Tartışmada Susmak, Rızık Temini, Deccalin Geldiği Gün, Hamamlara Gitmemek, Evde Bulunması Zaruri Olanlar

Tartışmada Susmak, Rızık Temini, Deccalin Geldiği Gün, Hamamlara Gitmemek, Evde Bulunması Zaruri Olanlar
el-Hamdülillâhi rabbi’l-âlemin ve’l-âkibetü li’l-muttakîn es-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn. İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullâh ve enne efdale’l-hedyi hedyu Muhammedin sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem ve şerre’l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâr ve bi’s-senedi’l-muttasili ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İnnehû kâne me’ake melekün yeruddü anke felemmâ radette aleyhi ba’da kavlihî vaka’a’ş-şeytânü fe-lem ekün li-ak’ude me’a’ş-şeytâne yâ ebâ bekrin...
Hazreti Ebubekir Sıddık ile birisi münakaşa ediyor ve Hazreti Ebu Bekir'e layıksız sözler söylüyor. Hoşa gitmeyen sözler söylüyor, o da susuyor.
Bunun üzerine dayanamamış. Adama reddetmiş sözlerinin nelerdir diye. Efendimiz o zamana kadar aralarında oturuyormuş. O adam söylüyor, Ebubekir dinliyor, Efendimiz de duruyor orada. Ebubekir mukabeleye başlayınca Efendimiz kalkmış gitmiş.
Kalkıp gidince Ebubekir Sıddık hazretleri soruyor; yâ Resulullah! Bu bana deminden beri neler neler diyordu da siz dinliyordunuz, ben de sükût ediyordum da oturuyordunuz. Ben ona cevap verince kalktınız gittiniz. Taaccübüne gidiyor.
Diyor ki yâ Ebâbekir, sen sustukça senin yerine melekler cevaplandırıyordu o adamı. Diyeceklerini diyorlardı. Sen söze başlayınca melekler çekildi şeytan geldi diyor. Şeytanın geldiği yerde de ben durmam diyor.
Yani sabrı tavsiye ediyor daima.
Yâ ebâ bekrin selâsün hünne hakkun. Üç şey var ki haktır bunlar.
Mâ min abdin zulime mazlimeten fe-yuğdî anhâ lillâhi azze ve celle illâ e’azzellâhu bihâ nusraten. Bir adama böyle bir zulüm yapılır. Ki bu adamın sana yaptığı gibi. Zulmediyor işte şimdi sana. Münasebetsiz söylüyor. Buna karşı kim ki sükût eder, bunu hazmeder, sabredilirse hayırlı olur. Allahu Teâlâ buna mukabil, onun sükûtun mukabil, ona bir izzet ve nusret verir muhakkak. Sabrına mukabil onu aziz eder ve nusret eder yardım eder ona. İllâ e’azzellâhu bihâ nusraten.
Ve mâ fetaha racülün bâbe atiyyetin yürîdü bihâ sılaten
Birisi de kesesini açmış atıyye, ihsan yapıyor. Bu ihsan gerek sıla olsun gerek başka türlü olsun, illâ zâdehullahu kesraten. Malının çokluğuna sebep olur.
Bu verişler hem belaların define sebeptir hem de insanın malını çoğaltır.
Ve mâ fetaha racülün bâbe mes’eletin. Birisi dağıtırken diğer birisi de istemek suretiyle geçimini temin etmeye çalışıyor.
Kendisine bu iki türlü olur. Birisi, zaruret vardır insanda çalışamayacak duruma düşmüştür. İstemezse açlıktan ölecektir. Bunun için ölümden kendisini kurtarmak için o günkü nafakasını isteyebilir. O günkü nafakasını. Öyle senelik nafakası değil. O günkü nafakasını istemekte cevaz vardır. Fakat o ki sabreder Rezzâk Allah'tır. Verirse ne ala der, vermezse eh, mukadder olan ölüm nasıl olsa gelecektir. Tok olarak ölmektense aç olarak ölmek evladır der. Kimseye içini açmaz. Allah yollarsa bir taraftan birisinin kalbine ilham eder yollarsa ne alâ. Yollamadığı taktirde kimseyi rahatsız edip de kimseden bir şey istemezse bu tevekkülün alâ makamıdır. Yüksek makam sahibi olur.
Bir insan böyle bir kapıyı açıyor ki istemek suretiyle maişetini temin ediyor. Ve mâ fetaha racülün bâbe mes’eletin. İstemek kapısını açıyor. Ne derler onun yüzünün suyu gitmiş de artık sıkılmıyor.
Yürîdü bihâ kesraten. Rahatlığını istiyor. Çok olsun.
İllâ zâdellâhu bihâ kılleten. Ona eğer mesela bir insanın ihtiyacı on lira ise ona yirmi lira verseniz de yine fakirdir o. Kıllettedir yani. Gözü doymaz, göz tokluğu kendisine verilmemiş, alınmıştır.
Allah esiegesin.
Li-en yemhakullahu beraketen. Allah elinden bereketi alıyor yani. Bu yirmi liranın hiç kıymeti olmuyor ona. On liranın yahut elli liranın.
Ve zâdehu fakran fî kalbihî. Kalbinde bir fakirlik doğuyor ondan sonra. Ondan kurtulmanın çaresini de bulamıyor.
İnnehû setüftehu leküm meşâriku’l-ardı ve meğâribuhâ…
Eh İslamiyet tabii Medine-i Münevvere’de iken yayıla, yayıla işte şarkıyla garbın arasını elhamdülillah doldurmuş durumdadır. Daha Hazreti Ömer devrinde bu genişlik başladı.
Bu oldu ama,
Ve inne ummâlehâ fi’n-nâri. Yani bu dünyaya aldananlar. Bu dünyaya aldananlar en nihayet makamları, yerleri cehennem olacak. İllâ meni’t-ekallahe ve edde’l-emânete. Ancak bu şark ile garbı size Allah ihsan etti. Nimetlerini de bol verdi. Buradan Allah'ın rızasını tahsille kazanır, helalından kazanır ve emanetleri de yerine verirseniz, öderseniz, o zaman kurtarırsınız kendinizi cehennemden. Yok, hukuku ilahiyeye ve hukuki ahirete riayet etmeden dünyayı toplamaya çalışırsanız, ehli dünyadan olursanız, akıbetiniz cehennem olur demek.
İnnehû lem yekün nebiyyün kablî illâ kad u’tıye seb’ate rufekâe nücebâe vüzerâe ve innî kad u’tîtü erba’ate aşrate: Hamza, Cafer, Ali, Hasan, Hüseyin, Ebû Bekir, Ömer, Abdullah ibn Mesud, Ebû Zer, el-Mikdad, Huzeyfe, Ammar, Bilal ve Suhayb.
Bunlar Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in refikleri, arkadaşları ve vezirleri idiler. Her peygambere yedi tane vermiş. Cenâb-ı Peygambere ise on dört tane vermiş böyle has yardımcı.
Cenâb-ı Hak bir kulunu severse ona temiz arkadaşlar verir. Temiz arkadaşlar verir, ona yardım ederler. Çünkü insan kendi başına yapamıyor, daima refiklerinin yardımına muhtaç. Temiz yardımcılar verirse bu dünyada da ahirette de iyidir. Kötü yardımcılar verirse onlar da felaketinin sebebi olur, başlangıcı olur.
İnnehû le-yünâdi’l-münâdî yevme’l-kıyâmeti eyne’l-fukarâu ümmeti muhammedin…
Kıyametteki münadinin, ümmetin fukarasına hitabı olarak buyurmuş ki;
Kûmû fe-tesaffehû sufûfe’l-kıyâmeti. Kıyamet saflarını tanzim edin bakalım.
Elâ men et’ameküm fiyye ekleten ev eskâküm fiyye şerbeten ev kesâküm fiyye halikan ev cedîden fe-edhilûhü’l-cennete.
Ey fukaralar, dünyada size kim bir lokma ekmek verdiyse, kim bir yudum su verdiyse, kim eski veya yeni esvab size vermek suretiyle sizi giyinirdiyse. Fe-edhilûhü’l-cennete. Onların elinden tutun, onları cennete idhal edin.
Bir rivayette huzû bi-yedih de demiş, elinden tutun onları cennete idhal edin.
Fe-lâ yezâlü sâhibün kad ta’allaka bi-sâhibihî ve hüve yekûlü yâ rabbi hâzâ eşbe’anî.
Şimdi fukaralar arıyorlar, yakalıyorlar kendilerine yardım edenleri, diyor ki, hâzâ eşbe’anî. Ya Rabbi bu beni doyurdu, buna şefaat et.
Ve yekûlü’l-âharu yâ rabbe’l-âlemîne hâzâ ervânî. Yâ rabbe’l-âlemîn, bu da beni yangın zamanında imdadıma erişti bana su verdi.
Fe-lâ yebkâ min fukarâi ümmeti muhammedin sağîrun ve lâ kebîrun mimmen fe’ale zâlike illâ edhalehümullâhu cemî’ani’l-cennete.
Bu fukara ümmet kendilerine böyle yardımcı olan insanların saflar arasından tutup Cenâb-ı Hakk’tan şefaat isteyerekten onları ille cennete idhal edecekler.
Bu da Allahu Teâlâ’nın bu Ümmeti Muhammed’e fazlının birisidir.
İnnemâ hüve firâşün li’z-zevci ve firâşün li’l-mer’eti ve firâşün li’d-dayfi ve firâşün li’ş-şeytâni.
İnnemâ yekfîke min cem’ı’l-mâli hâdimün ve merkebün fî sebîlillâhi ve mâdâ zâlike ve hüve ma’dûmün mine’s-serâ ınde ehli’l-hakki.
Şu iki tane şey ki, bizim için çok büyük ders ve ibrettir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e demişler ki sana bir yatak, bir yatak hanımına, bir yatak da misafire, bir evde bulunması lazım. Bir evin ihtiyacı bir erkeğin, bir kadının bir de misafirin yatağı bulunması zarurettendir.
Ve en tektesirû alâ hâcetihî. Ancak bunu haceti kadar yapacak, zaruri ihtiyacı kadar.
Bize cemiyet hayatı lazım. İnsan çok serveti olabilir, malın olabilir, çok güzel yaşayabilirsin ama cemiyete bugün muhtaç durumdadır. Senin vicdanın nasıl rahat eder ki ben bu kadar milletim zaruret içerisinde iken böyle refah bir hayat ile yaşamamın çaresi yok mudur dersin? Bunu nasıl dersin? Hepsinin var ama herkes yatmış kulağının üzerine, benim hatırıma gelmesinde ne olursa olsun diyor.
Bak Efendimiz ne güzel diyor. İhtiyacın kadar demek, zaruri ihtiyaç. Çünkü saadet denilen şeyin sonu bulunmaz. Huzur arıyor nerede rahat edeceğim diyerekten. Halbuki Allah’ın verdiği kanaate kanaat etse insanlar, artanı da muhtaç olan cemiyetlere verseler, insanların kurtuluşuna hizmet etseler.
Ulemayı kim yetiştirecek?
Onu da cemiyet yetiştirecek.
Onun için millet ulemasını yetiştirmek için elinden gelen çarelere başvurmak mecburiyetindedir. Bunu yapmadığı taktirde kendisi mesuldür.
Onun için Cenâb-ı Peygamber burada ne güzel söylemiş. İhtiyaçları gayet hududun son haddine kadar riayet edeceksin. O da lazım bu da lazım. Bitmez ki, bitmez ki…
Allah kusurlarımızı afv u mağfiret eylesin. Tevfîkât-ı samedâniyesine mazhar eylesin. Cümlemizi fazl u keremiyle nefsin, şehvetin, şeytanın elinden kurtulup o güzel cennetine müstahak, istihkak getiren kullarının zümresine kabul buyursun.
el-Fâtiha!
Tefekkür, İlim,
Amel, Niyet, Sünnete
Ezan Okunması,
Şefaat, Peygamber Sünneti,
