Tefekkür, İlim, Amel, Niyet, Sünnete Uymak, Efendimizi Sevmek, Müslümanlar Kardeştir

Tefekkür, İlim, Amel, Niyet, Sünnete Uymak, Efendimizi Sevmek, Müslümanlar Kardeştir
Eûzubillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm
el-Hamdülillâhi rabbi’l-âlemin ve’l-âkibetü li’l-muttakîn es-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn. İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullâh fe-enne efdale’l-hedyi hedyu Muhammedin sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem ve şerre’l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâr fe bi’s-senedi’l-muttasili ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Lâ kırâate illâ bi-tedebbürin ve lâ ibâdete illâ bi-fıkhin ve meclisü fıkhin hayrun min ıbâdeti sittîne seneten.
Okumak, okuyoruz Para etmez. İllâ bi-tedebbürin. Düşünerek, okuduğunu anlayaraktan tedebbür ile okunan okunandır. Yoksa ne okuduğunu bilmeyerek teybin [okuduğu gibi]. Aç şimdi teybi. Demin bir hafız okuyordu evde dinledim. Ne güzel sesi var. Çok güzel okuyor. Ama bu tedebbür olmayınca bu okuyuşlar, okumalar fayda vermiyor.
Ve lâ ibâdete illâ bi-fıkhin. Bak, bak, bak. Ve lâ ibâdete. İbadet de sahih olmaz. İllâ bi-fıkhin. İlmini bilmek suretiyle.
İlmini bilmek suretiyle, hangisi farzdır, hangisi vaciptir, hangisi sünnettir, hangisi müstehaptır? Neyi yapamazsan secde-i sehiv lazım gelir, neyi yapamazsan bir şey lazım gelmez? Mesela bunları bilmedikçe de ibadet sahih olmaz.
Şimdi şunu da dinleyin ama. Ne kadar büyük bir tebşirat.
Ve meclisü fıkhin. Bir meclis ki bu mecliste Allahu Teâlâ’nın emirleri ve Peygamberimizin sözleri söylenir. Hayrun min ıbâdeti sittîne seneten. Bu meclisteki gibi olan amel dolayısıyla bir ibadettir ki altmış senelik ibadete teferrüt eder. Bundan hayırlı yani. Hayrun diyor. Min ıbâdeti sittîne seneten. Altmış sene ibadet edeceksin. Ama fıkhın yok, Allah ve Resulünün sözlerini dinlemiyorsun. Bunu dinlediğim vakit bu altmış senelik ibadetinden hayırlı olur.
Onun için diyor ki;
Lâ kavle illâ bi-amelin. Sözün hükmü yok. Eğer sözünün amelini yapabiliyorsan o zaman iyi. Ve lâ kavle ve lâ amele illâ bi-niyyetin. Sözün iyi, amellerin de iyi ama niyetin nedir Allah bilir.
Niyetin iyi olmadıkça gelir mesela bir insan güzel okur, güzel de namaz kılar ama içerisini bilmiyoruz ki belki beni kandırmak için yapıyor. Belki seni kandırmak için yapıyor. Niyetini bilmiyoruz. Niyeti ancak Allah biliyor. Onun için bu niyet de sahih olmadıkça bu sözünün de bu amelinin de faydası yok
Ve lâ kavle ve lâ amele ve lâ niyyete illâ bi-isâbeti’s-sünneti.
Buraya çok dikkat lazım.
Ne sözün kıymeti var, ne amelinin kıymeti var, ne de niyetin kıymeti var. Bütün şeyler bi’n-niyyât. Bütün ameller niyete bağlıdır. Amma o niyet ki sünneti seniyyeye uygun değildir onun da kıymeti yok.
Binaenaleyh sünneti seniyyeye bakınız ne kadar şey var. Sünneti seniyyeye uymak ve onun üzerinde hareket etmek insanın yegâne saadetidir.
Lâ yü'minü ehadüküm. Sizin biriniz iman sahibi olamazsınız. Lâ yü'minü. İman etmiş değildir. İman sahibi değildir. Ehadüküm. Sizden biriniz. Hattâ ekûne ehabba ileyhi min veledihî ve vâlidihî ve’n-nâsi ecma’îne. Hatta ben buna bu iman eden insana anasından babasından bütün insanlardan daha ziyade sevgili olmadıkça.
Peygamberini insan anasından, babasından bütün insanlardan daha fazla sevmedikçe [olmaz].
Ben bu adamı çok seviyorum ya.
Niçin?
Çok izzet ü ikramı var bana. Onun için bayılıyorum bu adama.
Ama Peygamberin yanında herkesten daha çok sevilmeye layık olan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Çünkü bizi İslam nimetine eriştirmiş, Allah'ın rızasını kazanmaya yollar göstermiş. Bundan daha büyük ne devlet olur?
Sonra Resulullah Efendimiz, öyle onu bilmek çok, biraz da müşkül ha. Resulullah boyuyla postu ile, kalıbıyla, kıyafetiyle bilinmez. Bilinmesi de iyidir ama asıl iş onun içerisinde. Onun için onun hayatıyla mematı müsavidir. O bugün de hayattadır yani. Bugün de haydır Resulullah. İşte bu sözler onun sözleridir. Onun sözleridir, onun hayatının alametidir bunlar.
Binaenaleyh Peygamber göçtü demek yahut vefat etti demek caiz değil. Hayat, hayat-ı manevî diyorlar. Hayat-ı manevî ile haydır peygamberler. Hatta hayat-ı manevî ile hâydır. Hatta Allah rızası için şehit olan şüheda. Kim olursa olsun, çoban Ahmet dayının oğlu. Bu da çoban fakat harp de şehit düştü. Ölmez.
Ve lâ tekûlû li-men yuktelü fî sebîlilahi emvâtün.[2/Bakara 154.]
“Onlara siz ölü demeyin.”
Niçin?
Hak yolunda öldü.
Bel ahyâün. Belki onlar hayattadırlar. O hayattan sizin haberiniz yoktur. Yani hayat-ı manevîye o hayat. Haydırlar.
Bir şehit ki bu mertebeye erişir de bir peygamber [erişmez mi]? hepsi de böyledir peygamberlerin. Hassaten bizim Peygamberimiz. Ona ölüm erişmez. Hayat-ı manevî ile haydır.
Onun için onun sevgisi herkesi sevmekten daha âlâ ve daha üstündür. Yapamadıkça olmaz, Müslüman olunamaz.
Lâ yü'minü ehadüküm hattâ ekûne ehabba ileyhi min veledihî ve vâlidihî ve’n-nâsi ecma’îne.
İnsan evladını sever, en çok sevdiği evladıdır. Fakat evladından daha çok, anadan babadan daha çok, bütün insanlardan daha çok peygamberini sevmedikçe mümini kâmil olamaz. Mümini kâmil olamadıkça da … Halbuki cehennemlik bir adam işte. Ayıplarken de öteki bir adamı ayıplar, cehennemin dibine kadar sokar, yerin dibine kadar sokar, ama Cenâb-ı Hakkın sevgilisidir belki de. Gönlünü bilmezsin ki.
Lâ tekûnû ayyâbîne ve lâ meddâhîne ve lâ ta’ânîne ve lâ mütemâvitîne.
Binâenaleyh siz ayıp edici, meth edici olmayın. Ve lâ ta’ânîne. Ta’ânîn de ayyâbînin bir eşi.
Ta’n edici, nesebin böyle hasebin şöyle, sen şuradan geldin sen buradan geldin. Şöyle bir adamsın, soyun belli değil, bilmem ne diyerekten yine ayıplamanın bir nevi.
Ve lâ mütemâvitîne. Kesel, tembel adam diyerekten ona buna da ad takmayın.
Allah kusurlarımızı affetsin. Cümlemizi tevfîkât-ı samedâniyesine mazhar etsin. Sevdiği ve razı olduğu kullarının arasına cümlemizi kabul etsin.
Son laf olaraktan yine hepimiz Müslümanız. Müslümanlar kardeştir, Başkalık yok. Müslümanlar kardeştir, kardeşlikte birlik vardır, Birlikten her şey doğar, birlikten ayrılırsan her şey berbat olur.
Tevhid Lâ ilâhe illallah’dır. Birlikle olur. Orada 24 tane harf bir araya gelmiş tevhid olmuştur. Ayrılırlarsa tevhid bozulur. Müslümanlar da sağ ile sol, şark ile garb, ön ile arka her nerede olursa olsun Müslüman olduktan sonra kardeştir vesselam. Himaye edeceksin, yardım edeceksin, elinden tutacaksın, ne yapacaksan yapacaksın. Kardeşe yapmak ne lazımsa ona da öyle yapacaksın.
Onun için kardeşlerimiz hakkında hepimiz birbirimize sarılarak el birliği ile. Canım bunu hepiniz bilirsiniz baba ölüyormuş da. Bildiğiniz hikâye ama ölürken bir demet getirtirmiş çalı çırpılardan. Demiş oğlum şunları kırı kırıverin demiş. Çocuklar da hemen çıt çıt kırmışlar. Bağlayın bir yere demiş, şimdi koparın bakayım, aı aı kopmamış. Bir olursanız böyle olursunuz, dağılırsanız böyle olursunuz.
Allah bize akıl versin.
el-Fâtiha!
İhanet, Cennet
Nimetleri, Hacamat, Peygamberimizi
Tartışmada Susmak,
Rızık Temini, Deccalin
