Çarşı Duası - 00.01.1985

Çarşı Duası - 00.01.1985
Men dehale's-sûka fe-kâle lâ ilâhe illâllâhu vahdehû lâ şerîke leh lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü yuhyî ve yümît bi-yedihi'l-hayr ve hüve alâ külli şey'in kadîr. Keteba'llâhu lehû bihâ elfe elfi hasenetin ve mehâ anhü elfe elfi seyyietin ve refea lehû elfe elfi derecetin ve benâ lehû beyten fi'l-cenneti.
Taberânî'de, Müstedrek'de, Dârimî'de geçen bir hadîs-i şerîf, Ömer b. Hattab'ın torunu babasından, dedesinden rivayet etmiş. Bu hadîs-i şerîfin daha benzerleri de vardır. Çarşıya gelince yapılacak dua hakkında.
Çarşıya pazara girerken de dua mı olurmuş?
Olur ya.. Yüznumaraya girerken dua olur, yüznumaradan çıkarken dua olur, abdest alırken dua olur, elini yüzünü silerken dua olur, yemeğe başlarken dua olur, yemek bittiği zaman dua olur, yeni elbise giyerken dua olur, evden çıkarken dua olur, eve girerken dua olur, hanımının yanına giderken dua olur, uyurken dua olur, uyandığı zaman dua olur… Hepsinin, hepsinin duası vardır.
Bir insan çarşıya gider.
Men dehele's-sûka. "Kim ki çarşıya girdi." Fe-kâle. "Dedi ki."
"Şu sözleri, şu duayı kim söylerse." diyor.
Ne diyecekmiş? Bakın hep bildiğiniz şey ama iyi hatırınızda tutun.
Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdu yuhyî ve yümît bi-yedihi'l-hayr ve hüve alâ külli şey'in kadîr.
Bilirsiniz ama yazmazsanız karıştırırsınız. Hadîsi karıştırmak yok. Resûlullah'tan nasıl duyduysan öyle ezberleyeceksin. Eklemek de yok çıkarmak da yok. Aynen alıp yapmak uygundur.
Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh, lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü yuhyî ve yümît bi-yedihi'l-hayr ve hüve alâ külli şey'in kadîr.
Mânasını söyleyeceğim. Bu sözleri derse ne olur? Önce onu söyleyeyim:
Keteba'llâhu lehû bihâ. "Bu söylediği sözlere mukabil olarak Allah ona sevap yazacak."
Ne kadar yazacak?
Elfe elfi hasenetin. "Bin, bin hasene yazar."
Bin bin, "milyon" demektir. Bizim eski Türkçede de vardır; milyon kelimesi yoktu, böyle söylenirdi. Arapçada da vardır, bin bin sevap yazar, hasene yazar. Milyon, bin kere bin bir milyon eder. Bir milyon hasene yazar.
Ve mehâ anhü elfe elfi seyyietin. "Ve ondan bin bin günah siler."
Bir milyon günahını siler. Ama biz çok günah işliyoruz. "Tamam günahım kalmadı." demeyin. Harama baktık günahtır, gıybet ettik günahtır, böyle yapmadık günahtır, böyle ters iş yaptık günahtır. İşte onlar siliniyor. Bir milyon günah silinir.
Ve refea lehû elfe elfi derecetin veya rufıa lehû elfe elfi derecetin. "Bin bin derecesini yükseltilir."
Milyon derece yükselir.
Ve benâ lehû veya büniye lehû beyten fi'l-cenneti. "Cennette Allah ona bir köşk bina eder veyahut onun için cennette bir ev bina olunur."
Çarşıya girip dua eden kimsenin hayrı başka hadîs-i şerîflerde de var.
Şimdi o sözlerin mânasına geçelim. Mânası neymiş?
Lâ ilâhe illallah, "Allah'tan gayrı mabut yok." Vahdehû lâ şerîke leh. "O tektir, tek başınadır, mülkünde yegânedir ve şerîki nazîri yoktur, ortağı yoktur. Bu mülke bir başka ortak, bir başka ilah yoktur, tektir, bir tanedir."
İki tane değildir, üç tane değildir, beş tane değildir, on tane değildir; tek.
Huva'llâhü'l-vâhidü'l-kahhâr. Kulhüva'llâhu ehad...
Öyle bir ki başka birlere benzemez. Çünkü bölünmez. Biri bölersin yarım olur, bir daha bölersin dörtte bir olur; öyle bir, bir değil.
Bölünmez, tek, yegâne, eşsiz, emsalsiz, misalsiz, vezirsiz, müşirsiz, şeriksiz Rabbimiz.
Lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamd. "Mülk O'nundur, hamd O'nundur."
"Mülk" ne demek?
"Allah'ın bir sürü emlakı var" mı demek?
O basit bir mâna.
Ne demek?
Tarla, mal mülk, emlak!
Mülk "egemenlik" demek. Egemenlik Allah'ındır, hâkimiyet Allah'ındır. Hak, mülkünde tasarruf eder.
Keyfe mâ yeşâ, isterse yok eder isterse var eder. Allah mülkünü istediği gibi çeker çevirir yönetir.
Ve lâ yeûdühû hifzıhümâ.
Yönetmek de zor gelmez. Bunca milyonlarca mahlûkatın hepsinin hâcetini duyar, hepsinin hâcetine erişir, hepsinin rızkını verir, yaşatır öldürür. Var eder, yok eder. Her şey O'ndan. Hiç zor gelmez.
Lehü'l-mülk. "Mülk O'nun."
Egemenlik, hâkimlik, hükümranlık O'nundur, O yapıyor. Her şeyi O yapıyor. O dilemezse sen elini kaldıramazsın. Gözünü kırpamazsın, böyle kalırsın, mahvolursun, varlığını bile sürdüremezsin. Birden yok olursun.
Ol dedi bir kere var oldu cihan.
Olma derse mahvolur ol dem hemân.
"Hocam, demek egemenlik O'nun mu? Aman o zaman O'nun emrini tutayım, O'na uygun hareket edeyim."
Öyle ya. Bir düşmandan korkuyorsun, bir hastalıktan korkuyorsun, bir mikroptan korkuyorsun iğne ucu kadar bir mikroptan korkuyorsun ama Allah'tan korkmuyorsun.
Vasıtadan iniyoruz, kibar bir aile önde kadın kürklü, çocuk kürklü.
"Şimdi seni akrabalarımız karşılar çocuğum." diyor, anne.
"Ellerini sıkmayayım, mikrop olur değil mi?" diyor, mikroptan korkuyor küçük çocuk.
Akrabasının elini sıkmayacak, öpmeyecek. Hastalığı veren de sıhhati veren de Allah'tır. O kadar da korkma. Öyle o kadar titizlenme, akrabaya muhabbetini o kadar zedeleme, çocuğun zihninde büyütme. Evet pisliğe basma ama bir el sıkmaktan, el öpmekten de hemen hastalık gelip insanı kemirip götürmez.
"Hastalığın bi-zatihi zararı yoktur." diyor, büyüklerimiz.
Ne demek?
"Allah dilerse hasta eder dilemezse etmez." demek.
Tedbire riayet edeceğiz ama o kadar da korkma! O zaman doktorların hepsinin ölmesi lazımdı; hastalarla uğraşıyor, ölmüyor işte.
Lehü'l-mülk. "Mülk O'nundur."
Ve lehü'l-hamd.
"Hocam, her şey O'ndan olunca o zaman anladım ki bana gelen her türlü nimet de O'ndan."
Maşaallah! On üzerinden on aldın. Tabi her şey O'ndan, o zaman O'na hamd edeceksin. Hamd O'nun, elhamdülillah, övgüler O'nun.
Yâ Rabbi! Ne nizam koymuşsun. Bunu hangi mühendis yapabilir? Mühendislerin aklı bile yetmiyor.
Şu küçücük sinek, bir dakikada kanadını kaç bin defa çırpıyor. Nerede bunun motoru, nerede makinesi, nerede dişli çarkı? Benzini nereden alıyor? Süper benzin mi alıyor normal benzin mi alıyor?
Bu balıklar bu suyun içinde nasıl yaşarlar?
Suyun içinde havayla yaşıyor, sübhânallah!
Balık suyun içinde nasıl yaşıyor?
Hava ile. Ama havada ölüyor. Sübhânallah! Gel bu işe akıl erdir.
Midene et yiyorsun âfiyet olsun, miden de etten ama et eti öğütüyor.
Sübhânallah! Bu işleri aklım almadı. Etten mide, yediğin eti öğütüyor. Nasıl yapmış? İncelersen biliyorsun tabi. Tam yemek yiyeceğin zaman mide bir salgı salgılıyor, bütün duvarlarını badanalıyor. Ondan sonra ikinci bir salgı salgılıyor. Laboratuar orası, küçük görme, Refik Saydam Hıfsısıhha Enstitüsü gibi.
Ondan sonra oraya bir salgı daha salgılıyor; asit, gelen gıdaları eritiyor. O asitli ilk salgı salgılanmasa etrafı boyamasa, kaplamasa o mideyi kemirir.
"Ülser oldum, gastrist oldum." Hasta olur insan. Bak ne nizam...
Lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamd.
Elhamdulillah yâ Rabbi! Ben hasta değilim, çok şükür, elhamdülillah. Hasta olanlara da şifa versin Allah. Elhamdulillah, memleketimizde harp darp yok. Harp olanlar da sulha ersin. Memleketleri istilaya uğrayanlar da kurtulsun. Düşünsek bak hamd edilecek nelerimiz var…
Elhamdulillah, kapalı bir yerde oturmuşuz. Ya oturacak bir yerimiz olmasaydı ayakta kalsaydık? Ya yağmurun altında kalsaydık? Burasının iklimi yumuşak. Ya eksi otuz derece sıcakta sıfırın altında olsaydık, yakacağımız olmasaydı?
Karnımız tok da şimdi oturuyoruz, karnımız aç olsaydı hiç bu laflar kulağa girmezdi ki. İnsanın aklında baklavalar, börekler, tavuklar uçuşur. Karnımız tok elhamdülillah. Aç bile olsa dersin ki; "Ben şuradan çıkarım, şurada kebapçı var, bir kebap yerim, bir lahmacun yerim."
Ya olmasa? Ya kıtlık olsa? Bak bir zaman olmamış da badem kabuklarını öğütmüşler, onları yemişler.
Benim amcalarım Kafkasya'ya harbe giderken yolda aç açık kalmışlar, çarıklarını pişirmişler yemişler.
"Bayağı da tatlı oluyor ya molla Mehmet!" demiş birisi ötekisine.
Çarık yemişler. Çarıkta et yoktur, biliyorsunuz deri. Sığır ayaklarının bastığı birikintilerden suları içmişler. Şimdi biz çeşme beğenmeyiz, su beğenmeyiz. İnsanlar ne sıkıntılar çekmiş…
Filistin cephesinde birisi portakal yemiş, kabuğunu yere atmış. İki gözü âmâ bir kadın, bir şey atıldığını anlamış, gelmiş el yordamıyla onu bulmuş. Anlatıyor, kitabına yazmış.
Eline almış, portakal kabuğu. Portakal kabuğu olduğunu anlamış. Çiğnemiş, çiğnemiş..
Sen hiç portakal kabuğu yedin mi? Acı olur. Çiğnemiş çiğnemiş de kendisi yutmaya kıyamamış kendisi de yese ihtiyacı var ama kucağındaki yavrusuna vermiş. Ne sıkıntılar çekmişler. Biz şimdi ne nimetler içindeyiz…
Bize nimet fazla geldiğinden azıyoruz. Azgınlık!
Filanca gazete cebinde; aç.
"Aman hocam, açılır mı burada? burası cami."
Ne var onun içinde?
"Hocam, ne sen sor ne ben söyleyeyim."
Neden orada?
Karnı tok, sırtı pek, nefsi Hacıvat Karagöz gibi onu ortaya itiyor;
"Yar bana bir eğlence!"
Kendisine eğlence arıyor. Karnı tok, sırtı pek, dertsiz gamsız.
Evet, mülk O'nundur, egemenlik O'nundur, hamd O'nundur.
Yuhyî ve yumît. "Hem yaşatır hem öldürür. Yaşatan da O'dur öldüren de O'dur."
Hayatı veren de O, ölümü nasip eden de O. Vadesi yettiği zaman insanı öldüren de O'dur. Her şeye kâdirdir.
Bi-yedihi'l-hayr. "Hayır onun elindedir, ekseriyetle hayır işler."
Kul cezayı hak ederse o zaman cezalandırır. Erhamü'r-râhimîn'dir, çok sabûr'dur.
Sabûr ne demek?
Allah celle celâlüh çok sabredicidir. Kâfire birden yumruğunu vurup onu ezmez; isterse ezer.
Senin elinde bir sineklik olsa, sinek de tam senin masanın üstüne konsa; "Sen misin demin beni ısıran, çat!" öldürürsün. Tamam masanın üstüne resmini çıkardın.
Allahu Teâlâ hazretleri her şeye kâdir, dilerse günah işlediğin zaman olduğun yerde senin resmini çıkarır. Ama bi-yedihi'l-hayr, hayırlar elindedir, merhameti çoktur.
Şer de elindedir ama niye bi-yedihi'l-hayr diyor?
Merhametinin çok olduğunu göstermek için. Hayra da şerre de kâdirdir. Dilerse kâinatı bir anda yok eder. Dilerse kahreder ama hayır elindedir. Hayrı gâliptir, hayrı çok eder.
Ve hüve alâ külli şey'in kadîr. "Her şeye kudreti yeter, hiçbir şeyden acizliği yoktur."
Neden peki kâfirlere fırsat veriyor? Madem gücü yetiyor; şu edepsizlere, şu âsilere, şu münkirlere, şu Allah'a sövenlere bir ceza verse ya…
Verecek merak etme! Verecek de onları da numune olarak tutuyor, eşantiyon. Onları da tutmasının hikmeti var.
İşte bak bunlar kâfir. İşte bu kâfirlerin felsefesi bu. İşte bunlar mü'min, işte mü'minlerin imanı bu. Cihan halkı her ikisini de görüyor. Beğenip bir tarafa gidecek. Hayra giderse ecir verecek, şerre giderse ceza verecek Allah. Yoksa şerri istemeseydi yaratmazdı, şeytana fırsat vermezdi. Şeytan dedi ki;
Enzırnî ilâ yevmi yüb'asûn. "Yâ Rabbi! Bu insanların tekrar kabirden kalkıp baas olacakları zamana kadar bana imkân tanı, ben bunları aldatacağım."
Kâle fe-inneke mine'l-münzarîn . "Hadi bakalım, sana imkân verdim, aldat aldatabildiğini…"
İsteseydi vermezdi. O zaman insanlar hiç aldanmazdı. Hep doğru yolda yürürlerdi ama şeytan var ortada, melek var. Hayır var, şer var. İyilik var, kötülük var. Kâfir var, mü'min var. Her şey zıttı ile zâhir olur.
Kötülük olmasa insan iyiliğin kıymeti bilmez. Kıtlık olmasa bolluğu anlamaz, hastalık olmasa sıhhati anlamaz. "Kullar her şeyi görsünler." diye, bu kâinatın düzenini, nizamını Allah öyle kurmuş. Eşantiyonu var, camekânda hepsi var. Allahu Teâlâ hazretleri herkesi bir sebebe bağlamış,
İnsan hayretler içinde kalıyor; her şeyin yerli yerinde olduğunu görüyor.
Ve hüve alâ külli şey'in kadîr.
Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh, lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdu yuhyî ve yümîtü bi-yedihi'l-hayr ve hüve alâ küllî şey'in kadîr.
Ne güzel mânaları varmış; sevabı ondan çok oluyor.
Cenneti Yeşerten
Tesbih - 14.11.1982
Bütün Müslümanlara
Dua Etmenin Mükafatı
