Söz Dinlemek, İmam, Makam Sahibi, Tevazü, Cenazeler, Hızır (A.S), Nefs, Arılar

Söz Dinlemek, İmam, Makam Sahibi, Tevazü, Cenazeler, Hızır (A.S), Nefs, Arılar
el-Hamdülillahi sümme el-Hamdülillah, el-Hamdülillahî hedânâ li-hâzâ ve mâ künnâ li-nehtediye levlâ en hedânallâh. Ve mâ tevfîkî illâ billâh. Aleyhi tevekkeltu ve ileyhi unîb.
Neşhedü en lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh. Ve neşhedü enne Muhammeden abduhû ve habîbuhû ve resûluh.
Allahümme fe-salli ve sellim ve bârik alâ hâze’n-nebiyyi’l-kerîmi ve’r-rasuli’s-seyyidi’s- senedi’l-azîm fi’l-kalbi’r-rahîm seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.
İnneme’t-tâ’atü fi’l-ma’rûfi.
Taat, söz dinleme itaat etme. Emre itaat ancak marufta olur isyanda olmaz. Yani günaha mucip olacak bir şeyi sana emrediyorlarsa, ne yapalım emir karşısında kaldık bunu yapalım [deme;] maruf, hayırlı işlerle emrediyorlarsa onları yap.
Şimdi bu ashabı kiramı bir cemaate yollamış Peygamber Efendimiz. Başlarına da birisini reis seçmiş. Reissiz olmaz tabi ya, kumandan yani. O kumandan nedense kızmış cemaatine. Bir ateş yaktırmış, atın bu ateşe kendinizi demiş.
Neden?
Eh ben sizin amiriniz değil miyim canım?
Ne dedi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem itaat edin dedi. Edin işte itaat, atın ateşe dedim diyor.
Sonra dediler ki bu iş olmaz ya. Sorarız o zaman.
Dedi ki itaat ancak marufta olur, isyanda olmaz.
Çık minareye at aşağıya kendini.
Emretti efendim.
Eh cehenneme gidersin.
Günahlara itaat caiz değil ancak emirler hayırlara ise ne âlâ.
İnnemâ ene abdün âkülü kemâ ye’külü’l-‘abdü ve eşrabu kemâ yeşrabu’l-‘abdü.
Şu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemdeki tevazuya bir kere bakılırsa insan yani. Ben peygamberim demiyor, ben abdim diyor, ene abdün. Ben de sizin gibi bir kulum yani, kul kul. Âkülü kemâ ye’külü’l-‘abdü. Abidler, köleler nasıl yerse ben de öyle yerim.
Peygamberim diyerekten insanlar insanların şeysinden dışarı çıkmam. Abidlikten dışarı çıkmam.
Ve eşrabu kemâ yeşrabu’l-‘abdü. Abid nasıl içerse onlar gibi içerim ben de.
Kölelerin yedikleri gibi yer içtikleri gibi içerim. Çünkü abdin manası kölelik yani. Abid, itaat edici kul. Kul demek yani kölelik değil mi? Kulluk da bir köleliktir yani.
Bizler de hep Allahu Teâlâ’nın kulu değil miyiz?
Kulu olduğumuz için ne derse onu yapmamız lazım. Bizim de Allah’a itaat etmek için memur olduğumuz kullarız. Efendimizin de diyor ki ben de bu kulluktan dışarda değilim. Peygamberim ama Allah’ın en sevgilisiyim. Beni sizlerin üzerine mebus olarak gönderdi, kitap verildi ama kulluktan çıkarmadı beni yine.
Bana sordu: Ey kulum seni hangi adla anayım?
Sübhânellezî esrâ bi-abdihî [1] dedi yarab!
Kulun olma şerefi bana kâfi. Senin kulun olma şerefi bana kâfi, başka şeref istemem. Bey diyelim, paşa diyelim, beyefendi hazretleri diyelim. İnsanların hoşuna gidiyor böyle medh u sena sözleri. Halbuki Efendimiz diyor ki ben bir abdim, ben kulum, bir kul gibi yer bir kul gibi içerim.
Şimdi burada Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem diyeceksin ki o zaman hayat basit gibi. O basit olan hayatı peygamber de uymuştu. Fakat bugün hayat üstün oldu. Bugün o hayatı memlekette tatbik etme imkanı olmaz.
İnnemâ kumnâ li’l-melâiketi.
Bir cenaze geçiyormuş. O cenaze geçerken Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ayağa kalkmış. Hani bizde de yapılıyor ya cenazeler kalkıp gidince. Bu ilk devirdeydi ama. Bir malum ya, hadis ve ayetlerde nasıl nâsih mensuh var. Mâ nensah min ayâtin en nünsihâ ne’ti bi-hayrin minhâ ev mislihâ… [2] ayet-i celîlesi ile maruf bazı şeyler var. Cenâb-ı Hak evvelce onu emrettiği halde sonra onu kaldırıyor. Buna nâsih sonra evvelkine mensuh diyorlar. Peygamberlerimizin de hallerinde bunlar vardır.
Şimdi ilk zamanlarında Peygamberimiz cenazelere böyle kalkardı. Sonra bu nesh edildi. İlk cenazeyle birlikte gidersin girersin, gitmediğin takdirde cenaze geçer gider. Kalkmaya lüzum yok. Çünkü hayatı bitmiş insan.
O hayattayken kalkıyor muydun ayağa?
Kalkmıyordun.
E hayatına veda etmiş gidiyor, eh uğurlar olsun dersin gider.
İnneme’s-terâha men gufira lehû.
Efendimize demişler ki: Filan adam öldü ve istirahate kavuştu. Oh Allah rahatlık versin mezarında diyoruz ya. Öldü kurtuldu rahata kavuştu.
Efendimiz diyor ki:
Hayır, inneme’s-terâha men gufira lehû. Kim mağfiret olunduysa o yakayı kurtardı, o rahata düştü.
Eğer mağfiret olamadıysa, tövbekâr olamadıysa… Tövbe eder de kabul etmez Allah tabi. O da var işin içinde. Yani tövbe ettik de muhakkak Allah kabul etti de diyemeyiz. Dilerse kabul eder.
Şimdi burada bir şey daha var. İnsan tövbe eder. Günahlar iki kısımdır. Birtakım günahlar vardır ki insanların kendi şahıslarına ait. Kendisi günahlara dalar, çok günahları vardır ama kendisiyle Allah’ı arasındadır. Allah ile kendisi biliyor günahlarını, başkası bilmiyor. Kâh gözyaşları dökerekten sığınıyor, iltica ediyor. Bunun mağfiret olunacağına şüphe yoktur. Fakat bir günahta var ki âlemi örnek alıyor yapıyor. Herkes de biliyor onun yaptığını. Diyor ki hoca efendi bunu yaptıktan sonra demek ki var bunun kaçamak yolu. Ben yaparsam ne lazım gelir diyor. Öncü oluyor. Öncü olması dolayısıyla, bunu ben yaptım affettireceğim kendimi başka ama Ahmet Mehmet bir sürü insanlar da benden örnek alarak onlar da bu işi yapmaya kalktılar.
Şimdi onların günahı ne yapacağız?
Onların günahı da yapana ait. Binaenaleyh yani sen kendi günahını affettireceksin ama onların günahını affettirmek daha zor olduğu için ikinci şık fenalık.
Onu için kötü şeylere kötü günahlara alet olmamak. Kötü günahlara alet olmamak. Söz de uzayabilir ama şey de müsait değil bunlara açık konuşmaya. Bir insan bir cami yapar, eyidir güzel ibadetinde. Her gelenin ibadetinden, bu adam beş yüz sene mi evvel nerden yaptırdıysa, beş yüz senedir defterine sevap işleyip duruyor bu adamın.
Allah Allah…
Bir insan şimdi buna mukabil bir kötü yer daha yapar. Şimdi o adam ölmüştür, ölmüştür ama işte o bina durduğu müddetçe oradaki günahların hepsi o adama da defterini geçer. Çünkü kötüye alet oldu. Allah ona para verdi, servet verdi, akıl verdi. Parayı nasıl kazanacağım diye düşündü. Kötü yoldaki para kazancını buldu ve onu yaptı. Binaenaleyh oradaki kazancı hem gayri meşru olmakla beraber oradan günahlara girenlerin günahları da o adamın defterine yazılır. Ne kadar bela yani.
Onun için,
İnneme’s-terâha men gufira lehû. Ancak mağfiret olunan insan rahatlamıştır. Öldükten sonra rahatlık mağfiret olunan insana ait.
Yine altında bir hadis daha.
İnnemâ yesterîhu men gufira lehû.
Bu da ondan.
Üçüncü bir hadis daha.
İnnemâ yesterîhu men dehale’l-cennete.
İstirahat ancak cennete girenler içindir.
Cennete girdi ise rahatı buldu, yok giremediyse felaket işi artık.
Şimdi bu mağfiret olunanlar da o da malum ya. Kabir ya cennet bahçesi olacak ya cehennem çukuru olacak. Bu yüzde yüz. Yüzde doksan dokuz değil, yüzde yüz. Ya insanın mezarı cennet bahçesidir ya da cehennem çukurudur. O da burada kazanılacak. Burada kabirdeki yerini cennet bahçesi yapabildiysen ne mutlu sana. Yok bu dünya âlemdeki hayatında orasını cehennem çukuru yapabildiysen ne yazık sana. Arkandan mevlüt okuturlar, hatimler ederler. Etsinler, hiçbir kıymeti yok. Çünkü orası cehennem çukuru. O cehennem çukurundan ne olacak?
Allah cümlemize uyanıklar nasip etsin de o felaketlere düşürmesin bizi.
İmam Gazali, sivrisinekler var ya ufacık bir mahluk, oradan bizi uyandırmak suretiyle diyor ki; şu sivrisineğe bir bak ufacık bir mahluk. İncecik bacakları var, incecik bir de gagası var, hortumu. Allah ona o kadar hassasiyet zekâ vermiş ki senin hangi damardan kan alacağını biliyor, boş yere konmuyor o damarın üzerine konup kanını emiyor. O incecik kıldan çok ince olan hortumunun içine de delik yapmış Allah diyor. Bu delikten de emiyor. Gece oldu mu bu lambalara ışıklara kendisini atar diyor. Ateşe pervane ateşe aşık deriz. Halbuki diyor ki İmam Gazali, aşıklığından değil onun. O kendisine sıkılacak bir yer arıyor. Gözlerinin böyle ferini aldığı için tahammülü yok gözlerinin ışığa bakmaya. Ferini aldığı için orda kendisine bir yuva var zannediyor. O yuvaya kendisini atmak için oraya hücum ediyor. Sen de dersin ki ah şu zavallıya bak. Kendisini helak edecek orada. Ve nihayette o ateş onu helak ediyor orada. Eskiden mesela böyle lambalar değil de bizim eski lambalarımız vardı içine düşer ölür, ateşin içine. Ama sen buna hiç ağlama gülme acıma buna. Senin halin bundan daha acınacak şekildedir diyor. Senin halin bundan daha acınacak haldedir çünkü sen her gün kendini günahlara böyle [atıyorsun.] O ateşe atıyor yanacak kurtulacak diyor. Sen hayatını ateşe atmak suretiyle günahları yapmak yapmak suretiyle hayatının ebediyetini cehenneme atıyorsun. Ebedi bir cehennem hayatına kendini atıyorsun. Acaba senin halin mi acıklı o beğenmediğin kuşcağızın minikcağızın mı hayatı acıklı diyor.
Orda iki misal zikretmiş de onun yeridir şimdi. Onun birisi bu sivrisineği bahsetmiş birisinde de balı bahsetmiş, arıyı. Oradan da yine bize Allahu Teâlâ’ya sevgiyi aşılamak suretiyle yapıyor. Arı nedir yani ufacık bir böcektir.
Ve evhâ rabbüke ile’n-nahli. [3] O arı nasıl arıdır ki bu evi ne güzel yapıyor. Bugün mühendisler onun yaptığı evi yapmaktan acizdirler. O karanlık içerisinde, içi her taraf kapalıdır. O kapalının içerisinde santim oynamaz bir şekilde yuvalarını yaparlar. Ellerinde ne ölçüleri vardır ne de bir aletleri vardır. Yalnız Allahu Teâlâ’nın onlara verdiği bir his ile hiçbiri birbirinden fark edilmeyecek şekilde o ölçülerini yaparlar.
Onu niçin dört köşe yapmamıştır da altı köşe yapmıştır bunun sebebini bile insanlar bugün zor bulabiliyorlar. Arı dört köşe yapsaydı onu boşluklar gelirdi çakılırdı diyor. Beş köşe yapsa yine birçok boşluklar kalır fakat altıda hiç boşluk kalmaz, altı tam doldurur diyordu balı. Bu dışarıya gidiyor tabi balını alıp getiriyor. Bazen li-hikmetin pisliğe düşebilir pislenir arı. Yahut pis bir yerden bir gıda almıştır onu getirir. Arı sokacak olur onu yuvasına fakat arının kapısındaki bekçiler onun pis şeyi getirdiğini derhal anlayaraktan hücum eder ona öldürürler yok ederler. Arı bile diyor kendisinin yapacağı meyvesinin içerisine balının içerisine böyle bir pislik getireni sokmaz kapıdan içeriye. Kapıda bekçileri var bunların çünkü. Bu bekçiler dolayısıyla kendileri yetişemezse içerden imdat isterler hücum ile o bir taneyi mahvederler.
Bakın Allah’ın hikmeti çok güzel bir şey, arı çok güzel bir derstir insanlara. İbret alın arıyı. Arıya musallat olan bir de kurt vardır. Ufacık bir mahluk. Ama onun yaptığı balları yer arıya bir şey bırakmaz. Sahibine de bir şey bırakmaz. O kurt onları yer. Arı bunun da hakkından gelemez.
Sebebi?
Hepsine Allah bir hüner vermiş. Bilir ki bu arı beni öldürür, benim gücüm arıya yetmez. Hemen kendisine bir ağ çevirir. İncecik ipliklerden örümceğin yaptığı gibi. Bu onun altına girer buradan arının yok zamanlarında fırsat bulur, başını çıkarır balı alır çıktığı yuvasına girer. Bakar ki arı günden güne bal gidiyor. Düşman ortada yok. Arar bulur ama bu sefer de gücü yetmez. Bu sefer de gücü yetmez o şeyin altına işleyemiyor çünkü. Ağların altına gidemiyor. Maske dedikleri tabir bugün. Onun altına gidemiyor. Binaenaleyh kaçmaktan başka çare olmaz. Hemen bir kumanda verir bütün taifesini alır, hadi başka yere. Bu evde fayda yok der. Bu evde bize fayda yok kaçalım başka bir yer bulalım kendimize der. Taifesi de hiç itiraz etmez, olduğu gibi o annesinin arkasından sıyrılır giderler.
Bu çok güzel bir derstir. Yani insanlar bunlardan ders alması iktiza eder.
Şimdi bir kötü bir cemiyetin içerisine girer, eh ne yapalım? Zararı yok dersin. Kötünün ne zararı olacak? Fakat bir kere yerleşti miydi cemiyetin oradan kaçmasından başka çare kalmaz. Kaçacak adam. İnsanlarda da öyle değil mi? Vücudumuza mikroplar girer. Giren mikrop kuvvetine göre içteki muhafız mikropları bir kere korkutup bir yere yerleşti miydi, bir de bakarsın, zavallı işte şu mikrobu kapmış derler, bu mikrobu kapmış derler. Beş on gün sonra yataklara düşer yuvarlanır gider.
Niçin?
Onu kapmamak lazımdı. Kaptıktan sonra önlemek lazımdı. Kaptı ve önleyemedi, akıbet yatak olur o zaman.
Binaenaleyh yani insanlar da nasılsa cemiyetlerde de böyledir. İnsanların ölümü olduğu gibi cemiyetlerin de ölümü vardır. Ölümlerine de sebep budur. Kötülüklerden muhafaza lazım.
[İnnemâ semmâhümullâhu ebrâra li-ennehüm berru’l-âbâe ve’l-ümmehâti ve’l-ebnâe ke-mâ enne li-vâlideyke aleyke hakkan kazâlike li-veledike.]
Şimdi Allah burada ebrar tesmiye etti iyi insanları. Birr sahibi, ihsan sahibi.
Ne yapıyor?
Li-ennehüm berru’l-âbâe. Babasına ikram ediyor. Ve’l-ümmehâti. Anasına ikram ediyor. Ve’l-ebnâe. Çocuklarına ikram ediyor. Ke-mâ enne li-vâlideyke aleyke hakkan kazâlike li-veledike. Nasıl ki bu babalarımıza, analarımıza, kardeşlerimize, çocuklarımıza nasıl böyle ikram hakkımızsa. Çocuklarımız anamıza ikram edecek çünkü bizi yetiştirdiler değil mi? Mürebbilerimiz yetiştirdiler, hizmet ettiler bunları bakmak vazifemiz. Bir de bizim evladımı var şimdi. Anamızın nasıl hakkı varsa evladımızın da hakkı aynıdır. Taa buluğ çağına erişinceye kadar. Buluğ çağına erişinceye kadar baba evladının hamisidir, hafızıdır, her şeyinden mesuldür. Binaenaleyh anne babaya ikram etmekle insan kendisini nasıl mükellef muvazzaf biliyorsa evladı için de anı vazifeyi bilecek, beni nasıl yetiştirdiyse annem babam ben de evladımı öylece yetiştireceğim diye çalışacak.
Allah kusurlarımızı affetsin. Bu da büyük bir ders.
Cenâb-ı Hak cümlemize tevfik buyursun, ihsan buyursun, in’am buyursun.
Sübhâne rabbike rabbi’l-izzeti ammâ yesifûn ve selamün ale’l-mürselîn velhamdülillahi rabbi’l-âlemîn el-Fâtiha.
Sünnet
Olmak
Rüya, Ahir
Zamanda Zaman, Borç
