İhanet, Cennet Nimetleri, Hacamat, Peygamberimizi Sevmek, Allahın Sevdiği Kullar

İhanet, Cennet Nimetleri, Hacamat, Peygamberimizi Sevmek, Allahın Sevdiği Kullar
el-Hamdülillâhi rabbi’l-âlemin ve’l-âkibetü li’l-muttakîn es-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn. İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullâh fe-enne efdale’l-hedyi hedyu Muhammedin sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem ve şerre’l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâr ve bi’s-senedi’l-muttasili ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Şimdi bugünkü dersimizde;
İn lem teğulle ümmetî lem yekum lehâ aduvvün ebeden.
Ğull, ganimetten çalmaktır amma bütün hıyanetliğe şamildir.
Sonra bazısı neden bu başımıza geldi ya? Bunu Allah [neden bizim başımıza verdi]?
Sen düzelt, o düzelecek. Biz düzelirsek hepsi güzel olur.
Cemaat neyle olur?
İnsanların topluluğuyla olur değil mi? Topluluğu cemaat demezler. Topluluk on bin de olsa, yüz bin de olsa, milyon da olsa cemaat değildir.
Cemaat Allahu Ekber dediğin vakitte elini kaldırıp bağlayabiliyor mu? İmam'la beraber rükûya varabiliyor mu? Secdeye varabiliyor mu?
Cemaat buna derler. Üç kişi de olsa cemaattir. Cemaattir.
Bin kişi olur, her birisi ayrı kafada. Olmaz o. Her birisi ayrı kafada olan insanlar cemaat olamazlar. Cemaat birlik ile olur. Allahu Ekber dediğin vakitte uyuluyor, üç kişiyle. Üç kişi de olsa. Nasıl cuma namazı cemaatsiz olmaz. Ama üç kişi olsa olur. Çünkü üç kişi bir cemaattir.
Ben küçük yaşımdayken bir kere Sultan Reşat zannediyorum. Saraya nasılsa girdim, Yıldız Camisi'ne. On beş, on sekiz yaş aralarındayım. O camiye ben de girdim, Sultan Reşat'la bir namaz kıldım orada. Kıldık namazı. Tabii orada vaaz oldu, vaazı da dinledik. Bitti.
Yine nasip oldu bana Yıldız’da bir namaz kılmak. O çocukluğumdaki kıldığım namaz hatırıma geldi. O zaman bir saltanat, ooo işte kimseyi geçirmezler, o saltanattan padişah yukarıdan aşağı geliyor. Selamlar, camiye girecek. Eh geldi girdi, bir saltanattı. Şimdi dün girdim camiye. Baktım ki bu saltanatın yerinde yeller esiyor.
Bu âlem kimsenin değil. Ne kadar saltanat sahibi olursan ol, herkesi bu dünya nice saltanat sahiplerini yemiş, öğütmüştür yani. Bu toprak, nice saltanat sahipleri bu dünyadan gelmiş geçmiş, o toprağın altında bugün hepsi hesaptadırlar.
Bize düşen Allah'ın rızasını tahsil etmek için yapılacak ibadet, amellerdir. Onların gayrısındaki olan her şey boştur.
İnsan bu kadar zayıf aciz bir mahluktur ki bu kâinat ne kadar büyüktür bilir misiniz?
Aklımız da almaz. Bu dünya değil kâinat çünkü. Hudutsuz bir âlem. Bunun içerisinde biz bir zerre bile olmayız bu kâinatın içerisinde. Bu bir zerre olmayan bizler bakıyorsun ki bir devir geliyor, oo benden daha âlâsı, benden daha üstünü, benden daha iyisi var mı diyerekten borumuzu öttürmeye çalışıyoruz. Fakat bir gün geliyor ki borumuz değil sesimiz bile ötmüyor. O toprağın altına gitmiş, herkes hesabını vermekle meşgul.
Onun için;
İn lem teğulle. Eğer biz bu hıyanetlik neden doğuyor? Dünya sevgisinden, saltanatından oluyor. Parayı çok kazanayım, âlemi aldatayım ben yaşayayım. Hıyanetin doğuş sebebi dünyaya bağlılığın ahiretten ki korkunun yokluğundan. Ahiret korkusu yok, Allah sevgisi yok, korku da yok. Binaenaleyh herkesi kandırıp kendisini yaşatacak bir durumda, herhangi bir şeyde olabilir.
İşte bunlar bizde oldukça Allahu Teâlâ bizim başımıza da düşmanları musallat ediyor. Bizi de istediği gibi terbiye ediyor. Sonra bağırıyoruz, çağırıyoruz olmuyor.
E canım biz düzelelim. Biz düzeldik mi hepsi düzelecek. Biz düzelmedikçe ne kadar bağırsak [olmaz].
E dua ediyoruz olmuyor?
E dua ile olmaz ki, düzelmemiz lazım, hıyanetliği ortadan kaldırmak lazım.
İn entümü’t-teba’tüm eznâbe’l-bakari ve tebâya’tüm bi’l-ıynet ve teraktümü’l-cihâde fî sebîlillahi le-yülzimennekümüllahu mezelleten fî a’nâkıküm sümme lâ tünze’u minküm hattâ terci’û ilâ mâ küntüm aleyhi ve tûbû ilallahi teâlâ.
Daha bunun başkaları da var, başka hadislerde de var. Yani aynı manaya gelen. İnsanlar, eznâbe’l-bakar ki yani ziraattır. Ziraat yasak değildir ki. Ziraat bizim malum gıdamız olan ekmeğin husulüne sebeptir. Bu olmazsa insanlarda hayat olmaz. Onu yapmakla mecburuz. Fakat ziraattaki maksat, ziraatın düşmemizdeki maksat o değil. Ziraata kapılıp da ahireti unutmak, refaha, refahı kastederekten başka bir şey gözü görmüyor. O zaman tabi sanat o kadar ileride değilmiş de ziraatçılık var. Ziraatçılıktan böyle bu kadar ziraatçiliğe bel bağlarlardı.
Ve hile ile alışveriş yapmak suretiyle kazanç teminine çalışırsanız Allahu Teâlâ sizin boynunuza bir zillet verir ki bir mezellet ondan kendinizi kurtaramazsınız. Ta dininize dönmedikçe.
İn yüdhılkellâhü’l-cennete fe-lâ teşâü en terkebe ferasen min yâkûtetin hamrâe tetîru bi-ke fî eyyi’l-cenneti şi’te illâ rakibte.
Cennet çok güzel bir yer. Yani parayla alınmaya kalksa bugün paralarımız yetmez onu almaya. Allah bize bedavaya veriyor. Bana iman et, ameli salih de işle bu cennet senin için diyor. Gayet ucuz yani. Cehennem pahalı. Cehenneme girmek pahalı.
Niçin?
Günah işleyecek, para harcayacak. Hırsızlıkta canın gitmesinin tehlikesi var. Bu da zor bir şey. Ama ibadet öyle değil ki. İşte Allah güzel güzel bize camiler vermiş. Burada geleceğiz, beş dakika on dakika bir Allah'a kulluk vazifemizi yapacağız. Mukabilinde de cennet verecek.
Şimdi bu cennetteki bir güzellik. Bu cennette bir at verecekler bize, bir binek. Hiç istemeyeceğiz ona binmesini. Ne yapalım diyeceğiz. Ama illa bindirecekler. Öyle ki min yâkûtetin hamrâe. Kırmızı yakuttan güzel bir at. Ama görülmemiş renkte. Envai çeşit renkleri var, envai çeşit ziynetleri var. Böyle bir hayvana bineceksin.
Tetîru bi-ke fî eyyi’l-cenneti şi’te illâ rakibte. En güzel tayyarelerden daha güzel olaraktan cennetin her tarafında uçacak. İstediğin yere seni götürüp getirecek. Böyle bir cennet, böyle bir şeye sen binmek istemezsen bile bindirecekler seni. Cennette bu nimetlere mazhar olunacak.
Onun için cenneti kazanmak için fî eyyi’l-cenneti. Hangi cenneti istiyorsan. Şimdi sekiz tane bu cennet, derece derece. Fakat seni o bineceğin hayvan her tarafında gezdirecek.
Dünya hayvanlarına tabiatıyla benzemez.
Ravisi uzun. Taberânî [Tayâlisî], Ahmed b. Hanbel, Tirmizi, Ziyâ el-Makdısî. Daha birçok ravilerle beraber hâzâ sahîhun demiş.
In kâne fî şey’in mimmâ tedâvûne bihî hayrun fe’l-hıcâmetü.
Şimdi tedavilerin çeşit şeyleri var ya ilaçları, doktorlar mesela yaparlar çeşitliliği. Bunların en hayırlısı, tedavi olduklarınızın en hayırlısı hacamatmış. Bizim bildiğimiz kan aldırma hacamat. Bu bütün tedavilerin başı oluyormuş.
İn yekü fî şey’in mimmâ tüâlicûne şifâün fe-fî şurtati haccâmin ev şerbeti aselin ev lez’ati nârin tusîbü’d-dâe ve mâ ühıbbü en ekteviye.
Burada da şifa üç şeyde dedi. Birisi hacamatta, birisi bal şerbetinde, birisi de dağlamada. Fakat ben onu sevmem dedi Resûlullah.
Yine bir tane daha.
İn kâne fî şey’in min edviyetiküm hayrun fe-fî şurtati mıhcemin ev şerbetin min aselin ev lez’atin bi-nârin tüvâkıfü dâen ve mâ ühıbbü en ekteviye.
Bu da onun Buhari ile Müslim beraber ravileri.
Şimdi burada.
İn künte tühıbbünî fe’t-tehiz li’l-belâi ticfâfen… ilâ âhiri’l-hadîs.
Bu Müslümanların bayramlarının en büyüğüdür.
Bu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem gelmeseydi, bu dünyada hiç hayır olmazdı. Bu dünyanın hayrı, o Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den dolayı.
Şimdi Cenâb-ı Peygamber burada diyor ki; eğer sen beni seviyorsan, bu sevmende sadıksan
belalara hazır ol.
Zaruretlere, sıkıntılara hazır ol.
Sebebi?
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hayatını nasıl geçirdiğini siyerler de hep duymuş, işitmişsinizdir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in hayatı çok böyle sade. Çok sade ve bazen aç bazen tok kalmak suretiyle ümmetine ne bir örnek olaraktan geçirmiştir hayatını. Dünya saltanatlarından hiçbir saltanata kıymet vermemiştir. Böyle olduğu için şimdi onu seven onun hâlini alacak. Onun hâlini alabilirsen sevginde sadıksın. Halini alamadıkça sadık olamıyorsun.
Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem niçin bu dünyaya iltifat etmedi?
Her şey elindeydi yani. Allah da veriyordu. Dünyanın nesini istersen vereceğim; altınını, gümüşünü, nesi varsa vereceğim diye vaat de etmişti. Öyle olduğu halde bir gün tok kalayım sana şükredeyim, bir gün aç kalayım sana tazarru niyaz edeyim diyerekten istemedi dünya saltanatlarından hiçbirini.
Acaba neden istemedi?
E çünkü aklı evvel. Aklı evvel, aklı kül de desen de olacak. Bütün Cenâb-ı Hâk aklı ona vermiştir bize zerresi düşmüştür. O aklın tozu düşmüştür yani.
O, o kadar aklıyla beraber bu dünyayı neden kıymet vermedi?
Çünkü onun yegâne gayesi Allah, O’nun rızası ve ahiretti dolayısıyla. Bunu ümmetine duyurmak için dünyaya iltifat etmedi.
Dünya ne olacak?
İşte demin de arz ettiğim gibi bu dünyada nice saltanat sahipleri tarihlerde besbelli. Adem aleyhisselam’dan bugüne kadar ne saltanat sahipleri gelmiş. Ama hepsi yerin altında bugün inlemişler. Ne olacak üç gün beş gün saltanat göreceksin, fakat ebedi bir azap içerisinden kıvranmak mı akıldır, yoksa bu dünyanın üç beş günlük cefasına tahammül edip de ahiretin ebedi saadetini kazanmak mıdır hüner?
Elbette bu dünyanın ufak tefek cefalarına sabredip ahiretin ebedi hayatını kazanmak herkesin en büyük kârı odur. Resul-i Ekrem bize burada örnek oldu ki; Ey ümmetim bu dünyaya fazla iltifat etmeyin [buyurdu].
Milyonlarımız olsa, milyarlarımız olsa ne olacak?
Dünyanın hepsine de hâkim biz olsak ne olacak?
Yine burada bırakacağız o ebedi ahiret hayatına döneceğiz. Bu ahiret hayatına döndüğümüz vakitte eğer Allah'ın rızasını kazandıysak, ne mutlu bu cennet kendisinin çeşit nimetleri bize de verilecek. Yok bu dünyaya aldanmış da imansız ve ameli salihsiz olarak öte tarafa göçtüyse ne yazık ki o artık ebedi hüsran orada işte başlıyor.
İn künte tühıbbünî. Eğer sen beni seviyorsan. Fe’t-tehiz li’l-belâi ticfâfen ey sabran. Belaya sabret.
Ne gelecek?
Her şey gelir.
Fe-vellezî nefsî bi-yedihî. Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki. Le’l-belâü esra’u ilâ men yuhibbünî. Beni sevene bela o kadar çabuktur ki. Beni sevene, beni sevene, hakikaten candan sevene bela o kadar çabuktur ki.
Mine’l-mâi’l-cârî min kulleti’l-cebeli ilâ hadîdi’l-ardı. Dağın üstünden aşağı doğru su nasıl süratle akıyor, ondan daha süratlidir bela beni sevene.
Sebebini sor.
Allahümme. Dua ediyor. Allahümme. Sen de Peygamber gibi sabırlı olacaksın yani. Bütün metanetinle, Peygamberin azm ü sabrı sayesinde nasıl muvaffak olduysa emeline, imam da ancak bu sabırla peygamberine örnektir.
Allahümme. Ey benim Allahım. Fe-men ehabbenî. Kim beni seviyorsa. Fe’r-zukhü’l-afâfe. Ona iffet ver, haramlardan kaçsın.
İffet yalnız namus değil, bütün haramlardan kaçmakla olur. İffet çok büyük bir şey. Müslümanlıkta iffet çok büyük mertebedir. Müslüman demek, Allahu Teâlâ’nın emirlerini dinleyen ve ona itaat eden adamın adıdır.
Ya Rabbi! Beni sevenlere sen bu iffeti ver, haramlardan kaçsınlar. Haramlardan korunsunlar, haramlara sokulmasınlar. Ve’l-kefâfe. Kanaatkâr olsunlar, elindekine kanaat etsin.
Şimdi bak bu kanaat çok mühim. Şurada bir toplantımız var mesela bir ibadethanede. Burada ister Allah diyelim ister Kur'an okuyalım ister nasihat edelim, hepsi bunun zikrullahtan ibarettir. Bu zikrullah olan meclislere Cenâb-ı Hakk'ın rahmeti iner. Melekleriyle Cenâb-ı Hak bizi böyle ihata etmiştir. Bu ihata ta semanın üst katına kadar çıkar. Buradaki meleklere de haber verirler, filan yerdeki camide böyle bir Allahu Teâlâ’nın zikri oluyor. Habibullah Resulullah'ın sözleri konuşuluyor veyahut Kur'an'dan konuşuluyor diye birbirlerini şey yaparlar. Bize de böyle Cenâb-ı Hakk'ın rahmeti yağar iner. Nasıl ki insanlar yağmur olmazsa felaket içine düşerler. Kıtlık olur, su bulunmaz, ölürler insanlar, rahmet olmadığı zaman. Bu rahmet sayesindedir ki biz yaşıyoruz. Bu da manevi rahmettir.
Yine bu bir başkası.
İn künte tuhibbina fe-e’ıdde li’l-fakri ticfâfen.
Eğer bizi sevmekte doğru iseniz, haklı iseniz, sadık iseniz böyle fakirliğe hazır olun. Ticfâfen. Sabretmekle olur.
Fe-inne’l-fakra. Çünkü tahkik fakir, fakirlik. Esra’u ilâ men yuhibbünâ. Bizi sevene pek çabuk gelir.
Yahu şimdi insanlar tersini anlarlar bunu. Sen madem ki Allah'ı seviyorsun, Peygamberi de seviyorsun nedir senin çektiğin bu zaruret derler.
Zannediyorsun ki Allah'ı sevince, Peygamberi sevince insan en mesut bir hayatta yaşayacakmış. En mesut hayat insanı Allah'tan uzaklaştırır. Unutturur Allah'ı. Yaşayacak yer ararsın. Onun için dedi ki; Afâf, medet et yâ Rab sen benim ümmetime iffet sahibi olsunlar. Haramdan korksunlar, kaçınsınlar.
İn kâne ehadüküm sâbben sâhibehû lâ mahâlete fe-lâ yüfterî aleyhi ve lâ yesübbe vâlideyhi ve lâ yesübbe kavmehû ve lâkin iz kâne ya’lemü zâlike fe’l-yekul inneke le-bahîlün ev li-yekul inneke le-cebânün ev li-yekul inneke kezûbün ev li-yekul inneke le-neûmün.
Sadaka Rasulullah.
Bu hadiste de insanlar tabi birbirlerine her zaman bir dostça yaşayamazlar. Birbirlerine kavga, gürültü yaptıkları vakitte, katiyen sahibine sövmeyin. Bak buna dikkat etmek lazım. Sövmeyi ağzınızı katiyen almayın. Bu daha çocukluktan alışılan bir söz. Biz birbirimize kızdık mıydı bu gibi çirkin sözleri mesela ağzımızdan kaçırıverirken Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem o zaman da demek ki bu âdet varmış ki, demiş böyle bir şey yapmak istiyorsanız katiyen ha müsaade yok. Lâ mahâlete. Katiyyen müsade yok. Fakat iftira da etme bu adama tabi. İftira da etme. Anasına babasına katiyen dil uzatma. Ve lâ yesübbe kavmehû. Öyle bir şey de ağzına da alma, kavmine de dil çıkarma.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem tavsiye ediyor. Biz de onun için ağzımıza bu gibi çirkin sözleri almamak üzere söz verelim.
İn etâke sâilün alâ ferasin bâsitun keffeyhi fe-kad vecebe lehü’l-hakku ve lev bi-şıkki temratin.
Hz. Enes’ten bu da.
Bir dilenci geldi fakat ata binmiş, at üzerinde. Alâ ferasin bâsitun keffeyhi. Elini açıyor ama atın üzerinde.
Ona derim ki yahu sen atın üzerinde, bak atının üzengisi de bilmem neden. Hadi defolun buradan deme. Fe-kad vecebe lehü’l-hakku. O dilenciliğin hakkı olarak onun avucuna sen bir şey koy. Öyle ve lev bi-şıkki temratin. Bir yarım hurma da olsa. Beş kuruş ver atlat onu. Ama buna karşı mesela diyor ki bunlara böyle para verildikçe bunlara teşvik olunuyor deniyor.
Allah kusurlarımızı afv u mağfiret eylesin. Tevfîkât-ı samedâniyesine mazhar eylesin. Cümlemizi fazl u keremiyle nefsin, şehvetin, şeytanın elinden kurtulup o güzel cennetine müstahak, istihkak getiren kullarının zümresine kabul buyursun.
el-Fâtiha!
İman, Halvete
Girmek, İtikaf, Mal
Tefekkür, İlim,
Amel, Niyet, Sünnete
