Cennetteki Yerini Görme Duası - 21.07.1985

Cennetteki Yerini Görme Duası - 21.07.1985
Men kâle külle yevmin merreten "Sübhâne'l-kâimi'd-dâim sübhâne'l-hayyi'l-kayyûm sübhâne'l-hayyi'llezî lâ yemût sübhanallâhi'l-azîmi ve bi-hamdihî subbûhun kuddûsun rabbü'l-melâiketi ve'r-rûh sübhanallâhi'l-aliyyi'l-a'lâ sübhânehû ve teâlâ' lem yemut hattâ yerâ mekânehû mine'l-cenneti ev yüra lehû.
Bu hadîs-i şerîf Enes radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. Peygamber Efendimiz bize yine bir tesbih öğretiyor.
Önce o tesbihin sözünü -açıklamayı sonraya bırakıp hadisin bütününden ne mâna çıktığını- onu anlatalım.
Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
"Her kim ki günde bir defa..."
Külle yevmin. "Her gün." Merreten. "Bir defacık."
"Günde bir defa şu sözü söylerse..."
Sözü okuyorum;
Sübhâne'l-kâimi'd-dâim sübhâne'l-hayyi'l-kayyûm sübhâne'l-hayyi'llezî lâ yemût sübhanallâhi'l-azîmi ve bi-hamdihî subbûhun kuddûsun rabbü'l-melâiketi ve'r-rûh sübhanallâhi'l-aliyyi'l-a'lâ sübhânehû ve teâlâ.
Biraz uzunca, sübhâne sübhâne sübhâne biraz fazla, altı-yedi ibare geçiyor.
"Her günde bir defa kim bunu derse..."
Lem yemut. "Ölmez." Hattâ yerâ mekânehû mine'l-cenneti. "Cennetteki mekânını görmeden ölmez."
Bu ne demek?
Cennete girecek, bir de dünyada cennetteki mekânını Allah gösterecek, "Senin yerin burası, bak bakalım beğendin mi?" gibilerden...
Ev yürâ lehû. Veyahut da "ona gösterilmedikçe" mânasına olabilir. Veyahut "Onun için bir başkasına gösterilmedikçe..."
Belki kendisi görmez de bir başka hoca efendiye, bir ârif kimseye, bir kâmil kimseye gösterilir, o da gelir; "Ya seni şöyle gördüm." diye bildirir. Allah bir başkasına göstertir, haber verdirtir veyahut bizzat kendisine göstertir. Cennetteki mekânını kendisi görür veyahut ona göstertilir, onun için göstertilir.
İbare bu.
Demek ki cennetteki yerini gösterecek bir dua imiş. Biraz uzunca. İnsan günde bir defa bunu demeli.
Şimdi mânasını söylemeye başlayalım:
Sübhâne'l-kâimi'd-dâim.
Sübhâne, -biliyoruz ki- "Yâ Rabbi! Her şeyin mükemmel, tamsın, her şeyin güzel, her noksandan münezzehsin." demek.
Sübhâne'l-kâimi'd-dâim. "Dâim ve kâim olan Allah her türlü noksandan münezzeh." demek.
Kâim ne demek?
"Kendi kendine duran" demek. "Duruşu bir başkasına bağlı olmayan, başkasının desteğine muhtaç olmayan" demek.
Allahu Teâlâ hazretleri kâim bi-zâtihîdir, kendi zatıyla kâimdir, yani bir başka varlığın desteğine muhtaç değildir.
Biz neyiz?
Allah bize hayat verecek, imkân verecek, hava verecek, su verecek... Biz birçok şeylere muhtacız. Onlarla yaşarsak yaşayabiliriz.
Allahu Teâlâ hazretleri kâim bi-zâtihîdir, hiç başka bir varlığın bakmasına, beslemesine, desteklemesine lüzum kalmadan bizzat kendi kendine kâimdir.
Ve dâimdir. İnsanoğulları için "Şu kadar yaşadı, ondan sonra öldü." diyoruz veyahut "Şu zaman doğdu, şu zaman öldü, Allah rahmet eylesin.", "Doğumu şu, ölümü şu." diyoruz. Allah öyle değil; ne doğmuştur ne ölmüştür, ne öyle beşer için olan sıfatlar O'na yakışır. Dâimdir.
Sübhâne'l-kâimi'd-dâim. "Kendi kendine kâim olan ve dâimî olan Allah her noksandan münezzehtir." Bir.
Sübhâne'l-hayyi'l-kayyûm. "Hayy ve Kayyûm olan Allah her türlü noksandan münezzehtir."
Hayy, "diri, hayat sahibi" demek.
Allahu Teâlâ hazretlerinin sıfatlarından birisi de hayydır. Allahu Teâlâ hazretleri kör bir kuvvet değildir, ölü bir kuvvet değildir. İki şeyi bir araya getirirsen kimyevî bir reaksiyon yaptırtıyorsun. Aralarındaki münasebet kör bir şey, öyle oluyor. Şunu şöyle yapıyorsun... Isıtıyorsun, buz sıvı oluyor. Şunla şunu bir araya getiriyorsun, oksijen meydana geliyor, klor meydana geliyor... Böyle değil. Ateş gibi, elektirik gibi, şunu gibi bunu gibi kör, zapt u rabt altına giren öyle bir kuvvet değil. Hayy; hayat sahibi, hayatı kendisine mahsus, bizim gibi değil, ölümlü bir hayat değil, kendi kendine hayy.
Allahu Teâlâ hazretleri Hayy'dır ve Kayyûm'dur.
Tabii bunlar Allahu Teâlâ hazretlerinin sıfatları olduğu için her birisi üzerinde insan ne kadar dursa o kadar [güzel] olur.
Kayyûm, "bir şeyin başında idareci, müdebbir, mütevelli" mânasına geliyor.
Bütün kulların işlerini kim idare ediyor?
Allahu Teâlâ hazretleri. Her şey O'ndan. Her şey O'nun dergâhına arzolunur. Her işi Allahu Teâlâ hazretleri görür. O Kayyûm'dur. Bütün başka varlıklar gelir, O'nun emrine dayanır. "Ol" derse olur, "öl" derse ölür, "dur" derse durur, "git" derse gider, "yaşa" derse yaşatır; hep O'ndan. Müdebbir ve mütevelli; "işi yürüten, işin sahibi" demek.
Allah Hayy ve Kayyûm'dur.
Mevlânâ Celaleddîn-i Rûmî'nin güzel Farsça şiirleri vardır. Bir Farsça şiirinde diyor ki;
"Ey şaşkın olan bizler bir kilci çamuru gibiyiz, çömlekçinin çamuru gibiyiz; Allahu Teâlâ hazretleri bize şekil verip duruyor."
Lâ teşbih ve lâ temsil Çömlekçi çamuru alır, çarka oturtur, testi yapar, çanak yapar. O çamura elini suya batırıp batırıp şekil verir. Bu çamurdu, böyle bir yığındı; oraya koyduğu zaman eliyle şöyle yapar böyle yapar, parmağıyla oraya bastırır burayı sıkar, hop bakarsın bir testi meydana gelir.
"Biz, Allahu Teâlâ hazretlerinin elinde çömlekçi kili gibiyiz." diyor Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî.
"Bize şekil verip duruyor da biz hâlâ 'Nerede bizim çömlekçimiz?' deyip duruyoruz." diyor.
Elindeyiz, şekil verip duruyor, yaşatıyor, öldürüyor, uyutuyor, uyandırıyor, besliyor. O'nun tarafından her işimiz olup bitiyor, hâlâ "Nerede bizim sahibimiz, nerede bizim sahibimiz?.."
Gaflete bak.
Şairin birisi de demiş ya:
O mâhiler ki derya içredir, deryayı bilmezler.
"O balıklar ki suyun içindeler, suyu bilmiyorlar." Sudan haberleri yok. Ya suyun içindesin, çipil çipil oynadığın su işte, senin etrafın su...
Demek ki; "Hayy ve Kayyûm olan Allah her türlü noksandan münezzehtir, O'nu tesbih ederim." demiş oluyoruz.
Sübhâne'l-hayyi'llezî lâ yemût. "Hayat sahibi olup ölmek kendisine layık olmayan, ölmeyen o Allah'ı tesbih ederim. O her türlü noksandan münezzehtir."
Hayy. Hayyi lâ yemût.
Hayat sahibi oldu mu bir insan, biz biliyoruz ki her yaşayan muhakkak ölecek.
Kim için bu?
Senin benim gibi mahlukât için.
Doğan ölecek. "Her yaşayan ölecek." diyoruz.
Allahu Teâlâ hazretleri öyle değil.
Hayyi'llezî lâ yemût. "Öyle bir Hayy'dır ki, öyle bir hayat sahibi ki ölümü yok, ölüm yok."
"Ölümsüz olan o Hayy u Kayyûm olan Allah'ı tesbih ederim."
Sübhanallâhi'l-azîm. "Azamet sahibi olan Allah'ı tesbih ederim."
Azamet ne demek?
"Büyüklük" demek.
Celal ne demek?
"Büyüklük" demek.
Kibriya ne demek?
"Büyüklük" demek.
Vah fakir Türkçe vah!.. Kaç tane kelime var, "büyüklük" demek, "büyüklük" demek, "büyüklük" demek... Farkları, bu kelimelerin arasındaki incelikler ne?
O Arapça'da.
Allah Kur'an'ı Arapça indirmiş. Çeşitli incelikleri var.
Azîm demek, "şan ve şeref bakımından ulu" demek.
Kebîr demek, "hacim vesaire bakımından büyük" demek. "Bu bundan daha büyüktür." "Maddeten büyük" demek.
Bu bundan azîmdir; "bu bundan şeref, haysiyet bakımından daha yüksek" mânasına.
Kebîrin zıddı sagîrdir, "küçük" demek. Azîmin zıddı hakîrdir, hor hakir. Bu azîm, o mânaya. "Azîm olan Allah'ı tesbih ederim."
Ve bi-hamdihî. " Ve O'na hamd ederim."
Subbûhun kuddûsun.
Bu subbûh ve kuddûs, "kendisine her çeşit zikr ü tesbih yapılan Zât-ı Celîl" mânasına.
Kuddûs de "pak" demek ama "öyle bir pak ki her türlü düşünceden, yanlış fikirden, sıfattan, kulların yanlış telakkilerinden pak" demek. Kuddûs, "pak, münezzeh" mânasına. Yani "tahir" demek.
Kullar bir şeyler düşünüyorlar... Mesela yamyamlar putlara tapmışlar, ağaçlarıyla yaptıkları totemlere tapmışlar, Hintliler öküzlere tapmışlar, filanca kavim yıldıza tapmış, falanca kavim aya tapmış, Japonlar güneşe tapıyor yirminci yüzyılda, bilmem kimler bilmem neye tapıyor... Bunlar "Allah, Rabbimiz" diyorlar, ibadet ediyorlar ama yanlış şeylere...
Allahu Teâlâ hazretleri onlardan hep pak, münezzeh; onların o sözlerinden yüce, üstün, temiz. Onların o çirkef sözleri ulaşmaz, yani Allahu Teâlâ hazretlerine yakışmaz. O mâna var.
Sonra;
Rabbü'l-melâiketi ve'r-rûh. "Allah, meleklerin ve ruhun rabbi."
Rabbü'l-melâiketi. "Meleklerin sahibi, rabbi."
"Ve ruhun sahibi."
er-Ruh. "Ruh çok büyük bir melek." demişler. "Ruh" adlı meleğin sahibi.
"Cebrail'dir." diyen var. Cebrail'den ayrı çok büyük bir melektir.
Melekler zikrediliyor hep, o meleklerin karşılığında bir de ve'r-ruh deniliyor.
Tenezzelü'l-melâiketü ve'r-rûhu fî hâ bi-izni rabbihim.
Kadir sûresinde de öyle geçiyor.
Bu Ruh nedir?
"Fevkâlade büyük, azametli bir büyük melektir." demişler. Mahiyetini Allahu Teâlâ hazretleri bilir. Veyahut da Cibril-i Emin'in bir sıfatıdır. "Cebrail" demek.
"Cebrail ve sâir meleklerin rabbi."
Sübhanallâhi'l-aliyyi'l-a'lâ. "Yücelerin yücesi olan Allah'ı tesbih ederim." demek.
Aliy, "yüce" demek. A'lâ, "en yüce" demek.
"En yücelerin daha yücesi olan Allah'ı tesbih ederim."
Sübhânehû ve teâlâ. "O'nu tesbih ederim, O her türlü noksandan münezzehtir, yücedir, yüksektir."
Teâlâ, "yüksek oldu" mânasına.
İşte bir insan bu güzel sözleri Rabbine ifade ederse, Rabbinin bu güzel sıfatlarıyla O'na tesbih ederse cennetteki mekânını görmeden ölmez. Veyahut cennetteki mekânı bir başkasına onun için gösterilir. Cennetlik olduğu dünyada kendisine bildirilir.
Bir daha yazmak isteyenler için söylüyoruz:
Bir; sübhâne'l-kâimi'd-dâim.
İki; sübhâne'l-hayyi'l-kayyûm.
Üç; sübhâne'l-hayyi'llezî lâ yemût.
Dört; sübhanallâhi'l-azîmi ve bi-hamdihî.
Beş; subbûhun kuddûsun.
Altı; rabbü'l-melâiketi ve'r-rûh.
Yedi; sübhanallâhi'l-aliyyi'l-a'lâ.
Sekiz; sübhânehû ve teâlâ.
Böyle sıralayacak, bölecek olursak sekiz küçük cümle. Bunu ezberlerseniz cennetteki yerinizi görür öyle ölürsünüz inşaallah.
Dertliyken Edilen
Dua - 28.12.1980
Cenneti Yeşerten
Tesbih - 14.11.1982
