Elhamdülillahi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben mübareken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-selâtü ve's-selâmu alâ-seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve sahbihi ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ-yevmi'd-dîn.
Emma ba'd.
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasıli ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem ennehû kâle:
Bu hadîs-i şerîf de bir büyük prensibin tezahürüdür. İslâm'ın en büyük prensiplerinden biri nedir?
Temizlik prensibidir. Müslüman temiz olacak. Ne bakımdan temiz olacak? Her bakımdan! Dişi temiz olacak; misvaklanacak, koltuk altı temiz olacak; kazıyacak, kasıkları temiz olacak, tırnakları temiz olacak; tırnakların altında pislik olmayacak, her şeyi temiz olacak. Yıkanacak, kokmayacak, tertemiz olacak. Maddeten temiz olacak. Kalben temiz olacak, ruhen temiz olacak, niyeten temiz olacak.
“İşte efendim mühim olan kalp temizliği.”
Tamam!
Kalp temizliği mühim ama beden temizliği de mühim, o da olacak. Evi temiz olacak, barkı temiz olacak, elbisesi temiz olacak. Elbise temiz olmayınca namaz kabul oluyor mu? Olmaz. Elbise pis olsa, çişli olsa mesela, namaz kabul olur mu? Olmaz!
“Çok usûlüne uygun kıldım hocam. Takvâ ile kıldım, Allah-u Ekber dedim. Boynumu büktüm, ağladım, duygulandım.”
Ne yaparsan yap, elbisen temiz değil; yallah. Yeniden kıl. Çıkar onu temizle, ondan sonra. Elbise temizliği de önemli, tırnak temizliği de önemli, diş temizliği de önemli, hepsi önemli!. Temiz olacak. Müslüman temiz olacak ama bizim bugünkü hâlimize elhamdülillah, çok şükür ki biz bugün güzel bir diyardayız. Dedelerimizden Allah razı olsun. İkincisi; suyu var, iklimi hoş, çeşmesi var vesaire...Güzel bir diyardayız. Eskiler hamamlar yapmışlar, çeşmeler yaptırmışlar, şimdi de belediyeler evlere kadar suyu getirmiş. Suyumuz falan var.
Belde güzel ama bir de beldenin mahrumiyetli yerleri var. Hicaz-ı Şerîf güzel bir diyar ama gel bakalım orada buradaki çeşmeleri bul. Buradaki suları bul. Buradaki yeşilliği bul. Çöl, taş, imkân yok. Şimdi bu zavallı kardeşlerimiz ne yapacak? Fakir, para yok, ticaret yok, su, ot, ağaç yok vesaire. Gene temizliğe riayet edecek, elinden geldiğince, yapabildiğince... Bin dört yüz yıl öncenin imkânları neyse.
Şimdi diyor ki Peygamber Efendimiz bunu anlattıktan sonra, bu hadîs-i şerîfin mânasını söyleyeyim: "Sizden biriniz büyük abdeste gittiği zaman üç tane taşla beraber gitsin. Bununla kendisini güzelleştirsin, temizlensin." demek istiyor. Bu üç tanesi yeter, vesvese de yapma demek.
"Hocam ben 30 tane taş topladım, içimde bir şüphe."
Peygamber Efendimiz üç tane yeter. İşi üç tanesiyle hallet. İşi vesveseye döküp de çığırından çıkartma. İslâm mâkulluk dini. Mâkul olacaksın.
Ben bizim arkadaşları derledim, toparladım. Eylül ayında Isparta'nın yaylasında göl kenarında bir yerde çadırlı bir tatil yaptırdım.
Neden?
Biraz mahrumiyete alışsınlar diye. Biraz soğuğa alışsınlar, biraz dış havaya alışsınlar, biraz sıkıntılara alışsınlar, öğrensinler diye.
Dağın başında kaldın, otobüsün bozuldu, uçak düştü, paraşütle atladın. Hani Robinson'un yüzüp de bir adaya çıktığı gibi. Çeşitli sıkıntılar olabilir.
Temizliği nasıl sağlayacak?
Su bulursan su ile sağlarsın, su bulamazsan taşla sağlarsın vesaire.
Ama temiz olcaksın. En mahrumiyetli yerde bile pırıl pırıl tertemiz olacaksın. Peygamberimiz'in zamanında lüks fırçalar yoktu. Avrupa'dan gelen diş fırçaları yoktu.
Ne vardı?
Ağacın dalı vardı. Ağacın dalını kesiyorlardı. Lifleri telleniyordu, onunla misvaklanıyorlardı. İnci gibiydi dişleri.
Misvak hem de öyle mübarek bir ağaçmış ki dişlerin arasındaki asitleri söndürüyormuş, baz özelliğindeymiş; dişe, diş etlerine şifa veriyor, birtakım hastalıkları iyi ediyor.
Sen Peygamber Efendimiz'e tâbi olursan Allah seni nerelerden kayırıyor! Hiç bilmediğin yerden. Sen dalla, dal parçasıyla dişini temizliyorsun; Allah sana midendeki hastalıklara şifa veriyor.
İnsanların yüzde yetmişi mi dediler, yüzde doksanı mı dediler, diş etlerinin köklerinde piyore denilen bir hastalık varmış iltihap varmış, hastaymış. Eskiden yoktu. Peygamber Efendimiz zamanında veya Müslümanlığın âdetlerinin uygulandığı zamanlarda yok.
Neden?
Misvak o hastalığı engelliyormuş, antiseptik. Allah'ın şifalı bir şeyi demek ki. İmkânı varken insanın temiz, pak, güzel giyinmesi güzel.
İmkânı yokken ne yapacak?
İmkânı yokken de yine tertemiz olacak, pırıl pırıl olacak, ağzı kokmayacak, dişleri sarı olmayacak. Ayakları teke gibi kokmayacak.
Hani fıkra var: Adam çadırın içine çok kokulu, azılı bir teke koymuş, kapısına da bir levha asmış: "Burada üç dakika durabilene şu kadar para mükâfatı var!" diye. Giren o kadar duramıyor, kaçıp gidiyor tekenin kokusundan. Birisi girmiş, Anadoludan birisi. Herkes ne zaman çıkacak diye bekliyor. Bakmışlar biraz sonra teke kaçıyor.
Şimdi böyle ayakla camiye gelinir mi?
Vazgeçemiyor o çorabından, patates gibi delikler var. Terden de akmış kokmuş, akmış kokmuş, akmış kokmuş...Onu da bırakamıyor camiye geliyor, halılara basıyor, basıyor, basıyor tâ öne kadar geliyor. Sen de arkasında namaz kılacaksın. Fesübhanallah! Estağfirullah! Burnunun direği kırılıyor insanın! İslâm bu mu? Hayır! Çıplak ayakla namaz kılmanın mahsuru yok. Hiç bir mahsuru yok.
Şâfiîlere göre daha sevaplı. İmam efendi çorapsız mihraba geçse, Allah-u ekber dese, çorapsız kıldı diye bir mahsuru var mı? Yok! Bir mahsuru yok! Ama bu çirkin kokulu çorapla mahsuru var. Pabucunun içine koy hiç olmazsa, yıka! Su sıkıntısı yok. Her gün yıka. Akşam yıka, sabah giy. Birisi sabaha kadar kurumazsa iki tane çorabın olsun, her şeyin çaresi var. Yeter ki insanın içinde temizlik duygusu olsun, merakı olsun.
İşte Müslümanın gönlündeki duygulardan bir tanesi temizlik duygusu olacak. Vücudu temiz olacak, bacağı temiz olacak, saçı temiz olacak, tırnağı temiz olacak, dişi temiz olacak, kılı temiz olacak, her şeyi temiz olacak muhterem kardeşlerim.
İnsan öyle yaratılmış. Büyük abdest, küçük abdest meseleleri oluyor, oralar da temiz olacak, oraları da yıkayacak, temizleyecek. Su varsa yıkayacak, su yoksa başka türlü şekillerle yine temizleyecek. Temiz olacak, pis olmayacak.
Başka konuya geçiyor şimdi. Bazı şeyler insana ayıp gibi gelir, nâhoş gibi gelir ama halkın eğitiminde bunlar da lazım. Kimisi bilmez bunu.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh hazretlerinden. Şimdi üç tane hadîs-i şerîf peş peşe rüyalarla ilgili.
Diyor ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz: "Sizden biriniz güzel bir rüya görürse, bunu yorumlasın, açıklasın." Rüya yormak diyoruz ya, tabir etmek, tabir etsin. Ve'l-yuhbirhâ. "Başkasına da anlatsın." "Kötü bir rüya görürse bunu yorumlamasın ve başkasına da söylemesin, kalsın, kapansın." diyor.
Biz hadis kitaplarında böyle hadisleri sırayla okurken konu değişiyor; rüya kısmına geliyor, abdest alma kısmına geliyor, namaz kısmına geliyor, cihat kısmına geliyor, ilim kısmına gelebiliyor. Konu değişebiliyor. Rüya önemli bir husus. Bunu önemsiz saymayın. “İşimiz rüyalarla mı” demeyin. Rüya peygamberliğin kırkta biri.
Efendimiz’in peygamber olmadan önce gördükleri rüyalar aynen çıkardı. Hem de felak-ı subh gibi, "sabahın aydınlığı gibi" çıkardı. Akşam bir rüya görsün tak aynen çıkardı. Olmadan görürdü. Rüya önemli bir haber kaynağıdır. Güzel rüya önemlidir. Ama rüyanın Rahmânî'si vardır, şeytânîsi vardır, nefsânîsi vardır. Çeşitleri vardır onu erbabı bilir.
Rüyanın hak olduğuna Yusuf aleyhisselam'ın rüyası Kur'ân-ı Kerîm'den şahittir. İbrahim aleyhisselam'ın rüyası şahittir. Hatta Firavun'un rüyası bahis konusudur, geçmiştir.
Hadîs-i şerîflerde vardır. Rüya haktır. Rüya inkar edilmez. Rüyanın birtakım esrarengiz tarafları vardır. Rüya bilmediğimiz âlemlerden bu tarafa açılan bir penceredir, buir haberdir. Erbabı onu daha iyi bilir. Benim kendi şahsî hayatımdan dahi misaller vardır. Sizin şahsî hayatınızdan misaller vardır. Ama rüya herkese anlatılmaz.
Bir kere laubali insana rüya anlatılmaz. Dalga geçecek, alaya alacak, lambur lumbur ileri geri konuşacak. Ha öyle adama hiç anlatılmaz. Rüya cıvık adama anlatılmaz, ciddi insana anlatılır bir. Sonra rüya tefsir edenin tefsirine göre çıkar. Onun için rüyayı hayra yormak, güzel yormak...Bu da çok önemli, ince ilimdir.
Misal; şu bizim Sultanahmet Camii'ni yaptıran mübarek derviş sultandır o. Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerine bağlı olan eli tesbihli bir sultandır, I. Sultan Ahmed.
Dil hânesi pürnûr olur
Envâr-ı zikrullâh ile
İklîm-i dil mâmur olur
Mimâr-ı zikrullah ile.
Çok mübarek bir insan. Rüya görmüş, Allah hayır eylesin. Ne rüya görmüş? Nemçe kralı ile güreşmişler. Nemçe kralı kim? Avusturya. Rüyada bu Sultan Ahmed, Nemçe kralı ile güreşe tutuşmuşlar, Nemçe kralı tutmuş bunu, sırtını yere yapıştırmış. Rüyada Sultan Ahmed’i yenmiş, sırtını yere yapıştırmış. Bir üzülmüş. Sabah kalkıyor. Eyvah! Acaba Nemçe kralı ile savaşacağım da beni yenecek mi? Ödü patlamış, korkmuş. Bakın çok önemli bir rüya, iyi dinleyin!
Aziz Mahmud Hüdayi Efendimiz'e anlatıyorlar rüyalarını: "Hocam böyle bir rüya gördüm." Aziz Mahmud Hüdayi hazretleri, O’nun şeyhi. Elpençe divan duruyor karşısında. “İstersen padişahlığı bırakayım.”demiş. “Yok, vazifeye devam.” demiş. Üsküdar'da karşılaşmışlar. Atından inmiş, şeyhini bindirmiş. Atın önünde seyis gibi gidiyor öyle adam. Öyle büyük insanlar. Öyle mübarek insanlar.
Demiş: “Hocam böyle bir rüya gördüm.” Perişan... Aziz Mahmud Hüdayi hazretleri ne diyor? Hiç tahmin eder misiniz? Kendi kafanızda yormaya çalışın, hiç aklınıza gelmez.
Demiş ki: “Sultanım yer kuvvet demektir” Yer, toprak kuvvet demektir. Çünkü toprağa dayanan kuvvetli oluyor. Binalar falan hepsi nereye dayanıyor? Havada duran dayanağı az olan lambur lumbur yıkılıyor. "Sen bütün sırtını kuvvetli olan yere dayamışsın. Sen kuvvetli olacaksın. Sen düşmanını yeneceksin!" diyor. Hakikaten de öyle çıkıyor. Büyük bir zafer kazanıyor padişah. Bakın rüyanın yorumuna: "Vah sultanım, ne yapalım, kaderdir, demek ki seni Nemçe sultanı yenecekmiş. Rüyada öyle çıktı." demiyor. Rüya çok önemli. İyi kimselere anlatılacak. Rüya güzelse, güzel tefsir edebilecek kimseye anlatılacak. Kötüyse hiç kimseye anlatılmayacak. Efendimiz tavsiye etmiyor. Neden? Bazen rüyalar şeytânî olur. Şeytan insanı üzmek için öyle rüya gösterir. Efendimiz'in yine hadîs-i şerîflerinde bu var.
İzâ reâ ehadükümü'r-rü'yâ yekrehuhâ fe'l-yebsuk an yesârihi selâsen ve'l-yeste'iz billâhi mine'ş-şeytâni ve'l-yetehavvel an cenbihillezî kâne aleyhi.
Cabir radıyallahu anh'ten rivaye edilmiş, kaynakları kuvvetli. Birçok hadîs-i şerîf kitaplarında var. Efendimiz diyor ki; "Sizden biriniz, gece hoşa gitmeyen bir rüya görmüşse; uyandığında, sol tarafına üç defa tüh tüh tüh desin tükürsün. Allah'a şeytandan sığınsın ve yattığı kısımdan öbür tarafa dönsün. Hangi tarafına yatıyorduysa öbür tarafına çevirsin." diyor.
Demek ki; hoşuna gitmeyen rüya şeytandan olduğundan o şeytanına karşı tükürmüş oluyor. Sembolik bir tükürüş bu. Halının üstüne tükürmek manasına değil yanlış anlaşılmasın.
Şeytandan Allah'a sığınsın. Çünkü o rüyayı şeytan gösterdi, kafasını karıştırmak, üzmek istiyor, üzmeyi sever. Ondan sonra yattığı durumu da değiştirsin diye tavsiye ediyor.
Ebû Saîd el-Hudrî hazretlerinden. Bunun da kaynakları; Buhârî, Ahmed İbn Hanbel, Tirmizi.
İzâ reâ ehadükümü'r-rü'yâ yuhibbuhâ fe innemâ hiye minallahi fe'l-yahmedillahe aleyhâ ve'l-yuhaddis bihâ ve izâ reâ gayre zâlike mimmâ yekrehu fe-innemâ hiye mine'ş-şeytân fe'l-yeste'iz billahi min şerrihâ ve lâ yezkürhâ li-ahadin fe innehâ lâ tedurruhû.
Buyurmuştur ki Efendimiz:
"Sizden biriniz seveceği, hoşuna gideceği bir rüya görmüş ise; fe-innemâ hiye minellâh. “Bu Allah'tandır.” Hoş bir rüya gördü, ohh feyizlere gark oldu, nur içinde kaldı, tatlı. Sabahleyin de uykudan uyandı, tamam güzel. Bu güzel rüya Allahtan’dır.
Fe’l yahmedillâhe aleyhâ “Allah'a hamd etsin.” Bu rüyadan dolayı ya Rabbi çok şükür bana bu rüyayı bana gösterdin.
Ve’l yuhaddis bi-hâ. “Onu başkalarına da anlatsın, şöyle bir rüya gördüm, hayırdır inşaallah." diye.
Ve izâ reâ gayre zâlike. "Bundan başka bir rüya görse” yani sevmediği demek.
Sevdiği bir rüya görürse hamd edecek. Bundan başka dediği sevmediği oluyor. Bundan gayrısını görürse;
Mimmâ yekrehu. "Hoşuna gitmeyecek cinsten, kabilinden başkasını görürse. " Fe-innemâ hiye mine'ş-şeytân. "Bu şeytandandır." Çünkü şeytan insanın içinde, damarlarının içinde dolaşıyor. Sağa sola sataşıyor, aklına baskı yapıyor. Bu şeytandandır.
Fe'l-yeste'iz billahi min şerrihâ. "Bu rüyanın şerrinden, kötü olarak tezahür etmesinden Allah'a sığınsın.”
Ve-lâ yezkürhâ li-ehadin. “Başkasına hiç anlatmasın, hiç bir kimseye anlatmasın.”
Fe-innehâ lâ tedurruhû. “Çünkü anlatmazsa zarar vermez.” Anlatmaması lazım!
Biliyorsunuz, Yusuf aleyhisselam'a iki kişi hapiste rüyasını anlattı, ikisini de tefsir etti; çıktı.
İzâ reâ ehadiküm min nefsihî ev mâlihî ev min ehîhi mâ yu'cibuhû fe'l-yed'u lehû bi'l-bereketi fe-inne'l-ayne hakkun.
Bu da Sehl radıyallahu anh'ten, babasının ismi zikredilmemiş. Âmir İbn Rebîa'dan da rivayet edilmiş başka bir sahabi radıyallahu anhumâ.
Şimdi bir başka konuya geçtik Efendimiz'in bir başka nasihati. Ne buyuruyor Peygamber Efendimiz: İzâ reâ ehadiküm min nefsihî ev mâlihî ev min ehîhi mâ yu'cibuhû. "Sizden biriniz kendisinde, malında yahut Müslüman kardeşinde, arkadaşında; mâ yucibuhû “ Kendi nefsinde, kendi malında, yahut Müslüman kardeşinde, hoş, güzel, hoşlanacağı, güzel birşey gördü mü” Fe’l yed’u bi’l bereketi. “Allah bereket versin, Allah mübarek etsin. Hayırlı mübarek olsun." diye dua etsin. O güzel gördüğü şey için dua etsin.
Fe-inne'l ayne hakkun. “Cünkü göz değmesi nazar değmesi haktır.” Güzel bir şey başkasının gözüne takılırsa nazar değebilir. Haktır bu! Ya benim bakmamla, o adamın felakete uğramasının ne alakası var?
Öyle bir ilgisi var ki onun esrarını bu asrın fizikçileri bulamadılarsa ilerdeki asırda belki bulacaklar. Ama biz ta eskilerden beri biliyoruz.
Bizim bir hacı amca var, Gölcüklü, o anlattı. Göynük yolunda Taraklı diye bir kasaba var. “O kasabada göz değmesi, nazar değmesi çok olan bir adam vardı. Kahvede oturuyorduk. Karşıdan güzel bir atlı geçiyordu. Demiş ki; Şu süvariyi şu atın üzerinden pat düşüreyim mi aşağıya?” Uzakta oturuyorlar, kahvenin önünde. "Hadi düşür bakalım!" demişler. Bir bakmış, küt! Süvari aşağıda! Nazar haktır!
Esrarı, izahı ayrı. Fizikman izah edilir mi, kimya yönüyle izah edilir mi, biyoloji bakımından izah edilir mi ayrı. Fakat vukû buluyor, işte oluyor.
Hipnoz var mı yok mu?
Mütehassıs doktor bir kardeşimiz diyor ki;
"Bunun izahı başka! Var! Oluyor. Ameliyat ediyorum, hipnoz ile uyuttuğumuz adamı apandist ameliyatı yapıyoruz, bademcik ameliyatı yapıyoruz, dişini çekiyoruz adam gık demiyor."
Uyumuş çünkü iğne batırmadı, şırınga etmedi, uyuşturucuyu şırınga etmedi ama oluyor. Nasıl oluyor? Adama bir şey yapıyorsun uyuyor. Uyumuyor da senin dediğin her şeyi yapıyor. Senin güdümün altına giriyor. Acayip şeyler bunlar ama var. Yüzlerce kitap yazılmış ve uygulaması yapılmakta olan ve bilinen şeyler.
O halde nazar değmesi hak mıdır? Haktır.
Ne yapacağız?
Kendisinin malında, arkadaşında güzel bir şey varsa dua etsin! Allah bereket versin, Allah mübarek etsin falan diye dua etsin. Çünkü göz değer.
Benim çok sevdiğim bir arabam vardı. Boyası güzeldi, içinin koltuğu güzeldi vs. Volkswagen'di, kaplumbağa arabaydı, çok seviyordum. Ne zaman çamurunu falan yıkasam temizlesem, tak, bir şey oluyordu. Mutlaka ya birisi gelir çizer, ya katran bulaşır ya da birisi çarpar...Durduğu yerden illa bir şey olur. Babam dedi ki:
"Sen bunun bir yerini kusurlu bırak, senin kendi nazarın değiyor!"
Seviyorum ya!
Kendisinin bile nazarı değermiş insanın! Haberiniz olsun.
Onun için dua edeceksiniz, Allah bereket versin. Allah nazardan saklasın. Maşaallah diyeceksiniz, olmayacak.
İzâ reâ ehadüküm mübtelen fe-kâle elhamdülillahillezî âfânî mimme'b-telâke bihi ve faddalenî aleyke ve alâ-kesîrin min ibâdihî tafdîlâ kâne şükre tilke'n-nimeti.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten.
"Sizden biriniz bir hastalığa müptela olmuş, bir derde giriftar olmuş birini gördüğün zaman desin ki: elhamdülillahillezî âfânî mimme'b-telâke bihi ve faddalenî aleyke ve alâ-kesîrin min ibâdihî tafdîlâ."
Bunu yazın. Arapça'sını yazın ben mânasını da söyleyeyim.
Mânası şu:
"O Allah'a hamdolsun ki; sana verdiği bu belayı, bu musibeti bana vermemiş, ben bundan salimim elhamdülillah. Sen hastasın bende bu yok. Bana bu sıhhati veren Allah'a hamd olsun."
Ve faddalenî aleyke ve alâ-kesîrin min ibâdihî tafdîlâ. "Sana hastalık vermiş. Sıhhat bakımından ben senden ve diğer insanlardan üstün durumdayım. Bana böyle bir lütf ile ayrı bir üstünlük vermiş olan Allah'a ve beni hasta etmeyen bu belaya uğratmayan Allah'a hamd ü senâlar olsun." de.
Kendisine verilen nimeti, o nimet alınmış kimseye bakarak anlayacak ve hamd edecek. Hâline bakacak! Dilerse Allah seni de hasta eyler. Dilerse bir bela verir, kapı kapı dolaştırır! Hastane hastane dolaştırır, çeşitli şeyler olabilir. Kıymetini bil! Allah'ın sana verdiği lütfu anla! Böyle derse; kâne şükre tilke'n-ni'meti. "Elhamdülillah demesi kendisinin o afiyet üzerine olmasının şükrü olur."
Böyle bakacaksınız; etrafınızda ve üzerinizde Allah'ın nimetlerini fark edeceksiniz. Fark edince de hamd edeceksiniz, şükredeceksiniz! Çok şükür ki Allah nasip etti. Şu güneşin, şu suyun, yağmurun kıymetini bilmek lazım.
Aksaray çarşısına, pazarına gitmeyi, gezmeyi seviyorum. Neden? Renk renk! Harika bir tablo! Elmalar sarı sarı, kırmızı kırmızı, pırıl pırıl! Üzümler salkım salkım, kırmızı sarı! Mandalinalar, portakallar, kavunlar, karpuzlar, patlıcanlar...Bir renk cümbüşü, bir nimet bolluğu! Elhamdülillah!
Yoktu! Eski zamanlarda böyle bol değildi bunlar. Çünkü kamyonlar getiremezdi. Kimisi Adana'dan geliyor, kimisi Aydın'dan geliyor, Fenike'den geliyor, kimisi şarktan geliyor, kimisi garptan geliyor. Fındık Karadeniz'den geliyor, kabak Adapazarı'ndan geliyor. Hepsi geliyor senin önüne. Bu büyük bir nimet! Mest oluyorum. Böyle manzara seyreder gibi çarşı pazarda, manavın önünde durduğumda mest oluyorum. O manzaranın, o renklerin güzelliği! Subhanallah neler yaratmış Rabbimiz! Ne büyük nimetler elhamdülillah!
Allah bize bu nimetleri görüp insafa gelmeyi nasip etsin. Bize yapılan ihsanları, ikramları anlayıp da; biz de kulluğumuzu güzel kulluk yapma durumuna gelelim.
Allah tevfîkini refik eylesin! Yolunda daim, zikrinde kaim eylesin. Sevdiği kullar zümresine dahil eylesin. Arif, kamil, edepli, ahlâklı, hoş, zarif kullar olalım. Ömrümüzü rızasına uygun geçirelim. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kullar olarak varalım.