29.09.1994 - Halim Selim Sahibi Olmak, Televizyon, Şeytan

29.09.1994 - Halim Selim Sahibi Olmak, Televizyon, Şeytan
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Selâsun men lem yekun fî-hi fe-leyse minnî ve lâ mine'llâh hilmun yeruddü bi-hî cehle'l-câhili ve husnü'l-huluki ye'îşü bi-hî fî'n-nâsi ve vera'un yahcuzühû 'an me'âsillâhi.
Sadaka Resûlullah fî-mâ kâl ev ke-mâ kâl.
Hz. Ali radıyallahu anhu ve kerramellâhu veche hazretlerinden rivayet edilmiş olan tevafukken Hz. Ali Efendimiz tarafından rivayet edilmiş. Tabii hadis-i şeriflerin hepsi başımızın tacıdır. Raviler, Peygamber Efendimiz' in ashabıdır, gökteki yıldızlar gibidir, Efendimiz' in sevgili ashabıdır, hepimizin başımızın tacıdır, hepsini severiz.
Biz diyoruz ki Hz. Ali radıyallahu anh'ı seven herkes gelsin, Hz. Ali Efendimiz' in yoluna girsin, onun yaşadığı gibi yaşasın, onun sözlerini dinlesin, onun gibi olsun. Biz de zaten onun gibi olmaya çalışıyoruz. Hz. Ali Efendimiz bizim başımızın tacı, Aşere-i Mübeşşere'den, Peygamber Efendimiz' in damadı, bizim en sevdiğimiz insanlardan birisi… Onun yoluna gitsin… Onun yoluna, onun imanına, onun İslâm'ına, onun sözüne, onun fiiline uymayıp da ondan sonra da bir de Hz. Ali'ye mensubum deyip de dinden, imandan çıkmak çok üzücü bir olay oluyor. Bizim bu meselenin üzerine eğilmemiz, bu hususta hepimiz emr-i maruf nehy-i münker, nasihat vazifesini yapmamız gerekiyor.
Nasıl yapacağız, ne diyeceğiz?
Diyeceğiz ki, "Bak, Hz. Ali Efendimiz böyle buyurmuş, ne dersin?
Seviyor musun Hz. Ali Efendimiz' i?"
"Seviyorum!"
"Bak, böyle buyurmuş ne dersin ne haber? Haydi bakalım, buyur, al [bu bunun] cevabı, ne diyorsun?" dememiz lazım.
O bakımdan Hz. Ali Efendimiz' den rivayet edilmiş olan hadis-i şerifleri ayrıca şöyle bir kaydedip bir de neşretmek lazım. Evet, sözü Hz. Peygamber Efendimiz söylemiş ama Hz. Ali Efendimiz nakletmiş. O da nakledince artık akan suların durması lazım. Sözü Peygamber Efendimiz söylemiş, Hz. Ali Efendimiz nakletmiş. Bakalım ne söylemiş…
Diyorlarmış ki, "Efendim, biz hümanistiz, biz insancılız, biz müsamahalıyız, biz hoşuz, iyiyiz…" Görelim bakalım, ayinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz. Yaşayışın nasıl, gel bakalım. Davranışın, çalışman, hayatın nasıl görelim. Oradan anlayacağız. Çünkü herkes kendisini över de bakalım hakikaten övülecek durumda mı?
Evet, Hz. Ali Efendimiz ne buyurmuş?
İbadetler, vaazlar, sevaplı işler, Allah'ın rızasını kazanacak işler, şahıslara bağlı olmamalı. Şahıslar fânidir, göçer, gider; birisi ölür, ötekisi gelir, o ölür, daha ötekisi gelir. Şahıslar mühim değil; âdetler mühim. Güzel işler âdet olmalı.
Programlarımızı, ibadetlerimize göre ayarlamamız lazım. Program yapacağız diye ibadetleri kesip, biçip, atıp, çiğneyip ihmal etmememiz lazım. Bütün hayatımızı ibadetlerimize, Allah'ın rızasını, sevgisini kazanmaya göre, cenneti kazanacak şekilde ayarlamaya çalışmamız lazım.
Sevgili kardeşlerim! Hz. Ali Efendimiz, Peygamber Efendimiz'in şöyle söylediğini naklediyor: "Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Selâsun men lem yekun fî-hi. "Üç şey var ki bunlar kimde yoksa." Fe-leyse minnî. "O benden değildir." Ve lâ minellâh. "Allah'tan da değildir." Çok ağır bir söz bu…
Peygamber Efendimiz şimdi üç şey söyleyecek, bir insanda bunlar varsa ne âlâ; yoksa, 'Ne o bendendir ne Allah'tandır.' Yani, "Ne benim has ümmetimdir ne de Allah'ın iyi kuludur." demiş oluyor. Çok ağır bir söz… " Fe leyse minnî" "Benden değildir." Kabul etmiyor yani. Reddediyor Peygamber Efendimiz.
Dolayısıyla ne istiyor?
Bu üç şeyi hepimizde bulunsun diye şiddetle istiyor Peygamber Efendimiz. Bu üç şeyin bizde bulunması lazım! Hepinizde, hepimizde… Çünkü biz Resûlullah'a sarılmak istiyoruz. "Ben sendenim ya Resûlallah, senin tarafındanım ya Resûlallah!" demek istiyoruz. Allah'tan yana, Allah'ın dininden, Allah'ın emrinden, Allah'ın rızasından yana olmak istiyoruz. Onun dışında kalmak istemiyoruz.
Nedir bunlar, bu üç şey?
Hilmun yeruddü bi-hî cehle'l-câhili. Hepimizde halim selimlik olacak, bir...
Nasıl halim selimlik olacak?
Yeruddü bi-hî cehle'l-câhili. "Bu halim selimlikle cahilin bize olan tecavüzünü karşılayacağız." Cahilin cahilliğini cevaplandıracağız. Cahilin cahilliğine mukabil güzel bir jestte bulunacağız. Ha, demek ki sevgili kardeşlerim bizim sinirli insan olmamamız lazım. Birisi bize bir cahillik yaptığı zaman, üzecek, kızdıracak, canımızı sıkacak bir iş yaptığı zaman tepemizin tası atmaması, sigortamızın patlamaması lazım.
Nasıl olmak lazım?
Yumuşak olmamız, halim selim olmamız, güleç yüzlü olmamız lazım.
Bizim arabanın önünden bir araba gidiyor ama yolun üstündeki bütün çukurlardan kaçıyor, böyle gidiyor. Yani, kanalizasyon kapağının üstünden geçmiyor mübarek, tınk dolaşıyor onu, bir çukur olsun hop dolaşıyor, beğenmediği yerden gitmiyor, beğendiği yerden gidiyor, üç şeritli yol… Üç şeridi birden keyfine göre kullanıyor. Bizim arabadakiler dediler ki "Aman dikkat et, öndeki sarhoş mu ne!" Böyle şey [düzensiz] gidiyor. Biz de tabii yolumuzdur giderken onun hizasına geldik, o yine keyfine göre bir sağa sağladı; neredeyse bizi yandan omuzlayacaktı, bizim arabamıza vuracaktı … Ben de 'Nedir bu yaptığın?' diye şöyle bir işaret ettim. Delikanlı çocuk… Daha anlaşılan ehliyeti cebine yeni koymuş, babasının arabasını almış, sürüyor. Öyle bir tatlı güldü ki, affettim. O kadar tatlı bir güldü ki; herhalde benim başımda takke, çenemde sakal, kızmadı ben böyle yapınca, çok tatlı bir güldü. Tamam, delikanlıdır diye affettim. Demek ki tebessüm kızılacak bir şeyi bile affettiriyor. Halim selim insan da böyle davranacak.
Karşıdan bir cahillik, bir haksızlık, bir saygısızlık, bir edepsizlik, bir yanlış iş oldu, ne yapacak onu?
Halim selimlikle, kızmadan karşılayacak, yumuşak yumuşak cevabını verecek, böylece cahilin cehli üremeyecek, yaptığı cahillik büyümeyecek, bastıracak; yangın söndürülecek. Tabii böyle bir halim selimlik hepimizde olması lazım. Toplumun, cemiyetin, cemaatin sıhhatli, afiyetli, huzurlu, saadetli olması için…
Ben nereye gidersem, gidiyorum. Gezmenin çok faydası oluyor, tecrübe oluyor insana. Çok çeşitli şeyler duyuyorum. Hani, Müslüman olanla olmayanın zıtlığı ayrı, aynı cami cemaatinden olan insanlar bile, aynı yoldan olan insanlar bile, aynı tasavvufî meşrepten, tarikattan olan insanlar bile herkes birbirine karşı yamuk, herkes birbirine karşı çatık, herkes birbirine karşı kızgın, herkes birbirine karşı kırgın… Böyle bir acayip tavırlar.
Bu nereden geliyor?
Bizim tasavvufî terbiyeyi, İslâmî terbiyeyi, yani hadis-i şeriflerdeki terbiyeyi içimize sindiremememizden geliyor. Sindirmek lazım, tasavvufî terbiyenin insanın içine iyice girmesi lazım. O girmediği zaman olmadık şeyden kızıyoruz, küçük şeyden ihtilaf çıkıyor. Kadınlar geliyorlar, iki gruba ayrılmışlar falanca kasabada, 'şu şöyle mi olacak, bu böyle mi olacak?'
Gülüyorum… Yahu, öyle de olur, böyle de olur. Yani, zor bir şey değil ki. İşte, Özelif Sitesi'ne şu yoldan da gidilir bu yoldan da gidilir. Kavga etmeye lüzum yok ki. İstersen gel bilmem kaçıncı caddeden, istersen gel şu taraftan dolaş. Fark etmez. Kavga etmeye değmez. Netice itibariyle aynı yere gidiyorsun. Bir hazımsızlık, bir gerginlik, bir stres var. Artık herkes stres kelimesini öğrendi, kullanıyor. Öyle olmayacağız.
Nasıl olacak Müslüman?
Halim olacak… Yumuşak olacak… Güleç yüzlü olacak… Hazımlı olacak… Cahilin cahilliğine uymayacak… Saygısızın, edepsizin edepsizliğini cevaplandırması lazım, ona bir muamele yapması lazım ama şöyle tatlı bir şekilde yapacak. Karşı tarafı da hizaya getirecek. Yumuşak olacak.
E peki, bazen dini konularda, abuk sabuk yanlış işler yapıyorlar!
Ha, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz halim selimdi, raûftu, rahimdi, merhametliydi, affediciydi ama Allah'ın emirlerinden bir emir çiğnendiği zaman, Allah'ın yasaklarından bir yasak iş işlendiği zaman arslan gibi olurdu, çok sinirlenirdi, çok gazaba gelirdi Hz. Peygamber Efendimiz. Şu minberde, minbere çıkıp da hutbe okuduğu zaman düşmana hücum eden bir ordunun başkomutanı gibi celallenirdi. Allah'ın emri çiğnendiği, buyruğu tutulmadığı zaman celallenirdi.
Demek ki halim selimlik halkın arasındaki münasebetlerimizde, geçimimizde, alışverişimizde, ailevî durumlarda, komşuluk durumlarında olacak ama Allah'ın emrini çiğnemekte gevşemek tarzında olmayacak. Burayı iyi anlayın. Allah'ın emrinde, yasağında, farzlarda, haramlarda değişme yok, müsamaha, gevşeme, tembellik olmaz, Allah'ın yasak dediği şeyi hoş görmek olmaz.
"Efendim işte gençtir bunlar, içerler biraz."
Hay mendebur hay! Sen Allah'ın içmeyin dediği, yasak kıldığı içkiyi nasıl hoş görüyorsun?
"E, gençken içerler…"
Olmaz! Genç de içmeyecek, yaşlı da içmeyecek!
"Efendim delikanlıdır, işte namaz kılmazlar, sabahları kalkmıyorlar…"
Olur mu?
İnne's-salâte kânet 'alâ'l-mü'minîne kitâben mevkûtâ. Sabah vaktinde sabah kılınacak, öğlen vaktinde öğlen kılınacak. Bunlar belirli vakitlerde yapılması gereken ibadetler.
Peygamber Efendimiz ne buyurmuş?
"Beş ev bir araya geldi mi bir çayırda, bir dağ başında bir yerde, orada ezan okunması lazım, kamet getirilmesi lazım. Cemaatle namaz kılınması lazım. 'Allahu ekber, Allahu ekber' denmesi lazım. Öyle olmazsa şeytan oraya galip olur, hâkim olur, orayı istilâ eder." diyor.
Buyur! Şeytanın istilasına uğramış olan bir şeytani bölgede haydi bakalım sen bu sefer hayırlı bir yaşam sürdür bakalım.
Sürdüremezsin!
O zaman çeşitli şerler ortaya çıkar. Bak, o hususlarda dikkatli olmak gerekiyor.
Sevgili kardeşlerim! Onun için sinirliliği bırakalım, halim selim olalım, çünkü bu çok önemli bir şey. Peygamber Efendimiz' in bizde bulunmasını istediğini üç şeyden birisi halim selimlik. Yani kızmamak, sakin olmak… Tabii hukukunu koruyacaksın, farzları yaptıracaksın, haramlardan sakındıracaksın, emr-i mâruf nehy-i münker… Tamam, Allah'ın dininden taviz vermeyeceksin ama halim selim olacaksın. Her şeyin hududu, çizgisi, yeri var. Halim selim olacağız, bir… Tamam mı?
Halim selim olacağız. Kızmayacağız.
Birisi gelmiş Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e;
"Yâ Resûlallah! Bana nasihat et." Buyurmuş ki;
Lâ tağdab. "Sinirlenme, kızma."
"Yâ Resûlallah! Bir daha nasihat et, bir daha nasihat söyle."
Lâ tağdab. "Sinirlenme!"
"Yâ Resûlallah! Bir nasihat daha et."
Lâ tağdab. "Kızma, sinirlenme!" Üçünde de lâ tağdab demiş.
Tabii ben de kendimin vidalarını, civatalarını sıkıştırmam lazım galiba. Ben de kendime dikkat ediyorum; sinirleniyorum bazen, çok sinirleniyorum.
Konya'ya gidiyorduk; şöyle bir yokuştan şöyle döneceğiz aşağı gideceğiz. İki şerit var karşıdan geliş, bir şerit var bize. Aşağı taraftan gelen bir vasıta ötekisini geçmiş, iki şeritten geliyorlar. Üçüncüsü de bizim şeride çıkmış, bizim yolumuzdan geliyor. Ben şöyle köşeyi dönüp onunla karşılaşınca midem altüst oldu, aklım başımdan gitti. Tabii o da midesine tesir ediyor insanın, böyle bir cız diye bir şey oluyor, asit mi salıyor, ne oluyorsa insanın midesi...
Fesübhanallah! … Ya be adam, burada çifte çizgi var, yasak var işte, buradan buraya geçilmez, senin için tehlike bu. Gelen için de tehlike senin içinde tehlike… Çarpışırsınız burada. Önünü görmüyorsun, görmediğin yerde [araba solluyorsun!] Hem de Anadol kamyonet. Hızlı bir araba olsa hani, BMW olsa, bilmem Mercedes olsa da fırt diye geçerim diye güvense motorunun gücüne. Öyle de değil. Neyse ben toza toprağa bulanıp geçtim ama bir müddet heyecanım yatışmadı, şöyle midem filan karıştı. Sinirleniyorum… Tabii sinirlenmemek, sakin olmak lazım. Öğreneceğiz inşallah hepimiz, dikkat edelim.
Bundan sonra hanıma karşı sinirlenmeyelim, çocuğa karşı sinirlenmeyelim, müşteriye karşı sinirlenmeyelim, yoldaki kişilere karşı, otobüste, bilmem halim selim olalım, yumuşak yumuşak, tatlı tatlı… Bu bir.
İkincisi, ve hüsnü'l-huluki ya'îşu bi-hî fî'n-nâsi.
İkinci ne bulunacak bir insanda, bir Müslümanda? Peygamber Efendimiz' in sevdiği, bulunsun diye istediği ikinci şey ne?
Hüsnü'l-huluk… "Huy güzelliği olacak. Huyu güzel olacak." Ya'îşu bihî fî'n-nâs. "Bu güzel huyla yaşayacak insanların arasında. Güzel huy ile beraber yaşayacak."
Muhterem kardeşlerim!
Güzel huy çoktur, bir tane değildir. Güzel huyun eğitim yolu tasavvuftur, tekkedir. Kökünden halleder işi, nefsi ıslah ederek, kalbi nurlandırarak güzel huyları insana kazandırır tasavvuf, tasavvufî eğitim…
Yunus öyle yetişmiştir, Mevlânâ öyle yetişmiştir. İbrahim Hakkı Erzurumî hazretleri öyle yetişmiştir, Eşrefoğlu Rumî öyle yetişmiştir. Büyük, sevdiğimiz saydığımız büyük şahıslar hep öyle yetişmiştir. Çoktur bunlar… Beş yüze, altı yüze çıkarmışlar sayan âlimler, kitaplarında güzel huyları.
Nedir güzel huy?
Cömertlik güzel huydur. Merhamet etmek güzel huydur. Adaletli olmak güzel huydur gibi… Ama işte cömertlik, merhamet, adalet vesaire vesaire vesaire... Yani ana güzel huylar da var teferruatı da var. Bunlar şöyle 400-500'e çıkmış. Hocamız cennetmekân da biliyorsunuz Tasavvufî Ahlak kitabında bu güzel huyları saydı. Cemaat öğrensin, ihvanımız bilsin diye o güzel huyları yazdı. Oradan okursunuz. İmam Gazali’nin İhyâu ulûm'undan okursunuz. Tarikat-i Muhammediye kitabından okursunuz. Hadis koleksiyonlarımızın, büyük hadis eserlerinin güzel huyla ilgili bölümleri vardır, husnü'l-huluk, güzel ahlakla ilgili bölümleri vardır oralardan okursunuz, öğrenirsiniz güzel huyların neler olduğunu. En kestirme yolu budur.
Bir de büyük insanların hayatlarını okursanız, peygamberlerin hayatlarını rıdvânullâhi 'aleyhim ecma'în.
Biliyor musun Eyüb aleyhisselam ne yapmış?
Biliyor musun Nuh aleyhisselam ne yapmış?
Biliyor musun Şu'ayb aleyhisselam kimmiş, ne yapmış?
"Bilmiyorum…"
Hemen öğren! Çok ayıp, hemen öğren! Peygamberlerin hayatlarını bir öğren… Güzel kitaplar var bu hususta yazılmış.
Sonra sahabe-i kiramın hayatını öğrenin. Hem rahattır, roman gibidir, kolaydır. Onları da güzel anlatan kitaplar var, biz de yazdık, neşrettik, dergilerimizin hediyesi olarak verdik. Kütüphanenizdeki bu kitapları okuyun.
Sonra, evliyâullahın hayatları vardır. Halkın sevdiği, kerametleri zahir büyük zatlar vardır. Onları tecrübe ile insan biliyor.
Bir insan iyi mi, kötü mü? Ne bileyim ben!
Komşusu olursun, yanında yaşarsın, seyahat edersin, alışverişin olur, adamın muamelesine bakarsın belli olur. Bir de bakarsın ki Allah tarafından mevki makam verilmiş, rütbe verilmiş, evliyalık verilmiş, adamın hali olağanüstü güzel, onu görürsün. Yani, bunlar görülür, gösterilir, rüyada bildirilir. İşte öyle büyük zatlar, onların hayatlarını da okumak lazım.
Hacı Bayram-ı Velî cennetmekân, Allah şefaatine erdirsin ne yaparmış?
Kendisi ovada buğday eker, buğday biçer, geçimini öyle sağlarmış. Aferin! Kimseye yük olmuyor, çalışıyor. Şöyle yanık benizliymiş, güneşten.
Neden?
Çalışıyor, orak elinde, "ben şeyhim" demiyor, "ben veliyim" demiyor, çalışıyor. Büyük evliya… Müderrismiş, âlimmiş, ondan sonra tasavvufî terbiye görmüş; Hacı Bayram-ı Velî olmuş.
Akşemseddin de bunun büyük zât olduğunu, evliya olduğunu duymuş, o da buna gelmiş; "beni terbiye etsin diye, ben de manevi bakımdan terbiye olayım, benim de ahlakım güzelleşsin, ben de Allah'ın sevdiği bir kul olayım." diye gelmiş, tam böyle ziyafet olduğu gün. Ovada, çayırda, herkese kazanlar kaynıyor, sofralar kurulmuş, yemek yediriliyor. Gelmiş, Akşemseddin, müderris, sarıklı, kavuklu, alim, diplomalı bir insan. Hacı Bayram-ı Velî hiç yüzüne bakmamış onun, hiç… Hiç nazar etmemiş, yüzüne bakmamış, "Hoş geldin!" dememiş, sofrada yer açmamış, "Buyur otur!" dememiş. O da şöyle bakmış, kimse; "bu adam kim?" diye sormuyor, hiç kimse hürmet etmiyor, izzet itibar göstermiyor.
Sen olsan ne yaparsın? Ben olsam ne yaparım?
Kızarım yahu! Allah Allah, ziyaretine gitmişiz, adamın yaptığına bak. Bir hoş geldin demiyor, hepsi şapur şupur yiyorlar, buyur demiyor. Müslümanlıkta bu var mı, yallah döner gider insan. Böyle düşünebilir.
Yok, o öyle yapmamış. Kemiklerin artanları, insanların yemediği şeyleri kenara döküyorlarmış köpekler yesin diye. Oraya yanaşmış. Oraya yanaşınca Hacı Bayram-ı Velî de zaten onu öyle evliyalık gözüyle takip ediyor;
"Gel! Yaktın beni! İmtihanı kazandın…" demiş. "Gel bakalım" demiş o zaman. Yani, bakalım ne yapacak diye ilk önce onu sıkışık duruma itmiş; o da gitmiş köpeklerle beraber yemek yemeye... Köpeklerin çanağına konmuş, çanağın yanına yanaşınca oradan yiyecek. Bakmış ki tam kritik noktaya geliyor, o zaman "gel" demiş. "Gel" demiş baş tacı etmiş. İmtihanı kazandı.
Hangi imtihanı kazandı?
Tevazu imtihanını kazandı. Kızmama imtihanını kazandı. Kızabilirdi. Hoca da olunca insan bahanesini de bulur yani. "Bak, misafire ikram etmedi, selam verdik almadı, buyur demedi." Bunların dinden yerini de bulur, hadisten, bilmem neden, döner gider. Ama dönmedi, sabretti, halim selimlik yaptı, tevazu gösterdi. O zaman imtihanı kazandı.
İbrahim aleyhisselam'a da nasıl yaptı Allah-u Teâlâ hazretleri, imtihanı nasıl oldu onun?
"Kes bakalım şu sevdiğin oğlunu, İsmail aleyhisselam'ı kurban et bakalım."
"Edeyim yâ Rabbi! Madem sen emrediyorsun, canım kurban, çoluğum çocuğum kurban, her şeyim feda olsun Allah için…"
İnsan Allah'tan bir emir geldiğini bilir de yapmaz mı? Yapacak tabii!
Bıçağı eline aldı, oğlunu aldı, kesmeye götürdü. Tam kritik noktaya gelince ne oldu, kesecek noktaya gelince?
Allah bir koç gönderdi; "Yâ İbrahim! İmtihanı kazandın, tamam, [onun yerine] bunu kes, koyun kurban et." diye emir geldi.
Muhterem kardeşlerim! Demek ki Allah-u Teâlâ hazretleri insanları imtihan ediyor. Sıkışık bir noktaya kadar getiriyor, bakalım davranışı nasıl olacak diye. Evliyâullah da öyle yapmışlar. Dur bakalım bunun huyu nasıl, kibirli mi; alim bu, sarığı var, cübbesi var, okumuş.
İlim irfan, mevki makam, para pul insanı ne yapar?
Şişirir, kibirlendirir.
"Bakalım bu kibirli mi, değil mi?" diye yokluyor. Hiç iltifat etmiyor. Ama o tevazu gösterince;
"Gel!" demiş, bağrına basmış, "hoş geldin" demiş, yanına oturtmuş, tabii ondan sonra halifesi olmuş. Manevi vazifesini ona devretmiş.
Evet, güzel huy sabırdır, güzel huy adalettir, güzel huy cömertliktir, güzel huy çoktur. Bunları öğreneceksiniz. Bunlarla yaşanır insanların arasında.
Güzel huy niçindir?
Güzel huy, insanların arasındaki münasebetleri düzenlemek içindir.
Allah, güzel huyu niye nasip ediyor insanlara? Neden konmuş insanların arasına güzel huy?
İnsanlar arasında yaşam tatlı olsun diye. Herkes güzel huylu oldu mu gayet güzel bir şey olur; köyde hayat tatlı olur, mahallede hayat güzel olur, işyerinde hayat güzel olur, her yerde güzel olur. Güzel huy çok önemli ve toplum hayatının, sosyal hayatın, içtimai yaşayışın, önemli bir şartıdır güzel huylu olmak. Bu da bulunacak bizde.
Hanımımıza davranışımız güzel huyla olacak. Eh, demek ki huy kötü olunca, insan terbiye olmayınca zor oluyor, fena oluyor.
Kimisi de karısını dövüyor. Mesela geçen yıllarda duymuştum İstanbul'da, kızlardan bir tanesi bana böyle bir kâğıt göndermişti, anlatmıştı;
"Kocam beni dövüyor hocam, öyle dövüyor ki duvarlar kan içinde kalıyor." dedi.
Yüreğimden içime hâlâ ağlamak geliyor. Anası babası, düğün yapmış, sen böyle duvarlara kafasını vur da kanlarını duvarlara çıkart diye mi verdi? Allah'tan korkmaz mısın, senin merhametin yok mu ya? Sana bir zalim gelse, bir Sırp'ı, bilmem nesi gelse de senin de kafanı duvardan duvara vursa hoşuna gider mi? Sen şimdi kuvvetlisin ona öyle yapıyorsun ama yakışık alır mı?
Güzel huya çok muhtacız. Aile içinde muhtacız, mahalle içinde muhtacız, köyde muhtacız, şehirde muhtacız, dünyada muhtacız, ülke içinde, ülke dışında…
İnsan nasıl bir ormanı çatır çatır yakar, cayır cayır nasıl yakar?
Gidip bir köyü basıp da çoluk çocuğu nasıl öldürür, nasıl tarar?
Böyle bir şeyi yaptıktan sonra ne netice elde edecek, o elde ettiği neticeden ne hayır gelecek?
Hangi dinde var bu?
Hristiyanlıkta var mı? Yok.
Yahudilikte var mı? Yok.
Bunu Ermeni yapsa, o Ermeni'nin yaptığı doğru değil. Müslüman olsa, Müslümanın yaptığı doğru değil.
Yani, ne biçim iş bu?
Muhterem kardeşlerim! Bütün bunların hepsinin sebebi nedir diye düşünüyorum,
Hiçbir şey yapmasan bile sen İslâm'ın doğru öğretilmesini yaptın mı, yapmadın mı?
Yapmadın. İslâm'ı insanlara doğru öğretmedin.
Ha, insanlar Müslüman olmazsa o zaman böyle şeylerin hepsi olur. Bak, Peygamber Efendimiz ne tavsiye ediyor; "Halim selim ol!" diyor. "Halim selim olmazsan, benden de sayılmazsın, Allah'ın da bir iyi kulu sayılmazsın." diyor. Bizi halim selim yapıyor. "Güzel huylu ol." diyor. "Güzel huylu olmazsan olmaz." diyor.
Ne zarar gördün bundan? Yani, niye bunu engelledin?
O zaman insanlar Allah'tan korkmayınca, imanı olmayınca işte böyle olur.
Sebep neymiş demek ki? İslâm'ın öğretilmemesi, imanın öğretilmemesiymiş, insanların Müslüman yetişmemesiymiş.
Yunus Emre mi daha güzel, bir cani, bir katil, bir rüşvetçi, bir arsız, bir yüzsüz insan mı daha güzel?
Bak, Yunus Emre asırlardır beğeniliyor. Yunus Emre'nin terbiyesi İslâm… Yunus Emre'nin terbiyesi tasavvuf…
Daha ne istiyorsun? Ne diye karşı çıkıyorsun?
Dinsizler karşı çıkıyor, radikal Müslümanız diyenler karşı çıkıyor, ilâhiyat fakültesindeki kravatlı profesörler karşı çıkıyor.
Hoppala! Hangi biriyle uğraşayım?
Yani, gel de halim selim ol! Halim selim olacağız tabii, âmennâ ve saddaknâ da... Fesübhanallah! Bir düşmandan çekiyoruz, bir dosttan çekiyoruz. Ne biçim iş!
Saldıran saldırana, yıkan yıkana, kıran kırana gidiyor iş. Biz yapmaya çalışıyoruz, biz onarmaya çalışıyoruz, millet nelerle meşgul.
Allah akıl fikir versin.
Tabii herkes bir işte çalışacak, sonunda da ektiğini biçecek. Hiç kimsenin yaptığı kötülük yanına kalmaz; dünyada da görür, ahirette de görür.
Güzel huylu olacağız, halim selim olacağız, bir. Bir de ahlakımız tatlı, güzel olacak. Adaletli olacağız, cömert olacağız, merhametli olacağız, sabırlı olacağız, şükürlü olacağız, tatlı dili olacağız, güleç yüzlü olacağız, geçimli olacağız, vesaire vesaire... Güzel huylu olacağız.
Tamam mı? Tamam!
Üçüncüsü; Ve vera'un yahcuzühû 'an me'âsillâh. Üçüncüsü de; "Bir verâ olacak Müslümanda…"
Verâ, 'vav', 're' 'ayn' harfi; vera'. Ayn harfi Türkçe' de olmadığı için telaffuzu biraz zor gelir. Yani, 'a'nın üzerine kesme işareti koyacaksın: Verâ'.
Vera ne demek?
Çok ihtiyatlı, çok dikkatli, çok ihtimamlı, çok sakınan, çekinen insan olacak Müslüman.
Ne olacak bu sakınma, çekinme, ihtiyat?
Ve vera'un yahcuzühû 'an me'âsillâh. "Onu günah işlemekten engelleyen böyle bir ihtiyatlılığı olacak insanın, verâ duygusu olacak."
"Allah'ın kuluyum" diyeceksin, "müslümanım" diyeceksin, "Kur'an'a inanıyorum" diyeceksin, "peygamberi seviyorum" diyeceksin, "müslümanım, iyi müslümanım" diyeceksin, hem de günahlara devam edeceksin, olur mu? Allah'a isyan edeceksin, olur mu? Allah'ın yasakladığı günahları işleyeceksin, olur mu?
Olmaz! Yapmayacak!
Peki, bu yapmama duygusu nedir? İnsana günahları işletmeyen duygu nedir?
Verâ duygusudur. Takvanın, takva duygusunun daha da ilerisi demişler buna. Şüpheliden bile kaçmak demişler.
İnsan takva ehli oldu mu ne yapar?
Harama bakmaz, harama elini uzatmaz, haramı yemez. Verâ, şüpheliye bile yanaşmaz. İhtiyatlı olan insan, dikkatli, ihtimamlı olan bir insan şüphelinin yanına bile yanaşmaz. Böyle dikkatli bir Müslümanlık olursa olur.
Muhterem kardeşlerim! Olmazsa ne olur?
İnsan dikkatli olmazsa, ihtimamlı olmazsa; oradan haramı yiyiverir, buradan günaha giriverir, sonunda ondan dolayı Allah'ın cezasını çekiverir, belasını buluverir, gazabına uğrayıverir. Dikkat etmezse, uçurumun kenarında yürürse ayağındaki taş, bastığı yer kayıverir, uçuruma yuvarlanıverir.
Ne işin var kenarda?
Damın, ta kiremitlerinin ucunda dolaşıyor adam.
Ya başka yer bulamadın mı? Aşağıda yollar dar mı geldi? Meydanlar, tarlalar dar mı geldi?
Damın üstüne çıkmışsın, damın kenarında en uçtaki kiremitlerden yürüyorsun.
Ne olur insan?
Bir kiremit döner, pat aşağı düşer, kafası patlar. Hastanelik olur, hurda olur, hurdahaş olur. Haydi bakalım doktorlar orasından çivi, burasından tamir, aylarca sargı bilmem ne.
Neden oldu? Ne işin var orada? Şüphelinin, tehlikelinin yanında ne işin var?
Onun için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz diyor ki; "Böyle hudutlarda dolaşan; haramla helalin hudutlarına yaklaşıp da hudutlarda dolaşan muhtemelen harama bulaşıverir, düşüverir."
Damın kenarında yürürsen, "hocam ben çok ustayım, çok cambazım merak etme, korkma ben düşmem!" [Dersen,] düşüverirsin. Düştüğün zaman da artık o para etmez. Onun için şüphelinin yanına yanaşmayacak, hudutlara pek gitmeyecek, sağlam yerde yürüyecek. Tarlada yürü, caddede yürü, meydanda yürü, parkta yürü ama gidip de tehlikenin olduğu yerde, en sıkıntılı yerde yürüme. Verâ duygusu bu. Şüpheliden bile kaçınma...
Demek ki Peygamber Efendimiz bize bu hadis-i şerifte, Hz. Ali Efendimiz' in de rivayet etmiş olduğunu söylemiştik bu hadisi, ne öğretti?
Bir, halim selim olacağız; kızmayacağız, sabırlı olacağız, karşılaştığımız çeşitli can sıkıcı cahillikler ve ters davranışları halim selimlikle karşılayıp yumuşak yumuşak meseleyi halledeceğiz.
Delikanlının birisi kalkmış ne demiş biliyor musunuz, tahmin edebiliyor musunuz?
Delikanlının birisi kalkmış Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e; "Yâ Resûlallah! Müsaade et zina edeyim ben." demiş. "Zina etmeme müsaade et." demiş. Sahabe-i kiram şöyle bir davranmışlar, "bu edepsizi bir haklayalım" diye. Peygamber Efendimiz almış karşısına oturtmuş demiş ki:
"Gel bakayım buraya… Sen, senin annene birisi yan baksa, memnun olur musun?"
"Olmam!"
"Evli isen, senin karına birisi yan baksa, memnun olur musun?"
"Olmam!"
"Kız çocuğun varsa, senin kız çocuğuna birisi yan baksa, memnun olur musun?"
"Olmam!"
"E!" demiş. "Senin de zina yapmak istediğin zaman karşındaki ya birisinin anası olacak ya birisinin karısı olacak ya birisinin kızı olacak, başka bir ihtimal var mı?"
"Yok!"
"Onun için yapmaman lazım." demiş.
Aklına yatırmış; "Tamam, tevbe, affet ya Resûlallah!" demiş, öyle gitmiş.
Biliyorsunuz camilerin böyle lüks, ışıklı, halılı, dekorlu vesaire olması eskiden yoktu. Peygamber Efendimiz' in zamanında çölün bir mıntıkasını şöyle çevirip de burası cami dediler mi, içerisi kum, dışarısı kum, ama çevrilmiş, işte orası cami…
Bedevilerden bir tanesi camiye gelmiş. Bakınmış, bakınmış anlaşılan yer bulamamış, caminin köşesine küçük abdestini yapmaya kalkmış. Cahilliğe bak! Toprak ya, bir duvarın dibine küçük abdestini, işini görmeye kalkışınca sahabe-i kiram yine çok kızmışlar. Peygamber Efendimiz demiş ki:
"Hayır, kızmayın, cahildir, söyleyin, öğretin, bilmiyor." Daha İslâm yeni geliyor, İslâm'ı bilmiyor, temizliği, ne yapması gerektiğini bilmiyor, "öğretin" diye tavsiye buyurmuş. İşte halim selimlik, kızmamak, kalp kazanmak, insanı yetiştirmek, eğitmek...
Çocuk da böyle… Çocuk bir hata yaptığı zaman kızmazsın; "Gel bakalım evladım, bak bu yaptığın yanlış oldu." dersin. Çocuk güzel şey yapmayı öğrenir. İkna ederek yani.
Halim selim olacağız bir, güzel huylu olacağız iki. Güzel huyların ne olduğunu da nereden öğreneceğiz?
Evvela hocamız Muhammed Zahid-i Bursevî hazretlerinin Tasavvufî Ahlakını bir bitirin bakalım. Şöyle bir okuyun, oradan öğrenin, bir. Ondan sonra İmam Gazali’nin İhyau ulûm'unu şöyle bir okuyun, çok güzel bir kitap, görün bakalım güzel huylar neymiş, güzel huylu insanlar kimlermiş!
Her bilgi, her rivayet sağlam olacak. Uydurma oldu mu, sağlam olmadı mı, palavra oldu mu, atma, tutma oldu mu, yalan oldu mu, Allah sevmez.
Onun için diyoruz ki önce enbiyanın hayatını okuyun, sahabenin hayatını okuyun, onlara yalan girmemiş. Ondan sonra da büyük evliyâullahın ciddi âlimler tarafından yazılmış kitaplarını okuyun. Yani, uyduruk şeyler duyup da kafanız karışmasın. Çünkü bazen öyle kitaplar oluyor ki onu dinleyen, okuyan insanın kafası karışıyor. Çünkü içindeki rivayetler yalan,
Evet, yeter değil mi bu kadar güzel bir nasihat; halim selim olmak, güzel huylu olmak bir de günahlardan kendimizi alıkoymaya yarayacak bir titizlik duygumuz olacak. Verâ dediğimiz, şüpheliden bile kaçınma tarzında bir ihtiyat duygumuz olacak.
Muhterem kardeşlerim! İnsan günah işledi mi ne olur?
Kalbi kararır, imanın nuru söner. İnsan günah işlerken iman başından çıkar, başının tepesine gider. Üç metre üstüne gider, orada durur. Günahı işlerken içinde imanı durmaz insanın. Kalbi kararır, mertebesi düşer, çıktığı makamdan aşağılara gider, tabii uğraşsın tekrar... Pislenir, pislenir, çirkin bir mahluk olur. Ondan sonra uğraşsın tekrar kendimi toparlayacağım diye.
O halde ne yapmak lazım?
Günahlardan AIDS hastalığında kaçar gibi kaçmak lazım; vebâdan, frengiden, koleradan kaçar gibi kaçmak lazım; aslandan, kaplandan, yılandan, çıyandan, ne bileyim atomdan, anarşistten, radyasyondan kaçar gibi kaçması lazım.
Tehlikeden nasıl kaçıyoruz, nasıl canımız kıymetli, bizim canımızı acıtacak bir şeyden nasıl kaçıyoruz?
Kaçıyoruz…
Peki, günah senin canını daha fazla acıtacak, niye kaçmıyorsun? Niye günahtan kaçmıyorsun? Niye gazetenin o resmine bakıyorsun?
Diyor ki Peygamber Efendimiz; "Kalpler de demirin paslandığı gibi paslanır." Kalp de paslanır!
Demir bir âlet, çelik bir âlet, paslandığı zaman çalışır mı? Çalışmaz!
Arabanın motoru on sene suyun içine düşmüş kalmış, sonra birisi çıkarmış. Çalışır mı bu motor?
Geçmiş ola, gitti. Küflendi, küfü içine işledi, çalışmaz. Onunla uğraşacağına gidersin yeni motor alırsın. Olmaz artık, on sene geçti, paslandı. Kalp de paslanır.
Onun için kalbimizi, gönlümüzü, gözümüzü haramdan korumaya dikkat edeceğiz.
Evinde televizyonu olmayan bir kimse varsa parmağını kaldırsın bakalım. Herkesin televizyonu var.
Ömründe kiliseye, meyhaneye, plaja, günahlı yere gitmemişsin, iyi maşallah, ama hepsi senin eve gelmiş. Sen yokken açıyor televizyonu, o senin seyretmediğin, tevbe estağfirullah [deyip] başını çevirip de bakmadığın şeyi seyrediyor. Sakalından utanıp da bakmadığın sahneyi ötekisi seyrediyor. Çok büyük felaket! İşte günah; gözle günah, elle günah, dille günah, kulakla günah, haram vesaire. İşte insanı bunlar mahvediyor.
Onun için 1,5 milyar Müslüman var, 1,5 kilo etmiyor. O kadar Müslüman var, şer her tarafa hâkim… Şerliler her tarafa sahip… Şerlilerin borusu ötüyor, hayırlıların sesi çıkmıyor. Hayırlar ortada yok, şerler dünyanın her yerinde dağlar gibi yığılmış.
Neden?
Günahlara bulaştığı için Müslümanda Müslümanlık kuvveti, iman kuvveti kalmıyor da ondan. İman kuvveti gidiyor. Eski evliyalık kuvveti kalmıyor. Dedelerimizin evliyalıkla aldığı diyarlar böyle günahlarla kâfirleşiyor. Evet, düşman ülkemize giremedi, hudutlarımıza saldırdı da biz de onu attık filan diyoruz. İstiklal harbi diyoruz, bilmem ne diyoruz ama bak Peygamber Efendimiz ne diyor:
"Beş evin olduğu yerde ezan okunmaz, kamet getirilmezse şeytan orayı istila eder." Şeytanın istila ettiği yerde hayır kalır mı?
Onun için, günahlardan sakınacağız. Verâ sahibi olacağız. Verâ sahibi olmazsak, hilim sahibi olmazsak, güzel huy sahibi olmazsak Resûlullah kabul etmiyor. "O benden değildir, Allah'ın sevgili kulu da değildir." diye reddediyor, kovuyor.
Hilim sahibi olacağız. Tamam mı? Tamam!
Güzel huy sahibi olacağız, öğreneceğiz. Tamam mı? Tamam!
Günahlardan kaçınacağız. Atabilirsen, bahadırsan, babayiğitsen, kahramansan tarihe ismin geçecek, kahramansan evinden televizyonu çıkart.
"Hocam kültürsüz kalırım."
Hiçbir şey olmaz. Kütüphanedeki kitapları okursun, öğrenirsin; ansiklopedileri okursun, öğrenirsin, biter. Daha güzel öğrenirsin.
O televizyonlar nedir?
Telefisyon… Telef etmek ne demek; bir şeyi mahvetmek. Telefisyon… Telef etme makinesi.
Neyi telef ediyor?
Senin zamanını, aklını, gönlünü, dindarlığını, çocuğunu, aileni telef ediyor, telef ediyor da telef ediyor. Olmasa o evde, Kur'an ezberleyeceksin, sureleri ezberleyeceksin, çoluk çocuğunla sohbet edeceksin, din kitaplarını açacaksın okuyacaksın; karşısında en büyük mâni… Günahlardan da sakınacağız. Hilim sahibi olacağız. Güzel huy sahibi olacağız. Takva ve verâ sahibi olacağız. Günahlardan kaçınacağız.
Allah yardımcımız olsun.
İyi nasihat öğrendik Hz. Ali Efendimiz' den.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
04.08.1996 -
Hastalık, Mahşer Günü,
03.03.1996 -
Tüccar, Tevbe, Zikir
