19.03.1995 - Kan Aldırmak, İmrül Kaysın Cehennemlik Olması, Şiirin önemi

19.03.1995 - Kan Aldırmak, İmrül Kaysın Cehennemlik Olması, Şiirin önemi
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Emselü mâ tedâveytüm bihi'l-hıcâmetü.
"Hastalıklarınızı iyileştirmek, tedavi etmek için, kullandığınız ilaçların, devaların en uygunu, en iyisi hacamattır ve kustu bahrî denilen malzemedir, ottur." diyor, Efendimiz.
Hacamat; "kan almak, aldırmak" anlamına gelir. Deriyi çizmek suretiyle kanın bir miktarını akıtmaktır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, bu hadis-i şerifinde bunu tavsiye ediyor. Bunun bir güzel tedavi şekli olduğunu, uygun bir tedavi şekli olduğunu ifade buyuruyor.
Bir de kustu bahrî denilen, burna çekilen bir malzeme. Bizde bir ot vardır, burna sıkıldığı zaman burnu çok akıttırır, sinüzit denilen hastalıkta; burnun üst taraflarındaki bölgelerde meydana gelmiş olan iltihapları akıttırıp rahatlattırıyor, iyi ediyor. O ilaç olabilir, o ot olabilir. Bunları güzel birer deva olarak tavsiye etmiş Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.
Doktorlar, bu malzemeleri incelesinler. Bizim sahamız tıp değil ama sinüzite o ilacın çok iyi geldiğini duyuyoruz.
Başka hadis-i şeriflerde Efendimiz' in tavsiye ettiği bazı maddeler var, onların da çok şifalı olduğunu deneyenler söylüyorlar. Bir tanesi, biliyorsunuz şu çöreklerin üstüne konulan siyah, susam büyüklüğünde, siyah renkli bir ot var, çörek otu deniliyor; o.
Amerikalılar merak etmişler, bu Müslümanların peygamberi böyle bir ot tavsiye etmiş filan diye; AIDS hastalarına günde belli bir miktarda vermişler; onlarda bile faydası olmuş. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in böyle tavsiyelerinde çok büyük faydalar var.
İslâm'ın kendisi ilaç zaten… Peygamber Efendimiz' in zamanında birisi doktor olarak Medine-i Münevvere' ye gelmiş de hiç iş yapamamış; hiç... Hiçbir hasta müracaat etmemiş kendisine. Hiçbir iş yapamamış, para kazanamamış. Yabancı bir doktor gelmiş, kimse müracaat etmemiş. Çünkü Müslümanlar Allah'ın emirlerine, Peygamber Efendimiz' in sünnetine uygun yaşadıkları zaman sonsuz faydalar hâsıl oluyor, bu faydaların bir kısmı da insanın bedenine ait. Bedeni de rahat oluyor, ruhu da rahat oluyor, ailesi de rahat oluyor. Her bakımdan huzura, rahata, sıhhate, afiyete kavuşuyor İslâm'ın emirlerini tam uyguladığı zaman.
Bizim bu güzel mikrofon sistemini yaptıran hacı kardeşimiz var, Allah razı olsun, ne kadar güzel yapılması gerekiyorsa öyle yapılsın diye emir vermiş; tashih edilsin, düzeltilsin. Çünkü biz buraya oturduğumuz zaman bir yerden bir cızırtı, arıza, oluyordu. Onu yaptıran kardeşimiz diyor ki:
"Hocam, pazartesi perşembe günü oruçlarını tuttum mu, ilaç almaya lüzum kalmıyor."
Bir yere beraber gittik akşam, çıkarttı, ilaçlar alıyordu, o zaman söyledi bunu.
"Pazartesi perşembe oruçlarını tutarsam bu ilaçları almaya lüzum kalmıyor." diyor.
"Bir de eyyâm-ı bîz oruçlarını tuttum mu…"
Eyyâm-ı bîz ne demek?
Mehtapların gecelerin gündüzlerinde, Arabî ayların 13, 14, 15'inde tutulan oruçlar.
"Bir de onları tuttum mu hiç ilaç kullanmıyorum." diyor. Halbuki kalp hastası kendisi, bayağı ciddi ilaçlar taşıyor, yanından eksik etmiyor.
"Ama oruçlara riayet edince ilaç kullanmaya ihtiyaç kalmıyor." diyor.
Tabi yatmaya, kalkmaya, yemeye, içmeye, oruca, ibadete, uykuya her şeye dikkat ettiği zaman, İslâm'ın kendisi şifa zaten; Müslüman sapasağlam oluyor. 100 yaşına geliyor, camiye tıkır tıkır sabah namazına gidiyor. 110 yaşına geliyor, 130 yaşına geliyor; sigara kullanmaz, içki kullanmaz, vücudunu yıpratmaz ise kötü yollarda bulunmadığı için vücudu dinç kalır. Elhamdüllillah, her bakımdan sıhhatli oluyor.
Bunların yanı sıra Efendimiz' in tavsiye ettiği bazı böyle kıymetli malzemeler var. Bunları da doktorlar incelesinler. Mesela kan aldırmanın, kan vermenin çok faydalı olduğunu, insanın bedenini tazelediği her zaman söyleniliyor, teşvik ediliyor. Kan bankası, bize kan gelsin diye söylemiyor bunu, hakikaten kan verdiği zaman insanın vücudunda bir rahatlama oluyor diye söylüyor.
Hacamat; işte kan aldırmak, o devirde yapılan bir şey, kan alma şekli. Öteki maddeleri de çörek otu olsun, kustu bahrî olsun, daha başka maddeleri de bizim doktor kardeşlerimiz incelesinler, araştırsınlar, bulsunlar.
Mesela, misvak dişlere çok sıhhat veriyormuş. Bir ilköğretim müfettişi, Burdur'a gitmiştik senelerce önce, İmam-Hatip Okuluna teftişe gitmiş. Çocuklara demiş ki:
"Misvak kullanmasak da diş fırçası kullansak olmaz mı?"
Çocuklar misvakı tercih etmişler;
"Misvak daha iyidir."
Onu, bizim profesöre Müslümanları kınayarak anlatıyordu;
"Bak, ne kadar geri kafalılar ki diş fırçasını değil de iptidaî misvak ağacını teşvik, tercih ediyorlar, onu kullanmayı diş fırçasından daha uygun görüyorlar…" filan diye ayıplıyor.
"Modern bir insan diş fırçası kullanır ya, neymiş yani misvak?!" gibi bir hava içinde.
Halbuki sonradan öğrendim, sunî kıllarla yapılan diş fırçalarının bir kısmı domuz kılından yapılıyor. O zararlı zaten.
Neden zararlı?
Kılın içinde bir kanal var. Kıl böyle bize küçük gibi görünüyor ama onun içine mikroskopla baktığın zaman büyük bir şeyle, kanal var; içine mikroplar yerleşiyormuş, çok fena oluyormuş. Sen bu sefer dişlerini fırçalıyorsun, yara oluyor. Doktora gidiyorsun;
"Niye yara oldu? Ben çok temizlik yapıyorum…"
Bizim zeytinyağını beğenmezler, zeytinyağından yapılmış sabunları, vakıfların yaptığı, en güzeli o. Öteki sabunla elini yıkıyorsun, elinde bir şey yapışıp kalıyor. Sonra hangi yağdan yaptılar, domuz yağından mı, vesaireden mi diye düşünüyorsun?
Kılla yapılan fırçanın kıllarının arasında delik olduğundan, oraya mikroplar yuvalandığından, bir kere doğru değil. Ötekiler de fırçalarken kırıldığından, mideye gidebiliyor, onları kullanmak da doğru değil.
Halbuki bu misvak ağacının içinde öyle bir madde varmış ki antiseptikmiş, yani mikropları öldürücü, ağzı temizleyiciymiş. Mideye de faydası varmış. Zaten;
"Misvakın on tane faydası var." diye Efendimiz hadis-i şerifte bildiriyor;
"Ağzı temizler, ağız kokularını giderir, birtakım göğüs hastalıklarına iyi gelir, mideye şifa verir…" diye şifalarını sayıyor.
Ankara'da bir araştırıcı, kıymetli diş doktoru var, kardeşimiz, Fikret Bey diye, o incelemiş;
"Hocam, misvak kullanan insanların diş etlerinde piyore hastalığı olmuyor." diyor. Halbuki halkın yüzde doksanında olan bir hastalık, yüzde sekseninde olan bir hastalık. Herkesin diş etleri iltihaplı, kızartılı filan, dişleri sallanıyor, kökü çürük, kökünde bir çürüme oluyor, iltihaplanma oluyor. İşte o, misvak kullananlarda olmuyormuş.
Gördün mü işte, bak, sen ilericilik namına domuz kıllı diş fırçasını tercih etmeyi ilericilik sanıyorsun ama incele bakalım...
Hani Mevlânâ hazretleri, çok hoşuma gidiyor rahmetullahi aleyh, diyor ki:
"Madem okuyorsun şu Yunanlıların felsefesini, gel bir de imanlıların felsefesini oku." diyor.
Bir de şunu dinle mübarek, hiç olmazsa hâkim yerine koy kendini, iki tarafı dinle, tek taraflı karar verme. Bir incele bakalım.
Bizim doktor incelemiş, çok faydalı diyor. Âlet yapmış özel, bana gösterdi, misvakı kesecek, şurasına yerleştirecek, fırça gibi her tarafına ağzın ulaşması için bir araştırma yapıyor.
Milletlerin ileri gitmesi neden?
Araştırıp yenilikleri bulmasından, uygulamasından kaynaklanıyor. Eskiden insanlar bir yerden bir yere atla, deveyle giderlerdi. Sonradan ne kadar nakil vasıtaları gelişti; kocaman uçaklar havalarda uçuyor. Üç yüz kişi, üç yüz kırk beş kişilik, bilmem kaç kişilik uçaklar, kaç katlı uçaklar. İçeride masa, yüznumara, lavabo, koltuk, televizyon var, vesaire var; oturuyorsun, arkadaşının yanına gidiyorsun, konuşuyorsun. Havada apartman uçuyor. Bunlar bir araştırmanın sonunda oluyor. Demek ki araştıracağız.
Bizde şimdi tek taraflı bir körlük, bir tarafa bakmak, öbür tarafı görmemek tarafı var. Batı güzel, Batı'nın her şeyi güzel; Doğu kötü, Doğu'nun her şeyi çirkin.
Yanlış!
İncele, sonunda o sonuca geliyorsan tamam; kötüyse kötü, ne yapalım… Ama incelemeden desteksiz, mesnetsiz atma. Sonra, taraf tutma. İlim adamı taraf tutmaz; meseleyi bîtaraf olarak inceler. Taraf tutacaksan kendi tarafını tut, düşmanının tarafını tutma.
Onun için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in çağında insanların, çok imkânları yoktu, orası mahrumiyet bölgesi idi ama Efendimiz' in söylediği her şey çok güzel. Bak bir dal parçasıyla muazzam diş temizliği sağlıyor, diş hastalıklarını engelliyor. Oruçlarla, hayatın tarzıyla, insanın ruhen, bedenen sıhhatini sağlıyor.
İslâm'ın cinsel hayata bakışını inceleyin; rahatlattırıyor, herkesin havasını alıyor, stresini gideriyor, mutlu bir insan tipi ortaya çıkıyor. "Evlen kardeşim" diyor, evliliği teşvik ediyor. Ama "gayrimeşru yola sapma" diyor. Nesli de namusu da aileyi de çocuğu da koruyor; her şeyi koruyor.
İslâm'ın her şeyi güzel!
Elhamdülillah incelediğimiz zaman her şeyinin güzel olduğunu anlıyoruz, elhamdülillah. Bütün sistemler gümbür gümbür yıkılıyor, insanların en güzel sistem diye ortaya koydukları hangi beşerî sistem kaldı ayakta?
Hepsi gümbür gümbür yıkıldı. Hepsinin kusurları, hataları, cinayetleri, gaddarlıkları, zulümleri, hepsi ortaya çıktı.
Hangisi sapasağlam duruyor?
İslâm! İslâm sapasağlam ayakta duruyor! Günden güne de parıldayarak, pırıl pırıl, ışıl ışıl, tertemiz, asaletli, soylu. Karşında emsalsiz güzellikte bir sistem olarak duruyor. Yaşa, yaşadığın zaman işte öyle, her bakımdan mutlu oluyorsun.
İnsanlarının daha yarım yamalak öğrendiği ağız-diş temizliği için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in bulduğu çareye bak. Allah'ın lütfu bu. Bir dal parçasıyla dişleri temizlemek, hem de o dal parçasının içindeki maddeler antiseptik olacak, ilaç olacak.
Hakikaten ağzına alıyorsun, Suudi Arabistan'a gittiğin zaman biraz misvak almaktan anlarsan, misvakçının yanına gittiğin zaman;
"Ver bakalım şöyle kalitelisini." diyorsun, ağzına alıyorsun; Allah… Tiryaki oluyor insan. Ne kadar güzel bir tadı var, ne kadar güzel bir lezzeti var, kendine göre bir baharatı var; çok güzel. İnsanın ağzından çıkarası gelmiyor. İşte o asitleri söndürüyor, mikropları öldürüyor, ağzı sıhhatlendiriyor, diş etlerini kuvvetlendiriyor, iltihapları izale ediyor. İşte Allah'ın lütfu. En kolay bir şey. Yüzlerce, binlerce, milyonlarca lira para vermeye lüzum kalmıyor, basit tarafından halloluyor işler.
Evet, sonra ne buyurmuş Peygamber Efendimiz, ikinci hadis-i şerif;
İmruü'l-kaysi İbnu Huvrin kâidü'ş-şu'arâi ile'n-nâri yevme'l-kıyâmeti ve hüve raculün mezkûrun fi'd-dünyâ mensiyyün fi'l-âhireti.
Bu da Arapların meşhur bir şairi var, İmriü'l-Kays diye, babasının adı Hacer midir, Hicir midir artık… Harekesi yok burada, ansiklopedilere bakmak lazım. Hicr diyelim, Hicr oğlu veya Hacer oğlu neyse, İmriü'l-Kays.
Neymiş? Peygamber Efendimiz ne buyuruyor;
Kâidü'ş-şu'arâi ile'n-nâri. "Şairlerin cehenneme giderken en önünde gidecek olan, grup başkanıdır. En önde gidecek, cehenneme en başta gidecek olanlardandır."
Ama nasıl?
Arkasında grup var da grubun en başında, en büyük sorumlu olarak, o gidecek, kıyamet gününde.
Ve hüve raculün mezkûrun fi'd-dünyâ. "O, dünyada namı yürüyen, namlı, anılan, sayılan bir şair, meşhur bir kimse…"
Arapların en meşhur şairi. Cahiliye devrinin en büyük şairi diyorlar, İmriü'l-Kays'a. Hani, Kâbe'ye kasideleri asılan cahiliye devri şairleri var ya, onlardan birisi bu.
"Dünyada tamam, namı yürüyor ama." Mezkûrun fi'd-dünyâ. "Dünyada namı yürüyor anılıyor, ama." Mensiyyün fi'l-âhireti. "Ahirette kimse adını bile anmayacak..." Cehennemin dibine gitmiş bir insan.
Ne olacak yani, onu kim anar, kimin aklına gelir?
Hiç kimse anmaz. Dünyada zikri var, ahirette unutulmuş bir kimse olacak diyor.
İmriü'l-Kays nasıl bir şair?
Yaptığı zinaları filan şiirinde anlatan bir şair bu. Eh, yazın çalan kışın oynar; bu dünyada eden ahirette ettiğini bulur. Bu dünya mühim değil. Bu dünyada insan Firavun gibi yaşarsa, Nemrut gibi yüksek mevkilere çıkarsa bile, İmriü'l-Kays gibi meşhur olursa, herkesin alkışladığı gözde bir sanatkâr olsa bile, sen yaptığı işin mahiyetine bak; nasıl bir iş yapıyor, yaptığı iş nasıl?
Bu hadis-i şerif varken nasıl olmuş da kadın üzerine, aşk üzerine, şiir yazan şairler çıkmış, hayret ediyorum. Gençliktir, bilmem nedir filan diyorlar, ama nasıl yazarsın sen ya?
Bak, bu hadis-i şerifte Resûlullah Efendimiz niye söylüyor?
"İnsanlar böyle yapmasın, bunu örnek almasın" diye söylüyor. Bak bu adam böyle geçirmiş ömrünü, böyle çirkin, müstehcen şiirler yazmış… Peygamber Efendimiz "bu iyi değil" demek istiyor.
Bize ne İmriü'l-Kays'tan?
Bize bizim nasıl şiir yazacağımız lazım, o önemli!
Yaz bakalım Mevlit-i Şerif’in sahibi gibi, Süleyman Çelebi gibi, Resûlullah'ın methinde bir güzel şiir. Yaz bakalım Allah'a münacat, tevhit bâbında güzel bir şiir. Yaz bakalım Yunus Emre gibi, insanın gözlerini yaşartan, dînî duygularını kuvvetlendiren bir şiir. İşte ben o zaman beğenirim seni.
Bizim Ragıp Paşa, şair ne demiş?
Şecaat arz ederken merd-i kıptî sirkatin söyler.
Çingene delikanlısı maceralarını, kahramanlıklarını anlatırken şöyle hırsızlık yaptım, böyle hırsızlık yaptım diye hırsızlığını söyler. Ya bunun övülecek bir tarafı yok ki, neticede hırsızlık yapmışsın.
Şecaat arz ederken merd-i kıptî sirkatin söyler.
Yaptığın şey sirkat, hırsızlık, güzel bir şey değil ki, nesiyle övünüyorsun, ne diye ballandıra ballandıra anlatıyorsun?
Bu doğru düzgün bir şey yaptıysan gel onu anlat;
"Şu kadar fakiri doyurdum, bu kadar insanın gönlünü aldım, şu kadar insana 'Allah razı olsun' dedirttim, şöyle bir hayır yaptım da şu kadar insan istifade ediyor. Suyu olmayan bir köye su getirdim de herkes 'Allah razı olsun senden' diyorlar, şu kadar hastaları tedavi ettim de gece gündüz çalıştım da şu kadar hastanın hayır duasını aldım."
Bak, böyle bir şey yaptıysan iyi, ama yapmadıysan ne oluyor, hiç kıymeti yok.
Şairler iki kısımdır, Kur'ân-ı Kerîm'de;
Ve'ş-şu'arâü yettebiuhumü'l-gâvûn.
Kur'ân-ı Kerîm'de bir kocaman Şuarâ suresi yer almış; neden?
Aah ah, o Peygamber Efendimiz' in zamanındaki şairler yok mu?
Her birisi bir cadaloz, propaganda makinesi. Her birisi kâfirleri, müşrikleri cesaretlendirmek için İslâm'ın, Peygamber Efendimiz' in aleyhine ve Müslümanları kötülemek için şiir yazıyor…
Ne oldu o zaman?
Karşı cephenin, reklam ve propaganda aracı oluyor. İslâm'la mücadele eden, müşrik cephenin sözcüleri oluyor.
Birisi bir şiir söyledi mi, Araplar şiire meraklı, hepsi şiiri ezberliyorlar, devenin üstüne bindiler mi geceleyin, o kabileden o kabileye giderken "Arap'ın yalellisi" derler, devenin üzerinde şeytan onlara yolculuk yaparken; "hadi bakalım şarkı söyle" dermiş.
Hadis-i şerif var: Bineğin üstüne besmelesiz binerse bir insan, şeytan da arkasına binermiş. Bineğin arkasına binermiş, yedeğine, hani terkisi diyoruz ya atın, devenin, eşeğin, neyse merkebin, katırın. Ha, şeytan da arkasına binermiş;
"Hadi şarkı söyle." dermiş. Şarkıyı güzel söyleyemiyorsa;
"Hadi hayal kur, hadi bakalım müstehcen müstehcen şeyleri hayal et, hadi bakalım…"
Vaktini zararlı, günahlı, gafil, cahil geçirtecek. O bakımdan şeytan işte bunlara, bu kötü şairlerin yazdığı şiirleri söylettiriyor.
Araplar şiiri bizim gibi düz okumazlardı.
Ne yaparlardı?
Ayrıca bir de besteli okurlardı. Elini koyar kulağına, yanağına, yüksek sesle, nağmeli okurlardı. Arapların âdeti bu. Bizde de biraz öyledir, bir parça eski şiirimiz de öyledir. O bizim gazel diye okuduğumuz; kitaplarda, şiirler, ilahi, nefes vesaire, bunların hepsi sazlı sözlü, nağmeli olurdu. Çok kere düz şiir tarzında olmazdı.
Şairlerin bir kısmı şeytanın askerleri;
Ve'ş-şu'arâü yettebi'uhümü'l-gâvûn. E lem tera ennehüm fî külli vâdin yehîmûne ve ennehüm yekûlûne mâ lâ yef'alûn. "Her sapık konuda, ileri geri konuşurlar, yapmadıkları şeyleri söylerler, sapıtık insanlar onların peşine takılır, onların sözlerine değer verir, kulak verir, ezberler." filan. Bir fitne, fesat, şer kaynağı oluyorlar. Bir grup bu.
İlle'llezîne âmenû ve amilû's-sâlihâti
"Mü'min olanları, amel-i sâlih işleyenleri." Ve'ntasarû min ba'di mâ zulimû. "İslâm'ı savunmak için şiirini kullananlar, onlar müstesna."
Mü'min; ibadet, tâat ehli, bir de İslâm'ı korumaya çalışan şairler, böyleleri de vardı sahabe-i kiramın içinde, İslâm'ı onlar koruyorlardı.
Çünkü her âlet gibi dil de söz de bıçak da tabanca da bir âlettir; hayra kullanırsan sevap, şerre kullanırsan günah kazanırsın. Bıçağı ev işlerinde, ekmek kesmekte, bağ bahçe işlerinde kullanabilirsin; adam öldürmekte de kullanabilirsin. Dilini zikirde, güzel şeyleri öğretmekte kullanırsın; sevap kazanırsın. Küfürde, günahta, gıybette kullanırsın, cehenneme düşürecek sözleri söylemekte kullanırsın; cehenneme düşersin.
Âlet, kullanışına göre değişir. Şiir de bir âlettir, hayra da kullanılabilir, sevap kazanır kullananlar; şerre de kullanılabilir, kullananlar cehennemi boylar. İşte bu, bunlardan birisinin misali!
Buradan ne anlıyoruz?
Sözünü doğru söyle, hakkı söyle, Allah'ın rızasına uygun söyle; yalan, yanlış, günah, küfür sözü söyleme.
"Söylersen bak, işte İmriü'l-Kays cehenneme gidecek, hem de en önde gidecek, ona göre ayağını denk al." denmiş oluyor insana.
Her şeyimize dikkat edeceğiz muhterem kardeşlerim. Şeytanın insanın arkasına, atının arka tarafına, bineğinin arkasına binmesini okuyunca bayağı duygulandım. Sen bir at bineğe biniyorsun, besmeleyi çekmeyince şeytan da geliyor, hop arkana; boynuzlu, kuyruklu şeytan, mel'un, hop arkana biniyor. Ondan sonra oradan sana boyna körüklüyor, vesvese veriyor.
Yemek yiyorsun... Peygamber Efendimiz' in karşısında birisi yemek yiyormuş; yemiş, yemiş, yemiş, aklına gelmiş;
Bismillâhi min evvelihî ve âhirihî, demiş; "önüne sonuna besmele olsun, Allah'ın adıyla söylenmiş olsun" diye, önceden söylemediği için;
Bismillâhi min evvelihî ve âhirihî.
Tâ başından sonuna kadar "bismillah"la olsun deyince, Peygamber Efendimiz bayağı bir gülmüş.
Demişler ki:
"Yâ Resûlullah, niye güldün?"
"Besmele çekmediği, çekmemiş olduğu zaman şeytan sofrasında onunla beraber yiyordu."
Peygamber gözüyle görüyor, Allah onun gözünden perdeleri kaldırmış olduğu için.
"Besmeleyi çekince yediklerini bile kustu." dedi.
Yemekte de ortak oluyormuş, binekte de ortak oluyormuş. Korkuyor insan.
Niye korkuyor?
Zikirsiz, Allah demeden bir iş yapmaya korkuyor insan. Her şeyi zikirle söylemek lazım. Hatta;
Ve şârikhüm fi'l-emvâli ve'l-evlâdi ve'idhüm.
Ayet-i kerimede böyle geçtiği için, oradan anlaşılıyor ki insanın -Allah saklasın- çocuklarına da ortak oluyor.
Ne demek? Hanımıyla olan evlilik işlerinde de ortak oluyor demek; Allah saklasın.
Ne demek? "Besmelesiz, nikâhsız, Allah'ın istemediği şekilde olduğu zaman…" demek.
Demişler:
"Yâ Resûlullah, evlatlarımıza da ortak olur mu?"
Ortak olur ya, evlatlarının bir kısmı şeytanın evladı olur; söz geçiremezsin, seni dinlemez, laf dinlemez, namaz kılmaz, oruç tutmaz, doğru yola gelmez, nasihatten anlamaz.
Neden? Şeytanın evladı kerata.
Neden? Sen hatalı evlendin, hatalı zifaf yaptın, hatalı, besmelesiz…
Çeşitli kusurları oluyor; insan, sonradan aklı başına gelebiliyor, iş işten geçiyor. Güzel diye bir kızı alıyor, sokakta görüyor, peşine düşüyor, konuşuyor, camdan bakıyor, balkondan mektup atıyor, ondan sonra evleniyor.
Sonra ne oluyor?
Hadi bakalım; çocuk doğuyor, iş ciddiye biniyor. Kadın hayırsız! Sokaktan bulunan öyle olur işte! O kadar! Ondan sonra kocasına sadakatsiz, çocuğuna merhametsiz… Hadi, o zaman işler karışıyor. Adam geliyor bize dert yanıyor;
"Hocam cahillik devrinde bir hata ettik, bir kadınla evlendik, şöyle çıktı, böyle çıktı…" diyor.
Şimdi gel bakalım; babalarımızın usulü mü iyiymiş, şimdiki zamanın usulü mü iyiymiş; anla!
Hiç olmazsa senin anan baban, senin namına iyi bir kızı arayacaktı, soruşturacaktı, gidecekti, görecekti, soyunu sopunu, sülalesini araştıracak ve helal süt emmiş, hayırlı bir namzet bulmaya çalışacaktı. Sen sokakta gözünün beğendiğinin peşine takıldın, aldın ama işte bak yuva kurmaya yaramıyor. Her inşaat malzemesi ev yapmaya yaramıyor.
Briketin üstüne hiç yük bindirilmezmiş. Briketin yük taşıma kat sayısı sıfır.
Neden?
Çürük malzeme ya bu, kömür tozundan yapılmış. Yapışmış gibi görünüyor ama kömür tozunun kendisi çürük zaten, üstüne biraz yük bindi mi dağılıverir.
Briketten ev olur mu? Üstüne kat çıkılır mı? Çıkılmaz!
Köprü yapılır mı? Yapılmaz!
Üstünden kamyon geçer mi? Aman ha, sakın ha! Derenin içini boylarsın, uçuruma yuvarlanırsın.
Neden? Çürük malzeme.
Onun için, İslâm'ın öğrettiği şekline sımsıkı sarılmak lazım. Çünkü Allah'ın emri, Peygamber Efendimiz' in emri, Allah'ın sevgili kullarının görüşü oluyor, içtihat bile olsa Allah'ın sevgili kullarının görüşü oluyor.
Onun için İslâm bir şey dedi mi, mutlaka onda bir fayda vardır. İslâm bir şeyi yasakladı mı, mutlaka onda bir zarar vardır. Onun arkasından hayır gelmez, mutlaka zarar gelir.
Allah, İslâm nimetinin kıymetini bilmeyi cümlemize nasip etsin.
Çok büyük nimet İslâm ama kıymetini bilene. Kimisi bilmiyor. İslâm'ın ne olduğunu bilmiyor da kendisine başka sistemler arıyor, başka hayat tarzları arıyor.
Yemek yeme usulün nasıl?
Giyinme usulün nasıl?
Düğün usulün nasıl?
Bal gibi yutturmuşlar.
Allah'ın, Kur'ân-ı Kerîm'in istediği gibi yaşasana! Ne olacak;
"Allah böyle istiyor!" de bitsin.
"Allah'ın istemediği şeyi, 'yapmayın' dediği şeyi ben yapmam. Resûlullah'ın hayatına uygun yaşamak istiyorum. Sünnet-i seniyeye uymak istiyorum." de.
Ümmetin bozulduğu zamanda Peygamber Efendimiz' in sünnetine yapışıp, sünnetine sarılıp, sünnetine göre yaşayan insana yüz şehit sevabı var. İstemez misin? Hadi isteme. Yüz şehit sevabı var, bir şehit sevabı bile değil, yüz şehit sevabı var.
Allah'ın emrini tutacağız, Allah'ın emrini tutan kimselerin yolunda yürüyeceğiz. Bu işin yolu, yöntemi bu! Allah'ın Resulü bizim en güzel modelimiz, numune-i imtisalimiz, yani kendisine uyacağımız mücessem misalimiz o bizim. Ona uyacağız!
Evet, burada da bu kadar söz yeter herhalde. Dünyanın itibarı, zevki, şevki, şöhreti var ama kıymeti yok. Bir de ahiretin zevki, şöhreti var, ahirette insanın itibarı var; işte o kıymetli. İnsanın ahirette itibarının olması kıymetli!
Öyle insanlar vardır ki burada beyefendidir, zengindir, yüz tane hizmetçi çalıştırıyordur; ahirette hizmetçilerinin hizmetçisi olamaz, ayağının tozu olamaz.
Neden? O, Allah'ın sevdiği yolda yürüyor; bu, Allah'ın sevmediği yolda yürüyor, ondan.
Allah'ın sevdiği yolda yürümeye, Allah'ın rızasını kazanmaya hepimiz aklımızı döndürelim. Hani böyle şeyler var ya; tırrrrt, düğmeye basıyorsun dönüyor, çanak antenler, şu uyduya bu uyduya dönüyor, oradan yayın alacak.
Nereye döndüreceğiz?
Allah'ın rızası yoluna. Bu kafaları değiştireceğiz. Allah'ın rızasına uygun bir zihniyete sahip olacağız hepimiz.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
12.06.1998 -
Allaha Kulluk, Ölümü
18.06.1995 -
Resulullah ve Ashabı
