08.11.1992 - Takva, Zikrullah, Kuran Okumak

08.11.1992 - Takva, Zikrullah, Kuran Okumak
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidi’l evvelîne ve’l âhirîne Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Aleyke bihî takvâ'l-lah. Fe-innehû cimâu külli hayrin. Ve aleyke bi'l-cihad. Fe-innehû rahbâniyyetü'l-müslimîn. Ve aleyke bi-zikri'l-lâhi ve tilâveti kitâbi'l-lâh. Fe-innehû nurun leke fi'l-ardı ve zikrun leke fi's-semâi. Va'hzin lisâneke illâ min hayrin. Fe-inneke bi-zâlike tağlibu'ş-şeytân.
Sadaka Resûllu'llâh fîmâ kâl ev kemâ kâl.
Bir tek hadis-i şerif ama içinde birçok nasihatler var. Ve bunların hepsi bizim dünya ve ahiret saadetine ermemiz için çok önemli nasihatler. Onun için bu hadis-i şerifi okuyup size izah etmek istiyorum.
Peygamber Efendimiz, bir muhatabına hitaben- bu zât rivayet eden Ebû Saîd el-Hudrî hazretlerinin kendisi olabilir- şöyle buyurmuş:
Aleyke. ''Senin boynuna borç olsun, vazife olsun, sana tavsiye ederim.'' Takvâ'l-lâh. ''Takva ehli ol! Takvayı sana tavsiye ederim. Takva şiarın olsun!''
Aleyke Arapça' da ''Senin boynuna vazife olsun.'' mânasına gelen bir tabir. Takvâ'l-lâh. ''Allah'tan korkmak, sakınmak, çekinmek.'' Peygamber Efendimiz' in muhatabına ve hepimize nasihatidir. Bizlere takvayı tavsiye etmiş oluyor. Sonra neden takvayı tavsiye ettiğini de izah buyuruyor.
Çünkü takva sahibi olmak her hayrı içinde toplayan bir hususiyettir. Takva sahibi olmak ne demek, onu biraz açıklayalım.
Kur'ân-ı Kerîm'de Allah celle celalüh bize takvayı çok emretmiş. İtteku'l-lâh, fe't-teku'l-lâh şeklinde çok ayet-i kerime var. Bu ayet-i kerimeleri duymayan Müslüman kalmamıştır. Sabah namazlarında okuyoruz. Sure-i Haşr'ın sonunda;
Yâ eyyühe'l-lezîne âmenü't-teku'l-lâhe ve'l-tenzur nefsün mâ kaddemet li-gadin. Ve't-teku'l-lâh. İnna'l-lâhe habîrun bimâ ta'melûn.
Yâ eyyühe'l-lezîne âmenü't-teku'l-lâhe hakka tükâtihî ve lâ temûtünne illâ ve entüm müslimûn.
Pek çok ayet-i kerimeler var.
Takva sakınmak demek, vikâye kökünden geliyor. İnsanın kendi kendisini vikâye etmesi, korunması, sakınması.
Nereden vikâye edecek, koruyacak? Allah'tan. İnsan Allah'tan nasıl korunur? Bir insan kaçsa nereye kaçacak? Korunmak istese kendisine kim yardım edecek? Ne demek bu?
Allah'ın azabına uğramaktan, gazabına maruz durumuna düşmekten ayağını denk alıp korunması demek. Allah'ın sevgisini, rızasını kaybetmekten sakınmak demek. Bütün işin başı, her hayrın kaynağı bu düşüncedir. ''Aman Allah'ın sevgisini kaybetmeyeyim, Allah'ın rızasını kaçırmayayım. Aman yaptığım işe dikkat edeyim de Allah'ın gazabına, cezasına uğramayayım. Aman dikkat edeyim de cehenneme düşmeyeyim. Aman dikkat edeyim de cennete girmeyi elden kaçırmayayım.'' diye insanın sakına sakına, çekine çekine, düşüne düşene basiretli hareket etmesine ''takva'' derler.
Hepimizin bu hale gelmesi lazım. Attığımız her adımda ''Allah'ın rızasına uygun mu, değil mi? Bu işi yaparsam Allah beni sever mi, sevmez mi?'' diye mutlaka bir mütalaa etmesi lazım. Hepimiz, her işi böyle yapacak hale gelmeliyiz. Bu şuura hepimiz ermeli, bu terbiyeye hepimiz sahip olmalıyız. Bu bir terbiye işidir.
İnsan bazı işi düşünmeden yapar, gelişi güzel yapar. Yaptıktan sonra aklı başına gelir, pişman olur. Yapmadan evvel düşünmeye; uygun değilse yapmamaya, uygunsa yapmaya kendimizi alıştırmalıyız.
Hz. Ömer radıyallahu anh Übey b. Ka'b radıyallahu anh'e ''Takva nedir?'' diye sormuş. ''Takva nedir, ne dersin?'' Allah, Kur'ân-ı Kerîm'de çok emrediyor, çok da mükâfatı var. Allah takva ehli kullarını seviyor. Takva ehli kullarını cennetine sokuyor. Takva ehli kullarına keramet veriyor. Takva ehli kullarına ummadıkları yerden kapılar açıp işini rast getiriyor, sıkıntılarından kurtarıyor. Ayet-i kerimelerde; ''Bunlar hep takva ehli kullarına nasip olacak.'' diye bildiriyor. Tabii insan merak eder. Allah Allah! Ve't-teku'l-lâh ve yüallimükümu'l-lah. ''Takva ehli olursanız Allah bilmediklerinizi öğretecek.''
Ve men yettekı'l-lâhe yec'al lehû mahracen ve yerzukhu min haysü lâ yahtesib. ''Kim Allah'tan korkar, takva ehli olursa Allah onu sıkıntıdan çıkartır, darlıktan kurtarır ve ummadığı yerden rızıklara, nimetlere mazhar eder.'' buyuruluyor.
Üıddet li'l-müttekîn. Ve'l-âkıbetü li'l-müttekîn. ''Hayatın sonunun mutlu bitmesi bahtiyar bitmesi muttaki kullar içindir. Cennete girmek muttaki kullar içindir. Cennetin o nimetleri muttaki kullar için hazırlanmış bekliyorlar.'' Huriler hasretle bekliyor; köşkler bekliyor, nimetler bekliyor. Muttaki olmayı mutlaka başarmak lazım!
Onun için Hz. Ömer gibi başından beri İslâm'ın her şeyini bilen bir insan bile Ubey b. Ka'b hazretlerine sormuş.
''Sana göre takva nedir? Sen de bir anlat bakalım.'' Bilgisini pekiştirecek, dikkat edecek. Belki ummadığı bir şey söyleyecek. Diyor ki:
''Yâ Ömer! Sen dikenli bir tarlada yürümedin mi?''
''Yürüdüm.''
''Ne yaptın yürürken?''
''‘Dikenler ayağıma batmasın, elbiseme takılıp yırtmasın.' diye dikkat ettim.''
''İşte takva budur.'' diyor.
Demek ki bizim hayatımız dünya tarlasında bir yürüyüştür. Bu dünya tarlasının dikenleri haramlardır, günahlardır. Demek ki takva; ''Ayaklarımıza dikenler batmasın, haramlara bulaşmayalım; elbisemize dikenler takılıp yırtmasın, günahlara bulaşıp da işimiz berbat olmasın, perişan olmayalım.'' diye dikkat etmekmiş.
Peygamber Efendimiz karşısındaki insana bunu tavsiye etmiş. Hutbeye çıkmış, bunu tavsiye etmiş:
Ûsîküm bi-takvâ'l-lâhi ve tâatih.
İmam cuma günü hutbeye çıkıyor. Minberde ne söylüyor? Biz bunu her cuma duyuyoruz. ''Size nasihat ederim, vasiyet ederim. Takva ehli olun, Allah'tan korkun. Allah'a itaat edin, ibadet edin, asi olmayın.'' diye takvayı tavsiye ediyor. Demek ki biz de bu takvayı öğreneceğiz, içimize sindireceğiz, kafamıza yerleştireceğiz, kalbimize yerleştireceğiz ve takvaya göre hareket eden has bir kul haline geleceğiz. Muttaki bir kul, takvalı bir kul, takva ehli bir insan haline geleceğiz. Çünkü her mükâfat bu kapıdan geçtikten sonra oluyor. Dünyada da ahirette de her mükâfat muttaki insanlara veriliyor. Demek ki takvaya göre hareket edeceğiz.
Diyelim ki bir yere çağırdılar;
''Üç beş arkadaş toplandık, bu akşam gazinoya gideceğiz, eğlence var, sen de gel.'' dediler. Ne yapacak?
''Arkadaş, ben orada yokum! Siz de gitmeyin, günah!'' diyecek. Veyahut;
''Gel şöyle bir iş kuralım; haram, helal, faiz, hiç aldırmayalım.'' derlerse;
''Burnundan fitil fitil gelir. Hastalık olur, bela olur, ceza olur, kaza olur. Ben onu yapmam.'' diyecek. İçinden bir ses diyor ki;
''Çevir başını, bak şuraya.''
''Bakamam çünkü haram, çünkü yasak.'' diyecek. İçinden bir his geliyor;
''Şu adama şu lafları söyle, vur gözünün ortasına bir yumruk, patlat gözünü.''
''Yok, ben bunu yapamam, Allah'tan korkarım.'' diyecek.
Buna benzer her karşılaştığımız işte düşünecek. Yapacaksa iyi olduğu için yapacak. Yapmayacaksa kötü olduğu için yapmayacak. Takva budur. Efendimiz, muhatabına ve bize bunu tavsiye etmiş. Allah-u Teâlâ hazretleri ayette de tavsiye ediyor.
Kur'ân-ı Kerîm'in ayetleri dinimizin temelidir! Tasavvufun da aslı, esası budur! İnsan-ı kâmil olmanın yolu yöntemi budur! Dünyada ahirette başının dinç olması, rahat olması; kişinin sevap kazanması, huzura ermesi ve bahtiyar olmasının anahtarı budur. O halde takva ehli olun.
''Sizin hepinize takvayı tavsiye ederim.'' Hadis-i şerifin ifadesi. Çünkü her hayrın kaynağı budur. Bundan sonra her hayra nail olursunuz. Cebiniz dolar, gönlünüz dolar, dünyanız dolar, ahiretiniz dolar, cennete girersiniz.
Efendimiz' in ikinci emri, nasihati, tavsiyesi; ''Sana cihadı da tavsiye ederim. Boynuna cihat da vazife olsun. Çünkü bu Müslüman ümmetinin, Ümmet-i Muhammed'in ruhbanlığı cihattır.''
Cihat nedir?
Hemen aklımıza gelen, savaşmak. Gideceğiz; din düşmanları ile çarpışacağız, mazlumları kurtaracağız. İslâm'ı, Müslümanları savunacağız. İşte bu cihat! Şeytanla da savaşmak var. Cihadın çeşitleri çok. Ümmet-i Muhammed'in ruhbanlığı cihattır. Ruhbanlık neydi? Eski ümmetlerin bir âdeti idi.
Ve rahbâniyyeten ibtedeûhâ mâ ketebnâhâ aleyhim ille'btiğâe rıdvâni'llâhi femâ raevhâ hakka riâyetihâ.
Eskiden insanlar ruhbanlığa sapmışlar. ''Ruhbanlık'' kelime olarak ''korkmak'' demek. Rahip ''korkan'' demek. Günahlardan korkuyor, Allah'a asi olmaktan korkuyor, insanlardan korkuyor, kaçıyor. ''Neme lazım, bu cemiyetin belasına, günahına, vebaline ben bulaşmayayım.'' diye bir kenara çekiliyor. Ya dağın başında ya bir mağaranın içinde ya bir manastırda ya bir tenhada ibadetle meşgul oluyor. Ona rahip diyorlar. Budist rahibi, Hristiyan rahibi. İnsanlarda bu âdet var. Yani Allah'tan korkma duygusu ile günahlardan korkma, sakınma duygusu ile cemiyeti terk edip gitmek. İslâm'da ruhbanlık yok.
İslâm'da Allah'ın dini için cehdetmek, cihat etmek var. Ümmet-i Muhammed'in ruhbanlığı bu. Kenara çekilip mağarada ömrünü geçirmek terk-i dünya eylemek yok. ''Bazı insanlar çekiliyorlar, halvetlere giriyorlar.'' Okulda okumak var ama mektep bitinceye kadar okuyor, ondan sonra insan bir meslek sahibi oluyor. Bütün ömrünü o meslekte geçiriyor. Tahsil başka, eğitim başka, ömür boyu bir şey yapmak başka! İslâm'da ibadet için bir kenara çekilmek var. Bak zaman zaman namaz vakitlerinde camiye çekiliyoruz. Çarşıdan pazardan çekilip burada toplanıyoruz. Bu, cemiyetten küçük bir çekilme. Ramazan'da on gün itikâf oluyor. Bazı insanlar camide on gün kalıyorlar, ibadet ediyorlar; sünnet. Peygamber Efendimiz kırk gün Hira mağarasında kalmış. Hz. Hatice validemiz yemeğini getirmiş. Eve gelmezmiş, ibadet edermiş. Kırk gün erbain çıkarmak, halvet yapmak var. Neden kırk gün ibadet yapacak? Çünkü nefis terbiyesini, tasavvufî eğitimini tamamlayacak. Ondan sonra olgun bir insan olarak yine faydalı olacak. Yine gidecek cihat edecek, yine hizmet edecek.
Mesela Eşrefoğlu Rûmî hazretleri Hama şehrine gitmiş, üç halvet çıkarmış. Kırk gün, kırk gün daha, kırk gün daha. Yüz yirmi gün. Dört ay böyle bir ibadet. Kırk gün zikir, tesbih, murakabe, tefekkür. Sonunda onun da hocası; ''Hadi git irşat ile meşgul ol!'' demiş. Gitmiş İznik'te oturmuş, vazifeye başlamış. Allah razı olsun, makamını yüksek eylesin, şefaatine erdirsin. Nice kitaplar yazmış. Nice güzel hizmetler yapmış, hâlâ seve seve okuyoruz, beğeniyoruz. Neden? Çünkü güzel eğitim gördü mübarek, gelişti. Eğitim için bir kenarda durmak başka, ömrünü rahip olarak dağ başında tüketmek, mağara içinde geçirmek başka. Bu ümmetin ruhbanlığı cihattır. Yani cihat edecek, çalışacak.
Cihat nasıl olur?
Malla olur, canla olur, bedenen olur. Allah rızası için malını sarf edersin. İslâm'ın gelişmesi için kesenin ağzını açarsın. Yahut fiilen gidersin çalışırsın, çarpışırsın, uğraşırsın. O halde biz de cihadın her çeşidinde görevimizi yapacağız, üzerimize düşeni yapacağız. Bazıları Bosna'ya gitti. Ya böyle gider ya para gönderir ya gazileri destekler ya da giden gazilerin çoluk çocuğuna, evine barkına nezaret eder, yardımcı olur. Cihadın çeşitleri çoktur. Nefsimizle de cihat edeceğiz.
İnne'n-nefse le-emmâratün bi's-sûi illâ mâ rahime Rabbî. Nefis bize kötülükleri vesvese veriyorsa, emrediyorsa onunla mücadele edeceğiz. Sözünü dinlemeyeceğiz. İrademizi kullanacağız, iyi insan olmaya çalışacağız. Takva ehli olacağız, ömrümüz cihat ile geçecek ve cihadın her çeşidiyle malımızı sarf ederek, bedenen uğraşarak İslâm'ı yaymaya çalışarak; dilimizle, ilmimizle, kalemimizle, irfanımızla çalışacağız. ''Hocam, benim yapacak halim yok, ihtiyarladım.'' Bazıları da çoluk çocuğunu yetiştiriyor. Maşallah çoluk çocuğunu İmam Hatip okuluna gönderiyor, iyi evlat olarak yetiştiriyor; o da öyle bir şey.
Cihat sözle de olur. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: Efdalü'l-cihâdi kelimetü hakkin inde sultânin câirin. ''Cihadın en üstünü zalim hükümdarın karşısında hak sözü söylemektir.'' Bu da bir cihaddır! Kılıçlar çarpışmadı. Hükümdar kılıcı çekip saldırmadı. Zaten saldıramaz ama nöbetçiler varmış. Hak sözü söyler! Ne demiş huzurunda, beraber bulundukları sırada?
Sinek gelmiş halifenin, hükümdarın yüzüne konmuş. O tarafa konmuş, kovalamış. Bu tarafa konmuş, kovalamış. Diyor ki ''Üstadım! Allah bu sineği ne diye yaratmış?''
İmam-ı Azam hazretleri; ''Zorbalar zalimler hor olsun, aczini bilsin, haddini bilsin diye yarattı.'' diyor. Yani ''Sen zorbasın, aklını başına topla.'' diye açıkça söylüyor. ''Bir sinekle bile baş edemiyorsun. Allah'a karşı vazifelerini unutma.'' gibi bir söz söylemiş oluyor. Demek ki söz ve beden ile para ile mal ile mülk ile cihat olur. Şahsen olur, toplum olarak olur. Maddeten olur, manen olur. Cihat vazifemizi yapacağız.
Bir de tavsiye etmiş ki; ''Zikrullaha devam et, Kur'an okumaya devam et. O da senin vazifen olsun, boynuna borç olsun.''
Takvayı tavsiye etti. Cihadı tavsiye etti. Zikrullahı ve Kur'an okumayı da tavsiye ediyor. Buradan anlaşılıyor ki tasavvuftaki zikrullah, Kur'an'da var, Peygamber Efendimiz' in hadis-i şeriflerinde var. Ve Peygamber Efendimiz muhatabına tavsiye ediyor. Dili Allah diyecek, kalbi Allah diyecek, zikirle meşgul olacak. Zikir dinimizin temel ibadetlerinden biridir. Namaz bir ibadettir, oruç bir ibadettir, hac bir ibadettir; tamam. Zikir? O da bir ibadettir çünkü Allah Kur'ân-ı Kerîm'inde emrediyor. Dua? O da bir ibadettir. Elimizi açıyoruz, dua ediyoruz. ''Yâ Rabbi! Şunu ver. Yâ Rabbi! Bunu ver.'' Tabi Allah bir taraftan verecek. Dua edenin duasını kabul ederse verecek. Bir taraftan da ibadet oluyor.
Zikrullah da önemli bir ibadettir. Onun için dilimiz daima Allah'ın zikri ile meşgul olacak. Lâ ilâhe illallâh diyeceğiz, elhamdülillah diyeceğiz, Allahu Ekber diyeceğiz ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh diyeceğiz. Estağfirullâh diyeceğiz, Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed diyeceğiz, Allah Allah diyeceğiz, yâ Hayyü yâ Kayyûm diyeceğiz, yâ Latîf diyeceğiz, yâ Hak diyeceğiz, yâ Hû diyeceğiz. Zikrin çeşitleri var. Dilimiz Allah ile kalbimiz Allah'ın adı ile meşgul olacak. Seven sevdiğini çok söyler, çok anar, dilinden düşürmez. Biz de Allah'ın kullarıyız, Allah'ın nimetlerine müteşekkiriz, Allah'ı seviyoruz. O zaman Allah'ı zikredeceğiz. Allah'ı seven Allah'ı çok zikreder. Zikrullahı sevmeyen demek ki Allah'ı sevmiyor ki anmıyor. Aklına bile getirmiyor.
Çocuğun aklına şeker, çikolata düştü mü annesine babasına kaç defa söyler. Seviyor çünkü. Seven sevdiğini çok anar. Onun için zikrullahı vazife edinin. Peygamber Efendimiz günde en aşağı yüz defa estagfirullah dermiş. Siz de yüz defa estağfirullah deyin, yüz defa lâ ilâhe illallah deyin. En aşağı yüz veya daha fazla Allah Allah deyin. Yüz defa salavat-ı şerife getirin. Yüz defa kul hüvallahı, İhlâs suresini okumakla ilgili hadis-i şerifler var. Sübhânallahi ve bi-hamdihî sübhanallâhi'l-azîm ve bi-hamdihî estağfirullah çok kıymetli bir zikir. Efendimiz bunu tavsiye etmiş. Yüz defa lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerike leh lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr deyin. Bu da bir zikir. Dilimiz bu zikirlerle meşgul olacak.
Meşgul olunca, çok söyleyince ne olur?
Bir kez Allah dese aşk ile lisan,
Dökülür cümle günah misli hazan.
Bir kere Allah dersen günahların sapır sapır dökülür. İkinci defa dersen sevabın artar. Üçüncü defa dersen daha çok sevabın olur.
Bir sadaka veren, bir iyilik yapan kimseye Allah bire on mükâfat veriyor. Bire on mükâfat! Gittin, bir iyilik yaptın, bire on sevap alırsın. Ama bu masraf, bu iyilik fîsebîlillah olursa Allah yolunda, cihat yolunda, hac yolunda olursa o zaman bire 700 sevap veriyor. Ne kadar arttı bak! İnsan bir lira verse yedi yüz lira vermiş gibi sevap olacak. Farz edelim umreye gitti, hacca gitti, Allah yolunda beş lira harcasa insan 3500 lira harcamış gibi mükâfat alır. Bir kere Allah dese yetmiş bin misli sevabı var. Yetmiş bin misli! Bir kere kalbinden Allah dese; diliyle kimseye belli etmiyor, içinden Allah diyor, o zaman bundan da yetmiş kat fazla. Yani dört milyon dokuz yüz bin sevabı var.
Onun için kalbi daima Allah'a bağlanacak, Allah Allah diyecek veya öyle diyemiyorsa dili Allah Allah diyecek. Elinde tesbih; zikredecek, sevap kazanacak. Oturduğu yerden sevap, mükâfat geliyor. Derecesi artıyor, kalbi nurlanıyor, maneviyatı ilerliyor, Allah'ın sevdiği bir kul olması mümkün oluyor.
Neden? Çünkü sen Allah'ı zikredince Allah da seni zikrediyor.
Fe'zkürûnî ezkürküm. ''Siz beni zikredin ben de sizi zikrederim.''
Allah nasıl bizi zikrediyor?
Allah bizi meleklerine zikrettiriyor. ''Şu kuluma bakın, nasıl güzel bir kul! Beni unutmamış.'' diye zikrediyor. Tenhada zikredersen Allah kendi kendine zikrediyor. Herkese karşı zikredersen Allah meleklerine karşı, gökteki varlıklara karşı zikrediyor.
Ene celîsü men zekerenî. ''Ben, beni zikredenin meclisine gelirim. Yanı başında olurum.'' buyuruyor.
Allah'la beraber olmak büyük bir şey. Allah'ın maiyyet-i âliyesine mazhar olmak, yanında olmak, şerefine mazhar olmak çok büyük bir şeref!
Onun için ben de size bu hadis-i şerifin sırası ile takvayı tavsiye ederim. Malınızla, dilinizle, canınızla, vücudunuzla cihadı tavsiye ederim. Zikrullahı tavsiye ederim. Para istemez, pul istemez, kuvvet istemez, zaman istemez, her zaman yapılabilir bir ibadettir. Sevabı da bu kadar çok.
Kur'an okumayı da tavsiye ederim.
Kur'an bize indirdiği kitap mı? Evet, Allah'ın kitabı.
Muhatap kim?
Biziz. Kur'ân-ı Kerîm Allah'ın bize hitabı. O halde bunu öğreneceğiz, okuyacağız, belleyeceğiz, mânasını bileceğiz, ona göre hayatımızı tanzim edeceğiz. Bir insan Kur'ân-ı Kerîm'e sarılırsa kurtulur. Kur'ân-ı Kerîm'in ipine yapışan düştüğü kuyudan, çukurdan, uçurumdan çıkar kurtulur. Yoksa mahvolur. Kur'ân-ı Kerîm'in ipine sarılan bu felaket çukurundan kurtulacak, ahiret saadetlerine erecek. Kur'ân-ı Kerîm'e uymayan çukurda kalacak, felakette kalacak. Onun için Kur'ân-ı Kerîm'i öğrenmek hepimizin boynunun borcu.
Yalnız, bizim Türkiye'de sanılıyor ki Kur'ân-ı Kerîm okumak elif, be, te, se, cim, ha, hı, dal, zel diye harfleri, sonra da harekeleri öğrenmekle tamam olur. Kur'an okumak yalnızca bu sanılıyor. Kur'an kursları da ona göre ayarlanmış. Bir insana Kur'an okumayı öğrettin mi tamam. Bir senede Kur'ân-ı Kerîm'den mezun oldun. Kur'an kursu tamam oldu. Böyle değil! Tabi bu da sevap. Peygamber Efendimiz' in hadis-i şerifinde var; ''Bir insan elif lâm mim dese elifine bir sevap, lâmına bir sevap, mimine bir sevap yani her harfine bir sevap veriliyor.'' Okumasa da açsa Kur'ân-ı Kerîm'i, yüzüne baksa o da bir sevap. Dinlese o da sevap ama asıl maksat Kur'ân-ı Kerîm'in ahkâmını öğrenip Kur'ân-ı Kerîm'in yolunda yürümek. Asıl olan bu! Bunu öğrenmek lazım, onun için Kur'ân-ı Kerîm'i mânası ile öğrenmeli.
İstanbul'da bir grup arkadaş -Allah razı olsun hepsi Akşehirliler, hemşeriler – toplanmışlar, demişler ki; ''Biz şu Kur'ân-ı Kerîm'i öğrenelim.'' Kimi mühendis kimisi tüccar kimi esnaf kimi memur. Haftanın belli günlerinde toplanıp Kur'ân-ı Kerîm okuyorlar; izahını, mealini, tefsirini de okuyorlar. Geldiler; ''Hocam iki üç senedir bu işe devam ediyorduk. Elhamdülillah Kur'ân-ı Kerîm'i bir defa bitirdik.'' ''Aman bir daha yapın, bir daha başlayın.'' dedim. Bak Kur'ân-ı Kerîm'i bitirmişler. Sen Kur'an'ı baştan sona bir kere okudun mu? Bak onlar yapmışlar. Azmedince, sabredince, devam edince Allah'ın kelamını öğrenmiş bitirmişler.
Kur'ân-ı Kerîm'i eskiden nasıl öğrenmişler? On ayet on ayet ezberler, mânasını düşünür, uygularlarmış. Yani uygulamalı. Uygulaya uygulaya, duyduğunu yapa yapa o zaman daha iyi hatırda kalır. Hem yavaş yavaş öğrenildiği için hazmı kolay olur, anlaşılması kolay olur hem de Allah celle celalüh hazretlerinin vaadi var.
Bildiğini uygulayan, bildiğini tatbik eden, bildiğini yapan insana Allah bilmediği ilimleri öğretir. O zaman öğrenmek, Allah tarafından bir kolaylıkla daha kuvvetli olur. Hem manevi ilimleri de ledünnî ilimleri de öğrenir, ileri gider. O halde ''Kur'an büyüktür, 600 sayfadır.'' diye korkmayın. ''Ben bu yükün altından kalkamam.'' diye düşünüp üzülmeyin, başlayın. On ayeti bir günde okuyabilirsiniz. Koca gazeteleri nasıl sayfaları çevirip çevirip haberleri yutarak okuyorsunuz. Her gün nice sayfalar okunuyor. Ümmet-i Muhammed bugün gazete diye mecmua diye her gün nice nice sayfalarca bilgi okuyor.
Allah'ın kelamından on ayeti okuyamaz mı? Okur. Azmederse, karar verirse, prensip kararı alırsa okur.
Ailece çoluk çocuğunla her gün Kur'ân-ı Kerîm'in on kadar ayetini okuyacaksın, söz mü?
Söz! Tamam.
Yaparsa yapar. Bunu yapabilirsin. Bu evde her gün on ayet okunacak! İtirazı olan çıksın ortaya. Göreyim boyunu posunu, hadi bakalım. On ayeti okutacaksın, çok sevaplı bir ibadet. Kendi nefsine de ''Bana bak nefsim! Keyif istiyorsun, zevk istiyorsun, televizyon seyretmek istiyorsun ama bu ayeti okuyacağız.'' diyecek. Tabi okuduğunu da uygulayacak, öğrendiğini de tatbik edecek.
Efendimiz takvayı tavsiye etti, cihadı tavsiye etti, zikrullahı tavsiye etti, Kur'ân-ı Kerîm okumayı tavsiye etti. Dört.
Bir de şöyle izahı var: ''Zikrullah ve Kur'ân-ı Kerîm okumak yeryüzünde senin için nurdur. Nur olursun, nurlu olursun! Gökyüzünde senin namın yürür. Gökyüzüne zikir olunmana vesile olur.'' İnsan Allah'ı zikretti mi, Kur'ân-ı Kerîm okudu mu yüzüne, kalbine, evine, işine nur gelir; pırıl pırıl olur. Yanağı pırıl pırıl parlar, gönlü pırıl pırıl parlar; nurlu bir insan olur. Yeryüzünde nurlanır, gökyüzünde namı yürür. Melekler bile severler. Böyle bir insana melekler bile hayran olur. Onun için zikrullaha sarılmalı, Kur'ân-ı Kerîm'e sarılmalı.
Beşincisi; ''Dilini tut! Ancak hayır söyleyeceğin zaman söyle. Başka zaman dilini ağzına hapset, kapat.''
Vahzin, ''dilini mahzene tık'' demek. Dilin mahzeni neresi? Ağız. Dilini ağzının içine kapat, hapset. Ancak hayır söyleyeceğin zaman açabilirsin, konuşabilirsin, dilini hareket ettirebilirsin. Yani ''Ya hayır söyle ya sus!'' Daha doğrusu: ''Sus! Hayır söyleyeceksen konuş.'' demek. Susmayı önceden tavsiye ediyor.
Muhterem kardeşlerim! Bilmediğimiz, bilsek bile uygulayamadığımız bir şey daha var. Sükût da ibadettir. İslâm'da sükût var. Susuyor, ses çıkarmıyor. Susmak da ibadettir. Hayır söylemek müstesna, susmak da bir ibadettir. Lüzumsuz konuşmayalım, malayani konuşmayalım, yalan söylemeyelim, dedikodu etmeyelim. Çünkü bunların vebali var, günahı var. Susmak da ibadet. Sustukça sevap kazanıyorsun. Sus, kalbinden Allah de veya kafanda güzel şeyler düşün. Düşünmek de ibadettir.
Hem de lâ ibâdete ke't-tefekkür. ''Öyle bir ibadettir ki düşünmek kadar sevaplı bir ibadet bulunmaz. Çok sevaplı bir ibadet.'' Allah'ın nimetlerini düşün, O'nun lütfunu düşün, ahireti düşün, cenneti düşün; şevke gel. Mahkeme-i Kübra’yı düşün, tüylerin diken diken olsun. Mahşeri düşün, kabri düşün. Kabirde karanlıkta kalmak var, azap görmek var. Bir de kabrin nur olması, cennet bahçesi olması var. Kabrin cehennem çukuru, ateş çukuru olması ihtimali var. Düşünülecek birçok şey var. Etrafını düşün; çiçekleri, ağaçları, kuşları, hikmetleri, nimetleri, Allah'ın yarattıklarındaki sanatı düşün. Düşünmek çok sevaplı bir ibadet. Susarsın sevap kazanırsın, kalbinden zikredersin sevap kazanırsın, aklından tefekkür edersin sevap kazanırsın. Durduğun yerde sevap nakliyesi gibi fabrika gibi sevap kazanırsın. Güzel şeyler! Susmak ibadettir, hayır söylemek daha güzeldir.
Hayır söyleyecekse konuşur. Şimdi ben çıksam burada sussam olur mu? Konuşmam lazım çünkü hayır söylemek sevap. Ama susulacak yerde de susmak lazım. Mesela büyüğün yanında susulur, Kur'an okunurken susulur, ezan okunurken susulur, vaaz verilirken susulur, hutbe okunurken susulur. Tamam. Bazı yerlerde susmak gerekir ama yeri geldiği zaman da konuşmak lazım, şahitlik etmek lazım, hakkı söylemek lazım. Emri bi'l-ma'ruf nehyi ani'l-münker yapmak lazım.
Üniversitede talebemiz olan kızlar anlatıyorlar. ''Hocam, dini bakımdan birilerinin hatalarını kusurlarını gördük, söyledik; ‘Vay, siz fitne çıkarıyorsunuz, gıybet yapıyorsunuz.' dediler.'' Hayır! Hakkı söylemek gıybet değildir. Hem yüzüne karşı söylüyor. Yüzüne söyleyince gıybet olmaz ki arkasından konuşunca gıybettir. ''Kardeşim, senin bu yaptığın günah, İslâm'da yok, hadise aykırı.'' diyor. Bu normal. Buna ''nasihat'' derler, sevaptır. Karşı taraf bilmiyor. Bu fitne değildir. Söylemeyeyim de daha büyük bir fitne mi olsun? Söyleyeceksin, günah devam etmeyecek. Söylemek sevap.
O halde söylemenin sevabını, söylememenin zamanını bilmek lazım. Nerede konuşulacak nerede susulacak bilmek lazım. Ama normal şartlarda sükûtun ibadet olduğunu bilelim. Hele bir de bazıları var, lambur lumbur konuşur. Kimisi de başkasını güldürmek için fıkra anlatır, boş konuşur. Hatta günah konuşur, haram olan şeyleri konuşur. ''Hatta ağzından öyle sözler çıkar ki cehennemin uçurumlarında yuvarlanır gider.'' diyor Peygamber Efendimiz. ''Bilmeden, dikkat etmeden, cahillik gafillik laubalilik edip de öyle laflar söyler ki cehennemin uçurumlarından kayar, yuvarlanır gider. Onun için lisan çok önemli. Hele dinî konularda şaka yapılmaz. Dinî konularda fıkra anlatılmaz. Hocalar, Kur'ân-ı Kerîm, cennet cehennem, melekler, zebaniler karikatür mevzuu yapılmaz.
''Oflu Hoca şöyle demiş.''
''Kah kah, kih kih.''
''Adam cennete girmiş de beğenmemiş de cehenneme gitmiş de. Cehennemde çalgı varmış da…''
''Kah kah, kih kih.''
Bunlar insanı imanından çıkarır. Oyuncak mı, neyle alay ediyorsun sen? Alay edilecek şey mi bu? Birçok kimse bunlara dikkat etmiyor. Ve pek çok insanın neler konuştuğuna şöyle bir ibretle uzaktan bak; başkasını güldürmek için konuşuyor. Sen başkasının maskarası mısın? Ne oluyor? Bırak, gülmesin. Ağlasın! Gülünecek zamanda mıyız? Selahaddin-i Eyyubi gülmemeye söz vermiş; ''Kudüs kâfirlerden kurtuluncaya kadar gülmeyeceğim.'' demiş. Kudüs kurtulmuş. Kudüs'ü kurtarmak için çarpışmış, kurtarmış da ama ''Kudüs'ü kurtarıncaya kadar gülmek bana yasak olsun.'' demiş. Kendi kendine gülmeyi yasaklamış.
Gülünecek zamanda mıyız?
Sırplar Bosna'da kardeşlerimizin ağzına benzin hortumunu dayıyormuş, kibrit çakıp yakıyormuş. Diz kapağını oyuyormuş, gözünü oyuyormuş. Gülünecek zamanda mıyız? Aklımızı başımıza alacak zamandayız. Yarın öbür gün Kafkasya'dan, Balkanlar'dan, Kuzey'den, Güney'den düşmanlar saldırsa bizde de harp çıksa çok mu hazırlıklıyız? Bosnalılardan çok mu iyi durumdayız, dikkatli miyiz, tedbirli miyiz, düşün bakalım! Gülecek zamanda mısın? Dünyanın her yerinden senin aleyhinde nice nice fitneler geliyor. Hepsi de bir fırsat bulsa da senin canına okusa diye düşünüp duruyorlar. Onun için konuşmanın ve susmanın zamanını bilmeyi de tavsiye etmiş Efendimiz.
Bunu da izah buyurmuş: ''Çünkü ancak susarsan, dilini ağzına hapsedersen, şeytanı yenebilirsin.'' diyor. ''Çok söz yalansız olmaz.'' demiş büyüklerimiz. İleri geri konuştun mu da günaha girersin.
Bu nasihatleri aklınızda tutun! Bu nasihatler sizi bizi kurtarır. Bir kere daha tekrar edelim:
''Takva. Cihat. Malımızla, dilimizle, kalbimizle cihat. Nefse, şeytana, düşmana karşı cihat. Zikrullah. Kur'an okuma ve sükût.''
Bu vazifeleri unutmayın!
Hadis-i şerifi bir daha toparlayalım, konuşmamızı bitirelim.
''Sana takvayı, Allah'tan korkmayı tavsiye ederim. Çünkü bütün hayırları toplayan budur. İçinde, sinesinde bütün hayırları barındıran, bütün hayırların kaynağı olan haslet, sıfat, vasıf budur; takva ehli olmak. Ve sana cihadı tavsiye ederim çünkü bu Müslümanların ruhbanlığı olan cihat etmek yeryüzünde senin için nur, gökyüzünde senin için zikirdir. Yani namının yürümesine sebeptir. Dilini ağzına hapsetmeni sana tavsiye ederim, ancak hayır konuşabilirsin. Çünkü dilini ağzına hapsetmekle şeytanı yenebilirsin. Ancak bu şekilde yenebilirsin. Öbür türlü günahlara saplanabilirsin.''
Nasihati ben naklettim. Allah sizi de bizi de ömrümüzü Efendimiz' in nasihatine uygun, rızası yolunda geçirmeye muvaffak etsin. Allah bu kuvveti, imkânı ihsan eylesin. Peygamber Efendimiz’ in sünnetine uyup Kur’an yolunda yürüyüp Peygamber Efendimiz’ in sevgisine, şefaatine, iltifatına ermeyi nasip eylesin. Firdevs-i Âlâ’ da Peygamber Efendimiz’ e komşu etsin. Havz-ı Kevser’inden doya doya içmeyi cümlemize nasip eylesin. Rüyalarımızda cemalini görmeyi sık sık nasip eylesin. Allah’ın selamına ermeyi, Allah’ın cemalini görmeyi nasip eylesin.
01.10.1993 -
Rükunun Fazileti, Allahın
15.07.1990 -
Şirk Koşmak, Tefrika,
