Gayba İman, Deccal, Allaha İman, İlmin Önemi, Abdest Almak, Namaz, Salat ve Selam Getirmek

Gayba İman, Deccal, Allaha İman, İlmin Önemi, Abdest Almak, Namaz, Salat ve Selam Getirmek
Elhamdülillahi Rabbilâlemin ve’l-âkibetü li’l-müttekîn vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.
İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullah ve enne efdale’l-hedyi hedyü muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerra’l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve küllü dalâletin fi’n-nâri. Ve bi’s-senedi’l-muttasıli ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellemennehû kaal:
İslâm ancak gâiblere iman ile İslâm olur, gâiblere inanmadıkça İslâm olamaz. Halbuki Allah’a imanda gayb dediğimiz, adı gaybtır ama gayb demek biraz müşkül bir şey oluyor. Çünkü Allah-u Teâlâ bize bir göz vermiş bir de feraset vermiş, idrak kabiliyetini vermiştir. Hiç mektebe gitmesen, hiç okumuş olmasan, hiç kimseyle de temasın olmasa senin bu gözünle şu kâinatı gördüğün vakitte Allah’ı tanıman lazım.
Bakar ki insan yıldızlarıyla, yerleriyle, gökleriyle, etrafıyle ooo hudutsuz bir sema... Düşünür insan, düşünmesiyle Allah’ı pekâlâ bulur. Allah’ı pekâlâ bulur başka kitap okumaya, vaaz dinlemeye, nasihat dinlemeye lüzum da yoktur. Mütefekkir bir insan, ibretli bir insan kâinata bakınca, kâinat kitabından okuyunca, “Allah!.. Lâ ilahe illallah!...” demek mecburiyetinde kalır. Muhammedün Rasûlüllah.
Onun için gözlere çok dikkat etmeli, onun bakışlarına riayet etmeli, ibret nazarıyla bakmalı her şeye ki Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in de burada buyurduğu gibi cehennem azabından, kabrin azabından, dünya ve âhiret fitnelerinden ki her gün gözümüzün önündedir, bunları söylemeye de lüzum yok.
Binâenaleyh bir de deccal denilen bir Mesih var, bu da ayrı bir fitnedir.
Bizim kalp paralarımız vardır ya kalp para; altın diye altın suyuna bular onu, tanımayan bilmeyen zavallılara; “Beşi birlik, altın beşibirlik. Sıkıldım mıkıldım, işte bunu ucuz vereceğim.” diyerekten satar. Ama kalp paradır, bakırdır yani. Bakırın üzerine altını, altın suyunu koymuş satar.
Deccal odur ki kendisini müslüman gösterir, insan gösterir, hayırlı bir adam gösteri. Halbuki kurdun kurdu, şeytanın şeytanıdır. İçi başka dışı başkadır, buna deccal derler işte.
“Bu deccaldan, deccalın şerrinden de sana sığınırım.”
Çok kimse vardır ki kuyumcu bilir. Altının altın olup olmadığını kuyumcu bilir. Kuyumcu olmadıkça sen de aldanırsın ben de aldanırım. İnsanı tanımak da kolay bir şey değil.
Altını tanıyamazsan insanı nasıl tanıyacaksın?
İnsanı tanımak için insanda ferasetin olması, idrakın olması lazım ki; “Yahu bu yol iyi yol değil, bu adam iyi adam değil.” diyebilsin anlayabilsin onu. Anlayamayınca bu deccalın arkasından gider.
Onun için bak yine ne güzel söylemiş sallallahu aleyhi ve sellem;
İzâ te’allemte bâben mine’l-ılmi. Şimdi biz kâinata baktık da Allah’ı anladık ama bu kadar kafi değil. Onun gelişmesi lazım, gelişmesi için de ilme ihtiyacımız var. Ha baktık, bu mülkün sahibi var. Çünkü şu camiyi, işte basit, dört duvardan bir kubbeden ibaret, kim gelse dese ki “Bu tabiatın eseridir.” diyerekten hiç inanan olur mu?
Hiç inanan olur mu?
Bu tabiatın eseridir, işte vaktiyle rüzgar gelmiş, kar yağmış, taş yağmış böyle olmuş.” deseler inanan bir adam bulabilir misiniz?
Deli bile inanmaz!..
Bu ufacık caminin bir adam tarafından yapıldığına aklımız erer de şu koca kâinatın sahipsiz olduğuna kim hüküm verebilir?
Koskoca kâinat...
Hatta başındaki takke bile “Tabiatın eseridir.” deseler, Onun için ilme ihtiyacımız var. Anladık, göklerin sahibi yerlerin sahibi Allah. Bakıyoruz bunlar sahipsiz değil, anladık ama bunu geliştirmek için ilme ihtiyacımız var. Bundan dolayı;
İzâ te’allemte bâben mine’l-ılmi. “İlimden bir ilim öğreniyoruz, ilimden bir ilim öğrenmek.” Kâne hayran leke min en tusalliye elfe rek’atin tatavvu’an. “Nafile olarak bin rekât namaz kılmaktansa bir mesele-i dîniye öğrenmek daha hayırlıdır.” Hayrun diyor, bir mesele-i dîniye öğrenmek bin rekât namaz kılmaktan -tatavvu nafile namaz kılmaktan- hayırlıdır. Onun için ilme ne kadar büyük pâyeler verilmiş.
Ve izâ allemte’n-nâse. Bunu öğrendin kendin senin için. Ve izâ allemte’n-nâse. “Bir de öğretiyorsun arkadaşlarına, kardeşlerimize öğretiyoruz. Öğrettiğin vakitte.” Umile bihî ev lem yu’mel bihî. “İster amel etsinler isterse amel etmesinler.” Fe-hüve hayrun leke min elfi rek’atin tusallîhâ tatavvu’an mütekabbeleten. “Kabul olunmuş hem de, kabul olunmuş bin rekât namazdan daha hayırlıdır kardeşlerine öğrendiğini öğretmek.”
Binâenaleyh bununla hepimiz mükellefiz, bir taraftan öğreneceğiz diğer taraftan da öğretmeye çalışacaksın. Onun için insan memleket memleket gezer, komşu komşu gezer. Halbuki bizim komşularımızdan da haberimiz yok. Evimizin yanındaki komşudan haberimiz yok! Ne o komşuya gidiyoruz, gidip de; “Ne yapıyorsun komşu, hatırın nasıl? İyi misin kötü müsün?” demeye tenezzül de etmiyoruz; ne o bize gelir ne biz ona gideriz.
Senelerce otururuz evimizde komşumuzdan haberimiz yok, böyle Müslümanlık mı olur?
İzâ tekârabe’z-zamânü. “Kıyamet alâmeti, zamanlar yaklaştığı vakit.” İnteka’l-mevtü hıyâra ümmetî. “Ölüm benim ümmetimin hayırlılarını seçer.” Kemâ yentekî ehadüküm hıyâri’r-rutabi mine’t-tabaki. “Sizin önünüze konulan bir hurma tabağının içerisinden iyilerini nasıl seçip alıyorsanız Azrail de âhir zamanda insanların iyisini seçer alır.”
Allah cümlemize hayırlı ömürler versin.
Bir de şu abdestimizin fadâili var, onu okuyayım. Abdest alıyoruz tabii ellerimizi yıkıyoruz ağzımıza su veriyoruz evvela ya.
İzâ temazmaza ehadüküm hutta mâ esâbe bihî. “Gerek ağzından gerek burnundan ne gibi bir hatalar yaptıysa onlar, o abdest alırken onların hepsi silinir gider.” Ve izâ ğasele vechehû. “Yüzünü yıkamaya başladı, işte yüzünü bak yıkarken.” hutta mâ esâbe bi-vechihî. “Yüzüyle yapılmış ne gibi bir hataları, kusurları varsa onlar da silinir.” Ve izâ ğasele yedeyhi. Ellerini zikretmedi, eller dirseklerle beraber yıkandığı için. Ğasele yedeyhi. “Yine kollarını yıkadığı vakitte.” Hutta mâ esâbe bi-yedihî. “Bu elleriyle yapmış olduğu hatalar, onlar da silinir.” Ve izâ mesaha bi-ra’sihî. “Başına mesh verdiği vakitte.” Tenâsarat hatâyâhu min usûli’ş-şa’ri. “Bu saçlarının içerisinden hataları dökülür gider.” Ve izâ ğasele kadameyhi. “Ayaklarını yıkadığı vakitte.” Hutta mâ esâbe bi-ricleyhi.
Bu vakitte uzuv olaraktan gidiyor da şimdi bir insan abdest aldı mı hiçbir günahı kalmaz, tertemiz olur, yalnız bir şart ile. Abdest alırken; “Niyet ettim senin rızan için abdest almaya yâ Rabbi, Bismillâhirrahmânirrahîm.” diyerek abdest dualarını okuyarak alırsa hiçbir günahı kalmaz. Abdest aldığı vakit günah-ı sağâir dedikleri ufak günahların hepsi dökülür. Çünkü Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna günahsız olarak gidecek. Fakat Bismillah’sız hemen abdest alıverdiyse, yıkandıysa böyle abdesti abdesttir ama yalnız abdest âzâları temiz olur diğer vücut temiz olmaz. Diğer vücudan da her tarafı temiz olması için abdest alırken niyetle beraber Bismillâhirrahmânirrahîm diye dualarıyla başlamaktır.
Kemâ tehâttü varaku hâzihi’ş-şecerati. “Ağacın yaprakları kuruduğu vakitte nasıl dökülüyorsa o adamın üstünden de günahlar böyle dökülür.”
Binâenaleyh;
İzâ tevadda’a’l-abdü. “Abdestimizi güzel aldık.” Fe-ahsene’l-vudûe. “Abdesti yerinde, güzel oldu.” Sümme kâme ile’s-salâti. “Geldik namaza.” Fe-etemme rukû’ahâ ve sücûdehâ. “Ayakta duruşu, kıraati, rükûu, sücûdu, kıraati... güzel güzel yerinde.” Kâlet. “Hal diliyle namaz diyor ki.” Hafizekallahü kemâ hafiztenî. “Sen beni, benim hakkıma riayet ederekten ne güzel namaz kıldıysan Allah da seni böylece her türlü âfatlardan belalardan muhafaza etsin.” Sümme us’ide bihâ ile’s-semâi. “Sonra bu melek bu namazı alır semaya çıkarır.” Ve lehâ dav’un ve nûrun. “Bu namazda bir nur bir ziya vardır.” Ve füttihat lehâ ebvâbü’s-semâi. “Gök kapıları açılır, kulun namazı geliyor diyerekten istikbal ederler.”
Bu güzel yaptığı vakitte.
Ve izâ lem yuhsini’l-abdu’l-vudû’a. “Abdestini alırken konuşa konuşa, hem konuşuyor hem abdest alıyor, aklı fikri başka yerlerde, böyle bir abdest aldı.” Ve lem yutimme’r-ruükû’a ve’s-sücûde. “Rükû ve sücûda da dikkat etmedi, Allahu ekber diyor hemen Allahu ekber diyor kalkıyor.”
Olmadı. Cenâb-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in rükûda okuduklarını, rükûdan sonra okuduklarını, secdede okuduklarını, secdeden sonra oturdukları arada -biz celse diyoruz ona- o aradaki duaları çok kıymetli dualardır.
Celsedeki dua;
Allahümmemağfirlî. Ne güzel! Ve’r-hamnî ve’c-bürnî ve’r-zuknî ve âfinî ve’h-dinî va’fu’annî. Bunlar Türkçedir, yani Türkçeleşmiş kelimelerdir. Bunlar hepimizce malumdur, bunu diyor da ondan sonra ikinci secdeye gidiyor.
Secde duası da uzunca.
Bunlara dikkat etmedi, rükû sücûdu böyle gelişi güzel kıldı, kıraatine dikkat etmedi. Kâlet. “Namaz lisân-ı hâliyle diyor ki.” Dayye’akellah. “Allah seni zâyi etsin.”
Nasıl namaz kıldın böyle?
Hâlikın huzurunda böyle namaz mı kılınır? N’aptın sen?
Kemâ dayya’tenî. “Beni zâyi ettiğin gibi Allah da seni zayi etsin.” der, namaz lisân-ı hâl ile onun aleyhinde konuşur.
Sümme us’ide bihâ ile’s-semâi. “Melekler bunu da çıkarırlar semaya. Çıkarırlar ama.” Ve aleyhi zulmetün. “Simsiyah.”
Öteki parıl parıl parlıyor bu simsiyah, zulmet içerisinde. Ama bununla beraber;
Ve ğullikat ebvâbü’semâi. “Sema kapıları da kapanır.”
Nereye geliyor, sen layık değilsin yukarı çıkmaya dur bakalım, der semaya da çıkarmazlar.”
Sümme tüleffü. “Ondan sonra.” O tâbir. Tüleffü kemâ yüleffü’s-sevbü’l-halaku. “Eski esbablar nasıl bir fukaraya verilmek için dürülüyor bohçalanıyor, bunun gibi dürülür.” Sümme yudrabu bihâ vechû sâhibihâ. “Ondan sonra kıyamet gününde, ‘Senin kıldıkların bunlar mıydı? Al!’ diyerekten yüzüne çarparlar.”
Allah muhafaza etsin.
Deylemî ve Taberânî’nin Hz. Übâde’den rivayeti.
Mevlid her zaman dinliyoruz değil mi?
Mevlidin başında ne diyor?
Allah adın zikredelim evvela.
Her işin başında Allah’ın adını an, her işin başında Bismilah de. Evine girerken çıkarken, düşündüklerini açarken kaparken, yemeğini yerken, hatta her lokmasında bir bismillah dersen daha efdal olur.
Altında ne diyor?
Her nefeste Allah adın di müdâm.
Her nefeste...Hiçbir nefesin Allah’ın zikrinden hâli olarak çıkmasın ağzından.
İki tane nimet var; bir girmek bir de çıkmak. Giren çıkmazsa patlarız, girmezse yine patlarız. Nefesi hem alacağız hem vereceğiz, iki nimet. İki nimeti beceremediğimiz takdirde yani girmiyorsa yahut çıkaramıyorsak ölürüz. Binâenaleyh şükrü lazım onun için;
Her nefeste Allah adın di müdâm.
Allah adıyla olur her iş tamam.
Binâenaleyh Allah’ın adını unutmamak için şimdi on defa da lâ ilâhe illallah diyelim.
Lâ ilahe illallah...
Lâ ilahe illallah ne kadar derse desin, Muhammedün Resûlüllah demedikçe insan müslüman olmaz.
Yere baktı göğe baktı, “Bunun sahibi Allah.” dedi. Müslüman olur mu?
Olmaz.
Ehl-i tevhid, Lâ ilahe illallah Muhammedün Resûlüllah ile tamam olur. Muhammedün Resûlüllah demeyenler ehl-i tevhidden sayılmaz.
Onun için Cenâb-ı Hakk’ın kulunu sevmesi bir şeye bağlı; kulunun kendisini çok zikir etmeye bağlı. Kul Hâlık’ını ne kadar çok zikrederse Hâlık da kulunu o kadar çok sever. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e ne kadar çok salât ü selâm getirirsek Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in muhabbeti de içimizde o kadar çok olur. O da bize dualar eder. Peygamberimiz’in duasına mazhariyet ne büyük devlettir! Onun hayatındayken onun duasını alanlar neyse bugün de yine hayattadır, onun manevî bir hayatı var, o hayatında da yine bizim salât ü selâmlarımıza dualar ederler. Bizim iyiliğimiz, kemalimiz için Cenab-ı Haktan iyilikler isterler ki dualarıda müstecabtır. Ona salât ü selâmı çok ettiğimiz takdirde biz de iyilerden oluruz. Onun için elinden gelirse Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e çok salât getir.
Hz. Ömer radıyallahu anh Peygamberimiz’e demiş ki;
“Yâ Resûlallah! Ben seni çok seviyorum ama canımdan fazla da değil.”
Çok seviyorum ama canım.
“Olmadı yâ Ömer! İmanın iman değil. Ne zaman canından daha çok seversen o zaman imanın iman olur.” demiş,
O zaman demiş;
“Yâ Resûlallah! Canımdan da çok.
Temme îmâneke. “İşte imanın şimdi tamam oldu.” demiş.
Çünkü O olmasaydı biz müslüman olmazdık . Ateşe mi tapacaktık, puta mı tapacaktık, kim bilir neye tapacaktık?..
E bizi o dalâlet yollarından kurtaran Cenâb-ı Peygamber’dir. Onun için Cenâb-ı Peygamber’e çok saygı göstereceğiz, hürmet göstereceğiz. Saygının hürmetinin neticesinde ona yapacağımız salât ü selâmlar ve O'nun için yapacağımız hayırlardır.
Geceleri radyoların başında, televizyonların başında saatlere kadar bu aziz ömrünü ifnâ edeceğine yarım saat otur da Allah de, yarım saat de peygambere salât ü selâm getir. Büyük bir nimettir. Fakat bu radyo televizyonun başından kalkmamıza imkan yok, hatta şunu da seyredeyim de bunu da seyredeyim derken saatler geçiyor da ona acımıyoruz da “Resûlullah’a salât getireceğiz.” “Ooo!..” diyoruz.
Allah hepimizi affetsin.
Hazırlanalım. “Bu hazırlık her gece hiç olmazsa yüz her akşam insan bin tane salât okumalı. Çok değil yarım saatte okur insan bin taneyi.
Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed... ama saygıyla, hürmet ile.
Kur’an okunurken öyle apışıpta Kur’an okumak, salât ü selâm getirirken apışıp da salât ü selâm getirmek, Allah derken öyle bacaklarını uzatmış... Özrü olur başka da, öyle yani terbiyenin dışında yapılan şeyler makbul değildir. Edebe ve terbiyeye uygun olaraktan Allah’ın zikri, peygambere salât ü selâmlar makbul olur, inşallah şefaatlerine de nail oluruz.
Allah kusurlarımızı affetsin. Tevfikât-ı samadâniyesine mazhar etsin. Sevdiği ve razı olduğu kullarının arasına kabul etsin.
Hayat fâni! Hayat fâni...Herkes geldiği gibi gidecek. Burada Allah’ını tanıyıp da gitmek en büyük devlettir. Hem tanıyalım hem de emirlerine itaat eden kullarından olalım inşallah.
Lillahi’l-Fâtiha.
Haram, İslamiyet,
Namaz, Oruç, Zekat,
Camiye Gitmek,
Abdesti Düzgün Almak,
