Gayri Müslimlere Tevhid Zikrini Söylemenin Mükafatı - 30.06.1985

Gayri Müslimlere Tevhid Zikrini Söylemenin Mükafatı - 30.06.1985
Men kâle inde mecmai'l-yehûdi ve'n-nasârâ ve'l-mecûsi ve's-sâbiîne: Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve enne mâ dûna'llâhi merbûbun makhûrun a'tâhu'llâhu misle adedihim.
İbn Abbas radıyallahu anh'ten. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
"Her kim yahudilerin, hıristiyanların, mecusîlerin, sâbiîlerin toplanmış olduğu yerde, toplantı yerlerine gidip; eşhedü en lâ ilâhe illallah 'Allah'tan gayri ilah yoktur.', ve enne mâ dûna'llâhi merbûbun makhûrun 'Allah'tan gayri ne varsa hepsi mahluktur, Allah onları yaratmıştır ve Allah'ın dilerse kahredeceği, dilerse yaşatacağı, O'nun emrinde mahluklardır.' -Allah insanların tapındıklarını da kahredecek tabii; o putların hepsi tapanlarla beraber cehenneme gidecek.- derse Allah oradaki o gayrimüslimlerin adedince ona derece, sevap, bağış, imkânlar verir."
Buradan anlıyoruz ki biz, bizim inancımızda olmayan başkalarının karşısında inancımızı onlara öğreteceğiz, söyleyeceğiz.
Lâ ilâhe illallah neden diyoruz?
Karşımızda hıristiyan var, yahudi var, mecusî var, sâbiî var. Onlara karşı "Lâ ilâhe illallah. Yanlış şeylere tapmayın. Allah birdir, Allah'tan gayri ilah yoktur." diyoruz.
Enne mâ dûna'llâh. "Allah'tan gayri öteki ne varsa hepsi yaratıktır, yaratılmıştır, Allah'ın kulu, mahlukâtı, yaratığıdır. Merbubdur; Allah onların rabbidir, onlar O'nun kölesidir." Ve makhûrun. "Hepsi kahrolacaktır." "Çünkü puttur, onlar da kahrolacaktır..." mânasına bunu böyle söylediği zaman Allah çok mükâfat veriyor.
Muhterem kardeşlerim!
Biz ve dedelerimiz Allah'ın dinine hizmet ettiğimiz zaman yeryüzüne hakim olduk. Dedelerimiz buraları öyle aldı. Allah'ın dinine hizmet etmek maksadıyla geldiler. Maksatları yeryüzü fethetmek, toprak kazanmak, şehir almak değil; Allah'ın dinini yaymak için... Çünkü karşılaştıkları zaman söylüyorlardı; "Allah'ın varlığını, birliğini kabul edin, başka bir şey istemeyiz." diyorlardı. Kabul etmeyince [üzerlerine gidiyorlardı.] Veyahut onlar saldırınca bizimkiler onlarla çarpışıyorlardı.
Allah'ın yolunda çalışıp Allah'ın dinine hizmet ettiğimiz zaman cihan bizim oldu. Afrika, Asya, Avrupa'nın Tuna'ya kadar, Almanya'ya kadar olan kısımları... Oralarda bile hıristiyanların inancını sarstık. Hıristiyanların içinde "Canım üç olur muymuş?" diyenler başladı, Uniteryan mezhebi gibi mezhepler başladı. Yani Allah'ın birliğini kabul eden "Canım Hıristiyanlık'ta bu üçleme yoktu da sonradan çıkmış." diye söylemeye başlayanlar çıktı. Onları da o papalar yakaladılar, kazıklara kazıkladılar, ateşlere yaktılar, samanların üstünde tutuşturdular... Ama Allah bize hakimiyet verdi. Üç kıtada hakim olduk. Ta Atlas okyanusundan Hint okyanusuna, Karadeniz'e, Hazer'e, Çin'e kadar topraklar bizim idi.
Allah'ın dinini tebliğ etmeyi bırakınca Allah bizden yardımını kesti. Allah'ın dinini tebliğ etmeyi, öğretmeyi, insanlara bildirmeyi bıraktık. Bırakınca keyfimize daldık. Çünkü savaş edince insan ganimet kazanıyor, cebi doluyor, parası çoğalıyor;
"Hadi bakalım Boğaz'ın kenarında bir yalı da benim olsun. Hadi bakalım filanca safalı yerdeki koruluk da benim olsun..."
Çuvallarla parası var...
"Hadi bakalım gelsin çengiler, sâzandeler, hânendeler, güller, sümbüller... Hadi bakalım güzel sesli adamları toplayın, gazeller atsınlar Sâdâbat'ta. Sular oradan çağlayanlardan şakır şakır şakır dökülsün, bu tarafta gazelhanlar gazel okusun... Gelsin zevkler, gitsin sefalar..."
Yoldan saptı. Asıl vazifeyi unuttu; kulluk vazifesini, dini yayma vazifesini unuttu. Onun üzerine çökmeye başladı.
Yoksa biz o hızla, dedelerimizin, fatihlerin zamanındaki hızla, şevkle "Allah birdir, Allah'tan gayri ilâh yoktur." deseydik, Avrupa'nın pamuk ipliği kadar bir hâli kalmıştı, yani Hıristiyanlığı tutacak tarafı kalmamıştı.
Bizim Fatih Sultan Mehmed Hân, aleyhi'r-rahmetü ve'l-ğufran, cennet-mekân, İtalya'nın alt köşesinde Otranto kalesini de almıştı, oraya da Osmanlı bayrağını dikmişti.
Neden?
"Bu iskele bana lazım, ben buradan çıkacağım, Roma'yı müslüman edeceğim." diyordu.
Roma müslüman olacak kardeşlerim. İstanbul'un fetholduğu gibi Roma da müslüman olacak. Hadîs-i şerîfte diyor;
"Roma da müslüman olacak!"
Nasıl müslüman olacak? Silahla mı?
Hayır. Lâ ilâhe illallah'la Roma da fetholacak.
Onun için bu lâ ilâhe illallah'ı diyelim. Mânasını bilerek diyelim ve bunu yaymak için çalışalım.
Ne iş yaparsın?
Tenekeciyim, bakırcıyım, çorapçıyım, mendilciyim, pabuççuyum, şapkacıyım...
Bunların hiçbirisini Allah bizden istemedi. Bizden kendi dinine yardım etmeyi, hizmet etmeyi istedi.
"Çalışmayalım mı hocam?"
Çalış da çalışmaların en güzeli Allah yolunda çalışmak.
Allah yolunda çalışanlar aç açık kalıyor mu sanıyorsun? Dedelerimizi hiç düşünmüyor musun?
Ecdadımızın zamanında bütün esnaf gayrimüslimdi. Ermeni, yahudi, Rum; ayakkabıcı, elbiseci, şucu bucu...
Bizimkiler ne yapıyordu?
Bizimkiler idareciydi. Zaten nüfusu azdı, koca kıtalara hakim olmuş, bir sürü halk emri altında. Nüfusu azdı ama Allah onlara efendilik vermişti. Her yere gidiyorlardı, konakları vardı, paraları vardı, imkânları vardı.
Neden?
Allah kendi yolunda çalışan insanları ücretsiz bırakmaz.
Akşam sen bir işçiyi çalıştırsan da akşam üstü "Ver paramı." dediği zaman vermesen, konu komşu seni "Ya ne kadar nekes, pinti, cimri insanmış!" diye diline dolarlar.
Allahu Teâlâ hazretleri kendi yolunda çalışanları, çarpışanları lütfundan, kereminden mahrum etmemiş. Kıtalar vermiş, tarihten misali var.
Millet "Şununla para kazanacağım, bununla kazanacağım..." diye uğraşıyor.
Allah akıl fikir versin.
Gece Yatarken
Yapılacak Dua -
Faziletli Bir
Tevhid Zikri -
