyan etmiyor, herkesin eline yakasına yapışıp "Ver bana! Ver bana!" diye dilenmiyor.
"Sabr-ı cemîl ile kim sabrederse..."
Eskenehu'llâhu mine'l-firdevsi haysü şâe'. "Allah onu Firdevs cennetinde nereyi dilerse orada iskân eder."
"Buyur, cennetimin her tarafı sana serbest... Buyur, neresini beğenirsen, seversen..." diye cenneti nasip eder.
Onun için, müslüman her ânı kâr olan insandır. Sıkıntıda sabreder, kazanır; nimette şükreder, kazanır; her anda kazanması mümkündür. Allah bizi sabredecek sıkıntılarla, meşakkatlerle terbiye etmesin. Lütfuyla perverde eylesin. İki cihanda aziz bahtiyar eylesin; âfiyette, saadette, selâmette eylesin.
Eğer hasbelkader...
Ne demek hasbelkader? Allah'ın takdiri gereği, olur ya imtihan sorusu öyle çıktı, ne yapalım...
"Hocam bu soruyu niye bana sordun?"
"Ben hocayım, sorarım. Sen talebesin, cevap vereceksen ver, vermezsen imtihanı kaybettin. Çık dışarıya!" der, gider.
Hocaya; "Niye bu soruyu sordun?" denmez.
Hocaya denmez de kâinatın yaratıcısı Allah-u Teâlâ hazretlerine; "Yâ Rabbi! Bana bunu niye takdir ettin?" diyebilir misin?
Ne haddine!..
Lâ yüs'elü ammâ yef'al.
Sorgu sual edilecek makam mı o makam? Müslüman sabr-ı cemîlle sabredecek. O zaman ecr-i cemîl alır, ecr-i cezîl alır, çok sevap kazanır.
Allah-u Teâlâ hazretleri fakirlik göstermesin. Fakirliğe dayanmak zordur. Allah elimizi bol eylesin, geniş eylesin. Dünyanın öteki yerlerindeki müslüman kardeşlerimize de hayırlar ihsan eylesin. Afrika'da açlıktan kırılan kardeşlerimiz var, onlara yardımcı olmamızı nasip eylesin.
Kendimizi toparlayalım da inşaallah daha bizi ne hizmetler bekliyor... Biz adam olacağız, burada adam olacağız da daha yapacağımız ne hizmetler var... O zavallı zenciler bizden medet umar, o Asyalılar bizden medet umar... Dünyanın her yerinde... Avrupalı bizden medet umuyor. Amerikalı bizden medet umuyor...
İsveç'ten gelmiş de:
"Ya bizim memlekette intiharlar çok."
İntihar ediyor boyuna... Adamların yiyeceği içeceği var, parası var pul var, sosyal imkânları var, garantileri var, çalışmayan insana bile maaş bağlı; intihar ediyor!
Niye intihar ediyorsun? Her şeyin var; intihar ediyor.
Neden?
İntihar nerede az oluyor? Türkiye'de az oluyor.
Uçağa atlamışlar, geliyorlar;
"Ya sizde intihar neden az oluyor?" Niye az olacak; bizde İslâm vardı, İslâm!
İslâm'da kula can emanettir, Allah'ın emanetidir. Bu vücut bize emanettir. Biz emanete o gözle bakarız. Biz yemek yerken bile; "Aman şu emaneti hor kullanmayayım, Allah benden sorar." diye, ona [dikkat ederiz.] Gerçi şu devirde yaşayanların çoğu unuttu ama... O hızla gidiyoruz da ondan intihar az. Yoksa biz hiç intihar etmeyiz; çünkü intihar etti mi insan cehenneme gider. Ondan, o imandan.
Sen de gel, İslâm'ı İsveç'e al, öğret, o zaman intihar kesilir.
Avrupa bizden medet umuyor. Biz adam değiliz ki!
Avustralya'ya gittim. Orada müslüman olmuş birisi bizim arkadaşlara anlatmış, öyle kabiliyetli bir insanmış ki bakan yapacaklar, o kadar kıymetli bir insan.
"İyi ki ben sizi görmeden evvel müslüman oldum. Sizi görseydim belki müslüman olmaya karar veremezdim." demiş.
Bizim hâlimiz o kadar fena ki gören müslüman olacaksa vazgeçiyor. Aklımızı başımıza devşirelim! Temiz pak olalım. İntizamlı olalım. Tatlı dilli olalım. Şuurlu olalım. Akıllı olalım. Basiretli olalım. Müslüman olacak bir insanı kaçırtsak, bizim yüzümüzden kaçsa büyük vebal! Bir insanı hak yola getirsek, güzel hâlimizle… Sevinerek söylenecek bir şey:
Bir doktor kardeşimiz Amerika'ya ihtisasa gitmiş. Hocası onun güzel ahlâkından müslüman olmayı sevmiş. Olmuş mu olmamış mı bilmiyorum. Müslüman olayazmış, neredeyse müslüman olacakmış.
İşte müslümanın böyle olması lazım. Vazifeye muntazam geliyor, işi muntazam yapıyor, çalışıyor, edepli, terbiyeli... Etrafındakiler âşık, hayran; "Bunların dini hak dindir, böyle bir insanın dini hak dindir, ben de böyle olayım, ben de bu nura kavuşayım."
Böyle bir insanın müslüman olmasına vesile olursan kendine dünyadan ve dünyanın içindeki her şeye sahip olmaktan daha büyük bir kazanç sağlamış olursun. Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîfte öyle buyurmuş.
Allah bize hem hâlimizle başkalarına iyi numune olanlardan eylesin, hem de çalışıp da başkalarını İslâm'a çekenlerden eylesin.
"Hocam ben başkasına söz geçiremem." der, biliyorum. Umumiyetle ben böyle söylüyorum, onlar da öyle düşünüyorlar. Kendi çocuğuna sahip ol, o da aynı hesaptan... O çocuk kâfir olacakken onu müslüman yetiştirirsen ondan da o ecri alırsın. Karına sahip ol, müslüman olsun, ondan o ecri alırsın. Kadınsan kocana sahip ol, idare et, ne yapacaksan yap, onu çek çevir, müslüman eyle. Akrabandan
Allahu Teâlâ hazretleri bizi şu İslâm'ın güzelliklerini anlayan hakiki müslümanlardan eylesin. Elindeki nimetin kadrini kıymetini bilmeyen cahil ve gafillerden eylemesin. Okuduklarımızdan feyz almayı, ibret almayı, faydalanmayı ve Allah-u Teâlâ hazretlerinin sevdiği razı olduğu salih amelleri işlemeyi, hayrât-u hasenât yapmayı Allah bizlere nasip eylesin.
Bi-hürmeti Resûlihi'l-müctebâ Muhammedini'l-Mustafâ...
Fâtiha-i şerîfe mea'l-Besmele.
23.09.1984 -
Medinenin Hurması, Hırsızın
10.11.1985 -
Aşure Gününde Yapılacaklar,
