Mehdi (A.S), Alimler, Faiz, Rasulullah, Cemaate Uymak, Haramdan Kaçınmak

Mehdi (A.S), Alimler, Faiz, Rasulullah, Cemaate Uymak, Haramdan Kaçınmak
Elhamdülillahi Rabbilâlemin ve’l-âkibetü li’l-müttekîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.
İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullah ve enne efdale’l-hedyi hedyü Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerra’l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâri. Ve bi’s-senedi’l-muttasıli ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem ennehu kâl:
Cenâb-ı Peygamber buyuruyor:
Ebşirû yâ ma’şere saâlikel-muhâcirîn!. Saâlîkil-muhâcirîn diyerekten, Mekke-i Mükerreme’den İslâm olaraktan Medine’ye hicret etmiş olan, ashâb-ı suffenin olduğu yerde bir süte, bir hurmaya, bir çorbaya kanaat edip, oturup, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in emrine itaat eden, sözlerini dinleyen ki onlara Sahabe-i Muhâcirîn deniyor ki Cenâb-ı Hâk methediyor.
“Sizi tebşir ederim, müjdelerim!” Ne ile?
Bi’n-nûri’t-tâmmi yevme’l-kıyâmeh.“Kıyamet gününde size öyle tam bir nur verilecek ki, o nur alem için bir nur olacak. Tedhulûne’l-cennete. “Siz o nur sayesinde cennete girersiniz” kable ağniyâi’n-nâsi nâsın “zenginlerinden evvel” bi-nısfı yevmin “yarım gün ki” ve zâlike hamsü mieti seneh “o yarım gün, beş yüz senedir” Bir günü bin sene; yarım gün olunca beş yüz sene evvel siz zenginlerden evvel cennete gireceksiniz. Ey saâlîkil-muhâcirîn, sizi böyle bir günle tebşir ederim! Bugün sıkıntıları çekiyorsunuz ama, korkmayın, yarın saadet sizin, selâmet de sizin!”
Ahmed ibn-i Hanbel, Ebû Dâvûd, Beyhakî ve Ebû Ya’lâ Ebû Saîd el-Hudrî RA’dan rivayet etmişler.
Büyüklerin nasihatlarından, yazıverdim şuraya, kardeşlerime duyurayım diyerekten. Büyüklerin nasihatlarından...Hepsi kitaptan alınmış, hepsi çok yerinde sözler. İnsanlık kolay bir şey değil. Bunların tatbikatıyla, insan kemâle doğru ulaşır.
Halk ile muhalatayı terk et, halkın arasına çok karışma! Ancak zaruret miktarı kadar görüş! Bir.
İkincisi: Nimetleri ve lezzetleri terk edip, kanaat ile muttasıf ol!
Bizim gözümüz de doymuyor, karnımız da doymuyor, kendimiz de doymuyoruz. Gelsin gelsin, o eski zamanın bilmem neleri gibi, artık bütün hayatımız yemekle, içmekle. Zannediyoruz ki yemekle, içmekledir hayat-ı dünya.
Hazret-i Ömer geldi. Cenâb-ı Peygamber bir hasırın üzerinde uzanıyor, istirahat ediyor. Hasır iz etmiş mübarek cesedlerine (vucüdlarına). Hazret-i Ömer acıdı:
Yâ Rasûlallah dedi! Şu İran’lıların, Rum’ların Başkanları nasıl karyolalarda, nasıl rahat odalarda yaşıyorlar. Sen bizim peygamberimiz iken, insanların, insanlığın nümûnesi iken, Allah'ın en sevgilisi iken, senin böyle hasır üzerinde, kuru yerde yatman benim için iyi olmadı, iyi görmedim ben bu işi, hoşuma gitmedi diyerekten neler söylediyse söylemiş.
Cenâb-ı Peygamber:
- Onlar için dünya, bizim için ahiret daha önemli. Onlar için dünya, bizim için ahiret... Benim dünyada gözüm yok!
Kanaat insanlara huzur verir, rahat verir. Kanaat olmadı mı, sabahın erkeninden çıkarsın, gecenin yarısına kadar çarşılarda, pazarlarda halk ile meşgul olursun.
İş çok. Bu kadar amele çalışacak, onların paraları verilecek, hesapları tutulacak. Nerden ne alınacak, nereye nasıl verilecek. Almak başka, satmak başka. Hep dert bunlar. Bu derdin içinden kurtaramıyorum ve ibadet etmeye de vakit bulamıyorum!
Ne dersin şimdi aziz kardeş? Bir lokma ekmek ye, yine Allah'ın divanında dur! Soğan ekmek ye. Tuz ekmek ye, hattâ tuzsuz da ye, ne olur? Ama Allah'a kul ol! Allah seni kendisine kul olsun diye yaratmış. Yoksa dünyanın şeysi olsun diye yaratmamış ki.
Binâenaleyh, iktisatta ve kanaatte çok büyük devlet var. Niçin Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, kâinat onun emrine âmâde iken; değil yer, kainat gökler de onun emrine âmâde iken, bazı gün aç kalır Cenâb-ı hakk'a tazarru u niyaz eder; bazı gün doyurur karnını Allah'a hamd ü senâ eder. Öyle istedi:
“Bir gün doyayım sana şükredeyim. Bir gün de aç kalıp, sana tazarru u niyaz edeyim!”
Tok adam Allah'a yalvaramaz kolaycacık. Tokun yalvarması başka, açın yalvarması başka. Aç içten yalvarır; öteki alışmıştır.
Onun için Peygamber'in kanaatine dikkat et! O Peygamber iken niçin istemedi saltanatla yaşamasını? İstemez. Ümmetine nümûne! Çünkü Allah onu öyle yaratmış.
Bakınız aziz kardeş, birkaç defa söylemişliğim vardır. Bir gün Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem cemaatiyle bir yere gidiyorlar. Göze çarpacak bir ev gördü. Oranın evleri şöyle mahrûtî; bizim çadırlar yok mu evler ondan ibaret. Fakat bu daha büyükçe yapmış. Belki biraz da süslüce yapmış.
-Bu kimin? dedi.
-Filânın dediler.
O filân da, Peygamber geliyor diye yola çıkmış karşılamaya. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buraya geldi, öbür tarafa bakaraktan geçti. Adam üzüldü. "Benim yüzüme bakmadı, bana iltifat etmedi." diyerekten üzüldü. Dedi ki:
"Acaba Peygamberin bana bakmayışı, bana böyle hüzün verici harekette bulunması neden ileri geldi acaba? diye ashaba sordu.
Dediler ki:
“Karşıdan senin evin göründü. Bize sordu; senin evin olduğunu söyledik. Böyle şatafata ne lüzum var? Burda bu aç dururken, böyle zaruretler varken, senin böyle saltanat içinde yaşaman revâ-yı hak mı? gibilerden sana iltifat etmedi” dediler.
Adam bundan üzülerek kazmayı, küreği aldı, hemen yıktı. Bakın şu ashab-ı kiramın haline!..
Döndüler geliyorlar. Dedi:
"Yâhu, burda bir ev vardı, geçerken görmüştük hani, ne oldu?"
"Yâ Rasûlallah, bize sordu da. Üzülmüş sizin ona iltifat etmeyişinize. Yıktı evi!"
Duası tam hatırımda değil: (Allâhümmerhamhü)
"Yâ rabbi, buna sen merhamet eyle, rahmet eyle!" diyerekten güzel bir duası var Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin.
Saltanata hiç izin vermediler. O büyük kâşânelere hiç izin vermediler. Bizim bugün cennet misâli evlerimiz, Allah'a çok şükür. Ama O'na karşılık kulluğumuz yok! Onlar o halde iken, geceleri sabahlara kadar tazarru ve niyaz içinde, teheccüdlerde yalvarmada. Biz bu kadar rahatlığın içerisinde fosur fosur uyuyoruz. Hiç benzer mi halimiz onlara? Yetişebilir miyiz hiç onlara biz?
Onun için kanaate riayet etmek lâzım, kanaatle yaşamak lâzım! Kanaat büyük bir devlettir. Her şey biter, kanaat bitmez.
Beş vakit namazı cemaatle devam et!
Namazı kılan belki çoktur, ama cemaate devam eden azdır. Onun için büyüklerimiz, beş vakit namazı cemaatle edâyı tavsiye etmişler. Hatta ve hatta sünnetlerle beraber!
Cemaat birinci sünnettir. Onun için cemaati terk etmeye hiç gelmez.
Mâlâyâni sözleri terk et, boş konuşma! fazla konuşma!
Erzurumlu İbrâhim Hakkı Hazretleri'nin Ma'rifetnâme'si var, altı şeyden ibarettir: Az ye, az iç, az uyu, az konuş; çok zikreyle Allah'ı, çok da düşün!
Çalışmaların içerisinde düşünmeye meydan kalmaz. Namazını haydi kılabilirsin belki, fakat tefekkür denilen bir nimet var ya, sabahlara kadar ibadetten efdaldir tefekkür. Çünkü bu tefekkürle Allah-u Teâlâ'nın azameti gönüllerde tecellî eder de, bu tecellîye karşı insan utanır, derlenir, toplanır, bir şeye benzer.
Onun için hacetten fazla konuşma, ömrün gidiyor! Giden ömür. Onun farkında değiliz biz.
Helâlinden yiyip, haramdan ve şüpheli şeylerden de kaç!
Faizden para alacaksın da çok kazanacaksın; iyi ama, kökü haram!
Halkın ezasına tahammül et; zirâ tahammülsüz adam seyyid olamaz.
Sabırlı olacaksın! Sana tokat vurdu. Kolay şey değil. Hakkın rızasına tahammül edecek.
Ehl ü iyâline fazla muhabbetten çekin!
Aman bizim çocuk, aman bizim hanım. Çok düşme üzerlerine! Biz tiril tiril titreriz evlatlarımızın üzerine.
Ve îsârı kendine huy edin!
İki şey. Bezl, cömertlik; îsâr, cömertliğin üstünde bir sıfat. Bezl; "Bu adam muhtaç!" derler; çıkarırsın, ona bir şey verirsin. Buna bezl derler.
Îsâr; o da muhtaç, ben de muhtacım. Akşama bir ekmeğimiz var ama, bizim çocuklara da lâzım! Ne yapalım? Biz yesek ona veremeyeceğiz, ona versek biz yiyemeyeceğiz. Biz kendimizi bırakır, ona verirsek, buna îsâr diyorlar.
(Ve yü'sirûne alâ enfüsihim velev kâne bihim hasâsah). Bunun nümûnesi Talha radıyallahuanh. Talha radıyallahuanh 'ın menâkıbı çok geniştir. Allah şefaatine nâil etsin.
Bir ikindi namazı vakti bahçesine gitmiş. Bir hurmalığı varmış. Gayet güzel şahlanmış. Ağaçlar yapraklanmış, dallar birbirine geçmiş. İçerisinde kuşlar cıvıl cıvıl öterken. Onlara hayran hayran bakarken, ikindi namazının vaktini geçirmiş. Gelmiş bakmış ki, ikindi namazı kılınmış.
"Yâ Rasûlallah, bu bahçe beni bugün ikindi namazından alakodu. Bunu ben vakfettim!" demiş.
Bir ikindi namazının cemaatinden kaldığından dolayı, Peygamberin arkasında o namazı kılamadığından dolayı, bu güzel bahçesini feda etmiş.
Allah kusurlarımızı afv u mağfiret eylesin. Tevfîkât-ı samedâniyesine mazhar eylesin. Cümlemizi fazl u keremiyle nefsin, şehvetin, şeytanın elinden kurtulup o güzel cennetine müstahak, istihkak getiren kullarının zümresine kabul buyursun.
El-Fâtiha!
Tevbe Etmek,
Müslümana Eza, Güvenilir
Komşuluk, Rızık,
Zikrullah, Kuran Öğrenmek
