17.09.1995 - Adaletli Olmak, Şeytana Uymak, Kuranı Anlamak

17.09.1995 - Adaletli Olmak, Şeytana Uymak, Kuranı Anlamak
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammed’in sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Allah'ın celle celâlüh selâmı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun.
Okuyacağımız hadis-i şerifler Râmûzü'l-ehâdîs kitabımızın doksanıncı sayfasının sonundaki on altıncı hadis-i şeriften başlıyor.
Bugün okuduğumuz birinci hadis-i şerif kadılarla, hâkimlerle, adaleti icra etmekle, karar vermekle vazifeli insanlarla ilgili. Beyhâkî ve Hâkim Müstedrek'inde İbn Ebî Evfâ radıyallahu anh'ten rivayet etmiş.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve selem buyuruyor ki;
İnna'llâhe mea'l-kâdî. "Allah kadı ile beraberdir; hâkim ile, mahkemede kararı verecek olan, adaleti icra edecek olan kadı ile beraberdir."
Seviyor, onun yanında yer alıyor, mükâfâtlandıracak, iyi demek.
Şartı ne?
Mâ lem yecür. "Cevr-ü cefâ yapmaması"
Kadı efendinin hâkim efendinin adaletsizlik, cevr-ü cefa ve haksızlık yapmaması şartı ile. Allah onunla beraber ama bu şartla beraber. Eğer adalet yapacaksa beraber; yoksa rüşvet alacaksa, haksız iş yapacaksa, cevr edecekse, bir tarafa zulmedecekse o zaman yanında değil.
Fe-izâ câre. "Hâkim cevr etti mi, zulm etti mi, haksızlık yaptı mı, hükmünü adaletle vermedi mi." Beria'llâhu minhü. "Allah ondan berî olur, uzaklaşır, onu bırakır, ondan himayesini çeker."
Gitti, kadı efendinin Allah ile beraberliği kalmadı, Allah'ın ona sevgisi, yardımı kalmadı.
Ve elzemehü'ş-şeytân. "Ve onu şeytana, şeytanı ona yapıştırır; o şeytanla beraber olur."
Allah yanından çekilir, şeytan gelir.
Ne kadar büyük bir değişiklik ne kadar korkunç bir felaket ne kadar kötü bir durum!
Şeytan çok çirkin bir mahlûktur, çok çirkin bir sureti vardır. Çok korkunç, çok tehlikeli, çok kötü niyetli bir mahlûktur. İnsanı cehenneme sokmak istiyor, şaşırtmak saptırmak istiyor, Allah'a isyan ettirmek istiyor, yanlış işler yaptırmak istiyor. Allah ihtar ediyor; hepinize, hepimize bildiriyor.
İnne'ş-şeytâne leküm adüvvün. "Şeytan sizin düşmanınız, size düşmanlık edecek."
"Fırsat kolluyor, etrafınızda dolaşıp duruyor, kurdun kuzuya saldırmak için etrafında dolaştığı gibi etrafınızda dolaşıyor, bak üstünüze atlar, sizi yer, gırtlağınızı parçalar, mahvolursunuz" diye Allah onun düşman olduğunu bize bildiriyor, Peygamber Efendimiz ihtar ediyor.
Böyle bir düşmandan haberiniz var mı? Böyle bir düşmanla teyakkuz hâliniz var mı? Böyle bir düşmana karşı devamlı uyanık olma hâliniz var mı?
Düşmanınız olan şeytanın karşısında; "Aman aniden saldırmasın, aman beni tuzağa düşürmesin, aman beni mahvetmesin!" diye bir pürdikkat bekleyişiniz var mı?
"Yok."
Böyle bir düşmandan haberiniz var mı?
"Yok."
Böyle bir düşmanın düşmanlığını hissediyor musunuz?
"Yoo, her yaptığım işi keyifli yapıyorum!"
Zaten şeytan insana günahı keyifli yaptırır, zevkli yaptırır.
Şeytana uyma, şeytana kanma, Allah yolunda yürü, Allah'ın emrini tut, şeytanın vesvesesine kapılma, şeytanın aldatması ile aldanma.
"Nereden anlayacağım hocam, ben bunu görmüyorum ki nerede bu?"
İçinden sana duygu gelecek, fikir gelecek. "Çaktım" diyor ya hani.
Ne çaktı?
Kafasında şimşek çaktı. "Anladım." diyor. "İçimden öyle geldi, içimden birisi, bir ses bana böyle dedi" diyor.
Mesela bak ne diyor?
Hastanın birisi geliyor, bana şikâyet ediyor:
"Hocam, içimden bir ses bana boyuna; 'İntihar et, intihar et, intihar et!' diyor."
İntihar iyi bir şey mi?
Değil!
"İntihar et!" diyor, işi tatlı gösteriyor.
"Kendini balkondan aşağı at, intihar et." diyor.
Allah Allah, bak şeytana, nasıl dobra dobra söylüyor. Dobra dobra kandıramazsa dolandırarak kandırır, aldatarak kandırır.
Peki ben ne yapacağım?
İçinden gelen seslere, vesveselere, düşüncelere karşı uyanık olacaksın; şeytandan olabilir. Bu Rahmani mi, Rahman'dan mı; şeytani mi, şeytandan mı geliyor?
"Aklıma bir fikir geldi. Ben namazı amuda kalkarak kılacağım!"
"E herkes ayaküstü kılıyor, sen niye böyle tepesi üstü, amud üstü kılmak istiyorsun?"
"İçimden öyle geldi."
Şeytandan.
Şeytandan olduğu nereden belli oluyor?
Resûlullah'ın sünnetine aykırı, Kur'an'a aykırı.
"Efendim böyle yaparsam çok iyi olacakmış gibi geliyor."
İşte şeytan böyle güzel gösterir ambalajlar; öyle yaparsan iyi olacak gibi gelir.
Şeytandan kurtulmanın bir çaresi neymiş?
Kur'an'ı iyi öğrenmekmiş, dinimizi iyi öğrenmekmiş. Dini iyi öğrenirsen; "bu Kur'an'a aykırı, bu hadise aykırı" dersin, o zaman anlarsın. Öyle herkes keyfine göre, ortaya bir din koymaya kalkarsa bu insanlar öküze de tapar, eşeğe de tapar, ata da tapar, ite de tapar, puta da tapar.
Tapıyor; benim söylediğim kuru bir laf değil. Fiilen tapınıyor. Kimisi puta tapıyor hem ata hem ite hem puta tapıyor, her şeye tapıyor.
Demek ki içimizden gelen sesler şeytandan olabilir, nefisten olabilir, tehlike oradan gelebilir aman dikkat, aman!
Ölçü nasıl, nereden?
Ölçü Kur’an-ı Kerîm'den.
İlim öğreneceğiz, hepimiz İslâm'ı öğreneceğiz.
"Elhamdülillah ben Müslümanım hocam."
İyi maşaallah maşaallah, Allah nazardan saklasın, Allah daim eylesin. Pek güzel, maşaallah evladım da kardeşim de bacım da veya teyzem de amcam da neyse pek güzel, pek güzel de işte bakalım yaptığın doğru mu, eğri mi?
Kur'an'ı uygulayacaksın. Kur'an'ı aç, oku, uygula. Hadis-i şerifleri aç, oku, uygula. Bunları bize anlatan fıkıh, ilmihal kitaplarını, büyük alimlerin kitaplarını aç, oku, uygula. Dinini öğrenmek zorundasın.
Nasıl millet daha çok hediye veren gazeteyi buluyor, gidiyor onu alıyor. Nasıl malın ucuz ve iyi olan yerini biliyor. Nasıl baklavacının en iyi baklava yapanını arayıp buluyor. Ara sokakta hanın üçüncü katında olsa bile nasıl buluyor, keyfine uygun şeyleri nasıl buluyor; insan ahiretine uygun olan şeyi de arayacak bulacak muhterem kardeşlerim! Şeytana uymayacak.
İnne'ş-şeytâne leküm adüvvün fe't-tehuzûhü adüvvâ.
Şeytan insana çok çeşitli suçlar işlettirir, günahlar işlettirir, haramlar işlettirir tamam. Bunların karşısında duracağız, yapmayacağız, direteceğiz, ayetlerin emirlerini tutacağız, Peygamber Efendimiz ‘in hadis-i şeriflerindeki tavsiyeleri tutacağız.
"E hocam, senin keyfin gelecek de tefsirden bir ayet okuyacaksın da, fıkıhtan bir sayfa açacaksın da, üç tane ahkâm okuyacaksın da onu mu bekleyeceğim?"
Beklersen zarar edersin. Bekleme! Al bir kitap, sen evinde okumaya başla. Çoluk çocuğunu da topla;
"Çocuklar, bir saat fıkıh dersi var akşam; var mısınız? Sevap, oturun bakalım. Hanım sen de otur, bırak bulaşıkları ben yıkayacağım. Söz, ben yıkayacağım, sen bu hadis dersini dinle, bu tefsir dersini, bu fıkıh dersini dinle, bulaşıklar benden, çamaşır da benden, her şeye razıyım, ne olacak yeter ki sen Allah'ın emrini bil! Otur bakayım şuraya, ben şimdi senden ev işi istemiyorum. Şimdi ilim öğrenme zamanı. Bir saat Kur'an, bir saat hadis." de.
Her gün dinimizi böyle öğrenirsek birikir; o zaman biter.
Sen Kur’an-ı Kerîm'i baştan sona okudun mu hiç? Söyle bakayım. Kendi kendine sor, bana cevap verme.
Kur’an-ı Kerîm'in manasını baştan sona okudun mu? Hatim indirdin tamam ama anlamadan indirdin.
Ne manaya geliyor söyle bakalım? "Burası ağlanacak yeri mi gülünecek yeri mi?" söyle bakalım.
Yevme yefirrü'l-mer'ü min ehîhi ve ümmihî ve ebîhi ve sâhibetihî ve benîhi li-külli'mriin minhüm yevmeizin şe'nün yuğnîhi.
Hadi bakalım ağlayalım mı, gülelim mi, söyleyin bakalım:
Ağlayacağız.
Ne diyor?
Yevme. "O günde, kıyamet gününde." Yefirrü'l mer'ü min ehîhi. "Adam kardeşinden kaçacak." Yefirrü. "Firar edecek."
"İnsan o günde kardeşinden firar edecek."
Ve ümmihî ve ebîhi. "Anasından, babasından kaçacak."
Neden?
"Evlatlık yapmadığı için anası babası davacı olacak, Allah'a şikâyet edecek." diye.
Ve sâhibetihî ve benîhi. "Karısından kaçacak, çocuklarından kaçacak."
"Kocalık vazifesini yapmadı, babalık vazifesini yapmadı." diye.
O gün ne zor bir gün olacak.
Hadi bakalım ağlayacakmış mısın, gülecekmiş misin, gör bakalım. Kimse bir şey bilmiyor. Hoca nikâh kıyacağı zaman ölüm ayetlerini okuyor, cenazede başka şeyi okuyor. Bilmiyor, Arapça bilmiyor, ahkâmı bilmiyor, Kur'an'ı bilmiyor.
Olmaz!
Hasan-ı Basri hazretleri yeminle söylüyor; "Ben Kur’an-ı Kerîm'in bir harfini bile eksik okumadım."
Sen bir harfini değil, hiçbirini doğru okumadın, çünkü Kur’an-ı Kerîm diyor; sen vallahi alim de değilsin, hafız da değilsin, kurrâ da değilsin, muttaki de değilsin çünkü sen Kur’an-ı Kerîm in bir harfini düşürmek değil, tamamını düşürdün yahu!
Neden?
Kur'an'ı hiç uygulamadın ki zevk, sefa, bolluk, israf, kötülük, tembellik…
Hani Kur'an?
Kur’an-ı Kerîm insanın hareketlerine gelecek, hareketlerine tesir edecek, hareketleri Kur'an'a uygun hareketler olacak, icraatı da öyle.
Bir, hareketlerine tesir edecek; "Bu adamın hareketi Kur'an yolunda, tam Kur'an'a uygun." diyecekler, denilecek, öyle olacak.
İki, ahlâkına tesir edecek, ahlâkı Kur'an olacak.
Sen Kur'an ahlâklı mısın, şeytan ahlâklı mısın? Bencil misin, kibirli misin, gururlu musun, hasetçi misin, cimri misin, pinti misin?
Evet.
O zaman senin Kur'an'la ilgin yok; Kur'an senin içine girmemiş, Kur'an senin ahlâkını düzeltememiş.
Evet, bunları hep kendi kendimize soracağız, insaf ile kararı vereceğiz.
Peygamber Efendimiz Hz. Ali Efendimiz ‘in evine girerken, bir örtü görmüş, geri dönmüş girmemiş. Hz. Ali Efendimiz anlamış vaziyeti, peşinden koşmuş.
"Ya Resûlallah! Evimize geliyordun, gelecek gibi oldun, geri döndün, bir şeye mi kızdın, ne var?"
"O örtü ne?"
"İşte küçük bir örtü."
"O örtüyü satsaydın da parasını fukaraya tasadduk etseydin ya!" diyor.
Bir örtü; dört dirhemlikmiş, çok fazla bir şey değil. Bir dirheme bir salkım üzüm almışlar, hastaya götürmüşler o zaman. Dört dirhem, dört salkım üzüm; üç, dört kiloluk üzüm parası. En kaliteli üzüm, çavuş üzümü, bilmem kokulu üzüm vesaire neyse işte o kadarlık.
Peygamber Efendimiz öyle bir perdeyi görünce geri dönmüş.
Bizim hâlimiz ne olacak, bizim işimiz ne olacak?
Onun için aziz ve muhterem kardeşlerim!
Elimizi vicdanımıza koyacağız.
Sen de doğru hükmedeceksin, kendi hakkında, hanımın hakkında, çoluk çocuğun hakkında sen de doğru hüküm vereceksin. Kendine de zulüm etmeyeceksin.
Günah işleyen ne yapıyor? Günah işleyen ne yapmış oluyor?
Nefsine, kendisine zulmetmiş oluyor.
Neden?
Bu vücut cehennemde yanacak.
Cehennemde yanacağı için günah işleyen ne yapmış oluyor?
Nefsine zulmetmiş oluyor. Nefsine zulmedenler günahkârlar.
Neden?
Kendisini cehennemlik ettiği için. O bakımdan hiç zulüm yapmamak için her şeye dikkat etmek lazım.
Evet, adalet... Adalet şahsen de lazım bize, kendi nefsimize karşı haksızlık yapmamak bakımından. Hakkını vermek, haksızlık yapmamak, ezmemek, her şeyi ölçülü yapmak, şımartmamak.
Ailemize karşı da adaletli olmamız lazım, evlatlarımıza karşı da adaletli olmamız lazım, toplumda da adaletli olmamız lazım, devlet idaresinde de adaletli olmak lazım. Her şeyde hakkaniyet, adalet esas olması lazım.
O bakımdan adalet İslâm'ın en önemli emirlerinden birisidir.
Ve lev alâ enfüsiküm evi'l-vâlideyni ve'l-akrabîn. "Eğer adalet yaptığın zaman kendin zarara uğrayacak bile olsan, hüküm senin kendi aleyhine bile olacak olsa, ana babanın bile aleyhine olacak olsa, akrabalarının bile aleyhine olacak olsa o hükmü vereceksin!"
Şu şöyledir! Cart imza, bitti.
"Aleyhinde oldu bu!"
"Ne yapalım, adalet, Allah'ın emri bu!" diyecek.
Kendi aleyhinde, ana babasının akrabasının aleyhinde bile olsa adaletten ayrılmaması gerekiyor. Müslümanlık bu. Müslümanlık lafla değil, kolay değil. Zor da değil, kolay da değil. Biliyorsun ama yapamıyorsun; işte zorluğu burada.
Kolay, bilmesi kolay; kimsenin hakkını yeme, kul hakkı yeme!
E yiyorsun, tatlı geliyor, beleşten bedavadan tatlı geliyor, yutuyor millet. Hani "deveyi hamuduyla yutmak" derler. Deve zaten kocaman bir mahlûk. Ağızdan sığmaz, kocaman bir mahluk, bir de devenin üstündeki hamudunu bile çıkarmıyor, semeri memeri her şeyiyle lop yutuyor. Hiç ayırmadan semerini, kemerini ayırmadan yutuyor; haram, helal demeden yutuyor.
Adaletli olacağız, çok dikkat edeceğiz, şaka değil bu, çok mühim bir iş, işin temeli. Her işimizde ölçülü, dengeli, adaletli olacağız. Terazi elimizde olacak, haktan milim ayrılmayacağız, santim ayrılmayacağız.
Bu çok mühim bir hadis-i şerif.
İnsan adaletten ayrıldıysa...
Hâkim ayrılınca Allah yanından çekiliyor, şeytan yapışıyor, şeytan ona yoldaş oluyor.
İnsan da adaletten ayrıldı mı öyle olur, muhterem kardeşlerim!
Şeytan insana diş geçirdi mi, yapıştı mı o zaman insan iyiliği sezer, yapmak ister, yapamaz, yapmak ister yapamaz. Kötülüğü anlar, kötü olduğunu bilir, bırakmak ister bırakamaz, bırakmak ister bırakamaz.
Neden?
Şeytan bıraktırmıyor.
"Ben bunun pençesine düşmüşüm, nasıl kurtulacağım?"
Mühim olan o.
Bak Hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
"Beş tane ev bir yerde olursa, Müslümanlar bir yerde beş ev kurmuşsa; dağda, yaylada, ovada, köyde, sahilde, tenhada, ovada, bayırda, çayırda, kırda, kırsal kesimde, beş tane ev yan yana oldu; -bir iki üç dört beş- ezan okumak, kamet getirmek cemaatle namaz kılmak bunların boynuna vazife olur."
Böyle yapmazlarsa;
İstahveze aleyhimü'ş-şeytân. "Şeytan onlara dişini geçirir, hâkimiyetini kurar, onları hâkimiyeti altına alır."
İşte öyle bir durum olursa, şeytan insanı avucuna alırsa, pençeyi takarsa, halkayı burnuna geçirirse insanı oynatır. O zaman kurtulmak istersin, kurtulamazsın.
Şeytan da insana hâkim oldu mu insan kendisini kurtaramaz.
Ne yapacak?
Şeytanın hâkimiyetine düşmeyecek.
Bak biz onun için ne diyoruz?
Abdestli gezin. Abdestli gezdi mi şeytan yanına sokulamıyor. Şeytan yanına sokulamayınca insan hayrı kolay yapar. Şeytan yanına sokuldu da pençeyi taktı mı şeytandan yakasını kurtarmak zor olur.
Sinek örümceğin eline geçmişse kurtulur mu?
Yakalandı, zor olur.
O bakımdan şeytana kapılmamak için abdestli gezeceğiz. Bu noktalara dikkat edeceğiz:
Bak adaletten ayrılınca da şeytan insana yapışıyor.
"Bir de o sebepten yapışıyormuş; hay Allah ben onu bilmiyordum!"
Demek ki "Şeytan yapışmasın." diye adaletli olacağız.
Namaz kılmayınca da bir yerde cemaatle namaz kılmayınca da şeytan yapışıyormuş, hâkimiyetini kuruyormuş.
Demek ki beş aile bir araya geldi mi bir cemaatle namaz kılma yeri yapacaklar, cemaat olacaklar, ezan okuyacaklar, şeytan kaçacak. Kamet getirecekler, şeytan kaçacak, sokulamayacak.
Abdestli olacak, zikirli olacak, adaletli olacak, Allah'a sığınacak.
"Aman ya Rabbi!" diyecek, Eûzübillâhimineşşeytânirracîm diyecek.
Ne demek?
"Racîm şeytanın şerrinden Allah'a sığınıyorum." demek.
"Taşlanmış, kovulmuş, Allah'ın rahmetinden tart edilmiş olan bu melun şeytanın şerrinden Allah'a sığınıyorum." demek.
"Allah'a sığınıyorum." diyecek; "Ya Rabbi! Beni koru." demek.
"Sığınıyorum" ne demek?
"Ya Rabbi! Sana geliyorum, sana sığınıyorum, sen beni bu mahlûktan koru, bu çok korkunç mahlûk. Aman ya Rabbi! Beni yiyecek, aman, senin yanına geldim, sana sığındım." diyecek, Allah'a sığınacak.
Bir insan Allah'a sığındı mı, Allah'a iyi kul oldu mu şeytan o zaman da tesir edemez.
İnnehû leyse lehû sultânun ale'llezîne âmenû ve alâ Rabbihim yetevekkelûn. "İman edip de Allah'a tevekkül edenlere de şeytanın tesiri olamıyor."
İman edeceğiz, Allah'a sımsıkı bağlanacağız, tevekkül edeceğiz.
"Rabbim bana yardım eder. Sana sığındım ya Rabbi!" diyeceğiz.
Bismillah diye evden çıkacak. Bismillâhirrahmânirrahîm diye evden çıkacak:
"Ya Rabbi! Beni günahlardan koru." diyecek; çarşıya pazara girerken, zikrederek girecek, "Beni şeytandan koru." diyecek, harama bakmayacak, günahı işlemeyecek, haram lokma yemeyecek, korunacak. Yoksa kolay değil. Düşman atlamaya hazır.
İkinci hadis-i şerif:
İnna'llâhe mea'dâini hattâ yakdiye deynehû mâ lem yekün deynehû fîmâ yekrehu'llâh.
Buhârî, Dârimî, Taberânî ve Beyhâkî gibi diğer kaynaklar Abdullah b. Cafer radıyallahu anh'ten rivayet etmişler.
Peygamber Efendimiz diyor ki;
İnna'llâhe mea'd-dâini. "Allah deyni olan, borcu olan kimseyle, borçluyla beraberdir. Allah borçlanmış adamla beraberdir."
Ne zaman?
Hattâ yakdiye deynehû. "Borcunu ödeyinceye kadar Allah borçlunun yanındadır." Mâ lem yekün deynehû fîmâ yekrehu'llâh. "Borcu, Allah'ın sevmediği konuda olmayacak."
Adam; "Kumar oynayacağım." diye arkadaşından borç almış.
Öyle borçlunun yanında değil.
"Felekten bir gün çalacağım.
Allah'ın sevmediği konuda değil.
Allah'ın razı olacağı bir konuda borçlanmış; "Ev yapacağım, çocuğumu evlendireceğim, param yetmedi, çok sıkıştım, yardım eder misin?" demiş, ödemek niyetiyle borçlanmış.
"Yok etmek" maksadıyla değil, "Alırım da bunu parmağımda oynatırım, vermem. Üç sene, beş sene geciktiririm." niyetiyle değil, ödemek niyetiyle borçlanmış.
Şimdi öyle kötü insanlar var ki borcu alıyor, alırken yalvara yalvara alıyor, verirken yalvarta yalvarta vermiyor. Yalvarttırıyor, vermiyor.
Ya, adamın parası bu, kepaze! Senin paran değil. Yalvara yalvara istedin. Bir sene, iki sene, üç sene geçiyor; hâlâ vermiyor. Tabi o fena.
Allah, iyi niyetli bir borçlunun yanındadır. Hem ödemesine yardımcı olur hem de ona acır, rahmet eder. Bütün mesele iyi niyetli olmasına bağlı olmuş oluyor.
"Borcunu ödeyinceye kadar Allah ona yardım eder." demek.
Gayret verir, işini rast getirir, önüne borcunu ödeyecek fırsatlar çıkarır, o da borcunu ödemek niyetinde olduğundan çalışır, çabalar, oh tamam biriktirir, getirir, alacaklısına verir.
"Yahu, daha müddeti dolmadan bitirdin."
"Elhamdülillah, elime fırsat geçti, ödedim."
Kimisi; "borcu tehir edince enflasyondan değer düşecek, ne kadar geciktirirse o kadar iyi" diye geciktiriyor.
Şeytanlık! Herkes işin kolayını bulmuş. Tabi sen kâr ediyor gibisin, borcu veren de zarar ediyor gibi ama aslında sen bu işte çok zarar ediyorsun. Allah her şeyi biliyor, niyetini de biliyor.
Onun için borç almamaya çalış ama mecbur olduysan, aldıysan ödemeye çalış. Eline geçince borçlunun katık yemesi bile câiz değil. Borcunu bir an önce öde; dondurmayı, baklavayı kaymağı ondan sonra yersin. Evvela şu borcunu bir öde bakalım.
Adam araba alıyor, ev alıyor, şunu yapıyor bunu yapıyor; alacaklısı oradan bakıyor:
"Bizim borçlu getirecek de benim paramı bana verecek."
Adam her şeyi yapıyor.
Böyle cebir oluyor, zulüm oluyor; bunları yapmamak lazım.
Evet, üçüncü hadis-i şerif:
İnna'llâhe Teâlâ vitrün yuhibbü'l-vitre fe-evtirû yâ ehle'l-Kur'ân.
Bu İbn Mesud'tan. Tirmizî "hasen hadis" diye rivayet etmiş. Daha başka kaynaklarda da var, Ebû Hüreyre'den de rivayet edilmiş bir hadis-i şerif.
İnna'llâhe vitrün. "Allah tektir."
Vitir, "tek" demek. Allah tektir, birdir.
Yuhibbü'l-vitr. "Teki de sever."
Onun için biz mesela tek rakamlara daha çok değer veriyoruz.
Mesela üç defa "Sübhânallah" diyoruz. Elimizi, ağzımızı yıkarken suyu üç defa veriyoruz. Bundan dolayı tek rakamına riayet etmeye çalışıyoruz. Allah tektir, teki sever. Vardır bir hikmeti.
Birisi, evliyâullahtan, büyüklerimizden bir tanesine çiçek getirmiş, bakmış çift; altı tane veya dört tane.
"Evladım," demiş; "Bunu bir tane daha az yapsaydın veya bir tane daha fazla yapsaydın, tek olsaydı da hadise uygun olsaydı."
Çünkü bizim büyüklerimiz dervişlerinin tam Peygamber Efendimiz ‘in yolunda yürümesini istemişler, her şeylerini sünnetine uydurmalarını istemişler. Sakal, bıyık, kılık kıyafet, kazanç, harcama, tasadduk, yaşam, her şeyin sünnet uygun olmasını istemişler.
Öyle olması lazım; söz, sohbet, arkadaşlık, ahbaplık, karılık, kocalık, babalık, evlatlık… Her şeyin Allah'ın rızasına uygun olması lazım.
"Allah tektir, teki sever."
Bir de tek bir şey daha var, "vitir namazı."
Tek, o da üç tane, bir iki üç. vitir tek.
Allah vitir namazını sever; o da tek bir namaz, enteresan bir namaz, Efendimiz de vitir namazı kılmayı çok tavsiye etmiş.
Eskiden yatsı kılınırmış, saatler geçermiş, gece tam yatacağı zaman vitir kılarlarmış, gecenin sonuna doğru kılarlarmış; hatta biraz yatıp dinlenip kalkıp öyle kılarlarmış. Sonra birkaç kimse yatıp uyanamayıp da kaçırınca, "Kaçırmayalım." diye yatsıdan sonra hemen kılıvermişler.
Aslında şöyle tam yatacağı zamanda vitir namazını kılıp öyle yatmak lazım.
Onun için;
Fe-evterû yâ ehle'l-Kur'ân. "Ey Kur'an ehli Müslümanlar! Siz de vitir kılın." diye vitir namazını tavsiye ediyor.
Allahualem bu hadis-i Şerif’in bir manası da o.
"Allah teki sever, o tek rekât olan vitir namazını da çok sever. Ey Kur'an ehli, ey Kur'an'ı seven Müslümanlar! O vitir namazını kaçırmayın, kılın" diyor.
Onun için Efendimiz çok tavsiye ettiğinden "Vitir namazı" vacib olmuş. Sünnet değil, bizim mezhebimize göre vacib.
Vitr-i vacib, farza yakın. Onun için kılıyoruz. Elhamdülillah yatsının arkasından kılıveriyoruz. İşte o namazı mutlaka kılmak lazım; Allah seviyor.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
27.06.1993 -
Adap Kuralları, Mescit
25.07.1993 -
Kıyamet, Allah Tarafından
