00.00.2000 - Şefaat, Sıla-i Rahim, Hastalıkta, Sağlıkta ve Rahatlık da İman Meselesi

00.00.2000 - Şefaat, Sıla-i Rahim, Hastalıkta, Sağlıkta ve Rahatlık da İman Meselesi
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.
Emmâ ba'd.
Fe-kâle Rasûlullahi sallallahu aleyhi ve sellem.
أَتَانِي آتٍ مِنْ عِنْدِ رَبِّي، فَخَيَّرَنِي بَيْنَ أَنَ يُدْخِلَ نِصْفَ أُمَّتِي الْجَنَّةَ، وَبَيْنَ الشَّفَاعَةِ، فَاخْتَرْتُ الشَّفَاعَةَ. وهِيَ لِـمَنْ مَاتَ لَا يُشْرِكُ بِاللهِ شَيْئًا. هَنَّادٌ ت طب حب عَنْ عَوْفِ بْنِ مَالِكٍ، حم عَنْ أَبِي مُوسَى، حم عَنْ مُعَاذٍ.
Etânî âtin min ‘ındi rabbî fe-hayyeranî beyne en yedhule nısfü ümmetî el-cennete ve beyne’ş-şefâ’ati fa’h-tertü’ş-şefâ’ate ve hiye li-men mâte lâ yüşrikü billâhi şey’en.
Sadaka Resûlüllâh, fî-mâ kâl ev kemâ kâl.
Peygamber sallallahu alehi ve sellem bu hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki;
Etânî âtin min ‘ındi rabbî. "Rabbimin huzurundan bana gelen bir şey geldi." Bir haberci, bir melek geldi bana..Fe-hayyeranî. "Beni muhayyer bıraktı." Nasıl istersem, öyle yapmak hususunda serbest bıraktı. Tercih hakkını bana verdi.
Beyne en yedhule nısfü ümmetî el-cennete. "Ümmetimin yarısının cennete girmesi." Ve beyne’ş-şefâ’ati. "Veyahutta benim günahkârlara şefaat etmem hususunda, beni serbest bıraktı." Hangisini istersen seç yâ Resûlullah! Cenâb-ı Hak böyle buyuruyor dedi. Serbest bıraktı. Fa’h-tertü’ş-şefâ’ate. Ben de şefaat etmeyi, ümmetimin yarısının cennete girmesinden tercih ettim. "Şefaat edeyim." dedim. Şefaat edince, ümmetinin daha çoğu cennete girecek diye, daha kârlı diye düşündüğü için, şefaat hakkını kullanmayı tercih etti.
Ve hiye. "Bu şefaat." Li-men mâte lâ yüşrikü billâhi şey’en. "Allaha şerîk koşmadan, müşrik olmadan ölen her kula nasip olacak."
Allah’ı bir biliyor, Allah’a şerîk koşmuyor. Şerîk koşmadan yaşamış, müşrik olmadan ölmüş. Ona benim şefaatim nail olacak. Şefaatim erecek, ulaşacak.
Bu hadîsi şerîfi; Tirmizî, Ebû Dâvûd, Taberâni, İbn Hibbân, Avf ibn-i Malik'den, Ahmed b. Hanbel de, Ebû Musa’dan ve Mu’az’dan rıdvanullahı aleyhim ecmâin rivayet etmiş. Kaynakları görüldüğü gibi, kıymetli kaynaklar.
Demek ki; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in şefaati, Allah’ı şerîk koşmayan her ümmet-i Muhammed ferdine ulaşacak. Peygamber Efendimiz'in şefaatiyle inşallah cennete girecekler.
Hatta bu hususta Ebû Zer El-Gıfârî’den, İmam Buhârî ve Müslimin rivayet ettiği bir hadîs-i şerîf daha var. Ebû Zer El-Gıfârî bildirmiş.
أَتَانِي جِبْرِيلُ، فَبَشَّرَنِي: أَنَّهُ مَنْ مَاتَ مِنْ أُمَّتِكَ لَا يُشْرِكُ بِاللهِ شَيْئًا دَخَلَ الْجَنَّةَ؛ فَقُلْتُ: وَإِنْ زَنَى وَإِنْ سَرَقَ؟ [قَالَ: وَإِنْ زَنَى وَإِنْ سَرَقَ]. خ م عَنْ أَبِي ذَرٍّ.
Etânî cibrîlü fe-beşşeranî ennhû men mâte min ümmetike lâ yüşrik billâhi şey’en dehale’l-cennete fe-gultü ve in zenâ ve in serika kâle ve in zenâ ve in serika.
"Cebrâil bana geldi ve bana müjdeledi ki; senin ümmetinden Allah’a hiçbir şeyi şerîk koşmadan ölenler, imanını koruyarak ölenler, cennete girecek." deyince;
Fe-gultü ve in zenâ ve in serika. "Vaktiyle büyük günahlar işlemiş olsa; zina etmiş, hırsızlık yapmış olsa da mı." dedim?
Kâle ve in zenâ ve in serika. "Evet o günahları işlemiş bile olsa, müşrik olmadan, imanla göçmüşse girecek." Ebû Zer el Gıfâri "zina etmiş olsa da, hırsızlık etsede mi?" diye yine sormuş.
"Evet"
Bir daha "zina etmiş olsa da, hırsızlık yapmış olsa da mı?"
"Evet. Ebû Zer’in burnu yere sürtse de öyle." buyurmuş Peygamber Efendimiz. Bir türlü hazmedemiyor Ebû Zer Gıfârî radıyallahu anh. Çok affolmaz suç diye düşünüyor ama Cenâb-ı Hak tevbeleri kabul edici, kusurları affedici, günahları bağışlayıcı olduğundan bağışlattırıyor. Peygamber Efendimiz'in şefaatine erdirtiyor.
Diğer hadîs-i şerîfte;
أَتَانِي جِبْرِيلُ وَيَتَبَسَّمُ، فَقُلْتُ: مِمَّ تَضْحَكُ؟ قَالَ: مِنْ رَحِمٍ مُعَلَّقَةٍ بِالْعَرْشِ تَدْعُو عَلَى مَنْ قَطَعَهَا. قُلْتُ: كَمْ بَيْنَهُمَا؟ قَالَ: خَمْسَةُ آبَاءٍ. أَبُو نُعَيْمٍ وَأَبُو مُوسَى عَنْ حَبِيبِ بْنِ الضَّحَّاكِ. وَضُعِّفَ.
Etânî cibrîlü yebtesimü fe-gultü mimme tedhakü kâle min rahimin mu’allakatin bi’l-‘arşi ted’û ‘alâ men kata’ahâ kultü kem beynehümâ kâle hamsetü abâin.
"Bana Cebrâil aleyhisselam, güler vaziyette, mütebessim bir şekilde geldi. Ben de ona neden güldüğünü sordum." diyor Peygamber Efendimiz.
"Niye gülüyorsun?:
O da dedi ki;
Min rahimin mu’allakatin bi’l-‘arşi. "Akrabalık, arşa yapışmış." Arş-ı rahmana yapışmış. Ted’û ‘alâ men kata’ahâ. "Akrabalık bağlarına riayet etmeyenlerin aleyhine dua ediyor."
Ted’û "alâ" ile kullanılırsa beddua etmek manasına gelir. Aleyhine dua etmek manasına gelir.
Dea, "li'" ile kullanılırsa deavtü lehû "ben ona dua ettim." Onun için dua ettim manasına gelir.
Deavtü aleyhi derse; "Ben onun aleyhine dua ettim." demek olur. Burada alâ ile kullanılmış.
"Rahim, akrabalık; sıla-ı rahimi terk eden, akrabalıkları gözetmeyenin aleyhine dua ediyordu. Yani beddua ediyordu gibi.
Ama Cebrâil aleyhisselam bedduaya niye gülüyor?
Oradan acaba buradaki "alâ" aleyhine dua etmek manasına değil mi diye, veyahut lehine dua etmek manasını istiyor insan yani. Akrabalık bağlarına riayet edenin kurtulması, Allah’ın rahmetine ermesine, olumlu bir şeye güler diye düşünüyor insan. Ama böyle gelmiş.
Demek ki; akrabalık bağlarına riayet çok önemli. Nereden baksak o anlaşılıyor. Akrabaları gözetmek lazım, yoklamak lazım, uzakta ise telefon etmek lazım. Kendisi de zenginse, ihtiyacı varsa ihtiyacını karşılamak lazım. Yani akrabalarla ilgilenecek.
Peki kimler akraba?
Peygamber Efendimiz; Kultü kem beynehümâ. "Kendisi ile kime kadar akraba sayılacak?" diye sormuş.
Kâle hamsetü abâin. "Beş baba. Yani beş nesil. Babası bir, dedesi iki, dedesinin babası üç, dedesinin dedesi dört, ondan sonrası beş. O kadar geniş kimselere bakması lazım. Tüm akrabalarını gözetmesi lazım.
Şimdi bizim köyde, ekseriyetle asırlardır aynı yerde yaşadıkları için birbirleriyle akrabadır. Benim annemle babam da akraba zaten. Annemin dedeleri kardeşmiş. Buradaki hesaba göre köyün çoğu akraba. Hepsine güzel muamele etmek, sıla-ı rahim yapmak, gözetmek gerekiyor.
İslam'da, sıla-ı rahim çok önemli bir vazife. Çok hadîs-i şerîfler var bu konuda. Bu hadîs-i şerîf zayıfta olsa, sılâ-ı rahime çok çok dikkat etmemiz gerekiyor.
أَتَانِي جِبْرِيلُ آنِفًا, فَقَالَ : ﴿إِنَّا لِلهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ﴾ قُلْتُ: أَجَلْ ﴿اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّٓا اِلَيْهِ رَاجِعُونَۜ ﴾ ، فَمِمَّ ذَاكَ يَا جِبْرِيلُ؟ فَقَالَ: إِنَّ أُمَّتَكَ مُفْتَتَنَةٌ بَعْدَكَ بِقَلِيلٍ مِنَ الدَّهْرِ غَيْرِ كَثِيرٍ. قُلْتُ: فِتْنَةُ كُفْرٍ أَوْ فِتْنَةُ ضَلَالَةٍ؟ قَالَ: كُلُّ ذٰلِكَ سَيَكُونُ. قُلْتُ: وَمِنْ أَيْنَ ذَاكَ وَأَنَا تَارِكٌ فِيهِمْ كِتَابَ اللهِ؟! قَالَ: بِكِتَابِ اللهِ يَضِلُّونَ، وَأَوَّلُ ذٰلِكَ مِنْ قِبَلِ قُرَّائِهِمْ وَأُمَرَائِهِمْ، يَمْنَعُ الْأُمَرَاءُ النَّاسَ حُقُوقَهُمْ، وَلَا يُعْطُوْنَهَا فَيَقْتَتِلُوا؛ وَتَبِعَ الْقُرَّاءُ أَهَوَاءَ الْأُمَرَاءِ فَيُمِدُّونَ فِي الْغَيِّ, ثُمَّ لَا يُقْصِرُونَ. قُلْتُ: يَا جِبْرِيلُ، فَبِمَ سَلِمَ مَنْ سَلِمَ مِنْهُمْ؟ قَالَ: بِالْكَفِّ وَالصَّبْرِ. إِنْ أُعْطُوا الَّذِي لَهُمْ أَخَذُوهُ، وَإِنْ مُنِعُوهُ تَرَكُوهُ. الْحَكِيمُ عَنْ عَمْرٍو. لَاهٍ.
Etânî cibrîlü ânifen fe-kâle innâ lillâhi ve innâ ileyhi râci’ûn kultü ecel innâ lillâhi ve innâ ileyhi râci’ûn fî-mâ zâke yâ cibrîlü fe-kâle inne ümmeteke müftetinetün ba’deke bi-kalîlin mine’d-dehri ğayri kesîrin kultü fitnetü küfrin ev fitnetü dalâletin kâle küllü zâlike se-yekûnü kultü ve min eyne zâke ve ene târikün fîhim kitâballâhi kâle bi-kitâbillâhi yadıllûne ve evvelü zâlike min kıbeli kurrâihim ve ümerâihim yemne’u’l-ümerâü’n-nâse hukûkahüm ve lâ yu’tûnehâ ve yaktetilû ve tebi’a’l-kurrâü ehvâe’l-ümerâi fe-yemüddûne fi’l-ğayyi sümme lâ yukserûne kultü yâ cibrîlü fe-bime selime men selime minhüm kâle bi’l-keffi ve’s-sabri in u’tullezî le-hüm ehazûhü ve in müni’ûhü terakûhü.
Ömer radıyallahu anh’ten, Hakîm rivayet etmiş.
أَتَانِي جِبْرِيلُ فَقَالَ: يَا مُحَمَّدُ، رَبُّكَ يَقْرَأُ عَلَيْكَ السَّلَامَ، وَيَقُولُ لَكَ: إِنَّ مِنْ عِبادِي مَنْ لَا يَصْلُحُ إِيمَانُهُ إِلَّا بِالْغِنَى، وَلَوْ أَفْقَرْتُهُ لَكَفَرَ، وَإِنَّ مِنْ عِبَادِي مَنْ لَا يُصْلِحُ إِيمَانَهُ إِلَّا بِالْفَقْرِ، وَلَوْ أَغْنَيْتُهُ لَكَفَرَ، [وَإِنَّ مِنْ عِبَادِي مَنْ لَا يَصْلُحُ إِيمانُهُ إِلَّا بِالسَّقَمِ، وَلَوْ أَصْحَحْتُهُ لَكَفَرَ]، وَإِنَّ مِنْ عِبَادِي مَنْ لَا يَصْلُحُ إِيمَانُهُ إِلَّا بِالصِّحَّةِ، وَلَوْ أَسْقَمْتُهُ لَكَفَرَ. خط عَنْ عُمَرَ.
Etânî cibrîlü fe-kâle yâ muhammedü rabbeke yukriü aleyke’s-selâme ve yekûlü leke inne min ‘ıbâdî men lâ yesluhu îmânühû illâ bi’l-ğınâ ve lev afkartühû le-kefera ve inne min ‘ıbâdî men lâ yesluhu îmânühû illâ bi’l-fakri ve lev ağneytühû le-kefera ve inne min ‘ıbâdî men lâ yesluhu îmânühû illâ bi’s-sıhhati ve lev eskamtühû le-kefera.
Ömer radıyallahu anh’ten, Hatîb El-Bağdâdî rivayet eylemiş ki;
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuş:
"Cebrâil aleyhisselam bana geldi ve dedi ki;"
"Ya Muhammed!" Rabbeke yukriü aleyke’s-selâme. "Mevlân, Rabb’in sana selam eyliyor." Selam gönderiyor.
Ve yekûlü leke. "Ve sana buyuruyor ki;"
İnne min ‘ıbâdî. "Benim kullarımın içinden bazıları vardır ki;" Men lâ yesluhu îmânühû illâ bi’l-ğınâ. "İmanı ancak zengin olduğu zaman sağlam durur."
Ve lev afkartühû le-kefera. 'Eğer ben onu fakirliğe düşürsem dayanamaz, isyan eder veyahut sabır edemez, günahlara sapar, kâfir olur." Bazı insanlar böyle.
Ve inne min ‘ıbâdî. "Yine kullarımdan öyleleri vardır ki;"
Lâ yesluhu îmânühû illâ bi’l-fakri. "Onların da imanı, ancak fakru zaruret içinde olurlarsa doğru düzgün kalır." Cenâb-ı Hakk’a yalvarırlar, yakarırlar, ibadet ve taat ederler. Ve lev ağneytühû le-kefera. "Onu zengin etsem, parayı versem, şaşırır, şımarır, sapıtır, günahlara dalar."
Ve inne min ‘ıbâdî men lâ yesluhu îmânühû illâ bi’s-sıhhati. "Yine kullarımdan bazıları vardır ki, imanı ancak sağlıklı afiyetli olursa ayakta durur."
Hastalık mastalık olsa; Ve lev eskamtühû le-kefera. "Eğer ben ona hastalık versem, acısına, ızdırabına tahammül edemez. Hududu aşar, yanlış davranışlarda bulunur, kâfir olur."
Kullar çeşit çeşit huylarda oluyorlar. Huyuna göre de Cenâb-ı Hak, tabiatına göre de imtihanını oradan veriyor. Hepsi aynı durumda olmuyor. Kimisi sağlam oluyor, kimisi dayanıksız oluyor, kimisi sabırlı oluyor, kimisi azıcık bir baskıda, kulluk görevlerini yapamaz duruma geliveriyor.
Allahu Teâlâ hazretleri yardımcımız olsun. Peygamber Efendimiz'in tavsiye eylediği dualardan, bir tanesi var ki;
Allahümme e’ınnî ‘alâ edâi şükrike ve zikrike ve hüsni ibâdetike.
Yani böyle dua etmeyi Peygamber Efendimiz'e öğretmiş Cebrâil aleyhisselam.
Manası şu:
Allahümme! "Yâ Rabbi!" Einnî. "Bana yardım eyle!" Alâ edâi şükrike. "Verdiğin nimetlere şükretme konusunda, nimetlere şükür edebilmem için bana yardım eyle!" Ve zikrike. "Ve seni zikr etmem konusunda bana yardım eyle!" Ve hüsni ibâdetike. "Ve sana güzel ibadet, kulluk yapabilmem hususunda bana yardım eyle!"
Cenâb-ı Hak yardım ederse, nimetlerine şükrü, Allah’ın istediği şekilde yapabilir. Cenâb-ı Hak yardım ederse, Cenâb-ı Hakk’ı sevdiği vech ile zikredebilir. Cenâb-ı Hak tevfîkini refîk eder, yardım ederse, Cenâb-ı Hakk’a güzel kulluk yapar. Yardımını çekiverse, şartları değiştiriverse, ondan sonra artık seyret bakalım halini.
Maalesef biz aciz naçiz kullarız. Varlığımız Allah’tan, nimetler Allah’tan, ibadete, taate, kuvvet de Allah’tan. Eğer yardım ederse imtihanı başarırız, kurtuluruz. Yardım etmezse imtihanı kaybederiz, ayağımız kayar gider, şaşırırız, sapıtırız. Hiç ibadetimize, halimize, gidişimize güvenecek bir durumumuz yoktur. Bir anda, Allah’ın düşmanı kovulmuş şeytan -şeytânirracîm- gelir, insanın aklını çeler, kalbini bozar, vesveseyi verir, imanını zedeler, raydan çıkartır, tepesi taklak düşüverir.
Onun için devamlı tevazu üzere, devamlı tazarru ve niyaz üzere olmamız lazım.
"Aman Yâ Rabbi ayağımı kaydırma. Aman Yâ Rabbi, yoldan çıkartma. Aman Yâ Rabbi, şeytana kananlardan eyleme. Aman Yâ Rabbi, nefsine mağlup olanlardan eyleme. Her şeyim senden. Yardım edersen kurtulurum. Senden yardım istiyorum. Yardım etmezsen helâk olurum. Yâ Rabbi, beni helâk etme." diye dua etmekten başka bir çare görmüyorum. Çünkü fakirlikte sapıtacak insana fakirlik verdi mi, çok zordur zenginlikten sonra fakirlik. Sağlıklı, turp gibi yaşayan insana bir hastalık verdi mi, ağrı-sızı zordur. Kimisi intihar ediyor. Amansız hastalığa düştüğünü veya çok acı çektiğine bakıyor, çaresiz görüyor. Gazetelerde çeşitli çeşitli olaylar okuyoruz.
Cenâb-ı Hak tevfîkini refîk eylesin. Zikrinde, şükründe, hüsnü ibadetinde yardım eylesin. Yolunda daim eylesin. Mütevazi kullar olmayı nasip eylesin. Nimetlerine mazhar eylesin. Sağlıklı, afiyetle yaşattırsın. Huzuruna şu dünya imtihanını başarmış olarak varmayı, sonuç olarak nasip eylesin. İman-ı kâmil ile ahirete göçelim. Rabbimiz lütfuyla, keremiyle bizi cennetine dahil eylesin. Cemaliyle müşerref eylesin. Rıdvân-ı ekberine vasıl eylesin. Çok yalvarıp, çok müteyakkız duralım.
El Fâtiha.
00.00.2000 -
Şehvete Uymak, İbadet
00.00.2000 -
Şefaat, Müminlerin Vasıfları
