Hasta Ziyaretinde Okunacak Dua - 26.02.1984

Hasta Ziyaretinde Okunacak Dua - 26.02.1984
Mâ min 'abdin müslimin yaûdu mariden lem yahtur eceluhû fe-yekûlu seb'a merrâtin Es'elu'llahe'l-'azîm rabbe'l-'arşi'l-'azîm en yeşfiyeke illâ ûfiye.
Sadaka Resûlullah fî-mâ kâl.
Tirmizî'nin, Ahmed b. Hanbel'in İbn Abbas radıyallahu anhümâ'dan rivayet ettiği bir hadîs-i şerîf.
Kalemleri çıkarıp bu duayı yazmanız gerekiyor!
Diyor ki: "Hiçbir müslüman kul yoktur ki, bir hastayı ziyarete gider, eceli gelmemiş bir hastayı. Allah takdir etmemiş, daha ölmeyecek, eceli gelmemiş olan bir hastayı ziyaret eder de yedi defa şu duayı okursa, mutlaka o hasta şifa bulur."
Şimdi eczane reçetesi, yazın bakalım. Ne buyurmuş, yedi defa ne diyecek bir müslüman hasta kardeşini ziyaret ettiği zaman, onu söyleyeceğim, Peygamber Efendimiz'in tavsiye ettiği duayı:
Es'elu'llahe'l-azîm rabbe'l-arşi'l-azîm en yeşfiyek.
Bu kadar kısa.
Es'elu'llahe'l-'azîm rabbe'l-'arşi'l-'azîm en yeşfiyek.
Üç kere söylemiş olalım.
Es'elu'llahe'l-'azîm rabbe'l-'arşi'l-'azîm en yeşfiyek.
Mânasını söyleyelim:
Es'elullah. "Ben Allah'tan dilerim."
Nasıl?
E'l-azîm "Azamet sahibi Allah'tan dilerim." Yüce Allah'tan, ulu Allah'tan, azamet sahibi olan Allah'tan dilerim.
Rabbe'l-'arşi'l-'azîm. "Arş-ı azîm'in Rabbi, sahibi olan o ulu Allah'tan dilerim."
Neyi dilerim?
En yeşfiyeke. "Sana şifa vermesini dilerim." Bu kadar.
Es'elu'llahe'l-'azîm rabbe'l-'arşi'l-'azîm en yeşfiyek. Es'elullahe'l-'azîm rabbe'l-'arşi'l-'azîm en yeşfiyek.
"Yedi defa bunu deyince, eğer o şahsın eceli takdir edilmemişse, ecel değişmez, Allah o hastalıktan şifa verir." diyor Peygamber Efendimiz.
Şifayı kim veriyor?
Allah celle celaluh. Hastalığı da veren O, şifayı da veren O, yaratan da O, öldüren de O, dirilten O, yükselten O, alçaltan O… Hepsi O'ndan, Her şey O'ndan. Ama sen O'nu göremezsen göremezsin. Çünkü görmek için derin gözü olması gerekiyor, nüfûs u nazarı olması gerekiyor, hadiselere derinlemesine bakabilen bir göz, perdenin arkasını görebilen insan gerekiyor.
Mesela uzaktan komutalı oyuncak var. Şöyle yapıyor araba öne gidiyor, böyle yapıyor sağa sapıyor, böyle yapıyor sola sapıyor. Şimdi aklı ermeyen bir insan arabaya baksa, "Ya bu nereden gidiyor, ne oluyor, içinde kim çalıştırıyor." hiç anlayamaz. Kim çalıştıracak; öbür taraftan düğmesine [basıyor] ondan oluyor.
İşte Allahu Teâlâ hazretlerinin herşey kabza-ı kudretindedir. Herşey Allahu Teâlâ hazretlerinin emriyle, fermanıyla olur.
Cümle işler Halık'ındır, kul eliyle işlenur.
Hakk'ın emri olmaz ise sanma bir çöp deprenir.
Her şey Allahu Teâlâ hazretlerindendir. Şifayı da Allah verir. Allah'ın azametini bilirsen, her şeye kudretinin yettiğini bilirsen, şu kâinatın sahibi olduğunu bilirsen, O'na iltica edersen verir. İstemesini bilmek lazım. Edebi takınmak lazım.
Eski kitaplardan birinde okudum, ismiyle, şahsın adıyla, soyadıyla yazıyor, Tüccarmış, bir şehirden bir şehre mal götürürmüş. Diyorlar ki:
"Ya böyle tek başına niye seyahat ediyorsun? Haramiler yoluna çıksa malını yağmalasalar. Bir kervanla beraber gitsene. Koca kervan, muhafızları var. Gündüz gözüyle gidiyor. Kalabalığın içinde." "Yok, lüzum yok" demiş. Bir gün yine böyle malıyla bineğine yüklemiş malı, yola çıkmış, giderken önünü harami kesmiş. Öldürecek, malını alacak.
Demiş ki:
"Bir dua edeyim." Elini açmış. Dua da var şeyde.
"Ey yardıma erişen Mevlâm, benim yardımıma eriş." diye Allahu Teâlâ hazretlerinin güzel sıfatlarını sayarak bir dua eylemiş. Bir atlı peyda olmuş, o haraminin bir saldırmış üstüne devirmiş geçmiş. Malı da kurtulmuş, kendi canı da kurtulmuş.
Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîfi geçmedi mi...
"Sizin geniş bir yerde elinizden bineğiniz kaçarsa." Çölde mesela, kaçtı. Üstüne koşsan daha ileri gidecek, kumda yetişemezsin, "Ey Allah'ın ricâli, ey ricâlullah, ey Allah'ın erleri benim yardımıma yetişin." desin çünkü Allah'ın onun görmediği erleri vardır." diyor.
Şimdi kendi başımdan geçmiş bir hadiseyi anlatayım:
Torunumla, kızımla bir arkadaşın arabasına bindik Bursa'dan Ankara'ya gidiyoruz. Soğuk bir gün. Torunumuz hasta. Üç tane masum çocuk. Ankara'ya elli kilometre kala zifiri karanlık yerde, soğukta araba durdu, gitmiyor. Pedala basıyorum, gaza basıyorum, yok çare.
"Allah'ım, yâ Rabbim!"
İndik, açtık baktık; bizim anlayacağımız bir şey değil. Bulamadık çaresini. Benzin dolu, şu dolu, bu dolu fakat araba gitmiyor, durdu, çalışmıyor motor.
O hadîs-i şerîf aklıma geldi. Şimdi benim atım devem kaçmadı ama hadis aklıma geldi, ben de öyle bir dua ettim. Kul ister; biz yüzsüzüz, dilenciyiz, isteriz, Mevlâ verecek. Biraz sonra bir kamyon geldi. El kaldırıyoruz, vasıtalar korkuyorlar, biz haydut muyuz, yol kesici miyiz, geceleyin karanlıkta ıssız, in cin geçmez bir yerde. Biz de korkuyoruz. El kaldırıyoruz, adamlar yanımızdan vız vız geçiyor. Fren bile yapmıyor, gaza basıyor, öyle geçiyor, korkuyorlar.
O duayı yaptıktan sonra birisi indi, kamyondan. Ondan sonra bize ne ilgiler gösterdi. Aldılar, bizi çektiler en yakın benzin istasyonuna. Elleriyle koymuş gibi gittiler poblemli noktayı buldular. Platinin bilmem neresinden bilmem ne kaynağı kopmuş da ondan çalışmıyormuş. Onu çıkarttılar. Bizim çıkartmamız mümkün değil. Gittiler gaz sobasında tornavidayı ısıtıp lehimlediler. Onu tekrar yapıştırdılar, yanımıza da bindiler, bir tanesi. Ankara'ya kadar da götürdük. Bir yerde indiler, gittiler. Adresi yok. İsmini aldık, başka bir şeyini elde edemedik.
Düşündüm ben. Şimdi eğer Hızır aleyhisselam yetişecek olsaydı, ille böyle yeşil sarıkla, Osmanlı usûlü mü gelecekti yani?
Öyle bir şartı var mı?
Allah bizim işimizi rastgetirdi. Neticede dağın başında o masum yavrularla kış kıyamette kalmadık. Arabamızla evimize geldik, işimiz bitti, Elhamdülillah. Allah'a hamdu senâlar olsun.
Veriyor Allah. İhsanı, keremi çok, lütfu çok. "Duaları kabul edeceğim." diye vaad etmiş Kur'ân-ı Kerîm'de.
Verir.
Allah bizi ona iyi kulluk etmenin şuuruna erdirsin.
Fâtiha-ı Şerife mea'l-Besmele-i şerife.
Her Hatim
Sonunda Kabul Olmuş
Hastaya Okunacak
Dua - 21.04.1985
