Ümmetin Azabı, Alimler, İlim Sahibi, Rasulullahı ve Allahı Sevmek, Namazda Şaşırmak

Ümmetin Azabı, Alimler, İlim Sahibi, Rasulullahı ve Allahı Sevmek, Namazda Şaşırmak
Eûzubillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm
el-Hamdülillâhi rabbi’l-âlemin ve’l-âkibetü li’l-muttakîn ve’s-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn. İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullâh fe-enne efdale’l-hedyi hedyu Muhammedin sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem ve şerra’l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâr ve bi’s-senedi’l-muttasili ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İnnemâ harru cehenneme alâ ümmetî mislü harri’l-hammâmi.
Benim ümmetimin cehennemdeki misali hamama giden insanların hâli gibidir.
Hamamda insan biraz terler ya. Bunalır filan. İşte inşallah bu Ümmeti Muhammed’e, ama bazı Ümmeti Muhammed’den temizliğe müstehak olanlar.
İnşallah Cenâb-ı Hakkın rahmeti geniş bol, oraya da sokmadan inşallah hepimizi tertemiz olaraktan ilhak eder.
Cennette çok çeşit yaşamalar var. Sonsuz yaşamalar var cennette. En güzel yaşama cennette. Fakat o yaşamaların hiçbirisine iltifat etmeyecek bahtiyarlar var bu insanların arasında. Dünyada iken iltifat etmemiş ki dünyanın zevkine ahirette zevk arasın. Dünyadaki bütün zevki Allah, ahiretteki bütün zevki tabi daha âlâ. Onun için dünya nimetlerine iltifat etmeyip de Allah ile burada meşgul olan insanlar, ahirette de o nimete mazhariyeti isteyeceklerinden, mamafih o nimetler cennette tecelli edecek insanlara. Çünkü burada iken bütün gayeleri Allah idi.
Allah cümlemizi hakiki gayelere göz diken kullarından eylesin.
Güzel dünya ama insanların bir kısmı da cennete meraklı olduğu gibi cehennemden de korkar, Aman Yarabbi atma beni oraya diyerekten.
Li-enne cehennem tekûlü li’l-kâmili. Kâmil mümin için diyor ki cehennem. Mürû. Çabuk gidin diyor çabuk. Li-enne nûrahüm yutfiü nârahâ. Çünkü müminin nuru cehennemin ateşini söndürüyor diyor. Geçin çabuk.
Onun için Cenâb-ı Hakkı sevmek lazım ya. Vazife farz.
Fakat Allah’ı nasıl seveceğiz?
Allah’a bizi kim sevdirecek?
Resulullah sevdirecek. Binaenaleyh Resulullah’ı sevmeyince Allah sevilmez ki. Allah’ı sevmek için Onun Resulünü seveceksin. Resululllah sana nasıl sevileceğini, Allah’ın nasıl sevileceğini bildirecek, gönlüne aşıyı yapacak. Yani güneşe pertavsız aynasını tutup ta onun nurunu nasıl öte tarafa aktarıyorsunuz, peygamber aynı bir pertavsız gibi ayna. Güneşten aldığı nuru ilahiyesini mümin kulların kalbine ta kıyamete kadar bu ama, bugün için değil. Peygamber o gün için esbabın arasında idi ama başka. Kıyamete kadar onun nuru bakidir. Onun nuruna teveccüh edenler, nuru ilahiyeden alınan nur onun kalbine aktarılır ve o aktarılma dolayısıyla o kulda sevgi artar. Yoksa kendiliğinden olmaz bu.
Onun için peygamberi sevmek nasıl olacak?
Peygamberi bize sevdirebilecek alimler vasıtasıyla olacak. Peygamber işte 1400 sene evvel dünyadan gitmiştir.
Eğer bize onu tanıtacak ilim sahipleri olmazsa peygamberi nereden tanıyacağız?
Binaenaleyh kıyamete kadar da bunların ardı arkası kesilmeyecektir inşallah. Onlar vasıtasıyla biz de peygamberimizi sevebileceğiz.
Peygamberimizi böyle ulemalar vasıtasıyla sevdiğimiz gibi, peygamberimizin sevdiklerini de sevmek. O müminleri bahusus kamilleri çok sever. Öyleyse biz de müminleri ve kâmil olan müminlere karşı eğilip bükülüp tadarru ve niyaz ile onların da sevgisini kazanmamız lazımdır ki Resulullah’ın sevgisine ve dolayısıyla da Cenâb-ı Hakk’ın sevgisine mazhar olabilelim.
Şimdi bak, bunun kıymetine bak! Bu mümini kâmil. Her mümini kâmil alimdir. İlimsiz kemâl olmaz. İlimsiz kemâl olmaz, her kâmil görüyorsanız mutlaka ilim sahibidir o. İlim sahibi olmayanda kemâl olmaz. Çünkü Allahu Teâlâ’nın sıfatı ilimdir. Kemâline matuf Allahu Teala’nın. Binaenaleyh her kâmil de alimdir. Alim olmadıkça ama alim manen de olur.
Onun için onları da sevmemiz muhakkak lazımdır. Maksat olan, matlup olan kemâldir. Bu kemâl sahipleri olan iman sahipleri ise muhabbet-i ilahiyyeye mazhar olmadıkça olmaz.
Onun için büyükler demişler ki insanlar doğar ya, 50 yaşında, 60 yaşında,70 yaşında derler. Büyükler bunu makbul saymamışlar. İnsanın yaşı Allah’ı bildiği günden başlar demişler. Allah’ı ne zaman tanıdı insan, muhabbet ne zaman O’na kaynadı, ne zaman O’na itaate başladı, o zamandan itibarendir onun yaşı. Ama 90’da anlamış, ama 80’de anlamış, ama 100’de anlamış.
Efendimize sormuşlar: Ya Rasulullah ne zaman Allah’ı severiz?
Ne zaman bilirseniz o zaman seversiniz.
Ne zaman biliriz?
Resulünü ne zaman severseniz Allah’ı o zaman seversiniz.
Resulünü ne zaman severseniz Allah’ı o zaman sevebilirsiniz.
Resulünü nasıl sevebiliriz?
Resulünün yoluna ne zaman girerseniz, onun sünen-i seniyyesine ne zaman uyarsanız o zaman Resulünü sevmiş olursunuz.
Daha?
Resulünün sevdiğini sever, Resulünün sevmediklerini siz de sevmezseniz işte o zaman Resulullah’ın sevgisine ve dolayısıyla da Cenâb-ı Allah’ın sevgisine mazhar olursunuz.
O, O bizi muhakkak seviyor Allahu Teâlâ. Sevmese yaratmaz. Bu yaratma sevgiden dolayı. Bak bizi ne güzel şekillerde, elhamdülillah bir de iman ile müşerref olarak bizi bir de secde-i rahmana kabul ederekten yaratmıştır. Demek ki seviyor ve her gün nimetlerini başımızdan aşağı yağdırıyor. Sevmese bu nimetleri de vermez bize. Veriyor, seviyor ve iman ile de müşerref kılmış, bir de nuru iman vermiş elhamdülillah.
Bundan dolayı kulun da Allahu Teâlâ’yı sevmesi lazım ve gereklidir. Sevemiyorsa bu basiretsiz, gönülsüz bir insandır.
İnnemâ ene beşerun.
Bak ne güzel sözdür bu biliyor musunuz?
Bir peygamber ama, peygamberliği ile beraber tevazu ile ne güzel.
İnnemâ ene beşerun diyor. Ben bir beşerim. Allah beni peygamber olarak, hâteme’n-nebiyyîn olarak bana Kur’an’ını da göndermiş ama alt tarafı beşerim diyor. Beşerim, başka bir şey değilim diyor.
Ucub ve kibir denilen şeylerden Allahu Teâlâ cümlemizi muhafaza etsin.
Kullar hep Allah’ın kulu. Her gün içinde bin bir çeşit hatanın içerisinde yüzmekteyiz, her gün için. Hatta namazımız da bile. Ama hâlâ üstümüze sindiği yok.
Onun için innemâ ene beşerun diyerekten Cenâb-ı Peygamber kendisinin beşer sıfatında olduğunu beyan suretiyle;
Ve le’alle ba’daküm en yekûne elhane bi-huccetihî min ba’din
Tabi dava için geliyorlar, şikâyet ediyorlar Efendimize. Tabi bu insanlarda da bir çeşitli güç var. Kimisi becerikli söz söyler, o becerikli söz söylemesi dolayısıyla karşısındakini ikna eder. Hakikaten bu adam haklıdır dersiniz ve hükmü de ona göre verirsiniz. Çünkü güzel becerdi. Öteki zavallı bir şey söyleyemiyor boynunu bükmüş, beceremiyor laf konuşmasını.
Efendimiz de diyor ki, siz olur ki böyle söz ile güzel hüccetler beyanı ile şey yaparsınız da, fe-men kadaytü lehû min hakkı ehîhi. Ben de onu haklı görürüm. Bakın, şu tabire iyi bakın. Ben de o adamın sözleri dolayısıyla o adamı haklı görürüm de buna haklıdır diye hükmederim. Bahçesinden aldıysa ver onun bahçesini derim, hurmasından aldıysa ver onun hurmasını derim, neyse derim. Ama bu benim demem seni haklı yapmaz. Benim bu demem seni haklı çıkarmak demek değildir. Senin sözüne aldanmışımdır ben, bu hükmü vermişimdir.
Fakat, fe-innemâ akta’u lehû kat’aten mine’n-nâri. Bunu iyi bil ki sen cehennemden bir parça almış oluyorsun.
Ben verdim ama, beşeriyet itibariyle senin sözlerine aldanarak. Aldanarak demek yakışmaz da, senin sözlerine bakaraktan sana doğrusun diyerekten hükmettim ama hakikatte yine hüküm doğrunundur. Hangi tarafınsa onundur. Benim dememle sen hak sahibi olamazsın yani.
İnnehû lev hadese fi’s-salâti şey’ün le-nebbe’tüküm bihî velâkin innemâ ene beşerun mislüküm
Yine burada söyledi Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem.
Eğer namazda bir hadise olmuş olsaydı ben onu size haber verirdim. Velakin ben de sizin gibi bir beşerim. Ensâ kemâ tensevne. Sizin unuttuklarınız gibi ben de unuturum. Sizin unuttuğunuz gibi bende unuturum.
Fe-izâ nesîtü fe-zekkirûnî. Olur ki ben unuttuğum vakitte; oturacaktım oturamadım, oturmayacaktım oturdum. Hangisi olursa, böyle bir şey olduğu vakitte fe-zekkirûnî. Bana hatırlatın, sübhanallah diyerekten.
Bu Cenâb-ı Hakk’ın bize bir nimetidir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemde bu olur mu olmaz mı meselesi ayrı. Eğer Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de bu unutmayı göstermeseydi Cenâb-ı Hak, bize sehiv secdesi vacip olmazdı, namazları hep yeniden kılmamız lazım gelirdi. Onunda hakkından gelemezdik.
Onun için Cenâb-ı Hak bize secde-i sehvi merhameten ihsan buyurmuş ve bu suretle biz de her salatımızda eksik olan veya fazla olan şeylerimizde onun ile tamamlamış oluyoruz.
Ve izâ şekke ehadüküm fî salâtihî. Namazı kılıyoruz, şaşırdık. Acaba üç müydü dört müydü bu şaşkınlık geldiği vakitte. Ve izâ şekke ehadüküm fî salâtihî fe’l-yeteharra’s-sevâbe. Kendi kendine düşünür, sevap olanı üç müdür ama dört müdür? Bilmiyor yani. Üç dür diye hükmetti. Bu üç olarak hüküm üzerine namazını kılar, sonunda bir secde-i sehiv ile namazını tamamlar. Yalnız üç olarak kıldığı vakitte belki dört olmak ihtimaline mebni bir kere daha oturur orada. Ki, kaide-i ahirede oturmak farzdır. O oturma olmaz ise namaz iptal olur.
Fe’l-yeteharra’s-sevâbe fe’l-yütimme aleyhi. Bunun üzerine tamamlasın. Sümme’l-yüsellim.
Bu farklı bir rivayettir ama bu güzel şeydir.
Buhari, Nesei, Müslim, Davud, İbn Mace, İbn Hibban’ın İbn Mesud’dan rivayetidir bu hadis-i şerif.
Bu hadis te Sümme’l-yüsellim. İki tarafa secde ederiz, sağına soluna. Sümme’l-yescüd. Ondan sonra secdeteyn. İki defa secde eder, tekrar tahiyyatı okur selamını verir.
Yalnız imam olan kimse iki tarafına selamı vermez. Çünkü cemaat iki tarafına selamı verince namaz bitti diyerekten dağılma şeysine kalkarlar. Onun için bir tarafına selam verip hemen secde-i sehiv tekbirini alıp secdeye gider ki cemaat dağılmış olmasın.
Allah kusurlarımızı afv u mağfiret eylesin. Tevfîkât-ı samedâniyesine mazhar eylesin. Cümlemizi fazl u keremiyle nefsin, şehvetin, şeytanın elinden kurtulup o güzel cennetine müstahak, istihkak getiren kullarının zümresine kabul buyursun.
el-Fâtiha!
Anne Baba
Ziyareti, Nimete Karşılık,
Rızkın Allahtan
Olması, Bereket, İçkinin
