Belalardan Korunma Duası - 09.06.1985

Belalardan Korunma Duası - 09.06.1985
Men kâle hîne yümsî. "Akşamladığı, akşama erdiği zaman kim şöyle derse:"
Bismillâhi'llezî lâ yedurru mea'smihî şey'ün fi'l-ardi ve lâ fi's-semâ'i ve hüve's-semîu'l-alîm, selâse merrâtin.
"Üç defa her kim; Bismillâhi'llezî lâ yedurru mea'smihî şey'ün fi'l-ardi ve lâ fi's-semâ'i ve hüve's-semîu'l-alîm derse..."
Ne zaman derse?
"Akşama erdiği zaman, akşam olduğu vakitte her kim bu sözü üç defa derse..."
Lem yusibhu fücâetü belâin hattâ yümsiye. "Bir dahaki akşama erinceye kadar ona âni bir bela gelip çatmaz."
Ansızın bir belaya uğramaz. Fücâetü belâ, yani "Başına ummadık bir anda -hani bir kaza gibi, otomobil kazası, gelip çarpması gibi- birden bir bela gelmesi."
Bismillâhi'llezî lâ yedurru mea'smihi şey'ün fi'l-ardi ve lâ fi's-semâ'i ve hüve's-semîu'l-alîm.
Bunu akşamleyin üç defa derse bir dahaki akşama kadar korunur. Çünkü gece korkulu bir gecedir; karanlık, köşe başında birisi saklanır, önünde çukur olur, akrep, yılan, çıyan olur, her türlü şey [olabilir]. Gecelerin ne getireceği bilinmez. Sabaha nasıl çıkılacağı bilinmez. Kim geceye bunları üç defa okuyarak girerse ona böyle bir bela uğramaz.
Mânasını söylememiz lazım. Mânası şu:
Bismillâhi'llezî. "O Allah'ın adıyla ki." Lâ yedurru mea'smihî şey'ün. "O'nun ismi yanında hiçbir şey zarar veremez." Fi'l-ardi ve lâ fi's-semâ'. "Yerdeki gökteki hiçbir şey zarar veremez."
"O'nun ismi anıldığı zaman yerdeki gökteki hiçbir varlığın, hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah'ın adıyla."
Ve hüve's-semîu'l-alîm. "O her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla bilen, noksansız, pâk, münezzeh Rabbü'l-âlemîn'dir, Allah'tır."
"Hiç noksanı yoktur. Kul dua ettiği zaman bilir. Tazarrusunu işitir, niyâzına vakıftır, her şeye muttalîdir."
İşte böyle diyecek.
Bir insan Allah'a has, hakiki kul oldu mu hiçbir şey zarar vermez. O'na sığındı mı... "Senin adınla bu geceye giriyorum yâ Rabbi! Bu akşama senin adınla giriyorum yâ Rabbi! Sana sığınıyorum yâ Rabbi!" Hadi bakalım gelsin de versin. Allah verdirtmez!
Sarhoşun kalbini çevirip meyhaneden cami yaptırmaya döndüren Allah; zalimi tepesine yıldırımlar yağdırarak kahretmeye kâdir olan Allah; Karun'u eviyle beraber yerin içine batıran Allah; âsi Lut kavmini şehriyle beraber Lut gölünün içine tıkan Allah; Âd kavmini, Semûd kavmini âsi oldukları için zelzeleyle, sayhayla, rüzgârla helak eden Allahu Teâlâ hazretleri; Firavun'dan kaçan bîçâre mü'minleri Musa aleyhisselam ile denizin kenarında sıkışmışken denizi yol yapıp kurtaran Allah; arkasına düşmüş öldürmek kastıyla iz izleyen insanlardan Ebû Bekr-i Sıddîk'ı, Peygamber Efendimiz'i mağarada koruyan Allah, o kulu korur.
Var mı bir itirazın?
Kimse itiraz edemez. İsterse etsin. Kendisi belasını bulur. İtirazı bela olarak yeter.
Allahu Teâlâ hazretleri kendisine hakkıyla, imanla tevekkül edeni mahrum komaz.
Bismillâhi'llezî lâ yedurru mea'smihî şey'ün fi'l-ardi ve lâ fi's-semâ'i ve hüve's-semîu'l-alîm.
Peygamber Efendimiz yâr-ı gam-küsârı Ebû Bekr-i Sıddîk ile mağarada saklandığı zaman, müşrikler iz izleyip mağaranın ağzına kadar geldiler. Hz. Ebû Bekr-i Sıddîk hazretleri çok telaşlandı, korktu. Kendi canı için değil, bir tanecik canı var; Resûlullah Efendimiz için telaşlandı. Peygamber Efendimiz dedi ki;
"Sen ne diyorsun iki kişi hakkında ki üçüncüsü Allah ola? Bir zarar gelir mi, ey Ebû Bekir? Sen varsın, ben varım ama;
İnna'llâhe meanâ. "Allah bizim yanımızda."
Öyle iki kişi ki yanlarında Allah var! Kim zarar verir? Nasıl zarar verir? Mümkün mü?
Allah göstertmedi.
Hicrette yola düştüler, gidiyorlar. Arkasından mükâfatlar vaat edilmiş; "Kim Muhammed'i yakalarsa, başını getirirse şu kadar mükâfat, şu kadar deve." O zamanın mükâfatı dolar değil, deve. Birisi baktı ki çölde iki garip yolcu kumlara bata çıka gidiyorlar; "Tamam bunlar aranan şahıslar olsa..." dedi, atını mahmuzladı, mızrağını hazırladı, doludizgin o iki garip ama şerefliler şereflisi yolcuların üzerine at sürdü.
Ebû Bekr-i Sıddîk bir arkasına bakıyordu, bir Resûlullah'a bakıyordu. Peygamber Efendimiz hiç arkasına bakmıyordu, dosdoğru yürüyordu. Ebû Bekr-i Sıddîk telaşından bakıyordu; "Bu alçak herif yetişcek de mızrağıyla, okuyla, kılıcıyla -biz kılıçsızız, silahsızız- bize zarar verecek." diye Ebû Bekr-i Sıddîk Efendimiz telaş ediyordu da Peygamber Efendimiz ardına bakmıyordu; çünkü peygamberdi. Mağarada da telaş etmiyordu; çünkü peygamberdi. Allah'ın kendisini koruyacağını biliyordu.
Musa aleyhisselam da Firavun ordusu ile arkasından gelirken diyordu ki;
Kâle kellâ inne maiye Rabbî se-yehdîn. "Hayır, onlar zarar vermeyecek. Rabbim bizimle beraber, O bize bir çıkış yolu gösterecek." diyordu.
Bu Peygamberimiz'in, Musa aleyhisselâm'ın, peygamberlerin hak peygamberliğinin alâmetidir.
Hain korkak olur, yalancı korkak olur. Öyle bir durum oldu mu eli ayağı titremeye başlar. Bu sapasağlam insanların şeciyesidir. Peygamber Efendimiz arkasına bakmadı.
Ne oldu? At sürüp gelip dururken ne oldu?
Atın iki ayağı birden göğsüne kadar kumun içine batıverdi, tökezlendi, süvari yuvarlandı. Tekrar kalktı, atını çıkardı; bir daha hamle etti, yine battı. O zaman işi anladı.
Allah korur. O'na hakkıyla tevekkül etmeye alış.
Bütün Müslümanlara
Dua Etmenin Mükafatı
Babanın Evlada
Duasında Mani Yoktur
