Ayakkabı Giymenin Adabı, Meclise Girmenin Adabı, Namaz, Secde, Kaybolan Eşya

Ayakkabı Giymenin Adabı, Meclise Girmenin Adabı, Namaz, Secde, Kaybolan Eşya
Elhamdülillahi Rabbil âlemin ve’l-âkibetü li’l-müttekîn vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.
İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullah ve enne efdale’l-hedyi hedyü muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerra’l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve küllü dalâletin fi’n-nâri. Ve bi’s-senedi’l-muttasıli ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl;
Ahmed b. Hanbel’in, Buhârî’nin, Müslim’in, Tirmizî’nin vesairenin Hz. Ebû Hüreyre’den rivayet ettiği bir hadistir ki İslâm’ın edeplerinden bir edeptir, edep.
Ne diyor?
“Ayakkabılarınızı giyerken evvela sağ ayağınızı giyiniz.”
Diyeceksiniz ki bundan ne olur?
İster sağımı giyerim ister solumu giyerim bundan ne çıkacak yani?
Ama Cenâb-ı Peygamber bizi bir edebe alıştırıyor ki yemekte sağ elinle ye, alırken sağ elinle al, verirken sağ elinle ver, giyerken de sağ ayağını giy, evinden çıkarken de sağ ayağını at da çık. Sağa karşı insanlarda bir gelişmenin usulüne vesile. Binâenaleyh;
İzente’ale ehadüküm fe’l-yebde’ bi’l-yümnâ. “Evvela sağ ayağını giy.” Ve izâ hale’a. “Ayakkabılarınızı çıkarırken de.” Fe’l-yebde’ bi’ş-şimâli. “Evvela solu çıkarın ayağınızdan.”
“Giyerken sağınızı giyin, çıkarırken de solunuzu çıkarın.” Camiye girerken de öyle. Camiye girerken evvela sağ ayağını atarsın, duası da var duasını okursun. Duasını bilmiyorsan; “Yâ Rabbi! Hakkımda hayırlısını et, mübarek et, şu et, bu et!” diye güzel güzel bildiğin şeylerden yalvarırsın Cenâb-ı Hakk’a.
Niçin böyle yapacakmışız?
Li-teküni’l-yümnâ evvelühümâ. “Sağ ilk giyen ayak olsun.” Ve âhirahâ tenze’a. “Son çıkarılan ayak olsun.”
Allah kusurlarımızı affetsin.
Buna çocuklarımızı da, daha çocukken küçüklerimize alıştırmak lazım! Giyerken sağından giydir. Elbisesinde olsun, dersinde olsun, gidişinde olsun, her nerede olursa olsun sağını takip etmesini çocuk öğrensin.
İze’n-tehâ ehadüküm ile’l-meclis. “Bir meclise gittik, nerede olursa olsun.” Fe-in vüssi’a lehû. “Bize mecliste yer açtılar. “Buyurun” dediler bir yer gösterdiler.” Fe’l-yeclis. “O gösterilen yere otursun.” Ve illâ. “Baktı ki kimse yer gösterecek durumda değil, kalabalık. Herkes kendisi sıkışık bir halde kimse kimseye bakmıyor, o zaman.” Fe’l-yenzur ilâ evse’ı mekânin yerâhü. “Baktın ki nerede boşluk var? Nerede boşluk var, nerede görürsen.” Fe’lyeclis fîhi. “O boş gördüğü yere gitsin otursun, kimseyi rahatsız etmesin.”
İze’n-tehâ ehadüküm ile’l-meclis.”Gittik bir meclise, girince.” Fe’l-yüsellim. “İlk vazifemiz esselamü aleyküm demek.”
Meclise girdiğimiz vakitte ilk vazife esselamu aleyküm demek. Eğer bir kimse bir meclise gelir de bu selamı vermeden oturursa, buna “Hoş geldin!” demek caiz değil. “Ne yapıyorsun” demek de caiz değil. Çünkü o İslâm’ın ilk şartını, ilk vazifesini yapmadı. İlk vazifesi müslümanlara bir dua edecek, selamet duası. Selamün aleyküm demek, “Cenâb-ı Hakk’ın selamı üzerine olsun. Sen sağ ol, selamette ol, rahatsız olma, zaruret görme, belalar görme, rahat ile yaşa.” Bir ufacık kelam ama bir çok dualara şamil! E buna çekiniyor, müslüman kardeşine bunu çok görüyor.
Geldi selam verdi, Fe-in bedâ lehû en yeclise. “Baktı ki bir yerler de boşluk var.” Fe’l-yeclis. “Otursun oraya.” Sümme izâ kâme. “E gidecek oldu tabii, giderken de.” Fe’l-yüsellim. “Yine evvelce bir selam verdi ya, giderken de yine esselamu aleyküm diyerekten öyle git.”
Selamı hem evvela versin hem de sonradan giderken de versin.
Fe-leyseti’l-ûlâ bi-ehakka mine’l-âhirati. “Evvelki yaptığı selam sondaki selam için kafi değildir.”
İzâ ente kumte fî salâtike...
Şimdi Cenab-ı Peygamber bize namazımızı tarif ediyor. Namazı kılmayı nasıl kılacaksınız?
İzâ ente kumte fî salâtike. “Abdestimizi aldık, namazımıza geldik, evvela.” Fe-kebbirillahe.. “Allahuekber de.” Sümme’k-ra’ mâ teyessere aleyke mine’l-kur’âni. “Ondan sonra Kur’an’dan ne biliyorsan onu oku.”
Bir insan Elham’ı okumasını unutursa namazı sahihtir, secde-i sehiv yapar namaz tamam olur, fakat Şâfii’ye göre farzdır, Fâtiha’yı okumazsa namazın iadesi lazımdır. Çünkü Peygamber Efendimiz’in Fâtiha’nın okunması hakkında müteaddit hadisleri vardır. Fakat bu da onun hadisidir ki;
İkra' mâ teyessere aleyke mine’l-kur’âni. “Kur’an’dan sana ne kolay geliyorsa onu oku.” Fâtiha’yı zikretmedi, onun için Fâtiha’nın okunması bizce vaciptir, unuttuğumuz taktirde secde-i sehiv ile namaz tamam olur.
Kur’anımızdan okuduk tamamladık. Sümme izâ ente rek’ate. “Rüküye gideceğiz ya.” Fe’s-büt yedeyke alâ rukbeteyke. “Dizlerinin üzerine ellerini sıkıca yapıştır, sabitle, orada iyice sabit kıl.”
Ne kadar?
Hattâ yetmainne küllü uzvin minke. “Şöyle her uzvun rahatlansın, yerine gelsin.”
Çabuk gitme yani acele etme, dinlenmiş olasın rükuda. Biz üç kere sübhâne rabbiye’l-azim deriz, kısası bizde. Çünkü uzununa tahammülümüz yok. Cenâb-ı Peygamber Efendimiz sallalahu aleyhi vesellem rükûda şunu okurlardı;
Allahümme leke reka’tü ve leke haşa’tü ve bike âmentü ve leke eslemtü ve aleyke tevekkeltü ente rabbî haşe’a sem’î ve basarî ve muhhî ve azmî ve asabî ve mestekallet bihî kademî lillahi rabbi’l-âlemîne.
Rükûda bunu okurdu, ondan sonra kalkar.
Sümme izâ refa’te ra’seke fa’tedil. “Hemen ikinci secdeye inme, orada dur. Rükûda nasıl durdun dinlendin, ayakta rükûdan sonra da dur.”
Orada da Efendimiz şöyle okurdu;
Rabbenâ ve leke’l-hamd mil’e’s-semâvâti ve mil’e’l-ardı ve mil’e mâ şi’te min şey’in ba’de ehli’s-senâi ve’l-mecd. ehakka mâ kale’l-abdü ve küllünâ leke abdün lâ mâni’a limâ a’tayte ve lâ mu’tıye limâ mena’te ve lâ yenfe’u zed’l-cedd minke’l-cedd.
Ondan sonra secdeye inerdi. Onun için biz Araplarda, -mesela hacca gittiğimiz vakitte onların kıldırdığı namazlarda- “Ooo ne kadar uzun yapıyor!” diyoruz. Bu duaları okuyorlar da onun için uzun oluyor.
Fa’tedil. “Bu îtidali muhafaza et, hemen tavuğun yem topladığı gibi başını kaldırıp indirme.” Hattâ yerci’a küllü uzvin minke. “Her âza yerli yerine yerleşsin.” Sümme izâ secedte. “Secdeye vardığın zaman.” Fa’tmein. “Orada da itminân hasıl olsun, hemen başını koyupta kaldırma.”
Biz üç kere sübhâne rabbiye’l-âlâ deriz. Bir kere demekle de caizdir demişler ama, bir kere desen de namaz sahih olur, fakat üç kere demesi mendup.
Efendimizin secdede okuduğu ise;
Allahümme leke secedtü ve bike âmentü ve leke eslemtü secede vechiye lillezî halakahû ve savverahû ve şakka sem’ahû ve basarahû ve tebârakellâhu ahsenü’l-hâlikîne. Allahümme secede leke sevâdî ve hayâlî (secede sevâdî ve hayâlî) ve âmene bike fuâdi ebûu bi-ni’metike aleyye ve ebûu bi-zenbî ve hâzâ mâ ceneytü alâ nefsî fağfirli fe-innehû lâ yağfiru’z-zunûbe illâ ente der, secdede bunu okurdu.
Secdeden kalktıktan sonra diyor ki; “Yine îtidalini muhafaza et, hemen ikinci secdeye inme. Hemen ikinci secdeye gitme.”
Ne diyeceksin?
Allahümmağfirlî ve’r-hamnî ve’c-burnî ve’r-zuknî ve âfinî ve’h-dinî va’fu annî.
Bu çeşit rivayetler var, bazısı bir eksik bir fazla rivayetler var. Fakat iki secde arasında bu kadarcık bir dinlenmeyi Efendimiz îtidale hamletmişler.
Sümme misle zâlik. “Bundan sonra.” Fe-izâ celeste fî vasatı’s-salâti. “İkinci rekât oldu oturduk.” Fa’tmaen. “Orada da itminân hasıl olsun.” Fefteriş fuhizeke’l-yüsrâ. “Sol ayağını yatır.”
Sol ayağını yatır, sağ ayağını dik. Baş parmağını da kıbleye karşı tut.
Sümme teşehhed. “Ondan sonra ettehiyyatüyü oku.”
Teşehhüdde ettehiyatüyü oku. Eğer son oturuşsa ettahiyyattan sonra salavâtarı da okuruz. İkindinin sünnetiyse, yatsının sünnetiyse; ikinci rekâttan sonra, -ettehiyyattan sonra- salavâtları da okuruz. İkinci rekâtta oturduğumuzda ikişer rekâtlı namazlar, nafile namazlar gibi. İkişer olunca ettehiyattan sonra Allahümme salli ile Allahümme barik de okunur, üçüncü rekâta kalkıldığı vakitte sübhaneke ile başlanır ama öğlende istemez. Öğlende sünnet dörttür. O zaman yalnız ettehiyyâtü okunur, ettehiyyeden sonra üçüncü rekâta kalktığımız vakitte doğrudan doğruya Elham’la başlarız.
İzâ enzelellâhu bi-kavmin azâben.
Allah affetsin günahlarımızı.
“Cenâb-ı Hak bir kavme bir azap göndermek istediği vakitte.”
Mesela Lut kavminin azabı ve ona göre birçok kavimlerin azapları da oldu böyle. Tabii bu azaba müstehak olan kavimlerin içerisinde bir çok iyiler de var. İyiler de var ama;
İzâ enzelellâhu bi-kavmin azâben esâbe’l-azâbü men kâne fîhim. “Orada kim varsa hepsine o azap isabet eder.”
Lut kavminde ve diğer kavimlerde olduğu gibi.
Sümme bu’isû alâ a’mâlihim. “Sonra âhirette ba’s olunduğumuz vakitte herkes ameline göre ba’s olunur.”
Mutlaka siz kötülerle beraber öldürüldünüz diyerekten kötülerle beraber haşrolunmazlar.
Yine buyurulmuş ki;
İze’n-sarahte min salâti’l-mağribi. “Akşam namazını kıldık, kıldıktan sonra.” Fe-kul. “De ki.” Kable en yetekelleme ehaden. “Hiç kimseyle konuşmadan, hatta farzın arkasından ne diyeceğiz?”
Allahümme ecirnî mine’n-nâri seb’a merrâtin. “Yedi defa Allahümme ecirnî mine’n-nâri.”
Çünkü hatadan salim değiliz, kusur sahipleriyiz. E namazımızı kıldık ama Cenâb-ı Hak’tan böyle bir dilekle; “Yâ Rabbi! Beni cehennemden himaye et, muhafaza et, koru! Biz azaba layık olanlardan olmayalım!” diye bu duayı Cenâb-ı Peygamber tavsiye ediyor . Hem de yedi kere söylemek şartıyla.
Ne olacak?
Fe-inneke izâ kulte zâlike sümme mütte fî leyletike kütibe leke civârun minhâ. “O akşam rahmeti rahmana kavuştuk, ecel geldi aldı, ama bu duayı da yapmıştık. O zaman bizim defterimize yazılır ki, ‘Bu cehennemden muhafaza olunacaktır, himaye olunacaktır.’” Ve izâ salleyte’s-subha. “Sabah namazını da kıldığınız vakitte.” Fe-kul kezâlik. “Yine böyle yedi kere Allahümme ecirnî mine’n-nâr, Allahümme ecirnî mine’n-nâr, Allahümme ecirnî mine’n-nâr dememizi tavsiye buyuruyorlar ki yine bugün emrihak vâki olacak olursa yine bu insan cehennemden vikâye olunur.”
Böylece emrolundu.
Ebû Davud ve Müslim’in rivayetleridir.
Halbuki biz sabah namazlarında da 10 kere lâ ilahe illallahu vahdehû lâ şerîke leh... tavsiyesi vardır, ondan sonra Allahümme ecirnî mine’n-nâri ve edhılne’l-cennete me’a’l-ebrâr ve zevvicnâ bi-hûri’l-‘în diyerekten şu iki kelimeyi de arkasından ilave ederiz ki bu da Peygamber sallalahu aleyhi ve sellem’in yine bir tavsiyesidir.
İzâ enfaka’r-racülü alâ ehlihî. “Ehil; efradı aile. Efradı ailesine infak ediyor. Yemekler, içmekler... ihtiyaç olan şeyler infak eder.” Ve hüve yahtesibühâ. “İstiyor ki bunun sevabı da benim olsun, hem bir vazifemdir efradı aileme bakmaklığım, aynı zamanda da onun bir sevabını Cenâb-ı Hak’tan istiyor.” Kânet lehû sadakaten. “Onun bu yaptığı iyilikler sadaka yapmışcasına kendisine yazılır.”
Çünkü evvela insanın kendi nefsi sonra efradı ailesi, ondan sonra dışarısı. Ondan dolayı;
İzâ enfekati’l-mer’etü min beyti zevcihâ ğayri müfsidetin. “Hanımefendi evinden bazı fukaralara bazı şeyler -ekmek, eskimiş entari yahut daha bir şey ayakkabıdır şudur budur- veriyor. Yahut para da veriyor belki, veriyor ama çok vermiyor.” “Zarar verecek kadar değil, eve zarar verecek kadar değil. O verdiklerinden.” Kâne lehâ ecruhâ. “O kadına bir ecir var.” Bimâ enfakat. “Ne kadar verdiyse.” Ve li-zevcihâ ecruhû bimâ kesebe. “Kocasına da ecir var, hanımın bu sadakasına rıza gösterdiği için.”
Lâ yenkusu ba’duhüm min ecri ba’dın şey’en. “Hiçbirisinin de ecrinden bir şey eksilmez.”
Buna on verdim buna da beş vereyim. Buna da üç vereyim yok. Hepsine aynı şekilde verilir.
Müslim ve Buhârî’nin de dahil olduğu birçok raviden rivayet edilmiş. Hz. Aişe validemizden.
İze’n-kata’a şis’u na’li ehadiküm ev şirâkühû. “Bir insanın ayakkabısından bir parçası kopsa giyilmeyecek hale gelse, ayakkabısının teki koptu parçalandı, giyilecek bir durum yok.” Fe-lâ yemşi fi’l-uhrâ. “Bir tek ayakla yürümesin.”
Baktık ki bu ayakkabı işe yaramıyor. Altı kopmuş eskimiş. Eh öteki sağlam onunla yürüyelim.
Hayır!
O koptu, yürünemeyecek gibiyse onunla yürüme!
Hattâ yüslihahâ. “Ya onu yap, ıslah et, giyecek hale getir, öyle ikisini birden giy git. Tek olaraktan tek ayakla gitme.”
Şimdi buradan ders çok çıkar.
Neden?
Şimdi bir ayağında ayakkabı var o muhafaza olunuyor. Diğer ayakta ayakkabı yok, o çamura da batacak, soğuğa da batacak müteessir ve müteezzî olacak; birisi rahatta, birisi eziyette. Birisi rahatta birisi eziyette sen buna razı olma. Ayağının ikisi de senin ama olsun, ayağının birisi rahatta selamette, diğeri ise eziyette, sen buna razı olma. Ya onu da rahata kavuştur yahut ötekine de onu iştirak ettir, eş olsun; ikisi de üşüsün ikisi de çamurlansın yahut ikisi de iyi olsun.
Burada birçok ders var. Bunun dersini size havale edeyim, siz bundan güzel dersler çıkarırsınız.
Bu Buhârî’nin de, Neseî’nin de, Ahmed b. Hanbel’in de naklettikleri bir hadistir.
Yine buna karşı bir tane daha var.
İze’n-kata’a şis’u ehadiküm fe-lâ yemşi fî na’lin vâhidetin. “Tek bir ayakla yürüme. Ayakkabının bağı koptu giyemiyor, giyilecek hâl kalmadı. Öyleyse sen.” Fe-lâ yemşi fî na’lin vâhidetin. “Tek ayaklı yürüme, haksızlık yapma.”
Ayağının birisi rahatta, birisi de rahatsız halde. Bu adaletsizlik! Adaletsizliğe razı olma! Ya ikisi de çıplak, ya ikiside kapalı olacak.
Burada çok ders var. Buna çok dikkat etmenizi rica edeceğim.
Hattâ yüsliha şis’ahû ve lâ yemşi fî huffin vâhidin. “Tek mesh ile de yürüme.”
Mestimizin birisi koptu bir şey oldu, o tek ile yürüme.
Ve izâ bâ’a’r-racülü bey’an min racüleyni. “İki kişi bir ev aldılar. Bu da pazarlık yapmış almış, o da pazarlık etmiş sonradan o da almış. Adam ikisine de vereyim demiş. Evvela kime dediyse -şimdi ikisi de kavga ediyorlar, sen benim diyorsun, o da benim benim, diyor-evvela sana kim dediyse, pazarlığı evvela kim yaptıysa söz aldıysa mal onundur. İkincinin “bana da verdiydi” demeye hakkı yok.
Allah kusurlarımızı afv u mağfiret eylesin. Tevfîkât-ı samedâniyesine mazhar eylesin. Cümlemizi fazl u keremiyle nefsin, şehvetin, şeytanın elinden kurtulup o güzel cennetine müstahak, istihkak getiren kullarının zümresine kabul buyursun.
El-Fâtiha!
Geçimlilik, Gerçek
Alim, Abid, Tefekkür,
Affedici Olmak,
Günahlardan Kaçınmak, İnsanın
