Milyon Hasene Yazdıran Tesbih - 14.07.1985

Milyon Hasene Yazdıran Tesbih - 14.07.1985
Men kâle: 'el-Hamdü lillâhi'llezî tevada'a küllü şey'in le-azametihî ve'l-hamdü lillâhi'llezi zelle külli şey'in li-izzetihî ve'l-hamdü lillâhi'llezî hada'a küllü şey'in li-mülkihî ve'l-hamdü lillâhi'llezis' tesleme küllü şey'in li-kudretihî' fe-kâlehâ yatlubu bihâ mâ indehû keteba'llâhu lehû bihâ elfe elfi hasenetin ve rafea lehû bihâ elfe derecetin ve vekele bihî seb'îne elfe melekin yestağfirûne lehû ilâ yevmi'l-kıyâmeti.
Burada bir söz var, "Bu sözü söyleyen şöyle olacak." diye bildiriliyor.
Sözü söyleyelim:
"Her kim ki şu sözü söylerse..."
Ama bunu nasıl söylerse?
Fe-kâlehâ. "Bu sözü söyler ki..." Yatlubu bihâ mâ indehû. "Allah'ın indinde olan hayırları, rahmeti murad ederek, isteyerek bunu söyler."
Başka dünyevî menfaat veyahut gösteriş, riya değil de Allah ecrini versin diye bunu söylerse... Bu "iyi niyetle" demek.
"Öyle söylerse Allah ona bin bin hasene yazar."
Bin kere bin kaç eder?
Milyon.
Milyon hasene yazar. Çünkü "milyon" demezlerdi, "bin bin" derlerdi. Bizim eski Türkçe'de de böyledir, Arapça'da da böyledir.
Keteba'llâhu lehû bihâ elfe elfi hasenetin. "Elfi elfi, bin bin hasene yazar."
Allah ona bin kere bin, yani milyon hasene yazar.
Ve rafea lehû bihâ elfe derecetin. Burada bir elfe var.
Bakayım şerhte kaç tane şey yapılmış.
Ve rafea bihâ elfe derecetin leyse hünâke...
Burada ikinci bin yok.
"Onun derecesini bin derece yükseltir."
Ve vekele bihî seb'îne elfe melekin. "Ona yetmiş bin melek vazifeli tayin eder." Yestağfirûne lehû ilâ yevmi'l-kıyâmeti. "Kıyamete kadar o melekler ona tevbe istiğfar eder dururlar."
Bu hadisi Taberânî, İbn Asâkir, İbn Ömer radıyallahu anhümâ'dan rivayet etmiş.
Hadis alimleri diyorlar ki;
"Bu hadisin rivayetinde Eyyûb b. Nehik vardır, münkeri'l-hadis bir kimsedir."
Hocamız da şerhte -yazdığı kitabın açıklamasında diyor ki;
Merre ba'du bahsihî. "Bu hususta teyit edecek başka hadisler de daha önceden geçmişti."
"Böyle deniliyor ama içindeki muhtevâsında doğruluk vardır." demek ister, öyle anlaşılıyor.
Şimdi mânaya gelelim. Söylenen sözün mânası nedir?
Ne diyecek?
el-Hamdü lillâhi'llezî tevada'a küllü şey'in le-azametihî. "O Allah'a hamd ü senâ olsun ki her şey O'nun azameti karşısında boyun büker, tevazu eder."
Her şeyin azameti karşısında boyun büküp mütevâzıâne bir tavır takındığı Allah'a hamd olsun. Hiç başını kaldırıp da temerrüd edebilen olamaz, mümkün değil. Her şey Allah'ın önünde boynu bükük, Allahu Teâlâ hazretlerinin emrine münkâd, O'nun karşısında hor, zelil, mütevâzıdır.
"E peki kâfirler küfrediyor, inat ediyor, isyan ediyor."
Onlara müsaade etmiş. Dünyayı imtihan sahası ettiği için bu imtihan esnasında... Hani hocalar soruları sorduktan sonra imtihanda çocuğa "Onu yaz, bunu yazma." der mi? Ne yazarsa yazsın, kağıdı alacak, ona göre [değerlendirecek]. İmtihan. Bu dünya hayatı imtihan olduğu için kâfirin küfrü seçmesi hâlinde yapacağı kâfirliklere bir imkân sahası var; yapsın bakalım... Yapsın ama görecek. Âhirette burnundan fitil fitil gelecek, pişman olacak ama burada müsaade ediyor.
Dilese kâfire küfrünü de yaptırtmaz.
Velev şa'e rabbüke le-âmene men fi'l-ardı küllühüm cemîâ.
Âyet-i kerîme;
"Eğer Rabbin dileseydi yeryüzünde hiçbir insan kalmazdı, hepsi, topu birden gelir iman ederlerdi."
Hikmeti var. Serbest bırakmış. İman edip fedakârlık yapanı mükâfatlandıracak; dünyanın fâni lezzetlerine aldanıp yoldan yan çizeni cezalandıracak. İmtihan dünyası... İmtihan olduğu için ses etmiyor yoksa hiçbir kimsenin O'nun karşısında çıkmaya gücü yetmez, itiraz etmeye gücü yetmez, ayağa kalkamaz, bir an duramaz.
el-Hamdülillâhi'llezî tevâda'a külli şey'in le-azametihî.
Ve'l-hamdü lillâhi'llezî zelle külli şey'in li-izzetihî. "İzzetine karşı her şeyin zelil olduğu, zillet içinde olduğu Allah'a hamd olsun."
Aziz olan Allah'tır. Bütün diğer mahlukât zelildir.
"E bu kadar saraylar, köşkler sahibi insanlar, devletler, milletler, süper devlet..."
Hepsi hordur, zelildir. İzzet Allah'ındır. İzzet Resûlullah'ındır. Bir de Allah'ın yolunca giden kulu olmak dolayısıyla izzet müslümanlarındır! Azizlik, izzet, kıymet, kadir, paha müslümanındır; başkasının değildir.
Ama münafıklar bu işi anlamaz, kavramaz. Yoksa işin aslı böyledir.
İkincisi demek ki buymuş.
Bir de [şunu] söyleyivereyim.
Hz. Ömer radıyallahu anh zamanında Kudüs fethedildi. İslâm ordusu gitti, kuşattı; Kudüslüler baktılar pabuç pahâlı, "Tamam" dediler, "Şehri teslim edeceğiz." Ne yapsınlar; karşısında mü'minler var, hem de öyle mü'minler ki dünyada misli görülmemiş mü'minler var, kıymetli... Hepsi Allah yolunda çalışmaya, ölmeye azimli mü'minler... Teslim edecekler, dediler ki;
"Sizin başkomutanınız, devletinizin başkanı gelsin, Kudüs'ün anahtarını ona teslim edelim."
Hz. Ömer radıyallahu anh hâlife, Medine-i Münevvere'de.
"Hadi bakalım" dedi bir kölesine; bir kölesi bir kendisi, iki kişi, bir tane deve var... Bir kendisi biniyordu, bir müddet gidiyordu, deveyi köle çekiyordu; ondan sonra "Sen bin." diyordu, köle biniyordu, kendisi deveyi çekiyordu. Halifeyle köle...
Arkadaşlar, Medine-i Münevvere'den Tebük'e kadar 700 kilometredir. Kumların içinde bata çıka...
Sen hiç 1 kilometre yol gittin mi?
Tebük'ten sonra da Kudüs ne kadar mesafedir, düşün.
Türkiye'nin neredeyse İstanbul'dan Antep gibi, belki Mardin gibi bir mesafesi...
Kumlara bata çıka, sıcakta... İki tane deve yok ki ikisi de deveye binsinler de hızlı hızlı gitsinler. Birisi biniyor, ötekisi çekiyor, ötekisi biniyor...
Böyle insanlardı. Menkıbelerini insan anlata anlata bitiremez.
Halife. Ordularını göndermiş, Irak fethediliyor, İran fethediliyor, Kafkasya'ya dayanmışlar, Anadolu'nun Maraş'ına gelmişler dayanmışlar, Afrika'dan Tunus'a varmışlar, Ukbetü'bnü Nâfi, artık neyse yani... Afrika tamam, aşağısı tamam, yukarısı tamam... Öyle bir devletin başında halife-i müslimîn, emîri'l-mü'minîn Hz. Ömer.
Biz şimdi sanırız ki Hz. Ömer'in koca sarayları var, şu kadar ordusu var, bu kadar zırhı var, bu kadar kılıcı var, şu kadar atları var, bu kadar develeri var...
Bir tane devesi varmış işte, kölesiyle beraber nöbetleşe Kudüs'ü teslim almaya geliyorlar.
Bu kadar az insanla bu işi nasıl yaptılar?
"İzzet Allah'ın" dedik ya... Kim Allah'a dayanırsa o aziz olur. Senin ecdadın da Allah'a dayandı aziz oldu, Viyana kapılarına gitti, Almanya'da Bavyeraz'da at oynattı, Essen şehrine kadar vardı, Hamburg'a kadar gitti. Emareler var. Oralara kadar gittiler.
Ondan sonra dünya hayatının parası pulu, zevki safası tatlı geldi; Allah yolunda çalışmaktan geri durunca izzet elden gitti.
İşin aslı odur.
Çünkü izzeti insana Allah veriyor.
Çünkü Allahu Teâlâ hazretleri insanların şekline şemâiline bakmaz. Allahu Teâlâ hazretleri kalplere, gönüllere bakar. Sen dışını istediğin kadar süsle, istediğin kadar sırmalı elbise giy, istediğin kadar kıymetli elbise giy; sen kalbini Allah'ın sevdiği kalp hâline getiremezsen kıymeti yok.
İçini Allah görüyor mu görmüyor mu?
"Amennâ ve saddaknâ hocam, ne demek, görmez olur mu?"
Peki niye kötülükten sakınmıyorsun?
Bir yabancı insan seni uzaktan camdan gözetlese kendine bir çekidüzen verirsin. Sokakta giderken "Camlardan sana bakıyorlar." desen, görsen yakanı paçanı düzeltirsin, kendine bir eda verirsin, tavır verirsin, öyle gidersin. Başkasının yanında burnunu karıştırmazsın. Olmadık iş yapmazsın. "Görürler, ayıp olur." dersin.
Peki Allahu Teâlâ senin içini dışını görmüyor mu?
Ne biçim müslümanız biz?
Anlayın yani ne biçim müslüman olduğumuzu...
Ve'l-hamdü lillâhi'llezî hada'a küllü şey'in li-mülkihî. "Egemenliğine her şeyin boyun büktüğü Allah'a hamd olsun."
"Mülküne herkesin hudû ile boyun büktüğü Allah'a hamd olsun."
Mülk Arapça'da ne demek?
"Egemenlik, hakimiyet, hükümranlık, hüküm sürücülük" demek.
Hakimiyeti karşısında her şeyin boyun büktüğü Allah'a hamd olsun. Allah hakimdir.
Mülkünde Hakk tasarruf eder, keyfe mâ yeşâ.
Allahu Teâlâ şu kâinatta nasıl dilerse onu yapıyor.
Sen anlayamazsın. Zıtlıkları görürsün;
"Allah Allah, bir o var, bir bu var..."
Hepsini yapan Allah.
Esma-i Hüsnâ'sını okumuyor musun?
Mâniu'd-Dârrun Nâfiûn Nûru'l-Hâdî Hâfizu'r-Râfiu'l-Muizzu'l-Müzilli's-Semîu'l-Basîr...
Hiç bunları görmüyor musun?
Yükselten O, alçaltan O, alan O, veren O, fayda sağlayan O, zarar veren O... Hâlâ zararı karşıdan sanıyorsun. Sanıyorsun ki sana Bulgaristan zarar veriyor. Sanıyorsun ki Yunanistan zarar veriyor, Suriye zarar veriyor, Rusya zarar veriyor. Sen hak yoldan ayrıldın, Allah sana zarar veriyor. Oradaki kardeşlerimiz de ayrıldı, ondan Allah cezalandırıyor.
Millet işin nereden geldiğini anlamıyor, tokadın kimden indiğini anlamıyor.
İnsan hak yolda yürüyecek. Ölse de kalsa da hak yolda yürüyecek.
Yürümedi.
Basîr, Semî, Alîm, Habîr, Garîb Allah var.Her şeyi görüyor, her şeyi biliyor, içini dışını biliyor; senin edepsizliğine göre sana muamele geliyor. Edebini takınsan edebine göre lütuf gelecek.
Millet bunu anlamıyor. Şaşılık, ikilikle görüyor, şaşının iki gördüğü gibi.
Ve'l-hamdü lillâhi'llezis' tesleme küllü şey'in li-kudretihî. "Kudretine her şeyin teslim olduğu Allah'a hamd olsun."
Ne büyük sözler bu sözler... Bu sözlerin mânasını hazmetse insan iyi müslüman olur. "İmanın hakikatine erer, tam ortasına isabet eder." dedi ya deminki hadîs-i şerîfte, iyi müslüman olur, işin iç yüzünü anlar.
Peygamber Efendimiz söylüyor ama bizim iki taraftan da kulaklarımız delik olduğundan bir yerden giriyor, öbür taraftan çıkıyor.
"O Allah'a hamd olsun ki, O'nun azameti karşısında her şey boyun büker. O Allah'a hamd olsun ki, O'nun izzetine karşı her şey zilletle boyun eğer. O Allah'a hamd olsun ki, O'nun egemenliği, hakimiyeti karşısında her şey başını eğer teslim olur. O Allah'a hamd olsun ki, O'nun kudreti karşısında her şey 'pes' der, teslim olur, itiraza mecâli kalmaz."
İnsan Allah'ın sıfatlarını anarak bu cümlelerle Allah'a hamd ediyor.
Böyle derse ne olur?
Bunlar öyle kıymetli sözler ki bunu söylediği zaman bir milyon hasene kazanır, bin derece yükselir ve yetmiş bin melek ona vazifelendirilir, ona tevbe ve istiğfar ederler;
"Yâ Rabbi! Bunu söyleyen şu kuluna lütfeyle, mağfiret eyle." derler.
Musibetler Karşısında
Edilecek Dua -
Mescidleri Aydınlatanlara
Melekler Dua Eder
