Anne Baba Ziyareti, Nimete Karşılık, Fazladan İstemek, Şehidlik, Cehennemden Korunma Duası, İlim

Anne Baba Ziyareti, Nimete Karşılık, Fazladan İstemek, Şehidlik, Cehennemden Korunma Duası, İlim
Eûzubillahimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
el-Hamdülillahi rabbilâlemin ve’l-âkibetü li’l-müttekîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.
İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullah ve enne efdale’l-hedyi hedyü muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerra’l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâri. Ve bi’s-senedi’l-muttasıli ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Men zare kabre Ebeveyn. Ev ehadihima. Her kim ana babasının kabrini ziyaret eder ki burada gün yok. İhtisaben bunda Allah-u Teala’nın rızasını kast ederekten. Başka bir şey değil. Sevabını Allah’tan umaraktan. Bu ziyaretinden dolayı Kane haccetün mebrura. Mebrur kabul olunmuş bir hac sevabı alır diyor. Nedir bu nimet kardeşim. Biz ne kadar gafletteyiz. Şimdi bir an içim yandı benim. Keşke ben memleketimde oturaydım da dedim gider her hafta ziyaretimi yapardım dedim. Fakat burdanda mümkün olmuyor tabi. Ama her gün okuyup gönderiyoruz yine de Elhamdulillah. Bu olmakla beraber mebrur kabul olunmuş bir hac sevabı verilmekle beraber bunun gibi yani Vemen kane zevvaren lehüma. Her kim bunları böyle ziyarete devam ederse Zaretül melaiketü kabrühü. Bunun da kabrini melekler ziyaret eder. Bu da ölecek ya. O öldükten sonra Onun kabrini de melekler ziyaret eder. Ne nimet bu. Memleketindeyse gitmesi lazım. Ama uzak memleket de gidilmeyecek yerde ise aynı oradan aynı sevap olur inşallah. Uzak yerdekilere sevap. Sevaplar inşallah erişir. Derecesi de ondan. Dede nine onlar da o işe dahildir. Menzele yet ileyhi. Bir adama bir el erişti. Açık mana değil. Bir adama bir nimet geldi. Yet nimet manasında. Bir adama bir nimet geldi. Nasıl nimet olursa olsun. Yiyecekten, içecekten, giyecekten, her bir şekilde nimet olursa olsun. Feinne aleyhim minel hak. O nimet sahibinin üzerine bir hak terebbüt eder. O nimet geldi evine zorluksuz, külfetsiz bir sebep halketti Cenab-ı Hak o nimet geldi sana. Ma yuzibiha. Onlarda haktır ki o nimeti alan adama onun karşılığını versin. Onun karşılığını vermek mecburiyetindedir. Fein lem yef al. Bunu verecek kuvvette kudrette değilse fel..sena Başlasın onu medhü sena etmeye. Allah senden razı olsun. Var ol, ömrün uzun olsun, devletin şöyle olsun böyle olsun diye medhü sena etsin. Fein lem yef al. Bu medhü senayı da yapamıyorsan fekad keferan nimeh sen nimete küffar etmiş olursun. Nimete karşı küfran-ı nimet. Yani men lem yeşkurunnâs lem yeşkurillah sebep olana Halîka teşekkür etmedikçe Allah’a karşı şükretmek imkanı yok. Evvela o nimetleri sana verene sen teşekkür etki Allah’a hakkıyla teşekkür edesin. O adamda vesile oldu. Binaen aleyh o vesileye de şükretmek insana düşen vazifelerden birisidir. Allah yollamasaydı gelir miydi. Gelmezdi tabi Allah yollamasaydı amma sebep olaraktan geldiği için ona bizim dua etmemiz şart. Onun için men lem yeşkurunnâs lem yeşkurillah. Allah’a şükretmek kolay da değil ki nâs’a şükredeceksin teşekkür edeceksin ki ona sebep oldu. Bundan sonra da Allah-u Tealaya şükredebilirsin. Binaenaley men lem yeşkurulkalil lem yeşkurilkesir menlem yeş kesir gelen az bir şeydir. Ehemmiyetsiz. Kıymet vermezsin gelse de olur gelmese de olur, ne olacak bundan. Benim buna ihtiyacım yok. Buna teşekkür edemeyen insan, şükredemeyen insan çoğuna da edemez. Çoğuna şükredebilmek azına şükredebilmeye bağlı. Azına şükrettin mi çoğuna da gelir şükür inşaallah.
Men seelellâhe’ş-şehâdete.
Şehitlik büyük bir nimet! Gençliğimde şehitlik şeylerini okurken içime çok düştü böyle. “Yâ Rabbi! Beni de şehitlerin arasına kabul et!” diyerekten yalvarıyordum. İnşallah yine Cenâb-ı Hak bu şehitler arasına kabul eder de. Diyor ki bak;
Men seelellâhe’ş-şehâdete. “Şehit olmak kolay bir şey değildir. Şehadeti istiyoruz Allah’tan.”
Niçin?
Bütün günahlar mağfur oluyor?
İlk kan damlasından günah kalmıyor zaten. Dört yüz tane de etrafındaki eş, dost ve yârânına şefaati de oluyor. Dört yüz kişiye de şefaat hakkı veriliyor kendisine. Eee, büyük bir nimet.
“Onun için şehadeti sen iste.” Bi-sıdkin. “Ama içten iste, sağlam iste, öyle dilinin ucuyla değil.” Belleğahullâhu menâzile’ş-şühedâi ve in mâte alâ firâşihi. “Yatağında da ölsen sen o şehadet mertebesini alırsın.” diyor.
Ne için?
Niyyetü’l-mü’mini hayrun min amelihî. “Mü’minler niyetleriyle me’cur.”
Bu niyetinle sen şehadet istiyorsun, “Yâ Rab! Ben de bir şehitlik mertebesine erişebilsem. Eriştir yâ Rab!” diyerekten böyle dua ediyorsun. Eh nasibin yok, her şey taktirle. Yatağında ölüyorsun ama o mertebeye nail oluyorsun, o sevabı veriyor Cenâb-ı Hak.
Ravileri Müslim başta, Ebû Davud, Tirmizi, Nesei, İbn Mace, İbn Hibban, Selh’den, o da babasından.
Men seelellâhe’l-cennete. “Her kim Cenâb-ı Hak’tan cenneti isterse.”
İlk dualarımızda, kısa dualardır ama bu kısa dualar tüm manasıyla çok duaların yerini tutar.
“Yâ Rabbi! Bana cennetini ver, cehennemden de beni uzak et!”
Kısacık bir dua. Eh, işte oldu.
Men seelellâhe’l-cennete selâsete merrâtin. Ama üç defa; “Yâ Rab! Senden cennetini isterim. Yâ Rab! Senden cennetini isterim. Yâ Rab! Senden cennetini isterim.” diyorsun.
Cennet de hâl diliyle diyor ki;
Allâhümme edhilhu’l-cennete. “Onu cennetine koy yâ Rabbi! Bak istiyor beni. Sen onu buraya koy.” diyor.
Ve meni’stecâre mine’n-nâri selâse merrâtin. “Yâ Rabbi! Beni cehennemden koru! Aman yâ Rabbi! Yakma beni orda götürme.” Bunu da üç defa diyince.”
Cehennem de hâl diliyle diyor ki;
Allâhümme ecirhü mine’n-nâri. “Yâ Rabbi! Sen de onu cehennem ateşinden koru.” diyor.
Davud’un Hennâd’ın, Tirmizi’nin, Nesei’nin, Hâkim’in, Beyhaki’nin, Ziyâ el-Makdisî’nin Hazreti Enes’ten rivayeti.
Men süile an ilmin. “Geldi birisi bir mesele-i diniye soruyor.”
Burda an ilmin diyor, hangi ilimden olursa olsun, her ilim bunun altına girer. Mesela avukattan bir meseleyi soruyorsunuz, doktordan da bir şey sorabilirsiniz, hakimden de bir şey sorabilirsiniz, mühendisten de bir şey sorabilirsiniz, her birinden, hep bilgi sahipleri.
“Bu ilim sahiplerinden sorduk.” Fe-ketemehû. “Ee, bunun altında bu kadar para var. Verirsen söylerim vermezsen yok.” Fe-ketemehû. “Söylemiyor.”
Bu sorulan meseleyi sakladığından dolayı, ama burada ekseriyetle ilmi mesele, fıkhi meselelerdir, dini meselelerdir. Ötekileri de şumulü vardır dolayısıyla.
Elcemehû yevme’l-kıyâmeti bi-licâmin mine’n-nâri.
Onun için eski ulemalar hep fisebilillah okutmuşlar, fisebilillah. O para devri sonradan gelmiş. Ondan sonra dünya tatlı gelmiş, parasız okutmaktan bıkmışlar, okutan kalmamış. Bakmışlar ki cehalet ortalığı götürecek, ondan sonra, “Sana şu kadar para verelim de okut.” demişler, o da öyle okutmuş. Bu zaruretin doğurduğu şeydir bu paralar. Aslında herkesin fisebilillah dini meseleleri öğretmesi lazım.
E ben nerden kazanacağım?
Allah Rezzak. Eski büyüklerimiz nasıl geçindi iseler biz de öyle geçineceğiz.
Men sâe hulukuhû mine’r-refîki ve’d-devâbbi ve’s-sıbyâni fa’kraû fî üzüneyhi: E fe ğayre dînillâhi yebğûne ve lehû esleme men fi’s-semâvâti ve’l-ardi tav’an ve kerhen ve ileyhi yurce’ûn.
Evlatlarımızda olsun, hayvanlarımızda olsun huyu bozuk, cibilliyeti bozuk, daima fenalıklar yapıyor. Bunlara da hep sabır lazım ama.
Şimdi bakın yine bir tane daha söyleyeyim.
Bizim Çeşme denilen İzmir’in yanında bir yer var, oradan bir kardeş ekseriyetle gelir bize, geldikçe de bir oğlu var, oğlundan şikayet eder.
Oğlu gayet güzel sesli, bütün gün zevk âlemlerinde dolaşıyor. Babasını da üzüyor, para istiyor mütemadiyen mal istiyor.
Babası biraz aksilenmiş ve biraz da canını yakmış galiba, geldi burada ağlandı, sızlandı filan gitti.
Şimdi bu bayram bir mektup aldım, “Aman hoca efendi oğlum melek oldu, tevbe istiğfar etti, namaza başladı. Aman o kadar memnunum ki.” diyor.
Azcık da sabır lazım işte!
Dua edeceksin, ananın babanın duası makbul, “Allah onlara ıslah-ı hâl nasip etsin!” diyerekten dua edeceğiz. Yoksa hemen atlamayın böyle şeye.
İşte onun kolayı, gerek hayvanlarımızdan, gerek çocuklarımızdan baktık ki çok bozuk durumu var, onun kulağına bir ezan okuyacağız. Ve okuduktan sonra bu âyet-i kerîmeyi,
E fe-ğayre dînillâhi yebğûne ve lehû esleme men fi’s-semâvâti ve’l-ardi tav’an ve kerhen ve ileyhi yurce’ûn.[1]
Üfff deyi kulağına üflersin, o çocuğun huyu derhal değişir. İhlas, ihlasınıza bağlı.
İbn Asâkir, Enes’ten.
Men sâe hulukuhu min insânin ev dâbbetin fe-ezzinû fî üzünihi.
Gerek insandan gerek hayvanlardan aldınız bir at, bindiniz üzerine teper adamı, ısırır. Onun kulağına gidersin, Allahu ekber Allahu ekber... diye bir ezan okursun, sen de bakarsın ki uslulaşır hayvan.
Müslüman masum değildir, yani müslümanlar alim ol, evliya ol hatta, günah işlemesin peygambere mahsus. Peygamberlerden gayri hıfz u himayede kimse yoktur. Masum peygamber. Ondan başka hepimiz takdir-i ilâhiyenin ceryanı altındayız. Binâenaleyh bak müslüman olduğu halde bu günahı yaptı deriz. E olur.
Derviş olmakla iş bitmiyor, Allah’a bağlanıp teslim olmak lazım. Allah’a bağlanıp teslim olmak da kolaycacık olmuyor yani. Teslimiyet de kolay bir şey değil.
Onun için;
Men sâethü seyyietühû.
“Her kimin kendi yaptığı bir günah kendisi için fena geliyor.”
“Tüh, ben bunu nasıl yaptım! Tevbe yarabbim ya resûlullah!” diyor, yaptığı bu hatadan dolayı üzülüyor ve korkuyor âkıbetinden.
Ve serrathü hasenetühû. “Yaptığı iyiliklere karşı da seviniyor.”
Elhamdülillah, Cenâb-ı Hak bunu bana nasip etti de böyle bir iyilik de yapabildim diye seviniyor.
Ve hüve mü’min. “İşte o mü’mindir.”
Yoksa kötülüğünden dolayı üzülmeyen ve yaptığı hayırlardan dolayı da sevinmeyen insan mü’minlikten demek uzak oluyor.
Allah kusurlarımızı afv u mağfiret eylesin. Tevfîkât-ı samedâniyesine mazhar eylesin. Cümlemizi fazl u keremiyle nefsin, şehvetin, şeytanın elinden kurtulup o güzel cennetine müstahak, istihkak getiren kullarının zümresine kabul buyursun.
el-Fâtiha!
[1] 3/Âl-i İmrân, 83.
Ezan Okunması,
Şefaat, Peygamber Sünneti,
Ümmetin Azabı,
Alimler, İlim Sahibi,
