Kırk Milyon Hasene Yazdıran Dua - 08.12.1985

Kırk Milyon Hasene Yazdıran Dua - 08.12.1985
Men kâle: "Eşhedü en lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke lehû ilâhen vâhiden ehaden sameden lem yettehiz sâhibeten ve lâ veleden ve lem yekün lehû küfüven ehad" aşre merrâtin keteba'llâhu lehû erbaîne elfe elfi hasenetin.
Bu da Ahmed b. Hanbel'de ve Tirmizî'de var.
Ahmed b. Hanbel; Hanbelî mezhebinin kurucusu ve Müsned isimli 36 bin hadisi ihtivâ eden çok büyük bir hadis kitabı var, tercümesi edilse bir rafı doldurur. Ötekisi de Tirmizî, yine [hadis alimlerinden]. Ebû Nuaym el-İsfehânî de zikretmiş, Taberânî'de de var.
Burada garîbun leyse bi'l-kaviy demiş, yani "Bu hadîs-i şerîf garîb hadistir, kuvvetli hadis değildir." demiş. Mânası:
"Her kim ki on defa şöyle derse:"
Eşhedü en lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke lehû ilâhen vâhiden ehaden sameden lem yettehiz sâhibeten ve lâ veleden ve lem yekün lehû küfüven ehad.
Uzunca biraz ama yazarsınız. Sözü, ifadesi bu.
"On defa kim böyle derse." Keteba'llâhu lehû. "Allah onun için yazar." Erbaîne elfe elfi hasenetin. "40 milyon hasene yazar."
Elfe elfi, "bin defa bin; milyon" demek.
Erbaîne elfe elfi hasenetin. "40 milyon hasene yazar." buyurmuş.
Mânası:
Eşhedü en lâ ilâhe illallah. "Şehadet ederim ki Allah'tan gayri mâbud, ilah yoktur, sadece Allah var." Vahdehû. "O tektir; eşi, naziri yoktur." Lâ şerîke lehû. "Ortağı yoktur. Mülkünde, ulûhiyetinde kendisine ortaklık edecek bir başkası yoktur." İlâhen vâhiden ehaden. "Tek, biricik, eşsiz emsalsiz Allah olarak, şeriksiz nazirsiz olarak Allah vardır, gayrisi yoktur. O'na şehadet ederim." Lem yettehiz sâhibeten ve lâ veledâ. " O Allah ne hanım edinmiştir ne de çocuk edinmiştir."
Mâlum, dünyada insanlar kadın erkek oluyor da evleniyorlar. Allah onlara ev veriyor, yuva veriyor, çoluk çocuk sahibi oluyor. Millet; Allah'a da hanım düşünüyor, evlât düşünüyor. Ya O rab, kâinatın sahibi; sen beşersin, insansın. Senin üremen, türemen O'nun tarafından o kanuna bağlanmış. Şaşkın; "Allah'ın karısı" diye düşünüyor, "Allah'ın çocuğu" diye düşünüyor. Olacak şey değil!
Lem yettehiz sâhibeten. "Hanım, sohbet arkadaşı, evde yuva arkadaşı, eş edinmemiştir." Ve lâ veleden. "Çoluk çocuk edinmemiştir." Ve lem yekün lehû küfüven ehad. "Hiçbir kimse de asla O'na eş ve denk değildir."
İşte İslâm'ın bütün dinlerin karşısında kaldırmış olduğu tevhid bayrağı budur. Dalga dalga dalgalanıyor...
"Allah vardır, birdir; hanımı yok, çoluk çocuğu yok, şerîki yok, nazîri yok, misâli yok; hiçbir şey O'na denk olamaz. O yarattı, bunlar yaratılmış. Bunlar âciz, O kâdir-i mutlak. Bu dilediğini yapar, onlar Allah ne dilemişse öyle olurlar."
İslâm bu inancı getirdi.
Bundan önce ne vardı?
Bundan önceki dinleri okusan, ibret gözüyle incelesen o zaman İslâm'ın azametini, büyüklüğünü, yaptığı fikrî inkişâfın, inkılâbın büyüklüğünü anlarsın.
Daha önce ne yapıyorlardı?
İnsanlar yıldıza, güneşe, aya tapıyordu. Hani onlar uzakta, anladık. Öküze tapıyordu!
"Vah vah, eskiden tapıyorlarmış demek ki..."
Hayır, şimdi de tapan var! Hindistan'da hindular hâlâ öküze tapınıyor.
Ama turp gibi insan akşama gider.
"Hey mübarek ya, az önce konuşuyorduk, karşımızda... Kıpkırmızı yanakları vardı, demiri sıksa eritecekti, mum haline getirecekti... Gitti..."
Gider... Allah ne dilerse öyle yapar.
Sen O'nunla dost olursan, O'na has kul olursan, edep ile, tevazu ile boynunu bükerek dersin ki; "Yâ Rabbi! Şu şeyden çok sıkıldım. Affet beni, dayanamıyorum, şifa nasip et, hayırlısını nasip et."
Dilerse verir. Dilerse burada verir, dilerse âhirette verir, işine karışamayız. Dilerse vereceğini biliyoruz da "ille hepsini verecek" diyemeyiz. Nasıl diyelim?..
Rabbimiz, kâdir-i mutlak; ne dilerse öyle olur.
Vallâhu yahkümü lâ muakkibe li-hükmihî. "Allah hükmeder, O'nun hükmünü takip edecek, tağyir edecek, tebdil edecek kimse yoktur."
Allah öyle murad etmiş, karışamayız. Ama dua ederiz; verecekse verir, kendisi bilir. Vermez, vermediğine sonra memnun olursun; "İyi ki vermemişsin yâ Rabbi! Ben istedim de iyi ki vermemişsin..." dersin. Böyle de var.
Âhirette Allah bazı belaya uğramış insanlara öyle mükâfat verecek ki, o zaman insanlar diyecekler ki;
"Neden?"
"Sen dünyada bela geldi, sabrettin, dua ettin; ben senin o istediğini yapmadım ama bu mükâfatı verdim."
"Keşke bütün dualarımın sevabı âhirette verilseymiş." diyecekmiş.
Peygamber Efendimiz hasırın üstünde yatıyordu. Peygamber Efendimiz kuş tüylerinin üstünde yatmaya lâyıktı, eller üstünde tutulmaya lâyıktı, gül sularıyla yıkanmaya lâyıktı, bir toz üzerine konulmamasına lâyıktı. Allah'ın has peygamberiydi. İnsanların, seyyidi'l-evvelîne ve'l-âhirîn, en üstünüydü. Hasırın üzerinde yattı. Hz. Ömer radıyallahu anh o sırada kayınpeder ya, kızı Peygamber Efendimiz'de, yanına geldi. Peygamber Efendimiz kalktı ki hasır yüzüne iz bırakmış. Yastık yok, şilte yok... Hasıra yatmış. Hurmanın, hasırın izleri yüzünde iz bıraktı. Koca babayiğit Hz. Ömer radıyallahu anh başladı hüngür hüngür ağlamaya... Dedi ki;
"Yâ Resûlallah, sen Allah'ın elçisisin. Kisralar, Kayserler saltanatlar sürüyorlar, saraylarda yaşıyorlar. Has peygambersin. Biliyorum, inanıyorum ki, mucizerlerle görüyorum ki Allah'ın has halis, en yüksek kulusun. Şu sıkıntılarına bak; bir doğru düzdün yatağın, şilten yok da hasırın izleri yattığın zaman kıpkırmızı yanağına oturmuş." diye ağlayınca, dedi ki;
"Yâ Ömer, onlar -Kayserler, Kisralar, krallar- öyle kavimlerdir ki onlara gördükleri görecekleri bu dünyada acele verilmiş. Bize de âhirete tehir edilmiş."
"Neden böyle yaptı Allah?!"
Allah'ın hükmüne itiraz etme. Eğer bu dünyada müslümanların her hâli iyi olsayd ı âşık-ı sâdık ile yalancı anlaşılmazdı. Hikmet o. Müslüman sıkıntı çekecek, derde uğrayacak, ağlayacak, hastalık görecek, eza çekecek, hor görülecek, atılacak, itilecek, satılacak, köle olacak, şunu olacak, bunu olacak... Olmasını temenni etmeyiz ama imtihan; böyle olacak. Bunlara sabrettikçe Allah derece verecek.
Sen bu dünyayı imtihansız mı sanıyorsun?
"Hocam o eskiden oluyormuş demek ki..."
Şimdi de oluyor. Aklını başına topla.
Lailaheillallah ve
İstiğfar - 23.12.1989
Kederli Ve
Hüzünlü Zamanlarda Okunacak
