Çok Yemek, Haram Lokma, Yemek Yedirme Mükafatı, Yemek Adabı, Riya, Yemekte Niyet

Çok Yemek, Haram Lokma, Yemek Yedirme Mükafatı, Yemek Adabı, Riya, Yemekte Niyet
el-Hamdülillâhi rabbi’l-âlemine ve’l-âkibetü li’l-muttakîn es-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn. İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullâh ve enne efdale’l-hedyi hedyu Muhammedin sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem ve şerre’l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâr ve bi’s-senedi’l-muttasili ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin bir buyruğu var;
Mâ melee âdemiyyün vi’âen şerran min batnin.
Bu bütün sarf kaidelerini içine alan ufacık bir ders.
İnsanoğlu âdemin çeşit kapları vardır, onun içine bir şeyler kor. Ama en şer olarak tatlıyı da iyi şeyi de kor kötü şey de kor yani. Bal da kor zehir de kor. Ama en kötü olarak koyduğu şey karnı imiş. Batnı, midesi. En doldurduğu kap isterse bal da koysan doldurduğu vakitte onu o onun için şer oluyor. Tabi bunu [şöförler] bilirler bazen araba kullanırlarken, bazen gaz basıyor fazla, motor bir türlü işlemiyor, boğdu diyor, gaza boğuldu. Onu işte nasıl yapıyorlar yapıyorlar, gazını alıyorlar, bir şey yapıyorlar, işletiyorlar yine makineyi. Tabi onun kapağını açıyorum, mideyi ne yapayım? O zaman yarmak lazım mideyi. Ameliyatların zararı orada oluyor işte.
Onun için; Mâ melee âdemiyyün vi’âen şerran min batnin.
Batnından, karnından daha kötü bir şer kap doldurmamış insan. Doldurduğu her şey iyi kötü. Tatlı olunca mesela bazı şeyler de var. Yazın şişiyor, kapı patlatıyor dolunca. Ondan sonra...
Onun için Ademoğlu'nun doldurduğu kapların en şerlisi midesidir. Bugün hemen herkesin bildiği ve bindiği bir otomobil var. Buna yükü haddinden fazla koyarsanız az bir zaman sonra çeşitli arızalar baş gösterir. Şurası kırılır burası kopar, tamir tamir derken de artık işe yaramaz bir hale gelir. Mide tıpkı bir arabanın benzin deposu gibi. O delinirse veya makineye benzini sevk edemezse makine nasıl işlemez durursa bizim mide de böyle. Bütün ilaçlar, ki hastalar tedavi olur, iki şeyden ibarettir. Perhize riayet etmezseniz ilaçlar size hiç de fayda vermez. Hepimizin bildiği bir şey. Halbuki ilaçları terk edip yalnız perhize devam etseniz, ilaçları terk edip yalnız perhize devam etseniz hiç şüpheniz olmasın ki pek çabuk iyi olur. Sabrımız yok yalnız. Sabrımız olmadığı için bunu yapamıyoruz. Ve iyi biliniz ki bütün ilaçların aslı da perhizdir.
Şimdi aslu külli dâin el-hımyeh. Buna riayetimiz yok. Daha çocukluktayken, çocukluktayken çocuğun midesini bozuyoruz biz. Ha babam ye çocuğum, ye çocuğum ye çocuğum. Eh çocuk bu tabi doyduğunu bilir ama zorla da yediriyoruz işte ona. Ne yapsın çocukcağız? Daha çocuklukta iken mide bozuluyor.
Buraya bir şey yazmış. Evvelce Hinduların, Hindistan'daki Hindu dedikleri insanların. Hastanelerinde karşı kullandıkları ilaç perhizmiş. Hastanelerinde böyle çeşitli ilaç falan yok. Perhiz. Hastayı yemeden içmeden ve konuşmadan da men ederlermiş bir müddet. Ve o hasta da iyi olur. İyi olur diye Kurtubî hazretleri tefsirinin yedinci cildinin yüz doksan ikinci sayfasında yazmış bunları.
Cenâb-ı Hak ve lâ tüsrifû [1] [buyuruyor.] Okuyoruz ya âyeti ve lâ tüsrifû. İyi ama dikkat ettiğimiz yok. Yemekte israf edilmemesini emretti. Evet, israf yalnız şunu bunu atmak değil, yani yemekleri yediğin yemeklerde de israf yapma. Mideni bozma, sıhhatini bozma yiyeceğim diyerekten, pehlivan olacağım diyerekten. Doğru iş değil.
Bu israf kelimesine bazı ulemalar çok yemektir demişler. Bazı Allah esirgesin obur adamlar var doymak da bilmez. Hastalık o. Bazıları da haram yemeyiniz demektir demişler. Ve lâ tüsrifû haram yemeyiniz demişler. İnsanın her canının istediğini yemesi de israftandır diyenler de var.
Külû min tayyibâtin mâ razeknâküm. [2] Tayyibât, temiz şeyler, iyi şeyleri, güzel şeyleri size verdik o rızıkları. O rızıkların tayyibâtından, güzellerinden, temizlerinden yiyiniz de ve’ş-kürû lillâhi. Allah'a şükür ondan sonra doğar sizde. Yediğiniz yemekler tayyibâttan olursa, helalden olursa, güzel olursa siz de şükür kendiliğinden doğar. Onun ardından da şükredersiniz, ibadât u taatınızı da yaparsınız güzel güzel.
Bu âyet-i kerîmede helalden yemeyi ibadete takdim etmiş. Helalden yemeyi ibadete takdim etmiş, yâ eyyühellezîne âmenû ve’ş-kürû lillâhi demiyor. Evvela yiyeceksin. Çünkü benzin olmazsa motoru gitmiyor ya. Evvela benzin koyacan ona ondan sonra gidecek. Koyacağın benzin. Arabistan da Arap mümtaz diyor. Burada da ne diyorlar, süper diyorlar.
Süper benzin. Niçin?
İyi, arabayı güzel götürüyor o.
Ha, öyleyse benzin olmayınca araba gitmez ki. Git desen arabaya gitmez ki. Gitsin diye katıyoruz içine. İnsanız ya evvela yemek lazım. Yiyeceksin ki kuvvet olsun, o kuvvetten sonra ibadet yapasın. Ama yiyeceğin iyi olsun, helal olsun. Bu ayette helalden yemeği ibadete takdim etmiş. Yani ibadet ancak helal lokma ile olursa ibadet olur. İbadet helal lokma ile olursa ibadet olur.
İkinci ayette buyuruyor ki;
Yâ eyyühellezîne âmenû lâ te’külû emvâleküm beyneküm bi’l-bâtıli. [3]
Bâtıl, haramlar. Haramlarla ne nâsın malını yiyin ne haram lokmaları ağzınızdan aşağı indirin. Lâ te’külû emvâleküm. Haram yemeyin diye buyurmuş. Zira haram yemek nefsi mânen öldürmektir. Haram yemek, nefsi manen öldürmek demektir. Maddeten ölürse onu daan diye vurursun ölür o başka. Ona maddeten derler. Bir de mânen ölüm var. Haram lokmalar verirsen o da ölmüştür ama gezer ortalıkta o. Gezer ama faydasızdır. Faydasız bir geziştir.
Eh nasıl?
İşte bugün olan hadiseler gözlerimizin önünde. O kuvvetler ne yapıyor, haramlara sevk ediyor insanları. Çünkü mânen katildir diyor. Çok güzel söylemiş tabi. Bugün insanların yaptıkları bütün fenalıkların başı arayın, hep buradan çıkar. Hep buradan çıkar.
İntihar, intihar nasıl mezmum ise haram yemek de buna benzetilmiştir. Külû min tayyibâtin âyet-i celîlesi ile helalden kazanıp helalden yemeyi emri ile, bâtıl ile haramdan yememeyi lâ te’külû emr-i şerîfinde de bize emir buyurmuş.
Bakın ne kadar iyi. İnsan helalden, insan helalden ağzına koyduğu bir lokma, dünya hanımına verdiği bir lokmadan yine sevap alır. Bir lokmadan bile sevap alır. Ve yine kişinin nefsine ve ehlibeytine yedirdiği sadaka olduğu da rivayet edilmiştir. İman veya İslam'ın eftalinden sorulduğu vakit yemek yedirmek, bol da selam vermektir denilmiş. Yemek yedirmek, taamın fezâili. Bir de bol bol selam ver.
Demin verdiydim. Eh yine ver. Para ile değil ki, boyuna sevap alacaksın.
Yemek yedirmek ve gece herkes uyurken namaz kılmak günahlarının affına ve derecesinin yükselmesine sebep olur demişler. Yemek yedirmek ve geceleri kalkıp namaz kılmak günahların affına ve derecesinin yükselmesine [sebep olur].
Haccın kabulünü sormuşlar. Hac nasıl kabul olur, ne zaman kabul olur? Yemek yedirmek, yumuşak konuşmak. Tatlı güzel sözler ve nasihatlarda bulunmak olduğunu Cenâb-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem beyan buyurmuştur.
Demek haccın kabulüne işaret ve alamet cömertlik yapabiliyorsan, yemekleri yedirebiliyorsan. Bizim hacı efendilerimiz yemek yedirir. Hac vaktinden geldikleri vakitte biraz ziyafet yaparlar. Bir kere yapar ama. Geldiği vakit bir tek ziyaret yapar, hac arkadaşlarını yani komşularını davet ederler, yedirirler. Görüp göreceğin bu kadar. Olmadı. Her zaman yaptırmak. Gücün yeterse her gece yap. Yetmiyorsa pazartesi perşembe yap. Yetmiyorsa on beş günde bir yap. Ayda bir yap hiç olmazsa. Bundan sonra da kalma.
Hazreti Ömer'in oğlu Abdullah der ki; kişinin mürüvveti, kişinin mürüvveti yemeğini helalden edip dostlarına ikram ve ihsanıdır. Hazreti Ali Efendimiz de diyor ki; benim bir sa’ miktarı yemeyi kardeşlerimle beraber yemem bir köle azat etmekten daha sevgilidir. Hazreti Ali Efendimiz, benim bir sa’ dediği şöyle ufak bir ölçek. Onunla beraber yiyeceğim yemek, kardeşlerimle ama, ihvanımla beraber bana köle azat etmekten daha sevimlidir demiş.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri; taamın eftali, taamın eftali yemekteki insanların çokluğuyla olur. Üç kişi çağırırsın beş kişi çağırırsın yedirirsin o da yemektir amma çok olursa daha eftal. Eftali insanların çokluğuyla olur buyurmuş Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem.
Yemekten evvel el yıkamak fakirliği giderir. Yemekten evvel el yıkamak, fakirliği giderir. Yemekten sonra yıkamak da hatalara giderir. Gözleri de, gözleri de sağlam eder. Gözlerin sağlamlığı demek ellerin yemekten evvel yıkanmasına, yemekten sonra sonra yıkanmasına bağlı.
Sehl rahmetullah diyor ki; yemek âdâbına riayet etmeyen, yemek âdâbına riayet etmeyen yapacağı ibadetinin amelini de iyi yapamaz diyor. Yapacağı ibadeti de iyi yapamaz. Abdest alırken abdest âdâbına riayet etmeyenin namazı da öyle yamuk olur. Burada da diyor ki burada da yemekten başladı. Yemekteki âdâba riayet etmeyen...
Çok âdab var.
Allah affetsin kusurlarımızı.
Bunların hiçbirisinin yapabildiğimiz yok.
Birisi, mürailikten çok sakınmak gerekir. Yedirirken de yerken de. Yedirirken bana iyi desinler mürailik ediyor, iyi desinler, medh u senâ olunayım diyerekten yedirirse bir şey yok, hiçbir şey olmaz. Ama bana böyle desinler diyerekten yemeği de kesme. Yemeği yedir, niyetini düzeltmeye bak. Allah için yedir.
Gerek yerken gerek içerken ve yatarken de, yerken içerken yatarken de ibadet niyetiyle yapmak lazımdır. Yani yerken kuvvetleneyim, takatim yerine gelsin, Allah'a kulluk edeyim. Yatayım uyuyayım Allah'a ibadet için dinlesin şu vücudum. Kalkın sabahleyin erkenden yahut gece Allah'a ibadette bulunayım niyetiyle yapmalıdır diyor. Yemek de içmek de kasıt kuvvetleyim de Allah'a kulluk edeyim.
Eski büyükler bunları hep yaparlarmış, bizlere de tavsiyede bulunmaktadırlar. Çünkü ibadet edebilmek için yiyip içmek uyumak da ibadetten sayılır.
Onun için nevmü’l-âlimi ibâdetün. Onun uykusu da ibadet.
Neden?
Kastı böyle de ondan.
Böyle yapılmazsa yedikleri, içtikleri, yaptıkları hep dünyadan sayılır. Bunun için yemek âdâbını yüz yetmiş olarak saymış, bunlardan bir kısmı biz de size bildirelim.
Evvela, yemekte farz, sünnet, edep, fazilet, müstehab, mekruh, mürüvvet, fütüvvet denilen edeplere riayet ederek ve bunları bilmek lazımdır.
Birincisi; ilk farz, ilk farz yenecek yemeğin helal olması şarttır. Yenecek yemeğin helal olması şarttır. Yemekte kabahat yok. İşte onlar bizim tarlalarda yetişir patlıcan, pırasa buğday. Onun bir kabahati yok. Yalnız onu alan adamın parasının kazandığı parası helal olması lazım. Hiç ondan yemekte kabahat yok. Onun için o yemek alınan yemek helal parayla alındıysa o helal demektir. Bunu bilmek için de, bunu bilmek için de ilmihal kitabındaki dördüncü bahis muamele kısmıdır. Namaz nasıl farz ise, iman nasıl farz ise, yemeğin de helalden olması öylece farzdır. Binâenaleyh alışveriş usulleri muamele, muamele alışveriş usulleri fıkıh kitaplarımızda pek güzelce izah edilmiştir. Bunları öğrenmek her Müslümana ilk borçtur. Bugün insanlar çeşit yabancı dilleri öğrenmeye çalışırlar da dinî bilgilere hiç ehemmiyet vermezler. Rüşvetlerin, faizlerin haram olduğunu bilmeyen de yoktur. Yalnız bilmek de fayda etmiyor. Bunların hepsini herkes bilir. Bilmeyen de yok.
Sonra içki satmak, kumar oynamak, oynatmak suretiyle para kazanmak onların da bilmeyen yoktur yani. Bunların fena olduğunu, günah olduğunu kimin bilmeyen yoktur. Fakat nefsine esir olmuş, köle olmuş para gelsin diyor. Nereden gelirse gelsin diyor. Sonra ihtikarlarla mal saklamak suretiyle zamdan rahatsız kazançlar temin etmek; teraziyi, kantarını, ölçüsünü doğru kullanmamak suretiyle yapılan kazançlar; hele rüşvet, yalan dolan ile olan kazançlar artık ne kadar doğru olacağını senin düşüncene havale ederim demiş.
İkincisi; yiyeceği veya içeceğin şeyin kendisini kendisi bilinen ruhuna yabancı haram bir madde karışmamış olması. Ve ilmin, ilmin de onu caiz görmesiyle olur. Yenen şeyin içinde haram bir maddenin karışmış olmaması. Bilmiyoruz, tetkik etmeli bu nedir?
İkincisi; nimetin mün’im-i hakîki olan Allah tarafından, Allahu celle ve alâ tarafından verilmiş olduğunu bilmesidir. Nimetin, bu bana filan verdi. Filan vasıta. Filan verdi, o vasıta. Asıl onu sana sevk eden Allahu Teâlâ. Onun Allahu Teâlâ'dan olduğunu bilmesi lazım. Düşüklüğünü de onu öyle yapması lazım.
Az yemeği tercih etmesi. Yemeği az yemeyi tercih etmesi ve kanaat sahibi olması, hırstan kaçması, edebe riayet eder olduğu halde yemesi, yemekten evvel ellerini yıkaması müstehab olup yemekten sonra da temizlik içindir, yıkamalı.
Besmele-î şerîf. Bismillâhirrahmânirrahîm der.
Sonunda bir dua yapsanıza.
Elhamdülillahirabbil alemin.
Bilmiyorum ben.
Olmaz.
Elhamdulillahirabbil alemin diyemedin mi?
Elhamdulillahirabbil alemin, el-Fâtiha.
Evvelinde bismillah sonunda Cenâb-ı Hakk’a hamd ki O bu yemeği verdi. Bu yemeği yiyebilmek kudretini de verdi. Allah esirgeye ne hastalar var değil mi yiyemiyorlar. Ağızlarına veriyorsun yutamıyor. Neler var…
Allah muhafaza etsin.
Sonra insanı her hâli her gün bir olmuyor. Bugün iyi sağlam, bakarsın yarın ne olacak kim bilir?
Yemeği daima sağ eliyle yemeli ve sağ eliyle içmelidir. Bizim Müslümanların âdeti sağ elleriyle yerler, sağ elleriyle içerler. Bunu, bunu çocukların üzerinde de dikkat titizlikle dikkat etmeli. Bazı çocuk solak oluyor. Ne hikmetse. Ona daima kolay geliyor sol el ile yemesi. Onun elini hiç olmazsa bir müddet bağla. Sağ eliyle alışsın. Alışır. İnsanın alışamadığı bir şey yok çünkü.
Evvelinde tuz ile başlayıp, yemekten evvel bir parça tuz alır, ağzını tuzlarsın.
Ne hikmeti var?
Oralarına karışmayız biz.
Bize denilen kitabın dediklerini yazmışım. Tuz ile başlayıp sonunda yine tuz almalıdır. Bu Hazreti Ali Efendimizin tavsiyesidir. Büyüklerimizin sözleri.
Hiçbir yemeği beğenmemezlik yapmamalı. Bazı tabiatı insanda hoşlanmadığı bir yemek olur. Yani ona karşı bir şey beğenmemeli, ayıplamamalı onu. Beğenmezsen ses çıkarmazsın o kadar. Alırken de öyle. Bunu ben beğenmedim [demek yerine]; bunun daha başkası yok mu? Daha başkası yok mu? Daha bir güzeli yok mu? Bu da iyi ama daha güzeli yok mu? [demelidir]. Bunu beğenmedim demek tabirini hoş görmemişler.
Gelen yemeğe kanaat edip başka şeyleri istememeli. Peynir ekmek mi getirdi, zeytin ekmek mi koydu yahut kuru ekmek mi koydu ona kanaat et. Katığı yok mu bunun yahu? Şimdi bunu kim yapacak bu devirde? Gelen yemeğe kanaat edip başka şeyleri istememeli. Çorba mı getirdi, pekâlâ. Ya yemek yok mu? Etli yok mu? Tuzlu yok mu?
Hasan Hilmi hazretleri varmış Kastamonulu Gümüşhane Dergahında vaktiyle. Dervişlere yemek çıkarırlarmış. Ama derviş olup da beşi on kişi yahut yirmi otuz kişi. Öyle fazla kimse yok, bir sofralık yani. Onu kendisi yaparmış. Dervişler bir gün demişler ki Şeyh Efendi, bugün bir tatlı yapsanız da bu tuzlunun yanında bir de tatlı olsa demişler. Peki evlatlar demiş. Tatlıyı getirmiş sofraya koymuş. Şeyh Efendi demişler. Bunun önünde bir tuzu lazımdı? Yok evladım demiş, öyle iki tane olmaz. Ya tatlı ya tuzlu demiş. Karnınız aç ise buyurun.
Ne güzel şeyler yazmışlar.
Yemekte misafirlerin çok olmasına çalışmalı. Oh, biz kapıları kaparız. Başka kimse gelirse gelmesin artık. Oldu deriz. Zira yemeklerin toplu olarak yemek yenirse pek mübarek olur demişler. Hatta bazıları yemeklerini sokaktan geçenlerin göreceği bir yer üzerinde yaparlarmış ki gelen geçen de iştahlılar varsa gelsinler buyurun derlermiş onlara da. Buyurun derlermiş. Hem bereketli hem de faydası çok olur demişler.
Sonra lokmaları ufak yapmalı diyor. Büyük lokma yemek caiz değil. Ağzım alır, alır ama ufak alacaksın da ağzın güzel ezsin, yutması da kolay olsun. Lokmaları ufak yapmalı ve iyice çiğnemeli. Acele edip de yarı yamalık yuvarlama, mideye adeta intihardır.
Yemek yiyenlerin yüzlerine bakmamak. Kim çok yiyor, kim az yiyor gibilerden yemek yiyenlerin yüzlerine bakmamak ve gözetmemek. İnsan utanır. Herkes yesin yiyeceği kadar.
Sonra oturarak yemeli. Oturarak yemeli ve sol ayağının üstüne oturup sağ ayağını dikmeli. Bunda çok fayda var. Şimdi o sandalyede oturunca mide rahat dolar. Böyle yerde oturduğun vakitte ayağını da büktüğün vakitte mide sıkışır tabiatıyla. O sıkışıklıkla dolmuş zannedersin, kalkınca boşluklar açılır, mide rahatlığa kavuşur. Onun için oturarak yemeli ve sol ayağının üstüne oturup sağ ayağını dikmeli.
E Peygamber bunu böyle yapmış. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem böyle yapmış.
Dayanarak, yatarak yememeli. Ev sahibi başlamadan yemeğe başlamamalı. Büyüklerden sonra yemeye başlamalı. Meyve ile çekirdeği de bir tabağa koymamalı. Meyveyi de yemekten evvel yemeli. Bu da bizim bugünkü şeyimizin tersine. Biz meyveyi yemekten sonra veriyoruz. Zaten karın doymuş, bir de onları üstüne ekliyoruz. Eyiden bozukluk oluyor, hazımlar ağırlaşıyor. Meyveyi hem erkenden verirsin, onları yerken yemekte hazırlanır. Bekleyen de sıkıntı çekmez, yapan da sıkıntı çekmez. Kolaycacık olur.
Allah kusurlarımızı afv u mağfiret eylesin. Tevfîkât-ı samedâniyesine mazhar eylesin. Cümlemizi fazl u keremiyle nefsin, şehvetin, şeytanın elinden kurtulup o güzel cennetine müstahak, istihkak getiren kullarının zümresine kabul buyursun.
el-Fâtiha!
Din Nasihattir,
Ashabı Suffe, Kalp
Cennete Sokacak
Şeyler, Gizli Şehvet,
