Komşuluk, Rızık, Zikrullah, Kuran Öğrenmek

Komşuluk, Rızık, Zikrullah, Kuran Öğrenmek
Eûzubillahimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdülillahi rabbilâlemin ve’l-âkibetü li’l-müttekîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.
İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullah ve enne efdale’l-hedyi hedyü muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerra’l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve küllü dalâletin fi’n-nâri. Ve bi’s-senedi’l-muttasıli ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem.
İnsanlar da peygamberle, evliyalarla denk olunmaz. Günler de hep Allah’ın günleridir ama Cuma günü, Kadir gecesi, Berat gecesi, Ramazan geceleri böyle diğer gecelerle günlerle bir olmaz.
Buna göre, günlerin de içerisinde iki vakit vardır ki diğer vakitlere nispeten çok faziletlidir. Mesela sabah namazından sonra işrak vaktine kadar camideki yarım saat, üç çeyrek bir meşgul olsanız, ibadet etseniz, Cenâb-ı Hak buna mukabil bir hac sevabı veriyor. Bir de ikindiden sonra akşam namazı kılınacak vakte kadar bir camide ibadetle meşgul olursa, ikindi namazını kıldıktan sonra meşgul olursa ona da oniki bin köle azat etmiş sevabı veriliyor.
Yani çok para diyor, çok büyük para diyor. Bu sevap, böyle bir sevap verilişinin şeysi.
Onun için diyorlar ki ikindi namazından sonra ve sabah namazından sonra safların bozulmaması, saf halinde durmak… Esselamü aleyküm dedik bitti namaz ama dağılmayı yapmamak. Çünkü sabahtan sonra, ikindiden sonra ayrı bir arka namazı yok. Yani namaz bitmiştir, sünnet kılınmayacak, fakat o hali bozmamak suretiyle durmak. Ki, o melekler Müslümanları öyle saf halinde görüp biri gidiyor biri geliyor, devri teslim var. Sabah ve ikindi namazı melekler arasında bir devri teslim oluyor. Bu devri teslimde Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda beş de olsa on da olsa böyle bir kullarının bulunuşu… Ve o melekler tabii bizim tabirimizle tekmil vermeye gidiyorlar, yani Cenâb-ı Hakk’a, “Kullarını böyle bulduk yâ Rabbi!” diyecekler.
Onun için sabah namazından sonra saf bozmamaya… Zaruret başka. Zaruret olmadıkça safı bozmamak suretiyle devam ettirmek. İkindiden sonra da başka günler mümkün olmaz tabii bize göre değil. Ama mesela pazar günü iş güç yok. Hepiniz elhamdülillah Allah’ın şeysine gelmişsiniz buraya.
Allah razı olsun hepinizden.
Şimdi bugün dersi biraz şey yaptım, fazlaya da gücüm yetmiyor da. Tabi, akşam namazına az bir zaman kalıyor. O zamana kadar mesela insan;
Allah der,
Lâ ilâhe illallah der,
Sübhanallah der,
Sübhanallahi ve bihamdihî sübhanallahi’l-azîm der.
Sübhanallahi velhamdülillahi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah der.
Lâ ilâhe illallahu vahdehû lâ şerîke leh. Lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr der,
Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahi’l-aliyyi’l-azîm der.
Bunları da hani insan vazife edinmeli. Günde bunları Kulhüvallah ile beraber en aşağı 100’er kere söylemeyi… Az bu 100 kere ya! Efendimizin tavsiyesi de 100’dür. 100’er kere bunları bir insan söylerse çok sevap veriliyor kendisine.
Bu iki vakitte, mesela sabah vakti ile bu ikindiden sonraki olan vakitlerde bunlar ayrıca bir ganimettir. Bundan sonra mesela evlerimize dağılacağız, çocuklarımızla mocuklarımızla, işlerimizle meşgul olacağız ama bu sevap fırsatı bir panayır ticareti yani.
Şimdi arefe vakti başka zamanda bulunmuyor ancak o Arafat’da bulunur o. E o Arafat vaktinde bulunur ki Cenâb-ı Hak ona mukabil böyle saatler de vermiştir bize. Bu sevaplardan olduğumuz yerde de demek bizi mahrum etmiyor. Buna diyorlar fazl u ilâhî. Cenâb-ı Hakk’ın kullarına hudutsuz ikramı var.
E herkes zengin olamaz, herkes sağlam olamaz, herkes bilgin olamaz. E bunlar birbirine insanlar daima işte faydalı olacak. Fakir olan hacca gidemiyorsa, işte sabah namazından sonra otursun işrak vaktine kadar Allah desin, zikretsin, Kur’an okusun, tespih çeksin. İki rekât işrak namazını kılıp gidecek, hiç eksiksiz. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in sözünde hata olmaz, kusur da olmaz.
Bunu Tirmizi ve başka birçok hadis kitaplarında zikrederler ki;
Haccetin ve umretin tâmmetin tâmmetin tâmmetin.
Beş altı tane kitapta rivayetleri böyle aynen gördüm, bunda bir hac sevabını şüphesiz Cenâb-ı Hak veriyor.
E mümkün olan insan için ne mutlu ama herkese tabii nasip olmaz. Dünya işleri insanlarda bir mecburiyet hasıl ediyor, erken gitmek mecburiyeti de vardır iş yerlerine filan. Onlar müstesna. Ama böyle pazar günleri gibi serbest günlerde bu gibi fırsatları kaçırmamak da büyük nimettir.
Bir yerde bir şey gördüm de çok hoşuma gitti. “Sen bu misafirhaneye gitmek için gelmişsin.” diyor İbrahim Hakkı hazretleri. Buraya sen gitmek için geldin. Anandan doğduğun günden itibaren gitmek için gidiyorsun diyor, oraya gidiyorsun, âhirete. Dünyada hiç kimse kalmıyor, herkes âhirete gidiyor. Bitince oraya gidecek sermayeyi burada toplayacağız. Burada toplanacak sermaye de para değil, pul değil, oraya bir kefenle götürüyorlar işte bizi. Paran da yoksa bulurlar bir kefen sararlar. Asıl oraya gidecek olan âmâli sâlihadır. İşte bu beyitlerin arkasında da Hz. Ali Efendimizin o duası var.
“Yâ Rabbi! Âmâli sâliha ile âhirete imanla göçmeyi de nasip et!” demiş duasının arkasından. “Ve bunun için de mü’minin kurtuluşu ancak ölümüyle olur.” demiş. Mü’minin dünyadan kurtuluşu ölümüyle tamam olur demiş. Ölüme kadar kurtuluş yok dünyada. Mücadele âlemi bu. Uğraşacaksın, filan edeceksin.
Allah hepimizi muhafaza etsin o günahların içine batmaktan.
Onun için haline sabredip de haline şükredip de kanaat edip de geçinebilenlere ne mutlu!
Bir kardeş geldi de genç bir beyefendi, dedi; “Ben aşçıydım, namazda niyazda çok zorluk gördüm, memuriyete atladım. Şimdi rahatım iyi. Fakat şimdi benim o ortak olduğum aşçı adam davet ediyor yine gel beraber iş yapalım. İş yapalım ama Cuma’ya gidemiyoruz. Çünkü herkes öğle üstü yemeğe gelecek. Yemeğe gelince dükkânı kapasan iş olmayacak, kapamasan Cuma’n gidecek.” diyor. E zor bir şeyde kalmış en nihayetinde gideyim şu hocadan sorayım demiş sonunda.
O sırada bir arkadaş da geldi. Dedi ki, “Ben de aşçıyım, ben de yemek yaparım ama, ‘Saat 12’den 1’e kadar kapalıdır:’ diyerekten kapıma bir levha astım. Ve bunu ben 30 senedir bu şeyi devam ettiriyorum. Hiçbir gün benim rızkım, Cuma günkü rızkım diğer günlerinden eksik olmamıştır daha fazla olmuştur.” diyor. O gün açmadığım halde, öğlen üstü yemek vermediğim halde. Ya erken gelir yer yiyecekse. Birazı namazdan sonra gelir yer. Yine herhalde onlar gelirler kısmetlerini bırakır giderler.
Yani Rezzâk’ın Allah olduğuna inanmamaktır. Ben öğlen üstü dükkânı açmazsam benim müşterim gider, aç kalır çoluk çocuk demek, Allah’ın Rezzâk olduğuna inanmamak demek. Demek rızkı sen âlemden bekliyorsun. Rızık âlemden değildir, rızık Allah’tandır. Allah dilerse sevk eder. Dilemezse akşama kadar da bir müşteri de gelmez sana. Yemeğini beğenmezler, temizliğini beğenmezler, hürmetini beğenmezler gelmeyiverirler. Demek ki rızık Allah’tandır. Allah’tan olduğu için sebeplere değil, Rezzâk’a güvenmek lazım. Rezzâk Allah’tır.
Onun için mütevekkiller bahsinde birçok şeyler var burada.
Bazı adamlar, “Ben acaba Allah’a, Allah’ın Rezzâk olduğuna inanıyor muyum inanmıyor muyum?” diye kendini tecrübeye kalkmış. Bir çöle çıkmış, çöl. Ev yok, köy yok, insan yok. Demiş ki;
“Ağzıma koymadıkça ben yemeyeceğim bir şey. Benim ağzıma ne zaman korlarsa o zaman yiyeceğim. Bakalım ne olacak?”
Düşmüş, gitmiş gitmiş, bakmış ki bir kafile geliyor ileriden. Kafileden kendisini saklamak için yatmış yere. Kafile görürse bu gariptir diyecekler de bir şey verirler filan. Bu beni görmesinler diye yatmış yere. Bakmış ki kafile geliyor buna doğru, gözlerini yummuş, öldü desinler ne derlerse desinler.
Gelmişler bunu görmüşler, ya burada bir garip, galiba açlıktan susuzluktan bunun takati kalmamış. Getirin yağ ile bal akıtalım boğazına da canı gelsin bunun demişler.
Gülmüş, ağzına akıtırken yememek için böyle ağzıma akıtılsın diye yaptım demiş. Cenâb-ı Hak demek ağzıma verinceye kadar benim rızkımı yolluyormuş. Gayrı korkum yok bundan sonra demiş.
Rezzâk Allah’tır, verir esbabını halk eder. Ama biz aciziz de esbaba yapışıyoruz, Rezzak’ı unutuyoruz. Çoklukta iş yok! Belki bugün 1000 lira, 5000 lira… Senin rızkın neyse ondan ibarettir.
E geldi, daha fazlasını ne (istiyorsun?). Kendini yoruyorsun, üzüyorsun.
Allah hepimizi affetsin. Tevfikatı samadaniyyesine mazhar etsin.
İbrahim Hakkı hazretlerinin çok güzel sözleri var. Çok güzel sözleri var ama bir kulağımızdan giriyor, bir kulağımızdan çıkıyor. Allah’a sarılamıyoruz yani. Mülkün sahibi, bak ne güzel diyor bak;
“Sen.” diyor, “Allah’a inanıyor musun?”
Bu mülkün sahibi Allah mıdır?
“Sen!” diyor, “Babana güvendiğin kadar anana güvendiğin kadar Allah’a güvensen yeter.” diyor. Bir taraftan bir şey olunca anam babam diye gidiyorsun ananın babanın koltuğunun altına. E Allah’a da bu kadar gitsen yeter.
E senin anan baban evladım diye seni koruyor himaye ediyor da o kadar senin ekmeğini yemeğini düşünüyor da, varlığın sahibi olan Allah seni yaratmış da senin rızkını vermez olur mu dersin?
Ve mâ min dâbbetin fi’l-ardi illâ alellâhi rızkuhâ.
Bütün, dabbe denilen canlı ne kadar varsa yeryüzünde... Yalnız sen ben değil, onların hepsinin rızkı Allahu Teâlâ’nın vermesiyle olur. Yerin altında birtakım mahluklar var, görmediğimiz bir çeşit mikroplar var, onların hepsinin rızkını Allahu Teâlâ oluşturuyor işte yerlerde, denizin dibinde, şurasında burasında.
Onun için korkma, Rezzâk Allah’tır. Sen Allah’a sarıl yeter sana.
Farz et ki çok kazanmaya heveslisin çok da kazandın, çok milyonların da var fakat gözünü yummamak elinde değil ki. Sırası geldi mi gözünü yumacaksın, gel diyecekler. Gel dedikleri vakitte ben gelmem diyebilecek bir kudret sahibi şimdiye kadar çıkmamış, bundan sonra da çıkacağı yok. E öyleyse seni gel dediği vakitte alan kudrete yapış. “Yâ Allah!” de, O’nun rızasını almaya çalış. O’nun yolunda bulunmaya çalış. O’nun düşmanlarının dostu olma, Allah’ın dostu ol. Hepsinden âlâ budur. Başka hiçbir şeyden fayda yok.
Cenâb-ı Hakk’ın da kulunun üzerinde bir ikramı oluyor.
Onun için bu dediğim tespihler çok değildir. Bunların büyük lütufları vardır. Bunların lütuflarını ancak göz yumulduğu vakitte anlayacak insan. Dünyada da anlar işte o adamın anladığı gibi. Anlar ama dünyada anlasa da olur anlamasa da olur. Ama o göz yumduktan sonra senin mezarındaki sermayen bunlardan ibaret olacak.
Orada, Allah esirgesin şimdi bu âdete uyma çok fena. Şimdi hepiniz bilirsiniz yaşlı olanlar, bizim eskiden mezarlıklarımız topraktan ibaret idi. Birer tane taş dikerler işte başımıza dikerlerdi işte o kadar. Şimdi mezarlıklar mermeristan gibi olmuş, bembeyaz!
Arabistan’da gördük, Irak’ta görüyoruz. Bir tane mezarlık yok böyle saltanatlı. Ne olacak yahu onun altında çürümüş bir ceset işte.
O cesedin üzerine bu kadar paraya yazık değil mi yahu?
Bu kadar paraya eğer bir cemiyetimize vermiş olsaydık o cemiyetimiz herhalde kalkınırdı. Bu Türkiye’de mesela bu kadar memleket içerisinde eğer her mezarlık böyleyse vallahi Türkiye’yi göklere uçurur bu kadar para. Tayyare alacağız diyerekten bağırıyoruz aval aval, para verin de tayyarelerimizi kuvvetlendirelim diyerekten. Kaç tane tayyare fabrikası kurardı bize bunlar. Yazık bu paralara yahu! Deli mi olduk, ne yaptık? Allah akıl vermeyince aklın yokluğundan ibaret bu. Akıl olmayınca bu bilgi para etmez insanda. Aklın yokluğundan ibaret o paraları oraya harcıyor. En aşağısı 5 bin, 10 bin lira ediyor diyorlar.
Olacak şey mi?
Daha çok paralı, zengin olanların daha çok ziynet yaptıkları da var ama yazık değil mi bunlara ya?
İşte pekâlâ! Oraya iki tane taş dikersin: Bu Ahmet oğlu Mehmet.
İşte şurada yatıyor, kim geliyor bunları soruyor buraya?
Kim biliyor, burada koca koca taşları kimdir filandır diyerekten dikmişler başlarına işte.
Var mı bir gelip de bakan?
Burada biz okursak okuyacağız o kadar.
Onun için onun başına iki tane taş kâfi. O da işte kimin mezarı belli olsun diyerekten. Bu süse saltanata hiç lüzum yok. Allah kurtarsın ama bunun dinletmenin imkânı yok. Dinletemezsin kimseye, ne kadar söylesen söyle. Sersem herif derler, budala herif derler, zamanı bilmiyor derler, çeşitli şeyler derler.
Allah affetsin.
İkincisi buna itiraz eder, kitapta yer yok, sünnette yeri yok, şu yok, bu yok filan diye... Bir şey değil. Bu devir pek olsa olsa 1000 liraya olur, 500 liraya da olur. Bu 500 lirayı kıskanır bir fukaraya vermek için, beş on tane fukara bundan nasiplenecek mesela. Onları kıskanır oraya giden hiçbir şeye yaramayan 10 bin lirayı harcar. E hiç olmazsa iki fakir sevinir, iki talebe sevinir, onu çok görür. Vah vah soyuyorlar bizi derler, çeşitli laf arkasına kor. Fakat oraya verirken hiç de acımaz, daha güzel olsun daha iyi olsun diyerekten.
Allah hepimizi affetsin yani.
Şimdi biz Kur’an okumasını öğrensek de Kur’an kurslarına gidip de hocaya karşı dinletmedikten sonra bizim okuduğumuz Kur’an’lar hep galat olur, hatalı olur. Kelimeleri telaffuzları doğru çıkaramayız. E bunu 40 yaşından sonra, 50 yaşından sonra öğrenmenin de imkânı yok. Çünkü ağız kalıbı küçüklükte döner. Ağız kalıbı küçüklükte bir kere alışmadı mı bu harfleri çıkarmaya, büyüdükten sonra hiç çıkaramazsın bunları. Ne kadar okusan yine bir tarafı gedik kalır.
Onun için küçük yaşlarda Kur’an Kurslarına gitmemeye şey yapmamalı. Git Kur’an kursuna, Orada bir hafıza okuduğunu… Hiç olmazsa namaz surelerini dinle. Bu insanın ne şerefine helal verir ne kıymetine helal verir. Belki Cenâb-ı Hakk’ın önünde daha takdire şayan olur.
Orada da ne dedi?
“Bilmediğini öğrenmek için çalışana Allah bilmediklerini de öğretir.” diyor.
Lillahi’l-Fâtiha.
Mehdi (A.S),
Alimler, Faiz, Rasulullah,
Din Nasihattir,
Ashabı Suffe, Kalp
