17.12.1995 - Allahın Sevdiği Kullar

17.12.1995 - Allahın Sevdiği Kullar
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İnne'l-lâhe teâlâ yekûlu innî le-ehimmu bi-ehli'l-ardı azâben fe-izâ nazartu ilâ ummâri buyûtî ve'l-mutehâbbîne fiyye ve'l-müstağfirîne bi-l-eshâri saraftu azâbî anhum.
Bu hadis-i Şerif’i İbn Neccâr, Ebû'ş-Şeyh Enes radiyallahu anh'ten rivayet etmiş.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki:
İnne'l-lâhe teâlâ. "Çok yüce olan Allah muhakkak ki şöyle buyurur, buyuruyor:" İnnî le-ehimmu bi-ehli'l-ardı azâben. "Ben âlemlerin Rabbi, ehl-i arza, yer yüzündeki insanlara ve mahluklara, cinlere ve sair mahlukata, azap etmeye niyetleniyorum. Onu yapmak ister gibi ona bir himmet ediyorum, himmetleniyorum, gayretleniyorum, gayret ediyorum ama." Fe-izâ nazartu ilâ ummâri buyûtî. "Benim mescitlerimi, evlerimi -Allah'ın evi olan mescitler- mamur kılanlara, benim uğrumda birbirlerini sevenlere ve seher vakitlerinde istiğfar eyleyenlere bakıyorum da azabımı onlardan kenara çekiyorum, onları azap etmiyorum."
Bu[nun] kelime manası: "Yani azap edeceğim diye gayret etmişken, mescitlerdeki ibadet edenlere, birbirlerini Allah için sevenlere, seher vakitlerinde tevbe istiğfar edenlere bakıyorum, hadi şunları azaplandırmayayım diye azabı onlardan çekiyorum, o taraftan bu tarafa alıyorum." Demek.
Muhterem kardeşlerim. Burada bir şeyleri vurgulamamız, size iyice söylememiz lazım.
Allah kimlerin hürmetine azaptan vazgeçiyormuş? Yeryüzünü azaplandıracak, kahredecek, azabını indirecek; insanları cinleri, mahlukatı, dağları, ovaları, denizleri mahvedecek ama neden, kimin hürmetine vazgeçiyor?
Bir, ummûru buyûtillâh. "Allah'ın evlerini mamur eden insanlar."
Allah'ın evlerini mamur eden insanlar ne demek, bu mamurluk ne?
"Allah'ın ibadethanesine gelip de Allah'a ibadet eden insan orayı mamur kılıyor." demektir.
Çölde bir mescit yaptık; çok güzel çinilerle mermerlerle döşedik ama imam yok, müezzin yok, cemaat yok. Bu cami çok güzel mermerli, çok güzel çinili, çok lüks inşaatı, malzemesi şaheser bir cami.
Bu cami mamur bir cami mi? Değil.
Asıl mamurluğu içinde imam olacak, müezzin olacak, cemaat olacak, ibadet olacak. İbadet edilmeyince mamur değil. Bir yerde ibadet edilirse orası mamur olur. Evde ibadet edersen ev mamur olur, dağda ibadet edersen dağ mamur olur, öbür dağlara iftihar eder.
"Ya ne haber! Bugün benim üstümde Allah'ın bir salih kulu namaz kıldı, Allah'a ibadet etti. Senin üstünde kıldı mı, ibadet etti mi? Yandaki dağa iftihar eder." diyor Peygamber Efendimiz. Dağ dağa konuşuyor, iftihar ediyor. Ne şeref! Gördün mü?
Dağ başı ibadetle mamur olur, hane ibadetle mamur olur, mescit, caminin içi cami içindeki cemaatle, ibadetle mamur olur; taşla toprakla değil. Taş toprak köşkte de sarayda da resmi dairede de her yerde var. Mermer, çini her yerde var.
İbadet edilen yer ibadet eden tarafından mamur edilmiş olur. Onun için cami yaptırmanın sevabı var doğru, bir insan cami yaptırdı mı sevap kazanıyor. Harap bir camiyi imar etmek sevap.
Mesela bir cami var kubbesi çatlamış, yazıların yarısı duruyor yarısı harap. Birisi gelse yapsa cami olacak. Caminin imarı bir böyle ama yapsan bitirsen bile içinde namaz kılanı yoksa o cami haraptır.
Neden?
Manevi bakımdan içinde ibadet edilmediğinden mahzun, yıkık durumda, kalbi kırık durumda. [Cami] ibadetle mamur oluyor.
İnsanlar camiye gelir, ne yapar?
Namaz kılarlar, vaaz verirler vaaz dinlerler, Kur'an okurlar Kur'an dinlerler, Kur'ân-ı Kerîm öğrenirler, ulûm-u dîniyye öğrenirler.
Müderris Hoca gelir rahleye oturur, talebeler etrafında toplanır, kalemleri ellerine alırlar cızır cızır yazarlar, dinlerler. İlim irfan öğrenilir, ibadettir; namaz kılınır ibadettir, Kur'an okunur ibadettir, tesbih çekilir ibadettir, itikâf yapılır ibadettir. Allah bunları sever.
Yeryüzünde, arzda Allah'ın sevdiği yerler ibadethanelerdir ve ibadethaneler Allah-u Teâlâ hazretlerinin evleridir. Allah'ın evleri beytullahlar, mescitlerdir, Allah'a ibadet edilen yerlerdir ve Allah kendi evine gelenlere mutlaka ikramlarda bulunur.
Hoş geldin buyur, al sana ikram.
Ev sahibi misafire ikram ettiği âdet olduğundan Allah da evine gelene ikram eder.
Madem Allah bundan dolayı başkalarına bile azap etmiyor, bunlara hiç azap etmez, bunlar sevgili kulları. Bunların hatırına ötekilerine de azap etmiyor.
Bak, Allah'ın iyi kullarının ne faydası var!
Başka kimlermiş dur bakalım. Camileri imar edelim, vaaza, vaazı dinlemeye devam; namaza, Kur'an'a, zikre, tesbihe devam. Tamam anladık, elhamdülillah doğru yoldaymışız.
İkincisi; ve'l-mütehâbbîne fiyye. Allah bir de "Benim hatırım için, benim uğruma birbirlerini sevenlere baktığım zaman." diyor. Birbirini sevmek el-mütehâbbîne fillah. "Allah için birbirleriyle kardeş olup, birbirlerine muhabbet eden insanlar."
Muhterem kardeşlerim. Bu çok önemli. Tasavvufun bir büyük bölümü de budur.
Millet tasavvufu şekil sanıyor ama "Şekil değildir, özdür, ahlaktır." dedim ya demin. Bir mühim tarafı da budur. "Tasavvufun yüzde kaçı nedir?" diye yüzde hesabı yapsak, çok büyük bir bölümü de bu muhabbet bölümüdür.
Kime muhabbet?
Kardeşin kardeşe, Müslümanın Müslümana muhabbeti; Allah'a muhabbet, Resûlullah'a muhabbet, Allah'ın kitabına muhabbet, Müslümanlara muhabbet… Din muhabbet dinidir ama biz unutmuşuz.
Bizim torunlar Ankara'dan misafir geldiler, bizim evde konuşuyoruz. Onlardan duydum, bilmiyorum. Biz çocukluk yaptık büyüdük, şimdi dedeler safına girdik, gençlerin halini iyi bilmiyoruz. Belki çocuklar, gençler kardeşlerini daha iyi bilir.
Şimdi mahallede ve okulda çocukların arasında çeteler varmış, çete halindelermiş. Çeteye girmeyeni, yalnız kalanı haklıyorlarmış, dövüyorlarmış o da bir tarafa giriyormuş.
Bu gidişin sonunda insanlar büyüdüğü zaman bu sefer silahı alır birbirlerine hakiki kavga yapar. Çocuk kavgası tamam.
Torun bana "Dede sen hiç kavga ettin mi?" diye soruyor.
"Ben kendimi bildim bileli hiç kimseyle kavga etmedim." dedim.
Hakikaten hiç öyle hatırımda olan böyle bir şey yok. Belki çok küçükken yapmışsa, insan okula gitmediği zamanda filan, onları hatırlayamıyorum ama kavga etmedim. Ama şimdi hep böyle bir kavga dövüş... Avrupa'nın bazı ülkelerinde silahı oyuncak yapmak, oyuncak tabanca, oyuncak tüfek vesaire yasakmış.
Allah rızası için muhabbeti vardı, bütün Müslümanlar kardeş…
İnneme'l-mü'minûne ihvetün. "Bütün insanlar kardeş, Hazreti Âdem'in evlatları.
Öğretirsek, anlatırsak, İslam’ı tebliğ edersek, irşat edersek şu da Müslüman olabilir.
Bulgaristan'da bir arkadaş anlattı. Bulgar şu şartlar altında Müslüman olmuş. Müslüman olmuş Bulgar [bu arkadaşın] evine gelmiş, [o da] bir şey ikram etmiş, "Teşekkür ederim sağ ol." [Demiş.]
Niye? Oruçluymuş.
Ne var yani ramazan değil, niye oruç tutuyorsun?
Zorlamış, anlamaya çalışmış. Demiş ki:
Resûlullah Efendimiz' in hadisinde okudum; "En güzel oruç Davud aleyhisselam'ın orucu; bir gün tutar bir gün tutmazdı."
O da öyle yapıyormuş.
Allah Allah! Bulgar Müslüman oluyor, senden benden çok oruç tutmaya başlıyor. Olabilir. Bak gayret göstermeden Müslüman oluyorlarsa bir de gayret gösterirsek, bir de güzel davranırsak…
İşte bizim bu gelenekselleşmiş olan ahlakımız dinimizden geliyor. Bize dinimizden aşılanmış, biz onun için seviyoruz birbirimizi.
Avrupalının, Amerikalının içi yanık, o da bir şey arıyor. Aradığı zaman, gördüğü zaman geliyor, Müslüman oluyor [çünkü] boşlukta. Gidin bütün Avrupalılara, Amerikalılara sorun araştırın. Adam ihtiyaç içinde. İşin doğrusu bu.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi birbirini gerçekten sevenlerden eylesin.
Demek ki birbirimizi iyi seveceğiz. Biz de sevemiyoruz, İslâm'ın sevme dini olduğunu biliyoruz ama zayıf, birbirimizi sevmiyoruz.
Olmaz, muhabbeti ilerleteceksin, daireni genişleteceksin, kucağını açacaksın, daha yeni insanlar tanıyacaksın.
Ben şimdi arkadaşlara soruyorum:
"Camide şu yeni gördüğüm filanca kim?"
"Bilmem!"
"Nereli, adı sanı ne, mesleği ne?"
"Bilmem!"
"Camiye gelmiş, niye bilmiyorsun?
Git yanına yanaş selâmun aleyküm hoş geldin kardeşim. Nerelisin, nasılsın, buraya mı taşındın, geçerken mi uğradın, kimsin? Tanı!
Alışmamışız, namazı kıldık mı kıldık, sevabı kazandım, pabucunu kapan pırt gidiyor. Biraz da muhabbete vakit ayır, biraz da etrafına bak, bir tebessüm et.
Tebessümüke fî vechi ehîke leke sadakatun. "Müslüman kardeşinin yüzüne tebessüm etmek senin için sadakadır." Allah bir lokmayı Uhud Dağı kadar yapıyor.
Ön safın imam arkasını elde etmek için ihtiyarlar birbirleriyle omuz kavgası yapıyor. Olmaz!
Onun oluversin ya! Onun oluversin, o sevabı kazansın. Sen onun için yerini verdiğin zaman aslında sen de o sevabı alacaksın. İhtiyarlar öyle gençler de başka türlü. Vesaire.
Muhabbeti öğrenmemiz lazım. Allah birbirini Allah için sevenler hürmetine azaptan vazgeçiyor. Birbirimizi seveceğiz, birbirimizi tanıyacağız.
Benim bir arkadaşım vardı geceleyin kapıyı çalardı ikide, pür telaş kalkardım, aspirin var mı abi?
Hay Allah iyiliğini versin! Fe-sübhanallah. Aspirin için insanın gece uykusu bölünür mü?
Meğer iyi yapıyormuş, sonradan o bana öyle yapınca insan diyor ki:
"O beni geceleyin ikide kaldırırsa ben de onu üçte kaldırırım. Yapmadı mı bana geçen gün, ben de ona öyle yaparım."
Ne oluyor? Teklifsizlik ve samimiyet oluyor.
Ben o hale geldim ki o arkadaşın evine gittiğim zaman; "Yorgunum, bırak şurada biraz uzanacağım." diyorum. Başkasının yanında; "Dur bakalım ev sahibi ne yapacak? Ev sahibini işine karışılmaz. Buyur mu diyecek, otur mu diyecek, kalk mı diyecek …" Bunda samimiyet var, ötekisinde resmiyet ve protokol vesaire var. Samimi oluyor.
Muhterem kardeşlerim. Onun için bu sözü nereye bağlayacağım.
Evine bir gidiver ya! "Bu akşam çorba içmeye sana geliyorum."
"Allah Allah! Ne oldu bu adama böyle beleşçi midir [nedir]?" Değil! Veya sen ona de ki?
"Gel bu akşam çorbayı bizde içelim."
"Mazeretim var hık da mık."
"Mazeretin varsa evde yemek yemeyecek miydin? Gel bakalım çorba iç öyle." Ya sen onu yemeğe çağır ya sen onun yemeğine git, muhabbet olsun.
Birbirinizle bir tanışın. Bakalım evi nasıl, derdi mi var, hali iyi mi kötü mü? Kimisi var,
Yahsebühümü'l-câhilu ağniyâe mine't-te'affufi. Kur'an-ı Kerim "Öyle zekâta muhtaç insanlar vardır ki" diyor. Dışardan bakan onları, onun iffetli, namuslu, sessiz, isteksiz, dilenmeme durumundan dolayı zengin sanır ama adam aslında fakir.
Evine bir gitsen yürekler acısı! Eyvah! Karısı hastalıklı orada yatıyor, çocuklar perişan, evin üstü akıyor, altı kokuyor! Vay be! Ben bunu zengin sanıyordum. Vah zavallı. Al kardeşim şuradan. Gitmeseydin görmeyecektin. Kimisi belli etmez söylemez, istemez; bizim dinimizde istemek iyi olmadığından istemez.
Sen gideceksin tanıyacaksın, bahane arayacaksın, vesile bulacaksın, çağıracaksın. Bu bir taktik. Ama doğrudan doğruya "Bu akşam sana yemeğe geliyorum." demek daha samimi oluyor. Adam afallıyor, burnunun üstüne bir yumruk yemiş gibi sarsılıyor. Ondan sonra yavaş yavaş [alışıyor.] Öyle yapamazsan evine çağır, bize buyur bilmem ne. O sana gelir de bazen yine çağırmaya utanır.
Neden?
Evi fenadır, eşyası kırık döküktür, sana ikram edecek bir şeyi yoktur ondan çağıramaz. "Nereye oturtacağım?" diye düşünür.
Ne olacak?
Allah bu kadar vermiş. Veren Allah vermeyen Allah ne utanıyorsun? Sen misafiri çağır sevabını kazan. Kimisi böyle utanır. Kimisinin karısı cadalozdur misafiri istemez.
Hanım ben bu akşam misafirler getirmek istiyorum? Yok yok yok yok, aman aman aman!
Ne oluyor sevap kazanacaksın? Hazırlık yok, et lazım, süt lazım, bir tavuk lazım bilmem kaymak lazım…
Hiçbir şey lazım değil. Sen ne yiyeceksen yediğinden misafire ikram edersin, tekellüf yok.
Ben üçe ayırıyorum yiyecekleri: Karbonhidratlar, yağlar, proteinler, üç çeşit. Bunu gıda uzmanları, doktorlar söylüyor. Karbonhidrat; ekmekte, börekte, makarnada var, hepsi aynı kapıya çıkıyor. Aşağıda gidince hepsi karbonhidrat oluyor. Yağlar; koyun yağında, zeytinyağında var, filancada filancada yağ var. Bir de proteinler. Fukaranın ekmeği fasulyedir. Fasulyede, tavukta, balıkta, hamside var. Hamsinin kilosu şu kadar, falanca balığın kilosu şu kadar, astronomik bir rakam. Ben de hamsi alırım hamsi yerim, çok da güzel, gayet güzel. Neticede protein değil mi, yumurta da protein.
Hocamız rahmetullahi aleyh neden şişman olduğunu anlatırdı. Öksüzlük olduğundan, validemiz vefat etmiş olduğundan evde yemek olmazdı. Tavuk yumurtlamış mı diye kümese giderdik yumurtlamış, alırdık kırıp bir yumurta yutardık olur biterdi. İşte protein! Galiba içinde yağ da var, vitamin de var, her şey var ne olacak? Şu nefsi emmareyi azdırmaya lüzum yok. Hafif bir şeyle de ikram olur.
Birbirimizi sevmek de karar verelim. Sevelim. Sevmiyoruz çünkü birbirimize çeşit çeşit sebeplerle kırgınız, dargınız, küskünüz, yan bakıyoruz, şüpheleniyoruz. Bilmem ne mi acaba, casus mu, aramıza niye geldi? Mescide gelmiş adam, ötekisi soruyor;
Niye geldin bu mescide? Namaz kılmaya geldim.
Sen öbür mescitten buraya gelmiş casus musun? Küt burnuna bir yumruk Almanya'da. Bu bilmem kimin mescidi, bu bilmem kimin…
Enne'l-mesâcide lillâh. "Bütün mescitler Allah'ındır." Onun bunun olmaz. Mescit olduktan sonra artık buraya kim niye geldi, niye gelmedi diye sorulmaz.
Birbirimizi seveceğiz bunu da öğrenelim Allah'ın ibadethanelerine gelip çeşitli ibadetlerimizi de yapacağız, çünkü Allah bunları seviyor.
Üçüncüsü ne? Ve'l-müstağfirîne bi'l-eshâr.
Eshâr ne demek? "Seherler" demek.
Müstağfirin ne demek? "Tevbe istiğfar edenler." demek.
Biliyorsunuz seher vakti, imsak kesilmeden önceki zamana derler. Takvimi açtın, imsak kaçta kesiliyor; şu dakikada, ondan önceki zamana, evvelki zamana seher vakti derler. İmsaktan sonra artık sabah başlar.
Seher vakti nedir?
Gecenin en son zamanıdır, gecenin bittiği, fecre, fecr-i sâdıka yakın olan zamandır.
Bu vakitte tevbe ve istiğfar eylemek çok sevaptır.
Nasıl yapacağız bunu?
Saatini sabah namazına değil oruca kalkıyormuş gibi sahur vaktine, imsaktan biraz evvele, bir bir buçuk saat önceye kuracaksın. Akşamleyin de çok oyalanmayacaksın, erken yatacaksın. Saat zır diye çaldığı zaman kalkacaksın, abdestini alacaksın, işte seher vaktindesin.
Ne yapacaksın?
"Affet beni Allah'ım." Diyeceksin. "Beni mağfiret eyle yâ Rabbi! Ben sana iyi kulluk edemedim, kusurum çok, günahım fazla. Kul haklarını yedim, onun bunun kalbini kırdım, ev hali hanımla kavgalaştık dövüştük barıştık, çocuklara tam babalık yapamadım, terbiyelerini iyi veremedim, iş hayatımda kusurlarım oldu, komşularımla problemlerim oldu. Suçluyum yâ Rabbi! Beni bağışla yâ Rabbi! Affet yâ Rabbi! …" Yalvaracak.
Neden?
Peygamber Efendimiz, "Gecenin seher vaktinde göğün kapıları açılır, Allah kullarına seslenir; 'Yok mu benden affını isteyen, affedeceğim, haydi istesin." der diyor. Onun için o vakitte kalkıp tevbe istiğfar eden, muradına erer, affı mağfiret olunur. Affı mağfiret olduktan sonra hafifler, ruhen rahatlar, içi dışı nurlanır, ondan sonra iyi insan olur.
Dışarıdakilerde şaşırır, "Bizim bu adama ne oldu? Değişti, hali güzelleşti, ağır başlı, tatlı dilli, güleç yüzlü, yumuşak bir şey oldu." Fark ederler, hemen fark edilir.
"Hocam ben günah işledim, şöyle yaptım, böyle yaptım…"
Tamam, tevbe et, halini düzelt, ondan sonra iyi insan olarak yaşa. Tevbende sabit ol, tevbede Allah'a verdiğin sözde sadık ol, vefalı ol. Allah yolunda yürü, Allah'ın sevgisini kazan, Allah'ın lütfuna er, rahmetine ulaş, rızasına kavuş, cennetiyle cemaliyle Allah seni taltif eylesin, iki cihanda aziz ve bahtiyar eylesin.
Günahlardan kaçın takva ehli olun, ahlakınızı güzelleştirin.
Muhabbet olacak... Huy insanı ya cennete sokar ya cehenneme.
Onun için tasavvufta huyları güzelleştirmek çok mühimdir. Zikir mühimdir, ibadetler de mühimdir, sevap kazanıyorsun zikirden, ibadetten; günahlardan kaçınmak, takva ehli olmak, o da çok mühimdir. Allah o zaman seviyor, günahtan kaçınca seviyor.
Yusuf aleyhisselam'a nasıl teklif gelmiş, nasıl hayır demiş? Günahtan kaçmış, hapse girmeye razı olmuş.
Günahlardan geçince insanın derecesi yükseliyor, seviliyor. Takva ehli olacaksınız, günahlardan kaçınacaksınız. Bir de huylarınız güzel olacak; geçimli, tatlı dilli, sabırlı, şükürlü, feragatli, vefalı; cevr-i cefaya mütehammil, hayır hizmetlerine koşucu, cömert, akıllı, uslu, güzel ahlaklı, melek gibi herkesin sevdiği, hayran olduğu bir insan olmak lazım.
Güzel huylu olmazsa insan cehenneme girebilir, ibadeti olsa bile girebilir. Kötü huyundan dolayı cehenneme girecekler var. Zalim; kedisine eziyet etmiş, cehenneme girecek. Kedi yahu, olsun zalimliğinden giriyor, kediyi öldürdüğünden girmiyor, merhametsizliğinden giriyor. Merhametli olacaktı, merhametsiz; o kedinin viyak viyak ağlamasından kalbi titremedi, merhametsiz diye Allah cezayı veriyor.
Muhterem kardeşlerim. Onun için güzel huylar çok mühimdir. Ahlakı düzeltmeye bakmışlar.
Neden?
"Allah sizin suretlerinize; dışınıza, şeklinize, şemailinize bakmaz, gönlünüze bakar." diyor Peygamber Efendimiz ondan. Ayette de var, hadiste de var, o bakımdan ahlakınızı da güzelleştirin.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
11.09.1994 -
Faziletli İşlerin En
27.06.1993 -
Evlilikte İletişim ve
