Faziletli Bir Dua - 02.06.1985

Faziletli Bir Dua - 02.06.1985
Men kâle "lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü bi-yedihi'l-hayru ve hüve alâ külli şey'in kadîr" künne lehû ke-ıdli aşri rikâbin.
Bu hadîs-i şerîf Ebû Eyyûb hazretlerinden rivayet edilmiş. Daha önceki haftada buna benzer bir hadîs-i şerîf geçmişti, Ebû Hüreyre radıyallahu anh'tendi. Bu Ebû Eyyûb hazretlerinden rivayet edilmiş. Mânası aynı.
Ebû Eyyûb el-Ensarî hazretleri kim?
Eyüp Sultan dediğimiz semtte kabri bulunan, ziyaretgâhı bulunan sahâbî.
O kimdi?
Peygamber Efendimiz'in dayıları tarafından akrabası oluyordu ve Peygamber Efendimiz Medine-i Münevvere'ye hicret ettiği zaman evinde Peygamber Efendimiz'i o misafir etmişti. Çünkü herkes misafir etmek istiyordu da Peygamber Efendimiz dedi ki;
"Devemi serbest bırakın. Nerede çökerse oraya misafir olacağım."
Deve geldi geldi geldi, bir arsada bir çöktü, bir kalktı.
Neresi?
Peygamber Efendimiz'in şimdiki mescidinin olduğu yer. Bir çöktü -ıhtı-, bir kalktı oradan, ondan sonra yürüdü gitti. Ebû Eyyûb el-Ensarî hazretlerinin evinin önüne çöktü.
"Peygamber Efendimiz bize misafir oluyor." diye o Ebû Eyyûb hazretlerinin bağlı olduğu kabile, hepsi bayram ettiler. Ebû Eyyûb el-Ensarî hazretleri sevincinden uçuyor, hem akrabalık var hem de iman tabii...
"Yâ Resûlallah! Sen evimizin üst katına buyur, ben alt katta durayım."
Peygamber Efendimiz;
"Sana üst katın mübarek olsun, ben alt katta dururum." dedi.
Alt katta dururken Ebû Eyyûb el-Ensarî razı olmadı. Peygamber Efendimiz'in ev sahibi olmuş oluyor.
Mihmandâr-ı Peygamberî, ne demek?
Peygamber Efendimiz'i mihman etmiş olan kimse, ona ev sahipliği yapmış olan kimse. O mübarek.
Sonra sancaktarıdır; Peygamber Efendimiz'in bayraktarlığını da yaptı, elinde bayrağını da taşıdı.
Böyle bir müddet devam ederken ederken, bir gün yukarıdan bir testi devrildi, su şaldır şaldır, şaldır şaldır tahtaların aralıklarından Peygamber Efendimiz'in bulunduğu kata döküldü. Dedi ki;
"Ya Resûlallah! Bundan sonra olmaz; sen yukarı çıkacaksın, ben aşağı geleceğim. Yukarıdan bir şey dökülüyor, sizin üstünüze geliyor."
O zaman öyle ısrar etti ki Peygamber Efendimiz üste çıktı, evi yapılıncaya kadar...
O devenin ilk çöktüğü yere Mescid-i Nebevî yapıldı. Oraya hurma kütüklerinden, dallarından, süssüz, ziynetsiz, sade, basit, gölgelikli bir mescit yapıldı. Peygamber Efendimiz de kenarına -medrese odaları gibi- odalar yaptırdı. Peygamber Efendimiz'in odalarının kapıları mescide açılıyordu. Oralarda da Peygamber Efendimiz'in hanımları duruyordu. Oradan mescide çıkardı; kapısını açar, mescide girerdi. Şimdi medfun bulunduğu o Kubbe-i Hadrâ'nın altı da Hz. Âişe validemizin hücresinin olduğu yerdir. Orada da o vardı.
İşte bu Ebû Eyyûb el-Ensârî hazretleri rivayet etmiş ki;
"Her kim ki lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü bi-yedihi'l-hayru ve hüve alâ külli şey'in kadîr derse bu dediği kelimeler, sözler sanki ona on köle bağışlamış gibi olur."
Dikkat edilirse miktar söylemiyor; "yüz defa, elli defa, on defa" demiyor. Bir defa dese bile on köle âzat etmiş gibi sevap kazanır.
Köle âzat etmek ne demek?
Köle âzat etmek, büyük mâlî fedakârlık yapmak demek. Bir kölenin sahibi olmak için o zaman çok para harcamak gerekliydi. Çünkü bir adam sahibi oluyorsun. Parasını veriyorsun; "öl" dediğin yerde ölüyor, "kal" dediğin yerde kalıyor, işini yapıyor. "Git kuyudan su taşı. Git hurmalarımı getir. Git çarşıdan şunu al, bunu al..." Yani emrinde... Böyle bir köle çok zor. Bilal-i Habeşî köleydi, Hz. Ebû Bekir onu satın aldı, âzat etti.
Böyle on tane köle âzat etmek gibi oluyor. Kolay bir şey değil.
Bugünkü neye benzer?
Bugün bir köle, aşağı yukarı bir ev gibidir. Veya bir MAN kamyon gibidir. Veyahut bir araba gibidir. Bu, öyle bir fedakârlık yapmak gibi kıymetli oluyor.
Biz mesela Suudi Arabistan'da gördük:
Hoca burada ders veriyor, kadınların öbür tarafta salonu var, büyük televizyon ekranından bu hocanın dersini, tahtayı seyrediyorlar. Ama erkek o kadınları görmüyor, kadınlar da onunla karşı karşıya gelmiyorlar. Sistem kurmuşlar.
Ya yirminci yüzyılda her türlü imkân var.
Şimdi biz de öyle yapsak... Şu caminin arka tarafında bir sürü boş salon vardır. Orada 3-5 kardeşimiz duruyor. Neyse mezun oldular. Orada bir sürü salonlar var. O salonlara bir ekran koysak, burada hadisi, Arapça dersini, tefsiri, âyeti, vesaireyi öğrettiğimiz zaman orada onlar seyretseler de, gözle görünce de daha iyi öğreniliyor, öyle öğrenseler daha iyi olur.
Biz bunu yapamaz mıyız?
Yaparız.
Şahsen yapıyoruz.
Ben dâhil, hepimizde kusur olduğundan... Biz tencere kapak misali, hep birbirimize benzediğimizden... Evimizde bir sürü lüzumsuz eşya.
Bir işe yaramaz. Ne yenilir, ne içilir; hiçbir işe yaramaz. Ama lüzumsuz eşya ile evimizi doldurmuşuz. Dünyanın parasını veririz; bir vazo en aşağı 1500 liradan başlar.
Koltuk takımları... Allah... Üç kişi ancak ıhlaya ıhlaya kaldırır. Orta masası mermer olmazsa kıymeti yok, en âlâ mermerden. İnsanın belini incitir. Mermer masayı kaldıracağım, kenara koyacağım, namaz kılınacak cemaatle diye... "Ah!" Arkasından hadi bel fıtığı oldu, hadi hastaneye.
Faziletli Bir
Tevhid Zikri -
Evvabin Namazı
Ve Okunacaklar -
