Meftaya Telkin Vermek, Ölüm Sonrası, Namazda Gönlü Allaha Çevirmek, Namazdan Sonra Okunacaklar

Meftaya Telkin Vermek, Ölüm Sonrası, Namazda Gönlü Allaha Çevirmek, Namazdan Sonra Okunacaklar
Eûzubillahimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
el-Hamdülillâhi rabbi’l-âlemin ve’l-âkibetü li’l-muttakîn es-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn. İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullâh ve enne efdale’l-hedyi hedyu Muhammedin sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem ve şerre’l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâr ve bi’s-senedi’l-muttasili ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İzâ mâte ehadün min ihvâniküm. Kardeşlerinizden birisi ahirete göçtü. Fe-nesertüm aleyhi’t-türâbe. Toprağı döktünüz üstüne. Fe’l-yekum racülün minküm ınde ra’sihî. Onun o cenazenin, mevtanın başı ucunda dursun.
Toprağı örttünüz, daha ölmeden evvel telkin yapılır. Lâ ilâhe illallah demesi için zorlanmaz kendisi de. O canıyla meşgul, sıkıntısı var. Yalnız onun başında oturanlar da Lâ ilâhe illallah, Lâ ilâhe illallah diyerekten ona ikaz niyetiyle sen de de demek yerine. Sen de de dersen olmaz. O, o zor zamanda belki “Demem!” deyiverir.
Allah muhafaza.
Inde ra’sihî sümme li-yekul yâ fülânü’b-nü fülânetin. Ey filanın oğlu filan. Fe-innehû yekûlü erşidnâ rahimekellahu. Der ki içerden, ah bana Allah rahmet etsin sana. Beni irşad et bakayım. Ne demek istiyorum söyle. O gelir ses. Velâkin lâ teş’urûne. Ama sizde onu duyacak kafa yok.
Sümme’l-yekul üzkur mâ haracte aleyhi mine’d-dünyâ. Ey Ahmed oğlu Mehmet şu dünyadan çıktığın günü hatırla. Hatırla ki şehadete Lâ ilâhe illallah ve enne Muhammeden abduhu ve resulullah. Böyle bir Müslüman idin, bunu diyordun. Bunu hatırla da sorulursa sana, sen de böyle de.
Ve enneke radıyte billahi rabben ve bi-muhammedin nebiyyen ve bi’l-islâmi dînen ve bi’l-kur’âni imâmen diyerekten bu cevapları ver.
Bunun faydası [nedir?]
Fe-innehû izâ fu’ile zâlike. Her mevtanın başında imam bulunuyor bu telkinler yapılıyor. Bu yapılmasıyla ehaze münkerun ve nekîrun. Bu iki sorgucu melek birbirinin elinden tutarlar. ehaze münkerun ve nekîrun ehadühümâ yede sâhibihî. O arkadaşının elinden tutar da.
Sümme yekûlü lehû uhruc bi-nâ min ındi hâzâ. Bu adamın yanından artık gidelim biz. Bunun cevabı yukarıdan verildi. Bunun söylemesine artık bundan cevap beklememize lüzum yok. Hadi gidelim derler, giderler.
Hâzâ mâ tesna’u bihî ve kad lukkıne huccetehû velâkinnellahe azze ve celle huccetühû dûnehüm kâle racülün yâ resûlallahi fe-in lem a’rif ümmehû. Eh, biz bunun anasını bilmiyoruz demiş birisi oradan.
Ya Rasulallah biz bunun anasının adını bilmiyoruz ne diyelim?
Kâle ensübhü ilâ havvâe fülânü’b-nü havvâe. Havva validemize havale et. Havva oğlu de.
Baba adıyla çağırmazlar. Ahmed’in oğlu Mehmed demezler.
Niçin?
Anne annedir. Anne annedir, o doğurmuştur onu, o annesidir. Onun için annelerinin adıyla çağrılır. Annesinin adını bilmiyorsak Hz. Havva validemize havale ederekten onu oğlu diyerekten söyleriz.
Böyle o günkü şiddet günü için bu fırsat günü olan dünya da iyi günlerimizi, cennet günlerimizi kazanabilecek amal-i salihayı ve Allahu Teâlâ’nın razı olduğu amelleri işlemeye Cenab-ı Hak cümlemizi muvaffak eylesin.
Namazımızı kıldık. Emr-i ilahi. Mecburuz bunu yapmakla.
Canım neden yapacağız?
Allah'ın emridir yapacağız. Nasıl ki karınlarımızı doyurmak için ekmek yemek mecburiyetindeyiz. Yemezsek vücudumuz tahammül edemiyor ölüyoruz. İşte bunun gibi ruhumuzun beslenmesi için de ibadete ihtiyacımız vardır. İbadetler yapmazsak ruhlarımız ölür. Ruhlarımızın ölüşüyle artık büyük küçük hak hukuk tanımaz. Önüne geldiğine saldırır, önüne geldiğini koparır.
Bu nasıl insan yani bu da insan ya, ama nasıl insan?
Ruhan ölmüş insan.
Onun için Allah'tan korkandan her şey korkar. Allah’tan korkmayandan da Allah muhafaza etsin.
Allah'tan korkacak. O haşyetullah korkutuyor, mesuliyet korkutuyor. Öldükten sonra hesap olunacak. Cennet varmış, cehennem varmış o korku yok. Onun için istediğini öldürüyor istediği parayı da alıyor. Ama beni sonra tutacaklarmış, öldüreceklermiş, oraya da aklı ermiyor.
Onun için;
İzâ ekamte’s-salâte. “Namazı kıldık.”
Elhamdülillah ezan okundu, emr-i ilahi, abdestlerimizi aldık geldik. Günahlarımız bir kere döküldü, huzuru ilahiyeye durduk.
Ve âteyte’z-zekâte. “Zekatlarımızı da verdik.” Ve hecerte’l-fevâhişe mâ zahera minhâ ve mâ betane. “Bununla beraber gerek iş gerek dış ne kadar günah varsa onları da terk ediyoruz.”
Onlardan da hicret ediyoruz. Asıl hicret, mâ nehallah. “Allahu Teâlâ'nın nehiy ettiklerini terk etmek.”
Hicret memleketi terk edip de oradan buraya gelmek değil yahut buradan Mekke'ye gitmek değil.
el-Hicretü terkü mâ nehallah. “Allah'ın yasak ettiklerini terketmek en büyük muhacirlik.”
En büyük muhacirlik. Muhacirlere ne büyük sevap veriliyorsa günahları terk edene de aynı sevaplar öylece veriliyor.
Onun için İmam Birgivi hazretlerinin eserinde okumuştum;
Terkü zerretin min meharimillahi hayrun min ibadeti’s-sekaleyn der. “Ufak, ehemmiyet vermediğimiz bir hatayı, bir kusuru, bir kabahati terk edebilmek, ki günahtır bu. Allah bunu yasak etmiştir. Bunu terk edebilmek yer gök ehlinin yapacağı nafile ibadetlerden daha hayırlıdır.”
Onun için Allah kusurlarımızı affetsin.
İbadet etmek kolaydır. İbadet etmek kolaydır; namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, zekat vermek. Var olunca hepsini yapar insan, fakat fenalığı terk etmek kadar zor bir şey yoktur. Hele bir kere alıştın mı o fenalığa o fenalığı terk etmek ölüm demektir.
Bunun için en güzel şey Allahu Teâlâ'nın yasak ettiği şeyleri terk edebilmek, onlardan uzak olmak ve onları alışmamaktır. Binâenaleyh çocukların terbiyesinde çok ihtimam lazım, ki çocuk daha henüz küçük yaşındayken ahlâk-ı islâmiyeyi öğrenmeli, terbiyeyi öğrenmeli, nezaketi öğrenmeli, büyüklere saygıyı öğrenmeli, Allah'a kulluğu öğrenmeli. Allah korkusu daha çocukken içine sinmelidir onun.
Mülkün sahibi Allah var. Her şeyi görüyor, her şeyi biliyor. Gördüğü ve bildiği halde e bunun huzurunda nasıl insan bu çirkinlikleri yapabilir? Nasıl bu hataları işleyebilir?
Onun için evvela lazım olan bu fevahiş olan şeylerin hepsini terk edebilmek.
Fe-ente muhâcirun. “İşte sen hakiki bir muhacirsin o zaman.”
Sen hakiki bir muhacirsin.
Nasıl ki Mekke'den Medine'ye gelmek için hicret ettiler ashab-ı kirâm. Ashab-ı kiramın ehli Mekke olan kısmını muhacir diyorlar. Ehli Mekke'den hicret edip Medine'ye gelenlere Muhacir diyoruz, yerli Medineliye de Ensar diyoruz.
İşte bu muhacir olan Mekkelilere Medine'ye gelişlerindeki ne kadar sevap varsa bu sevapları kazanır
Kim?
Günahları terk eden. Ufağı büyüğü yok.
İzâ ukîmeti’s-salâtü fe-lâ salâte ille’l-mektûbetü.
Kamet geldi, kamet edilirken camiye girerken iki rekât nafile namaz kılarlar, tahiyyetü'l-mescid derler.
“Şunu da kılayım da öyle imama uyuyayım.”
“Sakın bunu yapma.”
Kamet olunduktan sonra imam da Allahu ekber dedikten sonra bu tahiyyetü'l-mescid geride dursun, sen imama uy. Başka namaz kılınmaz artık.
Yalnız sabah namazlarında eğer ikinci rekâta erişeceğini aklın keserse, birinci rekâtı kaçıracağım ama ikinci rekâtta imama ereceğime aklın keserse, sabah namazının sünnetini terk etmemek için o kılınır. Ama ikinci rekâta da erişemeyeceğim, birinci rekâtı yattı o imam rükuya gitti, kalkıyor ikinci rekâta. İkinci rekâtta da ben sünneti kılıncaya kadar ikinci rekât da kaçacak. Öyleyse artık onun kusurunu Allah'tan diler, Allahu ekber der imam efendiye uyarız.
Şunu da okuyayım kâfi gelsin.
Bakın, buna da dikkat edin!
İzâ ukîmeti’s-salâtü. “Ezan okundu.” Ve hadara’l-aşâü. “Akşam yemeği de hazırlanmış.”
Akşam yemeği de hazırlanmış ezan da okundu, namaza gitsek yemek kalacak, yemeği yesek namaz kalacak.
Bak ne diyor;
Fe’bdeû bi’l-aşâi. “Öyleyse siz yemeğinizi yiyiniz.”
Bunda çok mühim kıssalar hisseler var. Namazda matlup olan huzurdur. Namaz da matlup olan huzurdur! Aç olan bir insanın yemeği hazırken namaza durduğu vakitte içi o yemekle alakadar olur. İçi o yemekle alakadar olur huzur kaybolur.
Bu huzuru kaybetmemek için ne kadar mühim bak. Bu huzuru kaybetmemek için cemaati terk ettiriyor. Yemeğini ye, sonra namazda ikinci bir cemaat bulursan bulursun, bulamazsan kendin kılarsın.
Bunun altında bir hadis daha var.
O da daralmış sıkıntısı var, abdeste gidecek gerek küçük gerek büyük, ezan da okunmuş. “Şimdi şu abdestle şu namazı kılayım da sonra abdestimi tazeleyelim.” Bu da hata. Bu sıkışıklıkla namaza gitmek kerahat-i tenzihiye ile mekruhtur.
Ya?
Hemen rahatlanırsın, ama cemaati kaçırdın. Zararı yok. Nadiren olur bu vaka. Yeniden tekrar kendi kendine kılarsın namazını ama rahatla kılarsın. Çünkü böyle sıkışık haliyle namaza duran insan, sıkışa sıkışan ne yaptığının bile farkına varmaz o zaman. Nasıl namaz kıldığının bile farkına varmaz. Asıl namazda matlup olan huzur ve huşû idi.
Şimdi bu mühim bir mesele. Namaza geldik ama gönlümüz dükkânda. Sandalyeyi koyduk dükkânın önüne, ben namaza gidiyorum diye çıktık. “Ama müşteri geldi mi gelmedi mi? Acaba bir şey oldu mu olmadı mı?” diye gönül böyle meşgul olunca çok zor olur. Binâenaleyh gönlünü de beraber getir, Hakk’ın huzurunda gönlünle dur.
Allah cümlemizin kusurunu affetsin. Tevfîkât-ı samadâniyesine mazhar etsin.
Bak şimdi bu namaz hakkında bir tane okuyuverelim.
İzâ ukîmeti’s-salâtü. “Ezan okundu.” Fütihat ebvâbü’s-semâi. “Gök kapıları açılır.” Ve’stücibe’d-duâü. “Eller açılır yâ Rab! Ne dilekçiler var diliyor, Cenab-ı Hak’tan istiyor. Bunların dualarına icabet olunur.”
Bu ezanların okunduğu vakitte sema kapıları açılır, dualara icabet olunur, kabul olunur dualar. Binâenaleyh ezan bazı yatsı namazının ezanı ile sabah namazının ezanlarında uyanık olup da bu ezanlara iştirak eder evinden, Allahu Ekber. Mesela hasta, evinden ezan okunurken o da ezana iştirak ederse Allahu Ekber Allahu Ekber diye ezanı müezzinin dediği gibi der, sonra elini açar;
Ya Rabbi! Bu okunan ezan-ı Muhammedî hürmetine bana sağlık ver, afiyet ver, rızık bolluğu ver, şunu ver bunu ver ne diyecekse der. Bu reddolunmaz bu dua.
Fe-ize’nsarafe’l-munsarifü mine’s-salâti. “Namazı kıldık. Bitti namaz.”
Fe-lem yekum. Bak şimdi duanın şeysine bak! Namazı kıldık işimize koşacağız, dükkâna gideceğiz. Bitirdik ya, esselamü aleyküm ve rahmetullah, esselamü aleyküm ve rahmetullah dedik. Hani selamı verince pabucu kapıp gidiyor ya.
“İşte onun gibi sen de sakın ha namazı bitirir bitirmez bu duayı yapmadan kalkma.”
Bu duayı de. Şimdi tesbih çekeceğiz başka. Fakat bu duayı da de diyor.
Nedir o dua?
Allâhümme ecirnî mine’n-nâri ve edhılne’l-cennete ve zevvicnî mine’l-hûri’l-îni. “Şu üç şey: Yâ Rab! Beni azabından emin eyle.”
Azabından emin eyle! Namazı kıldım ama bu duayı da yapacağım. Yâ Rabbi! Beni azabından emin eyle, halas eyle.
Ve edhılni’l-cennete. “Beni cennetine de koy.”
Ona da ben aşıkım, hayranım. Oraya da koy beni. Hem cehenemden halas et, cennetine de koy deyince;
Kâleti’l-melâiketü. “Melekler diyor ki.” Yâ veyha hâzâ a’ceze en yestecîra min cehenneme. “Sen ne aciz insansın ki namazı kıldın da bu duayı yapmıyorsun.”
Sen cehennemden kurtulmayı istemiyorsun, cennete girmeyi istemiyorsun bunları demeden kalktın gittin. Ne aciz insansın!
Allâhümme ecirnî mine’n-nâri.
Beraber diyelim.
Allâhümme ecirnî mine’n-nâri
Ecirnâ dersek “hepimizi” deriz ki o daha âlâ. “Beni” demekten, “hepimizi cehennemden halas et.” demek daha iyidir.
Allâhümme ecirnâ mine’n-nâri ve edhılna’l-cennete me’a’l-ebrâr.
“İyilerle bizi cennete de koy yâ Rabbi!”
Biz ona istihkak kesbedemeyiz. Kendi kudretimizle cennete giremeyiz yani ama Sen lütfunla sokarsın bizi.
Allahu celle ve alayı görmeyiz. Ama neden? Görünmesi, dünyada görülmesi mümkün değil. Bu gözler O’nu görmeye tahammül etmez de onun için. Ancak ahirette görebilecek.
Ama kendisini nereden anlıyoruz?
Eserlerinden anlıyoruz. Bu eserleri görüyoruz, mahlukat mevcudat, yerde gökte sürü ile. Bunlar kimsenin eseri olamaz ancak Allahu Teâlâ’nın eseri diyerekten intikal ediyoruz. Nasıl ki bir yoldan geçerken bir iz görüyoruz, buradan tank geçmiş diyoruz, buradan otomobil geçmiş diyoruz, buradan otobüs geçmiş diyoruz.
Nereden anlıyorsun?
İşte bu iz onun izi diyoruz.
Bu izlerden intikal ediyoruz oradan geçene de; bu kadar eserler, sen ben de onun içinde dahil, bu eserler Allahu Teâlâ’nın eserleridir.
Bir insan diyor ki ben görmediğime inanır mıyım?
Eh, inanma.
Senin aklın var mı, göster bana bakayım? Aklını gösterebilecek misin bana? Canın var mı göster bakayım?
Gösteremiyorsun.
Eh canım belli işte. Bu kadar eserlerim var benim, bundan belli.
E mübarek adam senin eserlerinden sen belli oluyorsun da bu kâinatın eserlerinden Allah belli olmaz mı? Senin gibi benim gibisini kim yaratabilir? Şu yaratılışa bak. Biz kâinatın zübdesiyiz. Kâinat başka ama biz onun hulasasıyız. İnsan şöyle kendine bir baktı mıydı, bunu yaratan Allah’tan başka kimse olmaz. Şu ufacık gözbebeğine bak ufacık mercimek tanesi kadar, kâinatı içine sokuyor. Bir baktık mı oo her tarafı görüyorsun.
Bu intikal kâfi gelmez mi insana?
Kafadaki görüşler, duyuşlar, sezişler bunlar insanın yaratıcısı olduğuna intikal kâfi değil midir?
Allah affetsin kusurlarımızı.
Onun için cennet gaybdır. Cehennem gaybdır, Mizan gaybdır. Görmedik gaybdır ama Allahu Teâlâ’nın bildirmesiyle biz bunlara iman ediyoruz. Elhamdulillah cennete de imanımız var, cehenneme de imanımız var, mizana da imanımız var. İşte bu iman dolayısıyla varlığına da imanımız var, Peygamberimize ve Kitabımızda neler yazılı ise hepsine imanımız var. Bu iman dolayısıyla inşallah Cenâb-ı Hak bizleri de sevdiği ve razı olduğu kullarının arasına kabul eder de o cennet ile cümlemizi müşerref kılar.
Allah kusurlarımızı afv u mağfiret eylesin. Tevfîkât-ı samedâniyesine mazhar eylesin. Cümlemizi fazl u keremiyle nefsin, şehvetin, şeytanın elinden kurtulup o güzel cennetine müstahak, istihkak getiren kullarının zümresine kabul buyursun.
el-Fâtiha!
Uyuyunca ve
Uyanınca Şükretmek, Selam
Geçimlilik, Gerçek
Alim, Abid, Tefekkür,
