11.12.1994 - Allahı En Çok Zikreden En Çok Sevap Kazanandır

11.12.1994 - Allahı En Çok Zikreden En Çok Sevap Kazanandır
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Eksir min en tekûle: "Sübhâne'l-meliki'l-kuddûs rabbü'l-melâiketi ve'r-rûh. Cüllileti's-semâvâtu ve'l-ardu bi'l-izzeti ve'l-ceberût."
Bu hadis-i şerif, el-Bera' b. Âzib radıyallahu anh'ten İbn Asâkir tarafından rivayet edilmiş. Harâitî'nin Mekârimü'l-ahlâk'ında, İbn Sünnî'de var.
Peygamber Efendimiz bir duayı tavsiye ediyor. "Allah'a sığınma ihtiyacı duyduğun zaman, öyle bir korkulu durum olduğu zaman şöyle demeyi çoğalt, şu sözü çok söyle." diye Efendimiz tavsiye etmiş.
Sübhâne'l-meliki'l-kuddûs rabbü'l-melâiketi ve'r-rûh. Cüllileti's-semâvâtu ve'l-ardu bi'l-izzeti ve'l-ceberût.
Mânasını söyleyelim.
Sözünü bir daha söyleyelim, yazmak isteyenler yazabilsin diye:
Sübhâne'l-meliki'l-kuddûs rabbü'l-melâiketi ve'r-rûh. Cüllileti's-semâvâtu ve'l-ardu bi'l-izzeti ve'l-ceberût.
Sübhâne'l-meliki'l-kuddûs. "Melik olan, Kuddûs olan Allah-u Teâlâ hazretleri her türlü noksandan münezzehtir. O'nu tenzih ederim, O'na tesbih eylerim." demek.
Melik, "mâlik" mânasına. Allah Teâlâ hazretleri her şeyin malikidir. Onun için, Esma-i Hüsna’sından birisi budur.
Kuddûs da "her türlü noksandan pak ve münezzeh" demektir. Allah-u Teâlâ hazretleri her türlü noksanlıktan münezzehtir, her türlü kemâlin sahibidir, halikıdır.
"Kuddûs ve Melik olan Allah-u Teâlâ hazretlerini tesbih eylerim."
Rabbü'l-melâiketi ve'r-rûh. "O meleklerin ve ruhun rabbidir."
Ruh da büyük, ulu bir meleğin ismidir.
Tenezzelü'l-melâiketi ve'r-rûhu fîhâ bi-izni rabbihim. Kadir suresinde de geçiyor.
"Melâikenin meleklerin ve ruhun rabbini tenzih ederim."
Cüllileti's-semâvâtu ve'l-ardu. "Gökler ve yerler..." Bi'l-izzeti ve'l-ceberût. "Allah-u Teâlâ hazretlerinin izzeti ve ceberûtuyla, kudretiyle halk olundu."
"Kudret, kuvvet sahibi Allah-u Teâlâ hazretlerini her türlü noksandan tenzih ederim." diye bunlar muazzam sözler tabii... Allah-u Teâlâ hazretlerine saygımızı ve O'nun şanını ifade eden kelimeler. İnsan bu sözleri söylediği zaman, bu tesbihleri yaptığı zaman bunlardan hâsıl olan bereketten Allah-u Teâlâ hazretlerinin rızasından, lütfundan, kereminden insanın gamı, kederi, sıkıntısı, üzüntüsü dağılır, başındaki bela defolur, Allah-u Teâlâ hazretleri onu selâmete çıkartır; çünkü her şeye kâdirdir, her şey O'nunla oluyor, O'nun sayesinde oluyor.
Sübhâne'l-meliki'l-kuddûs rabbü'l-melâiketi ve'r-rûh. Cüllileti's-semâvâtu ve'l-ardu bi'l-izzeti ve'l-ceberût.
Bu tesbih hatırınızda kalsın.
Efendimiz buyurmuş ki;
Ekserühüm lillâhi zikren. Hadis-i şerif bu kadar.
Ekserühüm lillâhi zikren.
Ahmed b. Hanbel'de ve bazı başka kaynaklarda var.
Suile aleyhisselâm. Peygamber Efendimiz' e sorulmuş ki;
Eyyü'l-mücâhidîne a'zamu ecren? "Mücahitlerin hangisi sevap bakımından en çok sevabı kazanıyor? Hangisi en sevabı çok olandır? Sevabı en çok kazanan mücahit hangisidir? Ne yaparsa daha çok sevap kazanır?" diye sormuşlar.
Sonra sormuşlar, devam etmişler... Cevap verildikçe devam etmiş sorular:
Eyyü's-sâimîne a'zamu ecren? "Hangi oruçlular en çok sevabı alır, ötekilerden daha fazla ecir alır? Ne yaparsa oruçlu öteki oruçlulardan daha fazla sevap alır?"
Sonra yine sormuşlar:
Kezâ es-salah ve'z-zekâh ve'l-hac ve's-sadaka. "Hangi namaz kılanlar en çok sevap alır, ötekilerden daha fazla alır? Zekâtı verenler içinde en çok sevabı alanlar nasıl hareket edenlerdir? Haccı yapanlar içinde hangileri en çok sevabı alır? Sadaka verenlerin en çok sevap kazananı hangi tipleridir?"
Bunları hep Peygamber Efendimiz' e sormuşlar.
İşte o zaman böyle buyurmuş: Ekserühüm lillâhi zikren. "Allah'ı zikretmesi en çok olan."
"Hangisi Allah'ı en çok zikrediyorsa sevap en çok ona, sevabı en büyük olan odur."
Şimdi soruyu ve cevabı beraber düşünelim:
Eyyü'l-mücâhidîne a'zamu ecren? "Yâ Resûlallah, mücahitlerin en çok sevap kazananı hangisi?"
Ekserühüm lillâhi zikren. "Allah'ı en çok zikredeni."
Anladık ki dedelerimiz harbe gittiği zaman, kılıcı çektiği zaman düşmana saldırırken ne derler?
Allah Allah Allah Allah Allah Allah... diye, öyle gidiyorlar. Nedenmiş?
Bu hadis-i şeriftenmiş demek ki... Bunu okumuşlar, bunu biliyorlar, Allah'ı zikretmenin sevabını bildiklerinden cihadı yaparken zikrederek yapıyorlar, sevabı çok oluyor.
Tabii bu işin ilk görünen, ilk hatıra gelen tarafı. Oruç tutanların da yine Allah'ı çok zikredeni en çok sevabı alıyor. Oruç tutarken dili zikirli, elinde tesbih, boyuna sabahtan akşama hem orucu tutmuş hem de zikretmiş; aferin, sevabı çok alıyor. Sonra namaz kılan, sonra zekât veren, sonra hacceden... Hacda da her yerde zikredecek.
Fe'zküru'llâhe inde'l-meş'ari'l-harâmi ve'zkürûhu kemâ hedâküm.
Hac fiillerinin yapıldığı yerleri ayet-i kerimeler anlatırken çok zikretmeyi hatırlatıyor. Sadaka vesaire öyle...
Fakat derinlemesine bir tahlil yapalım.
Zikretmek ne demek? "Hatırlamak, hatırında tutmak, unutmamak" demek.
Bir insan hatırında Allah'ı tutuyorsa, Allah'ı unutmuyorsa... Çünkü Haşr suresinde de Allah-u Teâlâ hazretleri bize emretmiyor mu;
Ve lâ tekûnû ke'llezzîne nesu'llâhe. "Sakın Allah'ı unutanlar gibi olmayın, ey mü'minler! Siz sakın Allah'ı unutmayın!"
Unutmayacağız. Birinci prensip ne?
Hûş der dem. "Her nefes alışverişte şuurlu olmak, aklı başında olmak, ayık olmak, hatırında olmak. Yani zikir hâlinde olmak."
Peki bu zikirleri neden yapıyoruz?
Zikirden murat nedir? Bu hatırlama hâlinin devamlılığını kazanmaktır.
İnsan sözle zikrede ede, devamlı Allah hatırında olmak hâline ulaşacak. Zikr-i müdâm, daimî zikir hâline ulaşacak. Yoksa zikrederken Allah'ı hatırlıyor, ondan sonra unutuyor; iyi değil.
Hatta bir hadis-i şerif var, bu zikrin mânasını anlamak, anlatmak bakımından çok önemli. "Eğer sen" buyuruyor Peygamber Efendimiz, "Allah-u Teâlâ hazretlerine itaat ediyorsan, yani emirlerini tutmaktaysan, emirlerini yapmaktaysan, yapmakta bulunuyorsan, Allah'ı zikrediyorsun demektir. Eğer Allah'a itaat hâlinde değilsen, âsi isen, günah işliyorsan, günah işlemekte isen..."
İtaat hâlinde değil.
"Zikretsen bile, dilinde Allah lafzı olsa bile Allah'ı zikretmiyorsun demektir." diyor.
Demek ki aslolan Allah hatırında olacak, Allah'ın istediği gibi kul olacak.
Allah hatırında olmaktan maksat ne?
O anda Allah'ın istediği hal üzere olmak, Allah'ın istediği işi yapmak, istemediği işi yapmamak demek.
Hem Allah hatırında hem de Allah'ın istemediği işi yapıyor, demek ki Allah hatırında değil. O zaman "hatırında değil" demek olur.
Cihat ediyor, zikrediyor, Allah hatırında hem diliyle Allah Allah diyor hem de yaptığı işi Allah rızası için yaptığını biliyor, savaşı ne maksatla yaptığının şuurunda, şuuru yerli yerinde; tamam, bunun sevabı en çok.
Sonra, namaz kılarken... Namaz kılarken zaten namazın dualarını okuruz, başka bir şey yapmayız. Burada benim dediğim mânanın esas olduğu zaten anlaşıldı. Namazda hangisi daha çok sevap alıyor?
Allah hatırında en çok olan.
Adam namaz kılıyor; Allahu ekber, sübhâneke Allâhümme ve bi-hamdike... " Haa, ben bakkala parayı vermiş miydim yahu? Hay Allah, hanım bana ne söylemişti sabahleyin? Beş şey alacaktım, birisi 10 tane yumurta alacaktım, iki kilo domates alacaktım. Üçüncüsü neydi, dördüncüsü neydi? Hay Allah! Ondan sonra, bugün öğleden sonra falancaya söz vermiştim de hastaneye gidecektim, falancayla buluşacaktım..."
Bana bak, gel bakayım buraya; sen namazda mısın, değil misin? Sen ne yapıyorsun? Allahu ekber dedin, Allah'ın huzurundasın, aklın nerede senin?
Çarşıda, pazarda, işte, alışverişte, sözde... Olmadı!
Namazda en çok sevabı kim alıyor?
Ekserühüm lillâhi zikren. "Allah hatırında en çok olan."
Allahu ekber dediği zaman, "Ben şimdi Rabbü'l-âlemîn'in, şu koca kâinatı yaratan Mevla’mın huzurundayım." el-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîn. "Şimdi ben Allah'a hamd ediyorum." Allahu ekber, rükûya vardığım zaman; "Şimdi ben Mevla’mın huzurunda saygımdan, sevgimden, Mevla’mın heybetinden rükûya vardım, O'nu tesbih ediyorum." Sübhâne rabbiye'l-azîm, sübhâne rabbiye'l-azîm. Ne demiş?
"Fe-sebbih bi'smi rabbike'l-azîm, buyurmuş Kur'ân-ı Kerîm'de, ondan öyle tesbih ediyorum."
Semia'llâhu li-men hamideh. Rabbenâ ve leke'l-hamd. " Şimdi Rabbime secdedeyim, melekler gibi Allah'ın en sevdiği şekil olan secde hâlindeyim; alnımı Allah'ın huzurunda yerlere koymuşum, en şerefli azamı yerlere koymuşum, Allah'a sevgimi, saygımı ifade ediyorum..."
Hep Allah aklında. Tamam, bu adamın namazı en sevaplı olur.
Aklı öküzde, tarlada, bahçede, bakkalda, kasapta, vaadde, defterde, vesairede olanın namazı olmaz.
Hani ne yapmış; evliyâullahtan birisinin bir meczup kardeşi varmış. İki kardeş, birisi meczupmuş, evliya imiş. Kardeşinin arkasında namaz kılmazmış. İmam anasına gitmiş, şikâyet etmiş.
"Bizim birader arkamda namaz kılmıyor, cemaat de 'Bu namaz kılmıyor.' diye çeşitli kötü şeyler düşünüyor, durum fena oluyor. Niye benim arkamda namaz kılmıyor?"
Anası çağırmış;
"Evlâdım, bak kardeşin imam, arkasında bunun namaz kılsana."
"Peki anacığım, sen emrediyorsun, kılayım."
Ananın hatırını kollamak lazım. Namaza durmuşlar. Arkasında, Allahu ekber, namaz kılarken, meczup ya, "möö!" demiş, ayrılmış gitmiş. Tabii cemaat şaşırmış, imam üzülmüş. Anasına gelmiş demiş ki:
"Gördün mü bizim biraderin yaptığını?"
"Ne yaptı?"
"Namaza durduk, arkadan inek gibi bağırdı, 'möö!' dedi, ayrıldı. Cemaat de bozuldu, çok fena oldu. Tabii kendisi için de fena oldu. Hiç namazda öyle denir mi? Namazı da bozuldu."
Anası çağırmış;
"Evlâdım, ben 'Kardeşinin arkasında namaz kıl.' dedim, sen de 'peki' dedin. Niye namazı bozdun, 'möö!' dedin?"
"Anne, sor bakalım ona, Allahu ekber dediği zaman aklından neler geçiyordu?"
Sormuş;
"Evlâdım, gel bakalım. Sen Allahu ekber diye imamlığa geçtiğin zaman aklına neler geldi?"
"Anneciğim, Allahu ekber deyince bizim bahçedeki öküzler, inekler geldi, onların meseleleri aklıma geldi. Kendimi de alamadım, onları düşünüyordum."
Arkadan "möö!" diye ondan bağırıyor. Meczup ama keşfi var, onun namaza uygun olmayan şeylerle kafası meşgul olduğundan öyle yapıyor.
Aziz ve muhterem kardeşlerim! Onun için, namazda Allah hatırınızda olacak. Hatırınız, aklınız, hafızanız Allah'la dolu olacak. Zekât verirken Allah hatırınızda olacak. Haccederken daima Allah hatırınızda olacak. Sadaka verirken öyle olacak. O zaman sevabı çok oluyor. Allah hatırında olmadan olmuyor.
İnsan dua ediyor; "Yâ Rabbi! Sen bana şunu ver, bunu ver..." Ezberlemiş duaları, söylüyor. Ne söyledin?
Söylediğinin farkında değil. Elini yüzüne sürüyor. Neler istedin?
"Bilmem, dualar ettim."
Olmaz! Allah böyle lâhi bir kalp ile, yani gevşek bir kalp ile, başka şeylerle meşgul bir kalp ile yapılan duayı sevmez ve kabul etmez. Candan isteyecek. "Yâ Rabbi! Ben şunu istiyorum! Şöyle yap yâ Rabbi! Şunu ihsan et yâ Rabbi! Bunu ver!" İstediğini bilecek, şuurlu olacak.
Akıl ve şuurunu ibadete bağladığı zaman, ibadeti öyle şuurlu yaptığı zaman zikir tamam olmuş oluyor, hatırlama işi tamam olmuş oluyor, hatırdan çıkmamış oluyor. Sevap o zaman çok oluyor. İşte zikrin esrarı, hakikati, mahiyeti budur.
Eline tesbih alıyorsun;
"Hoca Efendi 5 bin tane zikir verdi, ben 5 bin defa Allah diyorum."
Ama kaç tanesini şuurla söyledin?
Elinde tesbih, gözü manzarada, kuşları seyrediyor, vapurları seyrediyor, etrafındakilerin konuşmaları dinliyor, ondan sonra Allah Allah Allah Allah... Olmadı ki... Sen Allah sözünü söylerken Allah hatırında değil ki, etraftaki şeylerle meşgulsün. Kendini vereceksin ki, hûş der dem, her nefeste Allah-u Teâlâ hazretleri yâdında olacak, hatırında olacak, unutmamış olacaksın, heybeti ile, sevgisi ile, saygısı ile meşgul bulunacaksın.
Evet, bu çok mühim bir hadis-i şeriftir. Bu hadis-i şerifi unutmayın. Bu hadis-i şerifin mucibince amel eylemeye çalışın.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki;
Eksirû zikrallâhi hattâ yekûlû: mecnûn.
Ahmed b. Hanbel'de, Abd b. Humeyd'de, İbn Abdilberr'de, İbn Sinnî'de, İbn Şâhin'de, İbn Hibban'da, el-Hâkim'in Müstedrek'inde ve diğer kaynaklarda, Ebû Said el-Hudrî hazretlerinden rivayet edilmiş bir hadis-i şeriftir bu. Belki duymuşsunuzdur.
Eksirû zikrallâh. "Allah'ı zikretmeyi öyle çok yapın ki..." Hattâ yekûlû. "Desinler ki;" Mecnûn. "'Bu adam mecnun.' desinler."
"Size 'Bu adam mecnun!' diyecekleri kadar zikri çok yapın."
Muhterem kardeşlerim! Kur'ân-ı Kerîm'de ayet-i kerimeler var:
Üzküru'llâhe zikren kesîrâ. "Allah'ı çok zikredin. Allah'ı çok zikir ile zikreyleyin."
Ve'z-zâkirîna'llâhe kesîran ve'z-zâkirât... "Allah'ı çok zikreden erkekler, Allah'ı çok zikreden hatunlar..." Eadda'llâhu lehüm mağfireten ve ecren azîmâ. "İşte onlara Allah -öteki sayılan vasıflara sahip insanlarla beraber bunlara da- ecr-i azîm ihsan etmiştir, büyük mükâfatlar hazırlamıştır, ahirette onları ihsan edecek." diye çok zikretmek ayet-i kerimelerde var.
Hadis-i şeriflerde de var.
Niye insan çok zikrediyor? Bir defa etse olmaz mı?
Çok zikretmek, "perçinlemek" demek. Çekici çivinin üstüne çok vuruyorsun, tak tak tak tak tak tak... ondan sonra yerleşiyor. Bakırcı küt küt küt küt küt... Çok çok vuruyor, sanat eseri ortaya [çıkıyor.] Sen de zikri çok çok yapacaksın, senin kalbine, aklına, şuuruna, hafızana zikrullah tesir edecek. Çok yapılınca tekrarda fayda var. Tekrarda yerleşme faydası var. Hem de zikrullahla meşgul olmadığın zaman bil ki aklın başka şeyle meşgul olacak. Aklının fitne ile, fesatla yahut da malayani ile meşgul olması mı iyi, Allah'la meşgul olması mı? Hangisi daha iyi?
Tabii Allah'la meşgul olmak daha iyi olduğu için zikri çok yapmak lazım.
Eksirû zikrallâhi hattâ yekûlû mecnûn. "Mecnun diyecek kadar zikri çok yap." diyor.
Mecnun ne yapmış?
Mecnun, aklı başından gitmiş, bir şeye kafasını takmış, hep onu istiyor. Öyle olunca, Allah sevgisi gönlünü yerleşti mi bir insanın, Allah'ı seven bir insan oldu mu kale gibi olur, altın gibi olur, elmas gibi olur. Bütün faydalar öyle insanlardan gelir.
Sonuncu hadis-i şerifi okuyalım, bitirelim.
Eksirû min tilâveti'l-Kur'âni fî buyûtiküm fe-inne'l-beyte'llezî lâ yukrau fîhi'l-Kur'ânu yekillu hayruhû ve yeksürü şerruhû ve yedîku alâ ehlihî.
Câbir ve Enes radıyallahu anh'ten Dârekutnî rivayet etmiş.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Kur'ân-ı Kerîm'i evlerimizde çok okumayı tavsiye ediyor.
Eksirû min tilâveti'l-Kur'âni fî buyûtiküm. "Evlerinizde Kur'an okumayı çoğaltınız, çok yapınız."
Evde çok Kur'an okuyor musunuz? Hanım okuyor mu? Sen okuyor musun? Çocuklar okuyor mu? Açıyor musunuz, dinliyor musunuz? "Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm..." Bir cüz mü okuyorsunuz? Ne kadar okuyorsunuz? Bir hizb mi okuyorsunuz, bir sayfa mı okuyorsunuz? Ne oluyor? Haftada bir mi hatim ediyorsunuz, ayda bir mi hatim ediyorsunuz, yılda bir mi hatim ediyorsunuz, ömürde bir mi hatim etmeye niyet ettiniz? Yoksa Fâtiha'da mı kaldınız? Bakara' ya geçtiniz mi, geçmediniz mi? Ne oluyor?
Eksirû min tilâveti'l-Kur'âni fî buyûtiküm. Camide dinliyorsunuz, okuyorsunuz ayrı, bir de evinizde Kur'ân-ı Kerîm'i çok okuyun.
"Çünkü içinde Kur'ân-ı Kerîm okunmayan evin hayrı az olur, şerri çok olur."
Evde fitne, fesat, kavga gürültü, dırıltı, geçimsizlik, bereketsizlik, uğursuzluk, hayırsızlık...
"Hocam bize büyü mü yaptılar acaba?"
Soruyor, bana kâğıt gönderiyor: "Başımıza şunlar şunlar şunlar geliyor, bunlar bunlar bunlar geliyor. 'Bazıları size büyü yapmışlar.' diyorlar."
Sen evde Kur'ân-ı Kerîm okuyor musun? Resûlullah'ın tavsiyelerini tutuyor musun?
Yok, tutmuyor. Sen kendine kendin ediyorsun, başka sebep aramana lüzum yok.
Ve yedîku alâ ehlihî. "Ev, sahiplerine dar gelir."
Kur'an okunmayan ev başlarına dar gelir.
Kur'ân-ı Kerîm'i çok okuyacak.
Umreye gittik geldik. Orada güzel âdetler var. Ezan okundu mu herkes camiye gidiyor. Ezan okunduktan sonra hemen farza durulmuyor, 20 dakika bekleniyor. Ezanı duyan evinde uykudaysa uyanıyor, gusül abdesti alacaksa alıyor, normal abdest alacaksa alıyor, camiye yürüyerek geliyor, sünnetini kılıyor, vakit artıyor, çekiyor oradan Kur'ân-ı Kerîm'i, açıyor, Kur'ân-ı Kerîm okuyor. Mecburen okuyor, vakit var. İmamın namaz kıldırmasına zaman var, mecburen okuyor.
Bizde?
Minareden müezzin inerken içeriden millet daha müezzini bile beklemiyor, Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed, hadi bakalım sünnete... Dört rekât sünneti kıldılar mı birbirlerine bakıyorlar; kalk, hemen Allahu ekber Allahu ekber, Allahu ekber Allahu ekber, hemen kamet. Ondan sonra imam da Allahu ekber, semia'llâhu li-men hâmideh, rabbenâ ve leke'l-hamd, Allahu ekber, Allahu ekber... Ne oluyor, hayrola? Birisi mi kovalıyor arkanızdan? Trene mi yetişeceksiniz, uçak mı kaçıyor? Ne oluyor?
Bilmiyor musunuz ki el-aceletü mine'ş-şeytân. Acelenin şeytandan olduğunu bilmiyor musun? Şeytanın oyunlarından bir tanesi güzel işleri aceleye getirtmektir, gargaraya getirtmektir; bilmiyor musun bu şeytanın oyununu?
Evinde de namaz kılacaksın. Evinde de Kur'an okuyacaksın. Sünneti evinde kılacaksın, farzı camide kılacaksın. Farzı camide kılacaksın, şu namazı evinde kılacaksın. Çünkü evin içinde namaz kılınması da sevap. Evler namazdan mahrum edilmeyecek. Sünneti evde kıldın mı, camiye geldiğin zaman cemaat tesbihleri de bitirmiştir, dua ediyorlardır, ancak ona yetişirsin. "Vah! Namaz kaçmış!" dersin.
Aziz ve muhterem kardeşlerim! Evimizde Kur'ân-ı Kerîm'i okuyacağız, bir. Kur'ân-ı Kerîm'i anlayacağız, mânasını bileceğiz, iki. Ondan sonra da mânasını tatbik edeceğiz, Kur'an ehli olacağız. Kur'ân-ı Kerîm Müslümanı olacağız. Asr-ı saadet Müslümanı olacağız. Sahabe Müslümanlığını yaşayacağız.
Kur'ân-ı Kerîm bizim en büyük rehberimizdir, ona sarılırsak bu böyle olur. Peygamber Efendimiz' in sünnet-i seniyyesine sarılırsak olur. Sarılmazsak olmaz.
Allah cümlemizin gönlüne Kur'ân-ı Kerîm sevgisi versin. Kur'ân-ı Kerîm'i öğrenelim. Kur'ân-ı Kerîm'in ahkâmına uyalım. Peygamber Efendimiz' in sünnetine hüsnü ittibâ eyleyip sünnet-i seniyye-i nebeviyyeyi ihya eyleyelim de Allah bize şehit sevapları ihsan eylesin.
18.06.1995 -
Resulullah ve Ashabı
17.12.1995 -
Sadaka Vermek
