Peygamberimizin Özellikleri, Beşer Olması, Şefaat, Sünnete Uymak, Son Peygamber, Cuma Günü, Yalancılık

Peygamberimizin Özellikleri, Beşer Olması, Şefaat, Sünnete Uymak, Son Peygamber, Cuma Günü, Yalancılık
el-Hamdülillâhi rabbi’l-âlemin ve’l-âkibetü li’l-muttakîn es-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn. İ’lemû eyyühe’l-ihvân nne efdale’l-kitâbi kitâbullâh fe-enne efdale’l-hedyi hedyu Muhammedin sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem ve şerre’l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâr ve bi’s-senedil muttasil ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Ene Muhammedü’b-nü abdi’l-muttalibi innellâhe teâlâ haleka’l-halka fe-ce’alenî fî hayrihim sümme ce’alehüm firkateyni fe-ce’alenî fî hayrihim fırkaten sümme ce’alehüm kabâile fe-ce’alenî fî hayrihim kabîleten sümme ce’alehüm büyûten fe-ce’alenî fî hayrihim beyten fe-ene hayruküm beyten ve ene hayruküm nefsen.
Ahmed b. Hanbel ve Tirmizî rivayet etmiştir.
Sadeka Rasûlullahi fî-mâ kâle ev ke-mâ kâle.
Cenâb-ı Peygamber Efendimiz kendisi kulluğunu beyan buyurmak üzere, ene Muhammedü’b-nü abdi’l-muttalib. [buyurmuş.] Yani beni kulluktan dışarıya çıkarma. Ben kulum. Babam Abdullah, babamın babası Abdülmuttalib'tir. Ben bunların evladıyım. Peygamberim ama bunların da evladıyım yani nesl-i Adem'denim. Ben de Adem'im, ademoğluyum. Binaenaleyh beni benî Adem'den dışarıya çıkarmayın. Ulûhiyet yani insanların İsa aleyhisselama yaptıkları gibi bana da öyle bir şeye isnat etmeyin. Biliniz ki ben filan oğluyum.
İnnellâhe teâlâ haleka’l-halka fe-ce’alenî fî hayrihim. Cenâb-ı Hak bu mahluku halk ederken beni en hayırlılarınız olarak halk etmiştir. İlk evvel benim ruhumu yaratmıştır. Sonra nesil itibariyle de Abdullah'ın neslinden dünyaya geldim. Fakat hepsinin hayırlısı olaraktan.
Sümme ce’alehüm firkateyni fe-ce’alenî fî hayrihim fırkaten. Bu mahlûkâtı Cenâb-ı Hak demek Arap ve Acem, iki iki kısım olaraktan [yaratmış]. Yani Arab'ın gayrı olaraktan bir de Arab'ın kendisi olaraktan iki fırka yaptı. Bu fırkaların da en hayırlısından beni kıldı. Bir Arap neslinden yaratmıştır.
Sümme ce’alehüm kabâile. Bu Arap nesli de birçok kabilelere ayrılır. Fe-ce’alenî fî hayrihim kabîleten. Beni de en hayırlı bir kabileden dünyaya getirmiştir ki Kureyş kabilesindendir Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem.
Sümme ce’alehüm büyûten fe-ce’alenî fî hayrihim beyten. Bu kabileler içinde de bir ev olaraktan en hayırlı bir evden beni dünyaya getirmiştir ki Abdullah'ın evinde. Fe-ene hayruküm beyten. Ben sizin ev cihetinden yani nesil cihetinden en hayırlınızım. Beni Haşim neslinin en hayırlısı. Ve ene hayruküm nefsen. Hilkat itibariyle yine sizin en hayırlınızım. Kıyamete kadar gelecek bütün insanların en hayırlısı benim.
Ene seyyidü veledi âdeme. Ben Adem olan insanların seyyidiyim. Ama yevme’l-kıyâmeti. Kıyamet gününde bütün cins-i âdeme karşı bu benim seyyidliğim tezahür edecek. Ve lâ fahra. Bununla da bir iftihar etmektir. Çünkü bu seyyitliği bana veren Allah'tır.
Ve bi-yedî livâü’l-hamdi. Elimde bir livâü’l-hamd sancağı olacak ki Adem aleyhisselam dahi ondan sonra kim ne varsa hepsi benim o livâü’l-hamd sancağımın altına girmek şerefini kazanıp girecekler. Ve lâ fahra. Bununla da iftihar edemem. Yani bütün beşerin seyyidi olduğum, beni herkes benim sancağımın altına toplanacağı bir büyüklüğü Cenâb-ı Hak bana vermiştir. Bu büyüklükle de yine bunu bir iftihar, bir gurur vesilesi saymam.
Bu çok güzel bir derstir yani. Cenâb-ı Hak bize şu kadarcık bir şey veriyor; gerek bilgi, gerek servet, gerek şeref, neyse. Fakat onunla kendimizi dağların üstüne kadar çıkarmaya [çalışıyoruz,] elimizden gelse göklere kadar çıkaracağız.
Ha onun için bak iki cihan serveri, Cenâb-ı Hak beni en mümtazınız, en hayırlınız yarattığı halde, âhirette de herkes benim şefaatimi umacağı halde ben bunlarla yine iftihar etmem. Çünkü veren Allah.
Ve mâ min nebiyyin yevmeizin âdemi fe-men sivâhü illâ tahte livâî. Gerek Adem aleyhisselam gerek ondan maâda ne kadar peygamber varsa ve bütün insanlar illâ tahte livâî. Ancak benim sancağımın altına toplanacaklar. Bundan başka kurtuluş yerleri yok. Herkes onun için benim şefaatimi umacak. Benim şefaatime iltica edecek, sığınacak.
Ve ene evvelü men tenşakku anhü’l-ardu. Şu yer sizi yutuyor şimdi. Bir gün gelecek ki bu yer bizim hepimizi dışarıya atacak. Hepimizi atacak.
Nasıl atacak?
Ana rahminde Allah bizi nasıl icat ettiyse, bu toprağın içi bir ana rahmi olaraktan bizim hepimizi yine şu şekillerimizde dışarı atacaktır. Evvelü men tenşakku anhü’l-ardu. İlk önce yer dışarıya beni çıkaracak. Yarılacak ben çıkacağım. Ve lâ fahra. Bununla da iftihar etmem. Çünkü yaradan Allah'tır.
Ve ene evvelü şâfi’in ve evvelü müşeffa’in ve lâ fahra. İlk önce şefaat edecek benim, ve şefaati kabul olunan da yine benim. Ama bununla da iftihar etmem. Çünkü bu nimeti yine bana veren Allah.
Binaenaleyh insana yakışan nimeti kendisine vereni bilip ona boyun bükmesidir. Buna boyun bükemiyor mu, yazıktır o zaman.
Ene ze’îmün li-men âmeme bî ve esleme ve hêcera. Ben tekeffül ettim. Kefiliyim onun, dâminiyim.
Kim için?
Kim Allah'ın gönderdiği kitaba ve benim haber verdiklerime iman etti. Ve esleme. İmanıyla beraber bir de İslamiyet. Tatbikini de işledi, tatbikatını da yaptı. Yani inanmak var, bir de inandığını îfâ etmek var. Hem inandı, hem de îfâ ediyor. Emre inkıyad ediyor. Ve hêcera. Bununla beraber bir de muhâcerat yapıyor. Mekke'den mesela Medine-i Münevvere’ye vatanını bırakıyor, çoluğunu çocuğunu bırakıyor, malı, mülkü varsa onları bırakıyor. Bana itaat etmek mecburiyetindedir. Ben onun için tekeffül ederim, bi-beytin fî rabadı’l-cenneti ve bi-beytin fî vesetı’l-cenneti ve bi-beytin fî a’lâ ğurafi’l-cenneti. Üç yerde, cennetin bahçelerinde, cennetin ortasında, cennetin en üst yerlerinde bunun için ben, ehli cennet olacağından dolayı, birer köşke tekeffül ediyorum.
Ve ene zaîmün. Yine ben onun kefiliyim. Li-men âmeme bî ve esleme ve cêhede fî sebîllâhi. Yani üç vazife var. İman, İslâmiyet, mücahede. Üçü birbirinden ayrılmıyor. Ona da ben tekeffül ediyorum, bi-beytin fî rabadı’l-cenneti ve bi-beytin fî vesetı’l-cenneti ve bi-beytin fî a’lâ ğurafi’l-cenneti. Yine bu üç yerde buna en güzel köşklere, yerlere, tekeffül ediyorum.
Yani ehli cennet olacağından demek. Ve cennette en güzel yerlerine ağırlanacak.
Fe-men fe’ale zâlike lem yeda’ li-l-hayri matlaben. Kim ki böyle iman etti, İslamiyetle müşerref oldu, bir de mücahede ve muhaceret etti. Diğerine göre ama. Bununla beraber bu insan için hiçbir hayır yoktur ki bıraksın. Bu hayırların hepsini bu üç şeyin altında toplamış oluyor; İman, İslamiyet, Mücahede.
Ve lâ mine’ş-şerri mehraben. Ve bütün şerlerden de bu üç şeyi yapmak dolayısıyla kaçmış ve kurtulmuş oluyor. Yemûtü haysü şâe en yemûte. Yani iman selameti verir. Bu ameller kimde olursa bunlar nerede ölürse ölsün kemâl-i İslamiyetle ölür.
Yine buyuruyor Efendimiz;
Ene seyyidi’l-mürselîn izâ bu’isû. İnsanlar ölecekler. Öldükten sonra mutlaka ikinci bir hayata çıkarılacak. Bu ikinci bir hayata çıkarılmaya inanamayan insan Müslüman sayılmaz. Müslümanlığın şartlarının birisi bu hayat bittikten sonra ikinci bir hayata çıkarılışa [inanacak.] Ve’l-ba’sü ba’de’l-mevt diyoruz. İşte Âmentü’nün içindeki İslâm'ın şartlarına biri.
Meşayihten Rahmetlik Abdülhakim Efendi vardı ya. Onun dersini dinlemiştim vaktinde. O öyle demişti, Kur'an'ın dokuzdan dokuzu, yüzde doksan dokuzu hep âhiretten haber verir derdi. Diğerleri malum. Bunların altında, âyetlerin altında âhiret hep saklıdır. Zahiren dünyaya ait zannedersin. Fakat ahiret de onun altında gizlidir. Yüzde doksan dokuzunda hep âhiret haberi vardır. Turceûn, masîr, bunlar hep oraya delalet eder.
Binalenaleyh ben mürselînin, mürselînin ama, mürsel olan bütün peygamberlerin seyyidim. Onlar da izâ bu’isû. Onlar da haşr olacaklar. Kabirlerinden kalktıkları vakitte onların seyidi olarak kalkacağım.
Ve sâbikuhüm izâ veradû. Huzûr-u Rabbi’l-âlemîne varıldığı vakitte hepsinin öncüsü olarak. Ve mübeşşiruhüm izâ üblisû. Ee, hepsi tabii orası kıyamet günü. Herkes nefsî nefsî diyerekten kendi başının çaresini, derdinin dermanını aradığı vakitte, ve mübeşşiruhüm. Onları o yeisten kurtaracak, tebşir edecek yine benim. Ve imâmühüm izâ secedû. Yevme’l-kıyâmette bunlar herkes secde-i Rahmâna kapanacak. Kapandığı vakitte ben onların imamı olacağım.
Bu ayrı bir âlem yani.
Allah bugün de hepimize yardımcı olsun. Hepimizi o âhiretin korkularından lâ havfun aleyhim ve lâ yahzenûn sırrına mazhar eylesin de o korkuları bize göstermesin.
Yani dünya korkuları onun yanında hiçtir. Yani sıfır var ya biz de bir, o sıfır bile değildir.
Onun için Allahu Teâlâ'dan korkmak ve onun emrine imtisal etmekten başka çaremiz yoktur. Allahu Teâlâ'nın emrine imtisal ederken de Resûlullah'ın da emirlerine imtisal vazifemizdir. Çünkü ve atî’ullâhe ve atî’urrasûle. Allah'ın Resûlüne itaat olmadıkça Allah'a olan itaati Cenâb-ı Hak kabul etmiyor. Çünkü bir insan lâ ilâhe illallah dese, Muhammedün Resûlüllah demedikçe Müslüman olmaz. Madem ki Muhammedün Resûlullah da diyorsun, onun da yolundan gitmek lazım.
Ve akrabühüm meclisen. Meclis cihetiden. İzâ icteme’û. Bu kıyamet gününde insanlar toplanacak ya. Onların o zaman içlerinde Cenâb-ı Hakk'a en yakını olan ben olacağım. Etekellemü. Konuşacağım. Fe-yüsaddikunî. Allahu Teâlâ beni, sözlerimi tasdik edecek. Ve eşfe’u fe-yüşeffi’unî. Ben isteyeceğim, yâ Rabbi bunu affet diyeceğim, Cenâb-ı Hak da benim şefaatimi kabul edecektir. Ve es’elü. Bir şey isteyeceğim. Fe-yu’tınî. İstediğimi de Allah verecek.
Bizi Allah celle ve alâ böyle bir peygambere ümmet etmiştir. Resûlüllah'ın sevilmesi için muhakkak ve muhakkak sünnet-i seniyyesine uyulması lazımdır.
Sünneti iki çeşittir; bir şahsına ait sünneti var, bir de emrettiğin sünnetler var. Mesela namazdaki sünnetlerimiz ve şahsındaki lıhye-i saadeti, yiyişi, giyişi, oturuşu, kalkışı, gezişi bunların hepsini tatbik birer sünnettir.
Ene hâtemü’l-enbiyâ. Ben yine öyle bir peygamberim ki, bütün enbiyaların da hâtemiyim. Benimle bütün enbiyalık bitmiş zaten. Benden sonra hiçbir nebi gelmeyecek.
Ve mescidî hâtemü mesâcidi’l-enbiyâ. Benim mescidim de bütün enbiyaların mescitlerinin de hâtemidir. Ben nasıl nebilerin hâtemiysem mescidim de nebi mescitlerinin sonuncusudur.
Siz şimdi bir yerde güzel bir evliya, cami, büyükler duyduk muyduonun ziyareti arzu ediyoruz. Ve ehakku’l-mesâcidi en yüzâra. En çok arzu olunacak ziyaret benim mescidimdir. Ve tüşedde ileyhi’r-ravâhilü mescidü’l-harâmu ve mescidî. [Ziyaret edilecek mescitlerden] birisi Mescid-i Harâm’dır ve ikincisi benim mescidimdir.
Ve salâtün fî mescidî efdalü min elfi salâtin fî-mâ sivâhün. Benim mescidimde kılınan bir namaz başka mescitlerde kılınan bin namaza denktir. Burada bin rekat namaz kılacağına orada ama yani Medine-i Münevvere’de bir rekât [kıl]. İllâ el-mescide’l-harâme. Yalnız Mescid-i Harâm müstesna. Orada yüz bin. Mekke'de kıldığın namaz yüz bin misli fazla. Oradaki iki rekât namaz yüz bin defa iki rekât namaz gibi efdaldir.
Onun için bunlar Cenâb-ı Hakk'ın lütuflarıdır. O’nun lütuflarında kimsenin söz söyleme hakkı yok. İnsanlarda da böyledir bak. Bazı insanlar mesela reisi cumhur yapıyor, bazısı başvekil yapıyor, bazısını vekil yapıyor. Bazısını çok zengin yapıyor, bazısını da fakir yapıyor. Bunun hakkında konuşmaya kimsenin hakkı yok. Günler de böyle, aylara da öyle değil mi? Mesela Recep büyük bir ay. Şaban, o da büyük bir aydır. Ramazan hepsinden büyük. Aylarda bu olduğu gibi mekanlarda da var. En güzel mekan, [Mekke-i Mükerreme.] Burası merkez, sonra Medine-i Münevvere, sonra da Kudüs-ü Şerîf. Bunlar da mümtâz olmuş. İnsanların nasıl mümtâzı varsa yerlerin de böyle mümtâzı var, ayların da böyle mümtâzı var, günlerin de var. Mesela Cuma gününe diğer günler denk olamaz. Hepsi bir gündür, aynı gündür ama bu Cuma olması dolayısıyla Müslümanların en efdal günüdür.
Onun için cuma namazına gelirken, hasseten rica ederim genç kardeşlerimizden, muhakkak evlerinde temiz yıkanmalı, gusletmeli, temiz çamaşır giymeli, kokular sürünmeli, misvaklanmalı, temiz bayramlık almış elbisesini giymeli, cumaya öyle gelmeli.
Cuma günü vazifeleri çoktur. Cumayı kıldıktan sonra Allah celle ve alâ hemen dağılın diyor ama hemen işe sarılma. Eğer imkanı varsa, bir hasta ziyaretine git, bir dost ziyaretine git, bir vaaz u nasihat dinlemeye git, bir mukabele dinlemeye git. O gün ruhunu gıdalandıracak bir gündür. İşe gitmeye müsaade var ama o gün yani cuma günü asıl yapılacak vazife bunlardır.
Yine Cenâb-ı Peygamber [buyuruyor;]
Ene’z-ze’îmü bi-beytin fî riyâdı’l-cenneti ve bi-beytin fî a’lâhâ ve bi-beytin fî esfelihâ li-men terake’l-cedele ve hüve muhikkun ve terake’l-kezibe ve hüve lâ’ibün ve hassene hulukahû li’n-nâsi.
Yine ben senin için cennetin en iyi yerinden, en güzel yerinden, en âlâ yerinden yerler tekeffül ediyorum.
Ne için?
Li-men terake’l-cedele. Cedel, mücadeleyi terk eden insana. Ve hüve muhikkun. Haklısın ama. Haklısın, haklı olduğun halde mücadeleyi terk edeceksin.
Senin dediğin doğru değil efendi benim dediğim doğru.
En nihayetinde ne olur bu?
İki tarafın münâferetini, birbirine soğumasını, ayrılmasını, küsmesine kadar varır.
Onu sen Allah'a havale et. Yâ Rabbi! Buna hidayet et de, buna ihsan et de, bunun kalbine ilham et de. Cenâb-ı Hak'tan yalvar. Bu senin söylemenle olmaz o şey.
İmâm-ı Âzam diyor ki, biz mücadeleyi ederdik. Biz mücadele ederdik ama onu hakkı ispat için yapardık. Sizin bugün mücadeleniz ise nefsiniz içindir diyor. Kendinin büyüklüğünü göstermek için yapıyor bu mücadeleyi.
Onun için burada da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ben bunları tekeffül ediyorum. Li-men terake’l-cedele ve hüve muhikkun.
Bu birçok hadislerde de haklı olduğun halde mücadele terk böyledir. Söyle, kabul ediyorsa eder, etmiyorsa mücadeleye lüzum yok.
Ve terake’l-kezibe. İkincisi yalanı terk edene.
Müslüman her ahlâkta olabilir ama yalancı olmaz. Müslümanın tiynetinde yalancılık yoktur. Onun için yalanın muhakkak terk edilmesi lazım.
Ve hüve lâ’ibün. Yalanı söylüyor ama şaka, eğlenirken söylüyor. Onu bile istemiyor Efendimiz. Şaka yerlerinde bile olacak yalanı istemiyor. Yalan yapma. Oyun.
Ve hassene hulukahû li’n-nâsi. Bütün insanlara karşı ahlâkını güzel eden, şaka yerinde olsa dahi yalanı terk eden, ve haklı yerine olsa dahi mücadeleyi terk eden insanlar için cennetteki istediği yerleri ben size tekeffül ediyorum.
Onun için Cenâb-ı Hak cümlemizi affetsin, mağfiret etsin.
Ağrı İçin
Dua, Hastalığın Günahları
Yunus (A.S)
ın Duası, Sabah
