Arşa Yükselen Zikir - 14.07.1985

Arşa Yükselen Zikir - 14.07.1985
Men kâle "lâ ilâhe illallah" saidet felâ yerüddühâ hicâbun hattâ tasile ila'llâhi fe-izâ vasalet ila'llâhi nazara ilâ sâhibihâ ve hakkun ala'llâhi en lâ yenzura ilâ muvahhidin illâ rahimehû.
Hadîs-i şerîf, Said b. Zeyd'den rivayet edilmiş.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki;
Men kâle "lâ ilâhe illallah". "Her kim lâ ilâhe illallah derse."
Saidet. "Bu söz yükselir."
Ağzından çıktı mı göklere, Arş'a doğru yükselir.
Felâ yerüddühâ hicâbun. "Hiçbir perde onu geri çevirmez. Hiçbir engel onu çıkışından, yükselişinden döndürmez, geri bıraktırtmaz. Yükselir gider."
Hattâ tasile ila'llâhi. "O lâ ilâhe illallah sözü Allahu Teâlâ hazretlerine kadar vâsıl olur."
Önüne hiçbir engel olamaz, yükselir yükselir, dergâh-ı izzete vâsıl olur.
Fe-izâ vasalet ila'llâh. "O söz Allah'a vâsıl olunca..." Nazara ilâ sâhibihâ. "Rabbimiz Teâlâ o sözü söyleyene nazar buyurur, bakar."
Ama nasıl bakmak? Allahu Teâlâ hazretlerinin bakması nedir?
Peygamber Efendimiz diyor ki;
Hakkun ala'llâhi. "Allah üzerine haktır;" En lâ yenzura ilâ muvahhidin. "Bir muvahhid mü'min kula baksın da ona rahmet etmesin, mümkün değil..."
Baktı mı, o kişi rahmete erdi demek. Tamam, Allah'ın rahmetini kazandı" demek. Çünkü Allah her kula nazar etmez ki, bakmaz ki yüzüne... Edepsiz, arsız, yüzsüz, günahkâr, kusurlu... Ne var, bakmaz... Ama lâ ilâhe illallah dediği zaman o söz geldiğinde nazar eder.
Bu sözler, bu hadisler... Peygamber Efendimiz böyle söylemiş.
Ben neyim?
Ben de Peygamber Efendimiz'in hadislerini size dilimin döndüğünce Arapçasını okuyup Türkçesini anlatmaya çalışan bir âciz, nâçiz ümmet-i Muhammed'in bir ferdiyim.
Peygamber Efendimiz öyle demiş.
Söz nereye çıkar?
Allahu Teâlâ hazretleri mekândan münezzeh. Çıkar yükselir, maddeten yükselir, mânen yükselir, dergâh-ı izzete gider. Yedi kat semayı geçer, Arş'ı geçer, Kürsi'yi geçer Allahu Teâlâ hazretlerine vâsıl olur. Ama Allah mekândan münezzehtir, her yerde hâzır ve nâzırdır.
Ve Allah bakar.
Allah'ın bakması nasıl olur? Gözle mi bakar başka bir şey midir?
Lâ tudrikuhu'l-ebsâru ve hüve yüdriku'l-ebsâr.
Allahu Teâlâ hazretleri bizim bildiğimiz başka şeylere benzemez ki biz O'nu benzeterek anlatalım. Bizim bildiğimiz hiçbir şeye benzemez ki...
O bizi bilir, görür; biz O'nu bilemeyiz, göremeyiz. Bildirdiği kadar biliriz. Biz âciz nâçiziz.
O'nun bakması nedir?
O'nun bakması, kulu rahmetine gark etmesidir. Zaten her zaman bakıyor.
İnna'llâhe basîrun bi'l-ibâd.
Değil mi, âyet-i kerîme de geçmiyor mu?
"Allah kullarını hakkıyla görücüdür, bakıcıdır." Her zaman görüyor. Günah işlediği zaman da görüyor.
Allah görmüyor mu günahkâr kulu?
Görüyor.
Şimdi bakışı ne?
Bu bakış, özel bakış. Buna "rahmet nazarıyla bakmak" derler. Rahmet nazarıyla bakar, kulunu rahmetine erdirir. Mü'min, muvahhid kulunu rahmetine erdirir.
Allahu Teâlâ hazretleri cân-ı gönülden kelime-i tevhîdi söylemeyi, lâ ilâhe illallah demeyi, mânasına uygun yaşamayı nasip etsin.
Geçen haftaki bir şeyi hatırlatayım kardeşlerim.
Bir insan muhlis olarak, hâlisâne lâ ilâhe illallah dedi mi ne oluyordu?
Dehale'l-cennete. Cennete giriyordu.
"Nasıl hâlisâne söylemek yâ Resûlallah?" diye soruyorlar.
Muhlis, hâlis bir şekilde bu işi söylemek ne demek, o şart ne?
O zaman diyor ki;
İhlâsuhâ en tahcüzeküm an külli mâ harrama'llâhu aleyküm. "Onun ihlâslı söylenmesinin emaresi şudur ki sen o lâ ilâhe illallah'ı hakkıyla söylüyorsan, ihlâsla söylüyorsan her haramdan o seni alıkoyacak."
Sen buraya gelirken yolda kadına kıza baktın mı? Giyimine kuşamına baktın mı?
"Baktım."
Senin lâ ilâhe illallah'ın seni harama bakmaktan alıkoymamış.
Bakmayacaksın.
"Hocam nasıl bakmayayım, her taraf dolu..."
Onlar ya senin anan ya senin bacın ya senin kızın. Bu açıklar Merih'ten mi geldiler? Uzay vasıtaları ile, uzay otobüsleri ile mi geldiler?
Hayır, bizim aramızdan çıktı. Bunların babaları, dedeleri kim, git yanına konuş.
"Ah benim dedem müftüydü..."
"Ah benim dedemim babası şeyh efendiydi... Büyük alimdi, şu kadar kitap yazdı..."
Peki sen nesin?
O adamcağızın yüz karası!
Çok şükür bizim çocuklarımız yüz karası değil.
Olabilir. Dikkat etmezsen olabilir. Çünkü bu devirde fitne ailelerin içine girdi. Kadın, kocasının karşısında izbandut gibi; koca, karısının karşısında bir acayip. Kızlar, erkekler anasının babasının sözünü dinlemez; "Sus moruk! Konuşma, defol! Şimdi gelirsem yanına..." Tersine dinliyor.
Peygamber Efendimiz kıyamet alâmetleri olarak ne dedi?
Dedi ki;
En telide'l-emetü rabbetehâ. "Kıyamet alâmetlerinden bir tanesi de cariyenin hanımefendisini doğurmasıdır."
Onu şöyle izah ediyorlar:
Sanki çocuğun anası köle; sanki çocuk, kölenin sahibi. Kıyamet alâmeti. Sanki çocuk hanımefendi, annesi de köle;
"Git! Gel! Otur! Kalk! Yemek pişir! Şunu yap, bunu yap... Sen bana karışma, kaçta istersem gelirim..."
"Saat kaç kızım bak bakalım, gece yarısı 2. Niye bu vakte kadar kaldın?"
"Sana ne!"
Bu hâle geldi.
Ama nasıl geldi?
Yavaş yavaş geldi.
Biz bağırdık bağırdık bağırdık, bizim sözümüzü kimse duymadı. Biz bunların işaretlerini söyledik söyledik söyledik, bizim halkımız hiç esnemedi.
"Ya etmeyin eylemeyin, bu insanları dinsiz yetiştirmeyin. Bu çocuklarınızı dinsiz yetiştirmeyin, İslâm'ı öğrenin, öğretin." dedik dedik... Baktılar ki dünya işleri tıkırında gidiyor, çocuk doktor olacak, çocuk mühendis olacak, çocuk mektepte okuyor; "Boşver hocanın sözünü..." dediler.
Ondan sonra çocuk bu hâle geldi. Ondan sonra kurduğu yuva o hâle geldi.
Yüreğimiz yanacak, çalışacağız ki bunları doğru yola getirelim.
"Ne yapıyorsun kardeşim? Bu yolun sonu nereye varır? Senin deden nasıl bir insandı? Böyle bu hâli görse razı olur mu? Mezarda kemiklerini sızlatıyorsun..."
Ne diyeceksen de...
"Evlenmek istiyorsan iyi bir namuslu kimse bulalım, evlen. Şunu istiyorsan şunu yapalım, bunu istiyorsan bunu yapalım..."
Allah razı olsun, bizim bir şehirde hacı kardeşimizin oğlu var, hanımına demiş ki;
"Defol, istemiyorum seni!"
"Niye istemiyorsun efendi, beyefendi hazretleri?"
"İstemiyorum."
İki tane çocuğun var.
"İstemiyorum, gitsin!"
"Ya sen deli misin, divane misin? Niye istemiyorsun?"
"Sebep söylemeye lüzum yok, istemiyorum; çıksın gitsin evimden!"
Gitmiş oraya bir hoca efendi, Allah razı olsun, babası demiş ki;
"Hocam, bizim evladımız, oğlumuz, söz geçiremiyoruz, böyle etti."
"Peki, gelsin, ben ona bir nasihat çekeyim."
Çocuk:
"Ben, hocanın yanına gitmem." demiş.
Bu sefer hoca efendi demiş ki;
"Peki, o gelmezse biz gideriz."
Koca sakallı, bembeyaz sakallı insan...O bu sefer onun yanına gitmiş. Ne söylediyse güzel söylemiş, ağzına sağlık, Allah razı olsun.
Beyefendi razı olmuş;
"Peki, hanımım gelsin."
Bizim gençlerin 'hey hey'leri, akılları geriye gidiyor. Yuva kuruveriyoruz, yuvayı idare etmeye daha rüşdleri yok. Büyümemişler; akıl yaşları küçük. Boyları posları yerinde de akıl yaşları küçük. Ama nasihat etmiş, gelmiş.
Demek ki nasihat edince oluyor, candan edince oluyor. Demek ki sözün tesiri olabiliyormuş.
Biz böyle böyle yapacaktık da çalışacaktık. Dünya işimizin peşine koştuk, dünya işimizin iyi gitmesine çalıştık; dünyamız düzeldi, ıslah oldu, paralara battık... Evlerimizde gardroplarımızı elbiseler almaz [oldu], gardroplara sığmaz oldu. Buzdolaplarının bir tanesi az gelmeye başladı, tıka basa dolu, ne olacak; hadi bir buzdolabı daha al... Ya bir odayı buzdolabı yap istersen... Bolluk... Nedir bunlar? Hayırdan mı?
Hayır. Hayırdan değil. Çünkü sen doğru yolda değilsin ki...
Allah ıslah etsin. Çoluk çocuğunu doğru yola getireceksin.
Elinden tutup çekeceksin, elinden tutup çekeceksin, çalışacaksın. Aşk ile çalışınca oluyor. Hepimiz çalışacağız.
İnsanın cebinde para olunca hiç Allah'ı anmak hatırına gelmiyor. O zaman nerede bir eğlence varsa Hacivat Karagöz sahnesi gibi "yar bana bir eğlence" diye ortada dolaşmaya başlar. O zaman tedbiri almayınca, İslâm için çalışmayınca senelerin ihmali birikiyor, ortaya bu manzara çıkıyor.
Biz bunları söyledik. Çok seneler önceden beri söyleye söyleye söyleye bu vakte öyle geldik. Ama dinlemediler çünkü başlarına musibet gelmeyince insanlar anlamıyor. Ya başına toptan felaket gelecek, bir yerden bir düşman hücumu olacak, bir zelzele olacak, bir yangın olacak, bir âfet olacak, bir kıtlık olacak, insanlar kırılacak, o zaman "Allah" diyecekler. O zaman da kıymeti olmayacak.
İyi hâldeyken yapılan duanın kıymeti var. Kötü hâle düştükten sonra yapılan duanın kıymeti yok. Zaten sen kötü olduğun için Allah onu ceza olarak verdi, kaldırır mı?
O zaman senin duanı hiç dinlemez.
İyi hâldeyken, güzel hâldeyken, şu gününüzde, şu tatlı hâlinizde, her şeyiniz rahat iken Rabbiniz'e ihlâs ile bağlanın. Dinine sımsıkı sarılın. Dinine candan hizmet edin. Kendinizi kurtardınız, başkalarının da kurtulmasında yardımcı olun.
Allah cümlenize dünya ve âhiretin hayırlarını ihsan eylesin.
Ve bi hürmeti esrar-ı sureti'l Fatiha.
Azalarımızdan Allah'a
Sığınma Duası (Cinsi
Allah'tan Razı
Olmuş Bir Nefis
